Türk Atasözlerine Göre Ailede İletişim-Etkileşim ve Problemler

Ocak 2007 - Yıl 96 - Sayı 233

 

 

 Türk atasözlerinde aile kavramının aslında çok farklı unsurlar açısından ele alınıp incelenmesi mümkündür. Ancak bu kısa yazı çerçevesi içerisinde sadece ailede iletişim-etkileşim ve problemler üzerinde durulmaya çalışılacaktır.   

Atasözü ve aile kavramları Türk’ün tarihi kadar eskidir. Bu iki kavram arasında en azından bu bakımdan bir ilişki vardır. “Atalar sözü”, “durubı emsâl”, “sav” ve benzeri kavramlarla ifade edilen “atasözünün” yapılmış olan benzer tanımlarından hareketle kapsayıcı bir tanımı şu şekilde yapılabilir: “Atasözü, atalarımızın uzun denemelerine dayanan yargılarını, genel kural, bilgece düşünce ya da öğüt olarak düsturlaştıran, kalıplaşmış şekilleri bulunan, Türk halkı tarafından benimsenmiş, dokunaklı, hazır cevap tanımına uygun, zekâyı kamçılayan, insana yeni fikirler ve düşünceler çağrıştıran, bazen kelimelerin sözlükteki karşılığı dışında örtülü, başka bir anlam sezdirmek için söylenmiş, kimin tarafından söylendiği belli olmayan, geniş anlamlı fakat öz sözlerdir”.(Kurt,1991)

Aile kavramı, toplumda genelde benzer algılamaları çağrıştırır. Fakat bazı köylerimizde “aile” denilince bir insanın “eşi” anlaşılıyor. “Aile” kavramını anlatmak için de “hane, ev”  terimleri kulanıldığı tespit edilmiştir. Ancak burada “hane” kavramı için bir genelleme söz konusu olmakla birlikte “ev” kavramı daha ağırlıklı olarak “aile” kavramını çağrıştırır şekilde kullanılmaktadır. Bazı atasözlerinde “ev” kelimesinin gerisinde “aile”yi işaret ettiği anlaşılmaktıdır; “Evceğizim evceğizim, sen bilirsin halceğizim”,  “Ev yıkanın evi yıkılır”, “Ev yap ev yıkma”, “Evinde rahat olmayan dünya cehennemindedir”. Aile kavramına, eski Türklerde çok geniş kapsamlı anlamlar yüklendiği, bazı büyük değerlerle birlikte anıldığı da bilinmektedir. Çünkü "eski Türklerde “sıla” vatanla ana-babaya münhasır olmak itibariyle, aile ile vatan aynı kutsiyeti haiz demektir (Danişmend,1982)

Türk toplumunda aileye büyük önem ve değer verildiği, bazı roller ve beklentiler içinde bulunduğu için “aile” kavramının çeşitli tanımları yapılmıştır. “Aile” kavramından hareketle “aile üyeleri” aile ilgili düşünceler de ifade edilmiştir.

“Üzüm üzüme bakarak kararır” sözü bireyler arası etkileşimi en açık bir biçimde vurgular. Bu tür etkileşim özellikle aile üyeleri arasında daha da belirginleşmektedir. Atasözlerinde aile üyeleri arasında iletişim, ilişki, etkileşim ve problemlerin konu edildiği anlaşılmaktadır. Ailenin özellikleri arasında aile içi ilişkiler dikkate alınırsa, atasözlerinin bu yönde de zenginlik taşıdığı söylenebilir. Atasözlerinin hüküm ve yargılarına göre, geleneksel ortamda otorite, saygı ve sevgi aile üyelerini bir arada tutmaktadır. Ayrıca aile içi ilişkileri sosyal kontrolün özünü teşkil ettiği de vurgulanmaktadır.

Toplum yapısında olduğu gibi, öncelikle aile üyeleri arasındaki da “iletişim” büyük yer tutar. Aile üyeleri arasında günlük olayların, konuların paylaşılması olan iletişim, aile sisteminin işleyişinde dinamik bir güçtür. Bunun için atasözlerinde “İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa”, “Hayvan Yaklaşarak, insan soruşarak” şeklindeki ifadelerle iletişime büyük önem verilmiştir.

Atasözlerine göre “iletişim” aile içerisinde sağlıklı birliğin gereğidir. Çünkü kimsenin kimseyi dinlemediği, herkesin ayrı telden çaldığı bir evde iletişim sağlanamaz. Ortaya çatışan eğilimler, yanlış anlamalar, kırgınlıklar ve küskünlükler çıkar. Ailede sözlü ve açık anlaşmanın önemi ne kadar vurgulansa azdır. Çünkü pek çok aile sözlü anlaşmanın yetersiz ya da çarpık oluşundan dolayı kargaşa içinde yaşar. Problemler azalacak yerde çoğalır. Bunun için atasözlerinde “Birlik olmadan dirlik olmaz” denmiştir. Aile üyeleri arasında, yakın akrabalar arasında iletişime değer verilmiştir. Ulaşılabilen atasözleri incelendiğinde, aile üyeleri arasında, iletişim, ilişki, etkileşim ve problemlerin beş grup içerisinde toplandığı görülmüştür. Bunlar “karı-koca”, “anne-baba-çocuklar”, “kardeş-kardeş”, “kaynana-gelin” ve “akrabalar”dır.

Aile içindeki ilişkilerin temelini karı ve kocanın birbirlerine karşı tutum ve tavırları oluşturur. Evlenmeden önce gerek erkek gerekse kadın için öğüt veren, iyi ilişkilerin sağlanması için yol gösteren atasözleri vardır. Şu atasözleri evlilikte çıkabilecek problemlerin çözümüne hazırlık ya da tedbir şeklinde önerilen sözler olarak yorumlanabilir: “Kocaya gülen kendine güler”, “Eşini ağlatan gülmemiş”, “El ağzına bakan (eşinden olur) eşin tez boşar”, “Ele uyan eşlerini boşar”, “Kulaktan burun yakın, kardeşten karın yakın”, “Erlik on dokuzu düzen”, “Kocadır kül eder, kocadır gül eder”.

Evlilik ilişkilerinde ufak-tefek tartışmalar olabileceği, “Tütmedik baca, çekişmedik karı-koca olmaz” sözüyle dile getirilir. Ama bu tartışmalarda ileri gidilmemsi, bir daha onarılamayacak sözler söylenmemesi, yoksa bir ayrılığın olabileceği de, “Karı koca bir sözle yakın, bir sözle uzaktır” atasözünde işaret edilir. Bundan dolayı evlilik ilişkilerinde kadın için; “Kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını” ikazı yer almıştır. Fakat her iki tarafın, kadın ve erkeğin karşılıklı iyi ilişkiler göz önünde bulundurmak mecburiyetinde oldukları da hatırlatılır; “Baş başa vermeyince iş bitmez”, “Merhem iyi taştan, iyilik iki baştan”. İyilik iki taraflı olmadığı zaman, evlik ilişkilerinin tatlılıkla yürütülmesi beklenemez. Hattaâ biraz da zor olur. “Kötü söyleme eşine, ağu katar aşına” sözünde olduğu gibi, netice kötülükle bitebilir. Her iki taraf için bir “kıyamet” yaşanması söz konusu olabilir: “Karı ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet” atasözünde ifade edildiği gibi, sağlıksız ilişkiler sağlıklı bir hayat getiremez. Problemler gittikçe artabilir. Bunun neticesinde de karşılıklı etkileşimde olumsuz yönde olur. Atasözünde belirtildiği gibi, karı-koca evinde huzur bulamazsa bir cehennemî hayat yaşamış olurlar: “Evinde rahat olmayan dünya cehenneminde(dir)”.

“Dumansız baca, çekişmesiz karı-koca olmaz” ama bunu duyan yakınlardan da duruma karışmamaları istenir. Atasözünde “Er ile avrat arasına girilmez” şeklinde bir ikaz yapılır.

Karı-koca ilişkisinin özelliği, evin genel havasını belirler. Uyumlu ve sıcak ilişkiler, ana ve babadan çocuklara doğru yayılır. Gergin ve sürtüşmeli karı-koca ilişkisi çocuklar için güvensiz ve tedirgin bir ortam oluşturur. Atasözlerinde bu ilişkilerin yapısı, etkileri ve ortaya çıkan problemler farklı şekillerde dile getirilmiştir.

Bir ailede, anne-baba içinde bulundukları, yaşadıkları toplum kesimine göre kız ve erkek çocukla farklı iletişim kurarlar. Kırsal kesimdeki ailelerde erkek çocuktan çeşitli beklentiler içerisinde olduklarından, kız çocuklara oranla ona daha çok değer verirler. Çocuklarla kurulan iletişimde bu ayrıcalığı belirtip bunu çocuğa benimsetmeye çalışırlar. Özellikle bu durum atasözlerinde daha açıkça görülür: “Oğul babanın yerine yetişendir, iki gözün biridir”, “Oğul evin bacasını tüttüren, ocağını söndürmeyendir”, “Devletli oğul ocağı koruyandır”. Böylece erkek çocuk ailenin direği, ekonomik gücü, saygınlığı, ününü sürdüren kişi olarak ailede rol ve yer kazanır. Ancak aile içinde babanın rolünün ciddi ve mesafeli olmasından dolayı baba-çocuk ilişkisi kolay kurulmaz. Fakat babanın oğullarını etkilediği atasözlerinde ifade edilir. Dolayısıyla atasözleri ile eğitim bilimindeki bulgular birbirini destekler. Çünkü çocukların ilk örnekleri ve öğreticileri çoğunlukla ana-babalardır. Hem genel bir takım tutumları, hem de özel bazı davranışları, ana-babayı örnek alarak öğrenirler. Bir oğul babasını gözleyerek erkek gibi davranmayı öğrenir. Kız çocuğu da annesini gözleyerek kadın gibi davranmayı öğrenir. Örnek olma sürecinde çocuklar, ana-babanın birçok kişilik özelliğini taklit ederken, ahlaki ve kültürel değerlerini ve ölçülerini de benimserler(Morgan, 1981). Bu bilimsel gerçeği destekleyen atasözlerinden şu örnekler verilebilir: “Oğul atadan görmeyince sofra kurmaz”, “Ata (baba) ekşi elma yese oğlun dişi kamaşır”, “Atalar sanatı oğula mirastır”, “Babanın sanatı oğula mirastır”,  “Oğlan atadan (babadan) öğrenir sofra açmayı, kız anadan öğrenir biçki biçmeyi”.

Baba-oğul arasında bazen iletişim eksikliğinden kaynaklanan sebeplerden dolayı bazı ufak problemlerin çıktığı görülebilir. Bazen bunu gerçek bir problem sananlar olabilir. Bu durumda “Ata (baba) oğul savaştır, ebleh ona inandı” denir. Çünkü “Et tırnaktan ayrılmaz”. Yani baba- oğul arasına gerçek bir düşmanlık giremeyeceğini bu atasözü vurgular.

Atasözlerinde ana-kız ilişkileri de, baba-oğul ilişkilerinde olduğu gibi benzer şekilde değerlendirilmektedir. Ancak gözlemciler ana-oğul ilişkisinin içli-dışlı ve şefkatli, buna karşılık babanın tavrının sert ve ciddiî olduğunu tespit etmişlerdir. Eşler arasındaki duygusal yakınlığın açıkça ortaya konmasına izin vermeyen geleneksel toplumda, ana-oğul ilişkisi, karı-koca ilişkisinden genellikle daha güçlüdür(Kağıtçıbaşı, 1981) . Fakat genelde kız çocuğun anayı model olarak seçmesi istenir. Atasözleri de bu doğrultuda ananın kızını etkilediğini vurgular: “Ananın bahtı kızına”, “Kız anadan öğrenir sokak gezmeyi”, “Kız anadan görmeyince sofrayı kaldırmaz”, “ana kızına taht kurar, kız bahtı koca da arar” “Ana ile kız, helva ile koz, “Kız anadan görmeden öğüt almaz”.

Ana-baba ve çocuklar arasında ilişkilerde “sevgi”nin büyük yeri vardır. “Sen seversen yavrunu, o da sever yavrusunu”, “Kuş gördüğü yuvayı yapar”, “Ben bakarım oğluma, oğlum bakar oğluna” gibi sözleri bu durumu anlatır. İnsanın almadan veremeyeceğini vurgular. Ancak sevginin ana-baba kaynağından alınması önemlidir. Çünkü düzensiz kaynaklar çocuğun sevgisini karşılayamaz. Bunun için “Bir çocuğun kırk ebesi olunca ya kör kalır, ya topal” denmiştir.

Aile içindeki veya yakınındaki diğer üyeler çocuğun çevresini oluşturduğundan kişiliğine de etki ederler. Çocukta görülen bu etki; yakın ilişkide bulunduğu kişilerin düşünce, duygu ve davranışlarına kendine alması, onları benimsememesi ve kendini onlara benzetmeye çalışması şeklinde olur. Kişilik gelişmesi ve benimseme ile ilgili atasözleri, aile büyüklerindeki özelliklerin çocuklarda da görülmesini vurgulamaktadır(Turgay, 1977) . “Oğlan dayıya, kız halaya çeker” sözünde de bu gerçek işaret edilmiştir.

Buraya kadar verilen örneklerden anlaşıldığı gibi, atasözlerinde “karı-koca”, “ana-baba-çocuklar” arasında problem olduğunu ifade eden sözler pek yoktur. Ancak “kardeş-kardeş” ilişkilerinde bazı iletişim bozuklukları ve problemler olduğunu vurgulanmaktadır. Öyle ki atasözlerinde belirtildiği gibi kardeşler hem birbirlerine bağlıdırlar hem de karşıdırlar. Özellikle ana-baba yanında birbirinden yakınmaları ya da çekişmeleri en üst düzeyde varır. Oysa yalnızken daha az çekişirler. Özellikle dışarıda birbirinin koruyucusu kesilirler. Kendisi dayak yeme pahasına başka çocuklara karşı kardeşini savunur. Türkçede de kardeşlerin bu çelişkili bağlılıklarını, ilişkilerini belirten birçok atasözü vardır. Bu sözler kardeşler arasındaki davranışları, etkileşimleri en güzel şekilde anlatmaktadır: “Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış”, “Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş”. Bu sözlerin belirttiği evrensel gerçek, kardeşlerin birbirini hem sevdiği, hem de çekemediğidir. Atasözlerinde ifadesini bulduğu gibi bazı kardeşler ne geçinebilirler, ne de ayrı durabilirler. Genellikle yaş ilerledikçe sevgi ağır basar. Ancak bu çelişkili duygular etkisini uzun yıllar sürdürebilir(Yörükoğlu,1986). Atasözleri de kardeşler arasındaki bu durumları açık bir şekilde anlatmaktadır.

Atasözlerinde ailenin üyeleri arasında yer alan gelin-kaynana ilişkilerinde iyi bir iletişim ve etkileşim olduğu söylenemez. Bu konuyu Dökmen (1996), “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” sözüne dayanarak şöyle bir yorum getirmektedir: Bu atasözünde imâlı iletişim (örtük transaksiyon) vardır. Burada gelinin imâlı iletişimden hoşlanması pek küçük bir ihtimaldir. Çünkü gelin, çocuk yerine konulmakta ve kendisine, günlük deyimle laf dokundurulmaktadır. Oysa insanlar kendilerine laf dokundurulmasından pek hoşlanmazlar. Ancak imalı/ örtük iletişimler, herhalde insanların bir ihtiyaçlarına cevap vermektedir. Kişisel düşüncelerin ifade edilemediği, yani yetişkin olmanın, kişi olmanın yasaklandığı ortamlarda, insanlar imalı iletişime yönelmektedirler. Bunun yanısıra imalı mesaj alan kişinin mesajı yanlış anlaması ya da eğer çocuk yerine konulmuşsa, bu durumdan dolayı rahatsızlık duyması ihtimali yüksektir. Yani gelin-kaynana sürtüşmesi söz konusu olabilmektedir.

Atasözlerinde gelin-kaynana arasında daha çok gerginlik ve problem söz konusu edilmektedir. “Gelinin dini yok, kaynananın imanı”, “Gelin çiçek (her) dediği gerçek, kaynana yılın (her) dediği yalan”, “Kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar”. Bu konuda yapılan bir araştırmaya göre halâ bazı yörelerde kaynana gelin çatışması devam etmektedir. Gelin-kaynana arasındaki potansiyel çatışma ilişkileri kapalı gerginliklerle devam etmekle beraber toplumun değişmeye elverişli olmayan normlar bölünmeyi engellemektedir.

Türk geleneksel kültüründe akraba ve akraba ilişkilerinde büyük önem verilmektedir. Çünkü geleneksel toplumların sosyal organizasyonunda toplumda geçerli olan akrabalık sisteminin etkisi çok fazladır. Akrabalık grupları içindeki haklar, görevler ve sorumluluklar toplumun örf ve adetlerine göre biçimlenirler. Akrabanın özellikle geleneksel kesimde, çocukların yetiştirilmesi ve terbiyesinde de önemli rolü vardır. Atasözlerinde akraba ilişkileri farklı şekillerde ifade edilmektedir. Büyük ailenin uzak üyelerinden olanlar konumlarına göre, ilişkilerine göre değerlendirilirler. Nitekim “Akraba ile ye iç, alış veriş etme”, atasözü, akraba ile ilişkileri farklı boyutlarla sınırlandırılmaktadır. Akrabalar arasındaki olumsuz davranışlar “Akrep etmez akrabanın akrabaya ettiğini” sözü ile anlatılmak istenir.

Kardeş eşleri birbirlerinin “elti”leri olur. Atasözleri eltiler arasındaki ilişkileri, aile içerisindeki problem olma durumlarını vurgular. “Eş gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş” denirken; hangi aile üyelerinin daha iyi anlaşılabildiği belirtilir. Eşler arasında sağlıklı bir iletişim kurulabildiği ve yürütüldüğü halde, eltiler arasında bu pek mümkün olunmamaktadır. “Elti eltiden kaçar, görümceler bayrak açar” şeklinde ifade edilen atasözünde de benzer hükümler ve tecrübeler bulunmaktadır. Yapılan bir araştırmada(Eserpek,1977) eltiler arasında sık sık anlaşmazlıklar çıktığı belirtilmekte. Eltiler arası çatışmalar ailenin bütünlüğünü tehdit etmekte ve devamlı düzensizlikler en sonunda bileşik ailenin bölünmesi ile sonuçlanmaktadır.

Atasözlerinde yakın akraba olarak emmi, dayı, teyze de geçmektedir. “Emmi, dayım kesem, elimi soksam yesem” denmiştir. Fakat bu beklentilerin karşılığı bulunmadığı takdirde “Emmim dayım, hepsinde aldım payım” sözü ile, çıkmış olan bir problem işaret edilmektedir. “Dayı” aslında annenin kardeşi fakat genelde anne tarafından akraba olan hemen bütün erkekleri de kapsayan bir akrabalık kelimesidir. “Dayı olmak” otoriteden çok karşılıklı anlayış ve sevgiye dayanan bir akrabalık bağıdır. Bunun için aile üyeleri arasında zor durumda kalındığında dayıya başvurulur: “Aldın payını, çağır dayını”. “Teyze ana yarısıdır” sözü, annenin boşluğunu doldurmayı öncelikle yakın akrabaya verir. Bununla beraber teyzeye karşı yakınlık göstermek akrabaya yer verir. Bununla beraber teyzeye karşı yakınlık göstermek hemen her aile üyesinden beklenen bir davranıştır.

Netice olarak denilebilir ki; şehirleşme ve sanayileşmenin etkilediği aile yapısındaki değişmeler ailedeki etkileşim ve problemleri de farklılaştırmıştır. Çünkü aile tipinde, aile sayısı ve büyüklüğünde, ailenin amaçları, otoritesi ve görevlerinde, evlenme ve boşanmaya ait davranışlarda, eş seçiminde de büyük değişmeler meydana gelmiştir.

Ancak “sağlam aile, sağlam toplum” formülü hala geçerlidir. Dolayısıyla aile toplumun hayatında vazgeçilmeyen bir sosyal kurum olma rolünü korumaktadır. Bu paralelde, ailenin kuruluşunda, devamında gerekli olan bazı kural ve değerler korunmakta, aile içi iletişim ve etkileşime hala büyük önem verilmektedir. Bunun için bu doğrultudaki bazı atasözlerinin halâ hüküm ve yargıları canlı olarak yaşamağa devam etmektedir. Ayrıca eğitim biliminin bulgularına uygun olan ve çocuk yetiştirme konusunda bazı gerçekleri anlamı içinde saklayan atasözleri de sosyal değişmelere rağmen canlılığını korumaktadır.

 

KAYNAKLAR:

 

Aksoy, Ömer Asım. Atasözleri ve Deyimler, TDK. Yayınları, Ankara, 1965.

Dökmen, Üstün. Sanatta ve Günlük Yaşamda İletişim Çatışmaları ve Empati. 4.Baskı. İstanbul-1996

Danişmend, İsmail Hami. Garp Menbalarına Göre Eski Türk Seciyye ve Ahlâkı. 3. Baskı, İstanbul Kitabevi Yayınları, İstanbul 982.

Eserpek, Altan. “Türk Köy Ailesinde İşbölümüne İlişkin Yapısal Değerler”. A.Ü. Eğitim F. Dergisi, Cilt: 10, Sayı 1-4 ,1977.

Kağıtçıbaşı, Çiğdem. Çocuğun Değeri Türkiye’de Değreler ve Doğurganlık. Boğaziçi Ü. İdarî Bilimler Fakültesi Yayınları, İstanbul 1981.

Kurt, İhsan. Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara,1991

Kurt, İhsan. “Atasözlerinde Aile”. Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi. 2.Cilt. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları. No:71. Ss.626-649. Ankara,1992.

Morgan, T. Clifford. Psikolojiye Giriş Ders Kitabı. Çevirenler; H. Arıcı ve diğerleri, H. Ü. Yayınları, ankara, 1981.

Turgay, Atilla. “Psikoloji, Psikiyatri ve Atasözleri”. Türkiye’de Toplumsal Bilim Araştırmalarında Yaklaşımlar ve Yöntemler Semineri, ODTÜ. 17-19 Aralık 1976. Türk Halk Bilim Topluluğu Yayınları, Ankara. 1977.

Yörükoğlu, Atalay. Çocuk Ruh Sağlığı, 12. Baskı, T. İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1986.

         

         

         


Türk Yurdu Ocak 2007
Türk Yurdu Ocak 2007
Ocak 2007 - Yıl 96 - Sayı 233