Doç. Dr. Çağrı ERHAN: “Kuzey Irak’ta Kosova Benzeri Bir Süreç Yaşanabilir”

Aralık 2008 - Yıl 97 - Sayı 256

 

Son ABD Başkanlık seçimleri daha öncekilerden hayli farklı olarak, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çok yakından izlendi. Bunda baş etken, beyaz olmayan birinin Demokratlar’ın adayı olarak seçime giriyor olmasıydı elbette. Ocak ayında görevi resmen devralacak olan Barack Obama’nın seçim zaferi, belki de sırf zenci olduğu için özellikle üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan insanların birçoğunda sevinç yarattı. Büyük bir ekonomik kriz döneminde değişim sloganlarıyla başkanlık koltuğuna oturan Obama ile birlikte ABD dış politikasının ve Türk-Amerikan ilişkilerinin nasıl şekillenebileceğini, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Çağrı Erhan’la değerlendirdik.

 

- Zenciliği ne kadar temsil ettiği tartışmalı olsa da ABD tarihinde ilk kez siyahi birinin başkanlığa seçilmesi sizce ne anlama geliyor?

 

- ABD tarihinde değil, dünya tarihinde ilk defa batılı bir devletin başına kara derili biri geliyor. Sadece Avrupa’da olan batılı devletlerden bahsetmiyorum, onların Avrupa dışında kurmuş olduğu Avustralya gibi Yeni Zelanda gibi çoğunluğunu beyazların oluşturduğu devletler de buna dahil. Bunun tek istisnası Roma döneminde Septimius Severus diye Afrika kökenli birinin imparator olması ama o da gerçek anlamda bir zenci olmadığı için bu kuralı bozmuyor.

Annesi beyaz, babası Kenyalı ama Obama “Ben siyah Amerikalıyım” diyor. Peki Obama ne kadar siyah? Yani derisinin renginin ötesinde ne kadar siyah diye baktığımızda, ABD’de bugün hâlâ ırk ayrımcılığının yapıldığı birtakım eyaletler olduğunu, fakat özellikle 80’li yıllardan sonra artık o ayrımcılığın yavaş yavaş ortadan kalktığını, insanların adayları rengiyle değil görüşleriyle değerlendirmeye başladıklarını görüyoruz. Bu özellikle genç kesimde böyle. Diğer yandan, Obama’nın siyahlara sahip çıkan, onların içerisinden gelip onların haklarını savunmak üzere Beyaz Saray’a gittiğini ifade eden bir söylemi hiçbir zaman olmadı. Kendinden önce yine Demokrat Parti’den başkan adayı olan Rahip Owen veyahut daha evvel 1960’larda siyaset yaparken öldürülen Martin Luther King gibi çok önemli zenci liderler siyah haklarını savunarak gelmişlerdi. Fakat Obama genel olarak bir Amerikalılık vurgusu içerisinde, herkesin haklarını savunan bir söylemle geldi. Bunun içerisinde siyahlara bir ayrıcalık vermedi. Böyle olunca da beyazlar değil zenciler bazen Obama’yı eleştirdi.

Obama Amerikan sistemi içerisinde yetişmiş, babası terk ettikten sonra daha ziyade annesiyle Endonezya’da, akabinde de anneannesinin yanında Hawai’de kalmış, Harvard Üniversitesinde hukuk eğitimi almış ve aslında hayatı boyunca herşeyi beyazlardan öğrenmiş. Yani Amerikan sisteminin bir parçası haline gelmiş. Şimdi bugün itibariyle kendisini bu sistemin dışında konumlandırması ve sadece siyahların haklarını savunur bir başkan adayı olarak ortaya çıkmasına imkan yok. Ama öbür taraftan da şunu unutmayalım; bu renk işi dezavantaj olabileceği gibi bazen avantaja da dönüşebiliyor. Nasıl bir avantaj? Bush döneminde ABD o kadar kötü bir imaja sahip oldu ki dünyada. Amerika’da özellikle dış politikanın oluşturulma sürecine katkı sağlayan ting-tang’lerin bir bölümü, New York Times başta olmak üzere çok önemli bazı gazeteler, Amerikan imajının olumsuz olduğu yerlerde, Amerika’da zenci bir başkanın gelmesinin bile bizatihi bu imajın değişmesine katkı sağlayacağını yazıp çizdiler. Bu kuşkusuz Amerikan halkında bir yönlendirmeye sebep oldu. Çünkü McCain gelmiş olsaydı Bush’un devamı olacaktı, Amerika’nın olumsuz imajı aynı şekilde devam edecekti.

Diğer taraftan, Obama’nın genç-dinamik oluşu, değişimi dile getirmesi de etkili oldu. Değişim sözünü ifade edişi yüzünden onu fazla ütopik olmakla suçlayanlar da oldu ama özellikle gençler, ilk defa oy vermeye gidecek olanlar onun bu söyleminden etkilendiler.

Ben Ağustos ayında Amerika’ya gittim. Buraya döndüğümde McCain’in kazanacağına kesin gözüyle bakıyordum. Çünkü o günlerde, insanlar oy vermek için o kabinin içerisine girdiklerinde “beyaza mı siyaha mı oy vereceğim” düşüncesiyle tercihlerini kullanacaklar diye bir inanış vardı Amerika’da, ki bu daha evvel de doğrulanmıştı. Fakat arkasından Eylül ayında ekonomik kriz patladı, ben Ekim’de tekrar Amerika’ya gittim ve bu sefer geri döndüğümde kesinlikle Obama’nın kazanacağına ikna olmuştum. Çünkü daha evvel görüşğüm insanların büyük bir bölümü artık Obama’dan yana olduklarını ifade etmişlerdi...

 

- Ekonomik kriz yüzünden mi insanlar Obama’ya yöneldi?

 

- Ekonomik krizin çok büyük bir etkisi var çünkü bir defa krizin bütün faturası Bush’a çıkartıldı. Bugüne kadar tedbir almamakla suçlandı, büyük patronları kurtarırken fakirleri düşünmemekle suçlandı, Irak ve Afganistan savaşlarının maliyetini fakir insanların sırtına yüklemekle suçlandı. Hepsinden önemlisi McCain ile Obama tam o günlerde televizyonlarda üç kez münazara yaptılar. Obama’nın çok iyi hazırlandığını, ekonomik konularda ne gibi çözümler üreteceğini anlaşılır bir dille çok güzel anlattığını, McCain’in ise bırakın bu konularda konuşmayı, hazırlıksız olduğu için münazaranın ertelenmesini talep ettiğini gördük. Bu tür şeyler çok etkiliyor Amerikan halkını.

Amerikalılar da bizim gibi, seçimde oy verirken çok fazla dış politika konularıyla ilgilenmiyorlar. Çok da umurunda değil Amerikalının, Irak’ta, Afganistan’da ne olup bittiği. Benzin fiyatlarının 2000’de ve bugün kaç para olduğuna bakıyor, üç kat artmış benzin fiyatları. Mortgage faizinin krediyi aldığı 6 sene önce ve bugün hangi oranda olduğuna bakıyor, üç katı artmış. Ekonomik kriz sebebiyle işini kaybeden insanları görüyor, bankaların el koyduğu gayrimenkulleri görüyor, kendi emekliliğinin yandığını görüyor. Özel emeklilik fonu Türkiye’de devlet garantisinde, banka çökerse devlet ödeyecek. Ama Amerika’da banka çökerse özel emekliliğiniz yanıyor. Bütün bunları hisseden Amerikalı, artık Obama’nın söylediklerinin ütopik olup olmadığına bakmaz, hiç olmazsa adam bir çare üretmeye çalışıyor diye düşünür. Obama gelirin adilce paylaşılmasından, devlet müdahalesinden söz etti. Buna karşılık onu komünistlikle, sosyalistlikle suçlayanlar oldu. McCain’in başkan yardımcısı adayı Palin bunu açık açık da söyledi, aşırı bir sosyalist olmakla itham etti Obama’yı.

Dolayısıyla toparlayacak olursak, bugün artık 1960’larda yaşamıyoruz. Amerikan toplumunun bir bölümünde, özellikle güney eyaletlerinde ve “mid-west” denilen orta batı eyaletlerinde, insanların derisinin rengi siyasette ve devlet kademesinde bir yere gelmek için hâlâ önemli. Hâlâ insanlar çocuklarını okula gönderirken, o okulda daha çok zenci olup olmadığına bakıyorlar, o çocuklarla arkadaşlık edip etmemeleriyle ilgili telkinde bulunuyorlar. Ama ülkenin genelinde, o 60’larda var olan keskin ayrımcılık ortadan kalkmış durumda. Özellikle yeni nesiller kendilerine çeşitli pozisyonlarda takdim edilen zencilerin Amerikan başkanlığı gibi bir yere de gelmesinin çok da kötü olmayacağını düşünmeye başladılar. Biliyorsunuz, Colin Powell Amerikan Dışişleri Bakanıydı, o sırada Condoleezza Rice ulusal güvenlik danışmanıydı. Colin Powell ayrıldı, Condoleezza Rice Dışişleri Bakanı oldu.

Zaten küreselleşme döneminin, özellikle 80 sonrası dönemin yavaş yavaş, alıştıra alıştıra vermiş olduğu bir şeydi bu Amerikan toplumuna. Ama unutmayın ki Obama beyazların da 50 milyon oyunu alarak geldi. Amerika’da zencilerin nüfusu, yüzde 12-13 arasında. Peki, beyazlara bir zenci olarak gözükmüyor mu Obama? Gözüküyor ama akıllı bir zenci. Çözüm üreteceğini söyleyen bir zenci. İyi bir eğitim almış, Amerika’ya saygı duyan bir zenci. En kötü ihtimalle Bush’tan daha iyi bir başkan olabilecek bir zenci.

 

- Obama seçim kampanyası süresince hep değişimi vurguladı. Belli bir tarih de vererek Amerikan askerlerinin Irak’tan çekileceği yolunda beyanlarda bulundu. Siz Obama döneminde Amerika’nın Irak politikasının değişeceğine inanıyor musunuz ve bu bağlamda Ortadoğu denkleminin bundan sonra nasıl şekillenebileceğini öngörüyorsunuz?

 

- ABD zaten Irak’tan asker çekmek zorunda. Çekmezse Iraklılar onları gönderecekler. Öyle bir noktaya gelinmiş. O sebeple McCain de önceleri bu konulardan uzak durmayı tercih ederken, son bir ayda o da kontrollü bir şekilde asker çekilmesinden yana olduğunu ifade etmek zorunda kaldı.

Amerikan askerlerinin Irak’taki hukuki mevcudiyetini sağlayan anlaşma 31 Aralık itibariyle sona eriyor ve yerine yeni bir anlaşma ikame edilebilmiş değil. 31 Aralık’a kadar bu anlaşma(Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması) imzalanmazsa** veyahut BM Güvenlik Konseyi bir karar almazsa, hukuksuz oluyor Amerikan askerlerinin oradaki mevcudiyeti. Öncelikle hukuki meşruiyeti sağlamaları lazım kuşkusuz. Akabinde de Obama kademeli olarak Amerikan askerlerini buradan çekmeyi birinci önceliği olarak belirlemiş durumda. Afganistan’ın daha önemli olduğunu, o bölgelerin teröristleri barındırdığını, oraya yüklenilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Bunu gerçekleştirebilir mi? Amerikan başkanı dediğiniz adam koltuğa oturduğunda, dâhi bile olsa beraber çalışacağı bir kadrosu var. Obama’nın kadronun kimlerden oluşacağı çok önemli, bunu şu anda bilmiyoruz. ABD’deki bürokrasi bizdekinden farklıdır. Bizdekine partizanlık olması bakımından benzer ama farklı tarafı herkesin, herkesin ne olduğunu bilmesidir. Cumhuriyetçiler geldiğinde Demokratlar emekli edilir gönderilir, Demokratlar geldiğinde de Cumhuriyetçiler emekli edilip gönderilir. Şu anda da bütün bürokratik kadro değişiyor Amerika’da. Obama’nın çalışacağı insanlar bu işe nasıl yaklaşacaklar, bunu da bilmiyoruz.

Aslında, Amerikan askerlerinin Irak’tan hangi tarihte çekileceği değil, Amerikan askerleri çekilirse ne olacağı önemli. Çünkü Joe Biden yani Obama’nın başkan yardımcısı seçilen zat, bundan iki yıl evvel Senato Dış İlişkiler Komitesi adına bir Irak raporu hazırladı. Bu raporda bir Sünni Arap devleti, bir Arap Şii devleti ve bir de Kürt devleti olmak üzere Irak’ın üçe bölünmesi gerektiğini savunuyordu. Daha sonra bu fikrini gevşek bir konfederasyona dönüştürdü ama hiçbir zaman bundan vazgeçmedi. Yani gevşek konfederasyon dediğiniz şeyin de aslında bölünmeden bir farkı yok. Hâlihazırda zaten federal bir yapı var Irak’ta. Federalizmin daha ötesinde bir gevşeme, beraberinde de bir özerklik ve tabii ki bağımsızlık.

Barak Obama’nın dış politikada hiçbir tecrübesi yok. Dört senedir senatoda. Çok süratle yükselmiş. Eyalet Senatosunda bulunmuş Illinois’de, oradan gelmiş Amerikan Senatosuna girmiş, dört yıldır orada bulunuyor. Dış politikayla uzaktan yakından alakası yok, sivil toplum örgütleriyle çok çalışş, insan hakları, temel haklar, sivil haklar konularıyla ilgileniyor. Söylem dışında derinlemesine bir bilgi sahibi değil. Ama Joe Biden öyle değil, yıllardır Senato Dış İlişkiler Komitesi içerisinde. Irak ile ilgili raporu hazırlayan kişi. Cumhuriyetçileri andırırcasına birtakım çevrelerle, mesela o bölgeyle ilgisi olan enerji çevreleriyle yakın ilişkileri var. Ve bir süre, -ki bu bir süre altı ayla bir yıl arasında değişebilir- dış politikayı yönlendirecek kişi başkan yardımcısı Joe Biden olacak. Bu bir yıllık süre zarfında tabii Dışişleri ve Savunma Bakanlarının kimler olacağı da önemli. Ama Joe Biden herhalde damgasını vuracak. Eğer Irak’tan çekilmeye paralel olarak bağımsız bir Kürt devletine karar verirlerse, o zaman çekilmeyi de ona göre kurgularlar.

Ki bunun kokusunu alan bir kişi var, Barzani. Mesud Barzani 15 gün evvel Washington’u ziyaret etti, Başkan Bush ile görüştü. Bush’a söylediği şey şu oldu: “Eğer Bağdat Amerikan askerlerini çıkarıyorsa, gelin Kuzey Irak’a yerleşin!” Zaten hâlihazırda Amerikalılar tarafından iki tane üs inşa ediliyor Kuzey Irak’ta. Barzani bunu niye istiyor? Çünkü ortada koskoca bir Kosova örneği var. Sırbistan’ın geçmişteki durumu çok büyük benzerlikler içeriyor, Irak’ın bugünkü durumuyla. Slobodan Miloseviç diye bir adam, önce Boşnaklara daha sonra Arnavutlara zulüm yapmaya başladı, bu tarafta da Saddam Hüseyin diye bir adam Araplara, Şiilere, Kürtlere ve Türkmenlere zulüm yaptı. Miloseviç’e NATO müdahale etti, bu tarafta da Saddam’a ABD müdahale etti. Müdahaleden sonra 99’da Sırbistan’ın içerisinde Kosova diye ayrı bir yer kurdular, burası daha evvel özerkti, o özerk birimi bu sefer BM idaresine verdiler. Burada da yine Irak Anayasasına göre, eski anayasaya göre, özerk olan Kuzey Irak’ın yani Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni Irak Federal Anayasası içerisinde bir federal birim haline getirdiler. Irak’ta bu anayasayı dikte ettiren ABD, Kosova’daki Sırbistan Anayasası’nı dikte ettiren de Avrupa Birliği ile ABD.

Ne oldu, Mart ayında Kosova Parlamentosu bağımsızlık ilan etti. Aralarında Amerika ve Türkiye’nin de bulunduğu 20 küsur ülke bunu hemen tanıdı. Şimdi Kürdistan Parlamentosu -ki 1991’den beri böyle bir parlamento var- bağımsızlık ilan etse, Amerika ve Avrupa Birliği ülkeleri bunu tanısalar, kim tanımayacak! Savaş mı çıkacak bölgede? Barzani bunu çok iyi biliyor. O yüzden Washington’a gitti, Bush ile görüştü. Oradayken Obama’nın danışmanlarıyla da görüştü. O yüzden Obama’nın ilk sınavı, böyle bir süreçte ipleri Joe Biden’in eline verirken bölgede bu konudan doğrudan doğruya en fazla etkilenecek olan Türkiye ile istişare edip etmeyeceği.

15 gün evvel Barzani Amerika’dayken Türkiye’den de Ahmet Davutoğlu


Türk Yurdu Aralık 2008
Türk Yurdu Aralık 2008
Aralık 2008 - Yıl 97 - Sayı 256

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele