GÜNÜMÜZDE TÜRK AİLESİ, TÜKETİM EĞİLİMLERİ, ÇATIŞMA ALANLARI

Ocak 2007 - Yıl 96 - Sayı 233

 

                İnsanlığın tarihi kadar eski bir kurum olan aile, toplumsal yapımızın temel taşlarındandır. Toplumsal, ekonomik, siyasi ve tarihi olaylardan etkilenerek değişime uğramış olsa bile, önemini ve yerini hala muhafaza eden bir kurumdur. Günümüzde aile ilişkilerinde ve yapısında önemli değişiklikler olmakta özellikle büyük şehirlerde boşanma oranlarında çarpıcı bir artış eğilimi görülmektedir. Ancak boşanma oranlarındaki bu artış gelişmiş Avrupa ve Amerika’daki artışla kıyaslanamayacak düzeydedir. Avrupa ülkelerinin pek çoğunda her üç evlilikten biri boşanma ile neticelenmektedir.Ülkemizdeki son beş yıldaki artış ise binde beş gibi bir oran olsa da bizi endişelendirmeye yetmiştir.Çünkü Türk toplumunun temel yapı taşı olan aile kurumumuz hala önemli bir sosyal destek unsuru olmaya devam etmektedir.Aile ile ilgili yaşanan önemli değişikliklerden birisi yetişen yeni nesil üzerindeki kontrol gücünün zayıflamasıdır.Bu zayıflamada ailenin ekonomik ve sosyal destek gücünün azalmasının da etkisi vardır.Evin geçimini tek başına sağlayan baba tüketim harcamalarının çeşitlenmesi nedeniyle  diğer aile üyelerinin desteğine ihtiyaç duymaktadır.Ekonomik olarak para kazanabilen kadın ve genç yetişkin hatta çocuklar aile kararlarına katılımda bulunmakta kendi geleceği ile ilgili söz sahibi olmak istemektedir.Medyada yer alan çok sayıda kadın programları da kadınların aileleriyle ilgili değerlerini değişime uğratmaktadır.Kadının bireysel hakları , çocuk yetiştirme yöntemleri ,aile hukuku konusunda bilinçli hale gelmesi özellikle ev hanımları için önemli bir sosyal destek kaynağıdır.Ancak bu programların bazılarında evlenme hazırlığı(gelinim olur musun?)yada aile ilişkilerinin çok mahrem alanlarının deşifre edilmesi gibi olaylar işlenmektedir.Bütün bunlara ek olarak bilgisayar gibi muhteşem bir teknoloji sanal  evlilikler aracı olarak kullanılmakta yada farklılık arayışındaki eşlerin sadakatsizliğine aracı olmaktadır.Büyük kentlerdeki aile bozulmaları ve boşanmalarında çok faktörlü bir yumaktan söz etmek yanlış değildir.Ülkemizin bölgeler arası gelir dağılımı eşitsizlikleri ve istihdam sorunları aileyi gerçekten olumsuz etkilemektedir. Çünkü medya aracılığıyla tüketim harcamalarındaki çeşitliği fark eden kadın ve çocuğun  eş ve baba imgeleri (kendilerine yeten ve destek olan) alt üst olmaktadır. Bütün bunlara ek olarak erkek eşin şiddet (fiziksel,ekonomik,psikolojik)uygulaması,alkol kullanması gibi temel sorunlar eklendiğinde boşanma kaçınılmaz olmaktadır(Mavili AKTAŞ, 1996).Günümüz  Türk ailesi   pek çok olumsuz unsurla karşı karşıya olsa bile hala fonksiyonelliğini  sürdürmektedir.Evlenmelerin devam etmesi bu kurumun vazgeçilmezliğine bir işarettir( evlenme yaşı kırda ve kentte yükselmiştir).            

 

Aile kurumunun önemi, fonksiyonlarından kaynaklanmaktadır. Bilindiği gibi, ailenin ekonomik, cinsel, üreme-çoğalma, çocuğun bakımı, eğitimi ve sosyalleştirilmesi, bireylerin toplumla bağının kurulmasının sağlanması fonksiyonları vardır ( DPT,1989,2 )

 

                Günümüzde ailenin fonksiyonlarında ve yapısında bazı değişiklikler yaşanmaktadır. Sözgelimi aile gelirinde azalma, işsizlik gibi ekonomik kökenli sorunlar ailenin sosyal destek ( eğitim, beslenme, sağlık vb. ) fonksiyonlarını gereğince yerine getirmesini olumsuz yönden etkilemektedir. Hızlı teknolojik, siyasal ve sosyal gelişmeler, ailenin refahına olumlu katkılarda bulunduğu kadar, olumsuz etkilerde de bulunmaktadır.

 

                Gerçekte gelişmiş ülkelerin de gündeminde olan aile kurumunun güçlü ve sağlam temellere dayanması, ekonomik sıkıntılar ve sosyal meselelerin gerginlikleri ile yıpranmaması, dağılmaması gerekir. Yani nesillerin sosyal ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanmasında fonksiyonelliği tartışılmayan bu kurumun desteklenmesi, Anayasa’mız tarafından da ( 41, 42, 61, 62… ) güvence altına alınmıştır.

 

                Toplumsal değişme sürecinde yaşananlardan en hızlı etkilenen kurumlardan birisi de aile kurumudur. ( Mavili AKTAŞ, 1991 )[i]. Aile kurumu da hem küreselleşme sürecinde yaşananlardan hem de iç dinamiklerdeki pek çok unsurdan etkilenmektedir. Etkilendiği kadar etkilemeye de devam etmektedir.

 

Türk ailesinin 1990’lı yıllardan beri belli başlı değişme eğilimleri şöyle özetlenebilir. ( Bilgin, 1991,41 )

 

  1. Aile yapısı “ geçiş ailesi “ nitelikleri kazanmaktadır. Aile modernleşme sürecinin sorunlarını yaşayan toplumsal yapıda, bireylerin kimlik ve toplumsal bütünleşmelerini üreten bir fonksiyona sahiptir. Bu fonksiyonlar modernleşmeyi motive edecek bir kişilik yapısını da besleyici neticeler doğurabilir.
  2. Büyük kentlerde aileler küçülme eğilimi göstermektedir. Çocuk sayısında belirgin azalma ve geç evlenmeler bu süreci desteklemektedir.
  3. Aile kendi kendisine yeten üretim birimi olmaktan çıkıp, iktisadi bakımdan dayanışma ve tüketim ünitesi niteliği kazanmaktadır.
  4. Aileler, toplumsal değişme açık değer yapısını benimsemektedirler. Değişme sürecinde beklenti düzeylerinin yükselmesi bu anlayışı yerleştirmektedir. Kentlerin gecekondu bölgelerinde, alt sosyo-ekonomik düzey ailelerinde bu durumun çelişkili yanları ortaya çıkmıştır. Aileden beklenti kaynaklarına yönelmeye de neden olmaktadır.
  5. Aileler eğitimi, toplumsal hareketlilik yolu olarak görmektedir. Bu durum ailelerin eğitim seviyesini yükselttiği gibi, eğitim kurumunun da gelişmesini zorlayıcı baskı yaratmaktadır. Bu hareketlilikte Avrupa müktesebatının da zorlayıcı etkisi göz ardı edilmemelidir.
  6. Kentleşme ve sanayileşme düzeyinin yükselmesi, kent ailelerinin kırsal kesimdeki ailelerin sayıca fazlalığını teşvik etmektedir. Bu durumun sosyal ve ekonomik politikalarda desteklenmesi beklenmektedir.[ii]
  7. Ailenin karşılaştığı sorunlar büyük ölçüde, kalkınmanın sosyal problemleriyle ilgilidir. Bu sorunların aile yapısını çözücü olumsuz etkileri, ( boşanma oranlarındaki artış gibi …) kalkınma/ sanayileşme çabaları devam ettikçe varlığını sürdürebilir.
  8. Ailelerin yapısını destekleyici sosyal politikaların ve sosyal yardımların pek çok sorunun aşılmasında önemli olduğu açıktır.
  9. Ailelerin şehir mekanında, şehirleşme sürecine katılması, toplumsal kurumların bu yönde değişmesiyle mümkündür. Bunun sağlanmasında karşılaşılacak modern sosyal hizmetlerin kentlerin gecekondu bölgelerinde ve alt sosyo-ekonomik bölgelerinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
  10. Türk ailesi, sosyal sorunların ağırlığıyla, gerek medeni kanunda gerekse sosyal yaşamda kadın ve erkeğin paylaşma ve sorumluluk alanlarını eşitleme eğilimi içersindedir. Bu sorunların, çok fazla ağırlaşması ise, aile yapısını çözücü yönde ( boşanma ve ayrılmalar… vb.) etki yapabilir.

 

  1. Aile kurumunu destekleyici politikalarda kadına yönelik pozitif ayrımcılığın tercih edilmesi, bölgeler arasındaki gelişme, farklılıkları çerçevesinde yönlendirilme eğilimindedir. ( Haydi kızlar okula… vb.) Ancak bu politikaların yasal ve ekonomik düzenlenmelerin sosyal ve kültürel değişme ve gelişme ile uzun erimli çabalarla desteklenmesi beklenmektedir.
  2. Toplumsal ekonomik gelişme hangi düzeyde olursa olsun, aile kurumu göz ardı edilebilecek bir sosyal kurum değildir. Toplumsal yapının temel taşlarından olan aileye yönelik sosyal politikaların ve kurumsal hizmetlerin, kapsayıcı ve bütünleşmiş olma zorunluluğu gündemdedir.

 

Yukarıda maddeler halimde günümüz Türk ailesinin içinde bulunduğu durum özetlenmiştir. Ailenin sosyal ve ekonomik fonksiyonlarıyla bağlantılı tüketim harcamaları ve alışkanlıkları, günümüzde yaşanan ekonomik ve sosyal sorunlar nedeniyle olumsuz etkilenmelere maruz kalmıştır.

 

       Ailenin Tüketim Harcamaları ve Eğilimleri

 

       Ailenin sosyal ve ekonomik fonksiyonuyla yakından ilişkili olan tüketim harcamaları yedi ana başlıkta toplanabilir. Bunlar;

 

  1. Barınma; Ailenin ikametgah alanı, konumu, ev tipi, oda sayısı, ev eşyalarının türü, mobilyaları kapsar.
  2. Beslenme; Gıda maddelerinin çeşidi, miktarı, tüketim şekli, alışkanlıkları kapsar.
  3. Eğitim; Aile üyelerinin öğrenim düzeylerini, meslek durumlarını, öğrenime devam edenlerin devam ettikleri kurumlar, eğitiminden ve öğrenimden beklentileri kapsar.
  4. Giyim; Giyim eşyalarının biçim, renk ve kalitesini ifade eder.
  5. Sağlık; Ailenin sosyal güvenlik kapsamında olup olmaması, sağlığını koruma ve hastalık hallerinde ailenin tutumu ve imkanları.
  6. Eğlence; Zevk alınan dinlenmek ve eğlenmek üzere yapılan faaliyetler, bu faaliyetlerle ilgili araçlar.
  7. Haberleşme; Haberleşme ve ulaşım araçları, bunlarla ilgili imkan ve fırsatlar, zevk ve alışkanlıklar.

 

Günümüzde Türk ailesinin yukarıda özetlenen tüketim harcamaları ailenin sosyal ve ekonomik düzeniyle doğrudan ilişkilidir. Son dönemde DİE’nin tüketim harcamaları endekslerinde de görüldüğü gibi ülkemiz nüfusumuzun yüzde yirmi beş gibi önemli bir oranı aile gelirinin tamamını barınma, beslenme gibi temel alanlara harcarken eğitim, sağlık alanlarındaki ihtiyaçlarını karşılamada zorlanmakta, nitelik geliştirici ve destekleyici harcamalar yapamamaktadır. Bunun yanı sıra, eğlence araçlarından televizyon dışında başka hiçbir fırsatı olmayan aileler de bu grubun içindedir. Bu arada küreselleşme ve medyanın etkisi ailenin tüketim eğilimlerinde marka özentisini de getirmiştir.Eğitim harcamaları veya özel okul taksitleri altında ezilen aile reisleri, çocuklarını medya ve akran grubunun yönlendirmelerinden koruyamamaktadır.Bu durum ailenin birlikte geçirdiği ortak zamanların azalmasıyla da ilgilidir.Ek gelir getirmek için ikinci işler yapan aile büyükleri dershanelerde yada televizyon dizileriyle baş başa kalan çocuklarına gerektiği kadar zaman ayıramamakta, aile içinde yerleştirilmesi beklenen değer sistemleri göz ardı edilmektedir.Ailenin tüketim harcamalarıyla ilgili eğilimlerin  statü ve özenti boyutlarındaki içi boş özelliği yeni nesli emek sarf etmeden kazanma, hep kazanma, güçlü olma ,değersiz olma noktasına getirdiği için aile yapımızın riskleri arasında sayılabilir.    

 

Son dönemlerde gelir dağılımı ile ilgili yaşanan sorunların ailelerin tüketim harcamalarında da büyük eşitsizlikler ve çarpıklıklar yaratmıştır. Bu durum suç oranlarında da artışa neden olmuştur. Büyük metropol illerde, çocuk kaçırma, suça yöneltme ( çeteler… vb. ) gibi pek çok sorun çığ gibi büyümektedir. İşsizlik ve gelir güvencesiyle ilgili sorunları olan ailelerin bazılarının çocuklarını kiraya verip ya da satma gibi istenmeyen yollara yönelmeleri mümkündür. Suça yönelen bireylerin oransal olarak artışı, Türk ailesini ve toplumsal yapısını riske eden önemli sorunlarından birisidir. [iii]

 

Bu noktada günümüz Türk ailesinde yaşanan çatışma alanlarına da genel hatlarıyla değinmek uygun olacaktır.

 

Ailenin en önemli özelliklerinden birisi aile içi bütünlüğü sağlamak, korumak ve aileyi devam ettirmektir. Ancak bütün toplumlarda olduğu gibi, ülkemizde de ailenin çeşitli anlaşmazlık ve çatışmaları vardır.   Bunlar ana başlıklarıyla şu şekilde özetlenebilir.

 

  1. Eş seçimiyle ilgili çatışma ve anlaşmazlıklar; Bir aile içinde yetişen kız ve erkek çocuklar, ilerde kendi aileleriyle ilgili de hayaller kurarlar. Eş seçimiyle ilgili yaş farkı, öğrenim farkı sosyal ekonomik düzey farkı, milliyet ve kültür farkı eşler arasında büyük uyumsuzluklar yapabilir. Evliliğin başlangıcında tarafların aşk ve beğenileri doğrultusunda verilen kararlar evlilik içinde yaşananlar ilerledikçe tanıma ve paylaşım arttıkça sorunlu hale gelebilir. Kadın ve erkeğin farklılıklarını aile birliğini zenginleştirme yönünde kullanabilmesi, psikolojik olgunluk gerektirir.
  2. Aile içindeki rol dağılımı ve paylaşımı ile ilgili çatışmalar; Günümüz Türk ailesinde, baba aileye gelir getiren tek kişi olmaktan çıkmıştır. Kentlerde kadının eğitim düzeyinin yükselmesi, aile gelirindeki düşüş ve ihtiyaçların çeşitlenmesi kadının da gelir getiren bir işte çalışmasını gündeme getirmiştir. Bu durum kadının annelik, eşlik ve ev hanımlığı rollerini yürütürken zorlanmasına neden olmuştur. Kadın, eşinden ev içindeki sorumluluklarını yerine getirirken destek ve paylaşım beklemektedir. Gelir getiren bir işte çalışan kadın, gelir düzeyiyle bağlantılı olarak ev içindeki rollerini sosyal hizmet kurum ve kişileriyle paylaşarak yürütmekte ya da geniş aile üyelerinden ( anne ve babasından ) destek almaktadır.
  3. Kişilik uyuşmazlıklarından kaynaklanan çatışmalar; öncelikle evlenen kişilerin belli bir olgunlaşma düzeyinde olmaları beklenir. Olgunlaşmış kişiliklerin olduğu ailelerde çatışmalar, aile birliğini yıkıcı yönde bütünlüğü tehdit edici boyutlarda gelişmez, kendi isteklerinin hemen yapılmasını isteyen, başkalarını kıskanan, öfkesini kontrol edemeyen, saldırgan, kavgacı ve bencil bireylerin olgun olmadığı söylenebilir. Kendisinin övülmesini ve pohpohlanmasını isteyen, başkalarının başarısızlıklarından zevk duyan bireylerinde aile kurumunu yürütme olgunluğunda olmadığı açıktır. Eşlerin birisinin önemli ruhsal sorunlarının olması evlilik birliğini tehdit eden bir unsurdur.Ataerkil aile yapısının baskınlığı  özellikle eğitimli  ve gelir getiren kadını zorlamaktadır.Tarafların aile içindeki rollerini daha destekleyici ve paylaşımcı bir tutumla saygı ve sevgi içersinde yerine getirmeleri, bunu yeniden öğrenme çabası içinde bulunmaları, aile birliğine önem vermeleri birlikteliğin devamında önemli bir unsurdur.
  4. Eşlerin birbirleriyle ilgili beklentileri; eşlerin birbirlerine evlenmeden önce verdikleri sözler ve vaatler evlilik birliği içinde yerine getirilemezse beklentilerde hayal kırıklığı oluşturur. Tarafların birbirleriyle ilgili beklentilerinin gerçekçi olması onların olgunlaşma ve terbiye düzeyiyle ilgilidir. Gerçekte evliliğin başlangıcında nişanlılık döneminde sergilenen tutum ve davranışlar gerçekçi ve tabii olmayabilir. Özellikle çocuk sahibi olduktan sonra kadının eşlik rolünü ihmal edip annelik rolüne öncelik vermesi erkek eşi kadından uzaklaştırmaktadır. Karısını çocuğunun annesi olarak gören eş sadakatsizlik yapmakta yada eşine, beklediği duygusal desteği yerinde ve zamanında verememektedir. 
  5. Akrabalarla ilişkilerde yaşanan çatışmalar; eşlerin aile ve kültür farkları, akrabaları ve aile büyükleriyle ilişkilerinde ki farklılıkların temel kaynağıdır. Bireysek kimliği olgunlaşmış bireyler eşinin ailesinin de kendi ailesi kadar saygı hak ettiği bilincindedir. Ancak, evlilik birliğinin başlangıcından itibaren yaşanan “ötekileştirme”  (kız tarafı, erkek tarafı… vb) aile üyelerinin aile büyüklerine yönelik ilişkileri bozucu etki yapmaktadır. Günümüzde medya da yer alan bazı dizilerin (Aliye, Yanık Koza… vb) aile içinde tarafların istismarını pekiştirici etkisinden söz edilebilir.Bu tür dizilerde aile içindeki ötekileştirme (gelin -kaynana) çelişkilerinin devamına neden olmaktadır. Kadına erkeklere güvenilmez bütün erkekler aynıdır gibi kalıplaşmış düşünceler pompalayan bu tür diziler sadece medyanın dereceleme (rating) ölçümleriyle desteklenmekte, eleştirilse bile seyredilmektedir. Toplumsal ve kültürel  temellerinden yoksun, edebi değeri olmayan bir senaryo ürünü olan bu dizilerin, Türk aile yapısını bozucu etkilerinin önemli olduğu düşünülmektedir.
  6. Ekonomik sorunların çatışmalara etkisi; aile ekonomisi ile aile bütünlüğünü etkileyen önemli bir unsurdur. Ailenin sosyal ve duygusal destek fonksiyonu ekonomik destek fonksiyonu ile doğrudan ilişkilidir. Ailenin gelirinde kayıplar, işsizlik, küresel ekonomik sorunlar, ailenin refahını olumsuz olarak etkiler. Günümüz Türk ailesi bu sorunlara dayalı olarak boşanma gibi önemli bir riskle karşı karşıyadır.
  7. Çocuk yetiştirmeyle ilgili anlaşmazlıklar; çocuğun sayısından, yetiştirmeye ilişkin pek çok sorun ailede çatışma nedenidir. Çocuğun yetiştirme süreci kadının eşlik, aile yaşamı sorumluluklarını riske edebilir. Eşlerin çocuk yetiştirmeyle ilgili uyumlu ve işbirlikçi tutumu aile bütünlüğünün olumlu ilacıdır.
  8. Sağlık koşulları, kaza ve hastalıklar: Aile de sağlık sorunları( eşlerin, çocukların ) beklenmedik kaza ve sakatlıklar, hastalıklar, aile üyeleri arasındaki ilişkileri olumsuz yönde etkileyebilir. Eşler arasındaki sevgi ve saygının varlığı ile olgunluk düzeyi bu durumların bozulmaya neden olmadan atlatılmasını sağlar.
  9. İlişki ve iletişim farklılıklar; Eşlerin ilişki ve iletişim farklılığı, ailedeki uyumu olumsuz olarak etkiler. Bazen eşler bireysel olarak ilişki tarzlarında gelişme ve büyüme gösterebilirler. Karşı tarafında benzer bir gelişme göstermemesi problem yaratabilir.
  10. Aile içi şiddet (fiziksel , cinsel ,ekonomik ve psikolojik) medyada yer alan film ve dizi kuşaklarının da etkisiyle çığ gibi büyümektedir.4320 sayılı ailenin korunmasına dair kanunun, denetim ve iyileştirme fonksiyonuna sahip kurumsal düzenlemelerinin organize olmaması, şiddete maruz kadını medyaya yöneltmektedir.Bu programlardan sonra öldürülen kadınların olduğu da dikkat çekmektedir.Sorumlu ve etik yayıncılık anlayışında vatandaşlarında organize olup tepki göstermesi beklenmektedir. Halen güçlü olduğunu düşündüğümüz ailemizi yaralanmaktan ve yıpranmaktan korumak hepimizin sorumluluğudur    

 

   SONUÇ

 

 

Günümüz Türk ailesi, küresel sorunların kendi iç bünyemize yansımaları ve kendi iç bünyemizdeki sorunların yarattığı darboğazlarla ( ekonomi, işsizlik, medya… vb.) pek çok riskle karşı karşıyadır. Aile içi sorunların çatışmaya ve bütünlüğünü tehdit eden boyutlara ulaşması genç neslimizin maddi ve moral gelişimini tehdit etmektedir. Genç neslimiz toplumumuzun umudunu temsil etmektedir.

Küresel arenada yaşanan pek çok sorun ve kendi içyapımızdaki sorunların aile yapımıza yansımaları olumlu olduğu kadar olumsuzluklar da taşımaktadır. Aile birlikteliğinin vereceği güç ve zenginliği kaybetmeme sorumluluğumuzu hiç unutmamalıyız.

Ailenin, günümüz koşullarında bütünlüğünü kaybetme riskiyle karşılaşması ( boşanma oranları ) sivil toplum kuruluşlarının, yerel yönetimlerin ve kamu kuruluşlarının aileye destek, güçlendirme hizmetlerine yönelmelerini gerektirmektedir.

 

Bu alanlara yapılacak harcamalar  (eğitim, sağlık ve sosyal destek hizmetleri) ertelenemeyecek kadar acil ve elzemdir. Çünkü toplumsal varlığımız ve devamlılığımız, sağlıklı, mutlu, güvenli ailelerimizle mümkündür.

 

 

 

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

[1] Türk Aile Yapısı, VI. Beş yıllık Kalkınma Planı, ÖİK Raporu, DPT, 1989, Ankara, s.2,

Mavili AKTAŞ, A. “ Aile Hizmet Kurumları ve Faaliyetleri” Türkiye Aile Yıllığı 1991 TC: Başbakanlık AAK. Yayınevi No: 71 ANKARA

Mavili AKTAŞ,A.Aile içi şiddet ve önleme Yolları. Somgür Dağıtım Eğt.Ankara.1996

2 Bilgin V. “ Yapısal Özellikleri İtibariyle Ailenin Görünümü < Türkiye Aile Yıllığı, 1991 T.C. Başbakanlık AAK Yayını No:71 Ankara 1991

3  DİE. 4. Aylık Tüketim Harcamaları Raporları.

 

 

 

KAYNAKLAR

 

 

  1. Bilgin V. “ Yapısal Özellikleri İtibariyle Ailenin Görünümü “ Türkiye Aile Yıllığı 1991, T.C. Başbakanlık AAK Yayını No:71 Ankara,1991.
  2. Türk Aile Yapısı, VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporu, DPT,1989, Ankara, s.2
  3. Mavili AKTAŞ, A. “ Aile Müdaheleleri “ Aile Danışmanlığı El Kitabı, Başbakanlık SHÇEK; H.Ü yayını,2005.

        4             Mavili AKTAŞ,A. Aile içi şiddet ve önleme Yolları.Somgür Eğt .Hizm.ANKARA.1996.


         

[i] Türk Aile Yapısı, VI. Beş yıllık Kalkınma Planı, ÖİK Raporu, DPT, 1989, Ankara, s.2,

Mavili AKTAŞ, A. “ Aile Hizmet Kurumları ve Faaliyetleri” Türkiye Aile Yıllığı 1991 TC: Başbakanlık AAK. Yayınevi No: 71 ANKARA

Mavili AKTAŞ,A.Aile içi şiddet ve önleme Yoları.Somgür Dağıtım Eğt.Ankara.1996

[ii] Bilgin V. “ Yapısal Özellikleri İtibariyle Ailenin Görünümü < Türkiye Aile Yıllığı, 1991 T.C. Başbakanlık AAK Yayını No:71 Ankara 1991

[iii] DİE. 4. Aylık Tüketim Harcamaları Raporları.

 


Türk Yurdu Ocak 2007
Türk Yurdu Ocak 2007
Ocak 2007 - Yıl 96 - Sayı 233