KARADENİZ - KAFKASYA KRİZİ ÜZERİNE BİR DURUM MUHAKEMESİ DENEMESİ

Ekim 2008 - Yıl 97 - Sayı 254

 

Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü koruma gerekçesiyle, bağımsızlığın ilân etmiş olan Güney Osetya’ya 8 Ağustos’ta girmesi ve ardından gelişen olaylar, yeni bir dönemin sinyallerini vermektedir. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarını başlatan kıvılcım olaylar hatırlanınca, bu dönemin bir savaş dönemi olması ihtimali insanı endişeye sevk ediyor. Dileğimiz, dönemin böyle bir sıcak savaş, ya da o kadar gergin bir soğuk savaş dönemi olmamasıdır. Ama yeni bir döneme girdiğimiz çok açıktır. 

Rusya Milli Güvenlik Konseyi, 27 Ağustos’ta, Duma’nın tavsiye kararına uyarak, Medvedev’in imzasıyla, Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlık ilânlarını tanıyan bir kararname yayınladı; böylece Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü tanımadığını da ilân etmiş oldu. Karadeniz’e giren NATO savaş gemileriyle ilgili olarak, Rusya Genelkurmay Başkan Yardımcısı Nogovitsin, “Karadeniz’de şu anda ABD, Polonya, İspanya, Almanya ve Türkiye savaş gemilerinden oluşan 10 gemilik bir NATO gücünün Karadeniz’de olduğunu, gemi sayısının 18’e çıkmasını beklediklerini, bu kadar savaş gemisinin sadece insanı yardım maksadıyla gelmiş olduğuna inanmalarının çok zor olduğunu” söyledi (http://www.sonsayfa.com/Haberler-Karadenizde-savas-zilleri-caliyor-81674.html).

Rusya tarafı, şimdi DUMA başkan yardımcısı olan meşhur Jirinovski’nin ağzından, Osetinlerle Abhazların bağımsızlığının artık de facto bir olay olduğunu Dünya devletleri arasına iki yenisinin katıldığını, önümüzdeki 5–7 yıl içinde 20 devletin daha bu iki yeni devleti tanıyacağını söylüyor. (http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika, 29.08.2008, İsrail'in İran'ı vuracağı tarih)

Rusya’nın bu gücünün üzerindeki atak pozisyonu, Kremlinle Washington arasında bilemediğimiz görüşmelerin verdiği bir cesaretten mi kaynaklanıyor, yoksa Rusya, Amerika’yı dengeleyecek bir askeri güce ve/veya Batı Avrupa’yı kendine muhtaç durumda tutan enerji faktörüne mi güveniyor? Bu sorunun cevabını, şimdi değil ama bir müddet sonra vermek mümkün olacaktır.

Jirinovski, yukarıda alıntı yaptığımız İsrail’in İran’ı ne zaman vuracağına ilişkin haberde, “Kafkasya’daki halkları İran ve Turan’ın baskısından kurtaran Ruslar” ifadesini kullanıyor. Önümüzdeki iki ay içinde İsrail’in İran’ı vurduğu zamana hazırlık mahiyetinde “Rusya, Gürcistan’dan ayrılan Güney Osetya ve Abhazaya’da bir güvenlik bölgesi oluşturmakla İranlı göçmenlerin Rusya'ya girişini engelleyecek bir tampon bölge oluşturmuştur” diyor.

Rusya’da şoven duruşuyla tanınan ve Liberal Demokratik Parti’nin Genel başkanı olan Jirinovski’nin, şu an Rusya’da karar verme mekanizmalarını ellerinde tutan Putin-Medvedev ikilisi üzerinde ne kadar etkili olduğunu bilemiyoruz. Ancak DUMA Başkan Yardımcısı olarak verdiği demeçleri ciddiye almak durumundayız. Rusya’nın bölgede tutunma politikalarında İran ve Ermenistan önemli rol oynamaktadır. Dolayısıyla Rusya’da etkin konumda olan bir insanın, İran’ı İsrail’in vurması olasılığına karşı, İran’ın yanında yer alması beklenen bir Rusya yerine, İran’dan gelecek göçe karşı tedbir alan bir Rusya’dan bahsetmesi, ilginç bir durumdur. Ayrıca İsrail’in en geç iki ay içinde Rusya’yı vuracağı varsayımı oldukça spekülâtif bir ifadedir. Amerika’yla Rusya arasında gizli bir pazarlığın, “Kafkasya’ya karşılık İran” gibi bir anlaşmayla sonuçlanmış olması da her iki taraf açısından inandırıcı görünmemektedir. Bununla birlikte kimin ne konuştuğunu, tarafların hangi menfaatlerini hesap ederek pazarlıklar yaptıklarını, dahası böyle bir pazarlık olup olmadığını bilmediğimiz için, spekülâtif de olsa bu tip varsayımları muhal saymamak durumundayız.

Bütün bu muhtemel olguları ve sonuçları doğru değerlendirecek bir durum muhakemesi, hangi unsurları dikkate almalıdır? Rusya, Çin, İsrail, İran, ABD, AB Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye açısından farklı unsurlar aynı önemde olmayabilir. Çeşitli güçlerin kendi durum muhakemelerinde dikkate almak durumunda olduğu çeşitli unsurlar üzerine durmak gerekir.

           

Ruslara Sığınma Psikolojisi

Eski Sovyetler Birliğini oluşturan halklardan, Baltık ülkeleri, Ukrayna, Gürcistan dışındakiler, Rusya’dan korkar ve Rusya’yı bir hami olarak görürler. Uzun süre devam eden savaşlar bir taraftan bu halkların çoğunluğunu Ruslara karşı sindirmiş, bir taraftan da egemen güç olan Rusya’nın ince politikaları, Rusya’yı birbirlerine karşı güvence olarak görmelerini sağlamıştır.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra da halkların bu psikolojisini ortadan kaldıracak ciddi bir Rus zaafı, henüz yaşanmamıştır. Bunu Rusya’nın bölgede etkinliğini kırmak durumundaki ülkeler kadar Rusya da değerlendirmek durumundadır. “Rusya’ya haddi bildirilmeli” diye düşünen bir karşı tarafın bu yönde bir girişimde bulunmasını engellemek için Rusya’nın çaba harcaması gerekir.

 

Rusya Federasyonu’nda Etnik Yapı

Toprak bütünlüğünü koruma gerekçesiyle, Güney Osetya’ya kuvvet sevk eden Gürcistan’a saldıran Rusya, kendi federasyonunu oluşturan 83 birimden gelebilecek bağımsızlık taleplerini önlemek için bazı yasal düzenlemeler yaptı. Meselâ eskiden özerk cumhuriyet olan 21 birim, şimdi federe cumhuriyete dönüştürüldü, 83 birim içinde yer alan diğer bölge, özerk eyalet, özerk şehir gibi unsurlarla bu cumhuriyetler eşit federe unsurlar haline dönüştürüldü. Bütün bu tedbirlerin Rusya Federasyonunun toprak bütünlüğünü korumaya ne kadar yeteceği araştırılmaya değer bir husustur. Meselâ güneyi Gürcistan’dan bağımsızlık ilân eden Osetya’nın kuzeyi Rusya sınırları içindeki bu 83 bölgeden birisidir. İki Osetya’nın birleşerek bağımsız olması daha mantıklı bir durum değil midir? Federasyon sözünü bile bir ara kullanımdan kaldırmaya çalışan Rusya’nın işi zordur.

 

Bölgede Etnik Azınlıklar Problemi

Bölgede birçok devletin etnik – azınlık problemi vardır. Osmanlı parçalandıktan sonra bölgeye hâkim olmak isteyen güçler, böl parçala yut politikası uygulamışlar, en küçük farklılıkları, farklı siyasi kimlikler oluşturmak için değerlendirmekten kaçınmamışlardır. Bunun doğurduğu kaos, orta doğuyu halen de etkilemektedir. Balkanlarda, Kafkasya’da ve Rusya federasyonunda etnik problemin her an su yüzüne çıması beklenmelidir. Bu cümleden olmak üzere Türkiye’de de Kürt ve Alevi kartları kullanılmaktadır. Oysa Türkiye, bu güne kadar bölgede, ülkelerin etnik problemlerini kaşımaktan dikkatle kaçınmıştır. Böylesi pasif bir tavrın Türkiye’nin içindeki Kürt ve alevi meselesine bir faydası olup olmadığı tartışılmalıdır. Türkiye’nin bölge ülkelerinde Türk kartını açması, bizim Kürt ve Alevi sorunumuzu olduğundan daha büyük hale getirmez.

 

Ermenistan Problemi

Ermeni meselesi gündemde güncelliğini, Ermenistan Türkiye milli maçı dolayısıyla koruyor. Cumhurbaşkanının Ermenistan’a bu maç için yaptığı ziyaretin sonuçlarını ileride göreceğiz. Şimdilik, maça giden heyetin kazasız belâsız dönmesine, Gül’ün güzergâhı boyunca “Soykırımı tanı Türkiye” diye slogan atan 2–3 bin kişilik bir grubun dışında Türkiye’nin onurunun zedelenmemesine şükretmekten başka yapacak bir şey yoktur.

Kafkasya’da Azerbaycan, Türkiye, Gürcistan üçlüsüne karşı İran, Ermenistan ikilisi bir şekilde yer alıyor. Kafkasya’da kurulacak yeni devletçiklerin bu ikiliye yeni müttefikler katmak, dolayısıyla Rusya’nın bölgedeki müttefiklerini artırmak gibi bir faydası da olacak. Türkiye’nin Ermenistan ziyareti, kimi iyimserlerin beklentisine uygun olarak, Ermenistan’ı Kafkas Platformu bünyesinde Rusya’nın güdümünden bir parça çıkarmaya mı yarayacak, yoksa tam tersine Rusya’nın Ermenistan üzerinden Kafkas platformuna daha güçlü nüfuz etmesini mi sağlayacak? Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan üçlüsü arasına kara kedi girmesiyle ikinci sonuç daha muhtemel hale gelecek görünüyor.

 

Enerji Problemi

Batı Avrupa’da, petrol ve doğal gaz ihtiyacı olan ülkeler Rusya’ya karşı Amerika’nın yanında ne kadar yer alabilirler? Bu ülkelerin NABUCCO projesi hayata geçinceye kadar, Rusya’nın vanaları kapatması riskini göze almaları beklenmez. NABUCCO projesinin ise ne zaman, ne kadarının hayata geçeceği henüz belli değildir. BTC’nin son Rusya-Gürcistan çatışmasında devre dışı kalması, güvenliği tam sağlanmamış bölgelerden boru hattı geçirmenin ne kadar riskli olduğunu göstermiştir. Daha düne kadar, Afganistan dolayısıyla, Hint okyanusuna inecek hatların güvenliği tartışılırken, şimdi NABUCCO projesi çerçevesinde yer alması söz konusu hatların güvenliğiyle ilgili tedirginlikler artmıştır.

Rusya’nın, inisiyatifi elinde bulundurmak için, kendi kontrolü dışındaki hatların güvenlik şüphesini yüksek tutacak girişimlerde bulunması fevkalâde yanlış olur. Amerika’nın da Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi, Kafkasya ve Karadeniz’e güç sevk edebilmek için, benzer girişimlerde bulunması aynı derecede yanlış olur. Taraflar, böyle sebeplerle çıkacak savaşların büyümesinin durdurulamayacağını, nükleer silah kullanımına kadar gidilebileceğini hesap etmek zorundadırlar. Kimse, blöf veya değil, rest çekme lüksüne sahip değildir.

Türkiye bütün bu olabilirleri dikkate almak ve taraf haline gelmeden krizi atlatmaya çalışmak durumundadır. Ülkenin elektrik üretiminde alternatifleri, Batı Avrupa ülkelerininki kadar çeşitli değildir. Termik ve hidroelektrik santrallerin üretimi, doğalgaz santrallerinin üretimi yanında çok azdır. Nükleer santral bizde hiç yoktur. Bu yüzden Türkiye zaman zaman özellikle İran’dan elektrik ithal etmektedir. Doğalgazda da Rusya ve İran’a bağımlılığımız ortadadır. Rusya’ya bağımlılığımıza rıza gösteren Amerika’nın, İran’dan gelecek boru hatlarına çekince koyması hayli ilginçtir. Türkiye’de bir an önce nükleer santraller kurulması gerekmektedir.

Hazar havzasındaki hidrokarbon kaynaklarını elinde bulunduran ülkeler, Rusya’dan bağımsız hale gelmelidirler. Kendi kaynaklarından alması gereken payı alamayan kardeş Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan, aralarındaki ihtilâfları bir tarafa bırakarak OPEC benzeri bir işbirliğine gitmelidirler. Giderek önemli doğal gaz rezervleri olan Özbekistan’ı ve önemli hidro elektrik üretimi olan Kırgızistan da bu birliğe dâhil edilmelidir. Bu ülkeler ortak bir fiyat rejimi geliştirerek öz kaynaklarından almaları gereken payı almalıdırlar.  Rusya’nın, bölgenin enerji kaynaklarının kontrolünü İngiliz şirketlerine vermeye başladığı 1850’lerde başlayan sömürüsü (Yüce, Ç.K.,2006, Kafkasya ve Orta Asya Enerji kaynakları Üzerine Mücadele, Ötüken Yayınları, sh.140-143) artık sona ermelidir.

 

Boğazlar Meselesi

Boğazlar, Türkiye’nin hükümranlığındadır. Boğazlardan geçiş rejimi, Montrö anlaşmasıyla belirlenmiştir. Boğazdan kuzeye geçen ve Karadeniz’de kıyısı olmayan ülkelere ait gemilerin Karadeniz’de kalması, tersine boğazlarda güneye geçen gemilerin Ege ve Akdeniz’de kalması konularında hükümler geçmişte birkaç kez delinmiş olabilir. Boğazlardan geçişte, şimdiye kadar, kime ne anlayış gösterdiğimiz bu günlerde çok lazım olacaktır. Türkiye boğazlarda hükümranlığını tartışmaya müsaade etmemeli, bu tartışmalara imkân verecek tavizlerden kaçınmalıdır. Boğazlardan geçişin kurallarının ve ücretlerinin yeniden belirlenmesi ve bunların sulandırılmadan ciddiyetle uygulanması, Türkiye’nin vakit geçirmeden insiyatif geliştirmesi gereken bir konudur.

 

Türkiye Çok Dikkatli Olmalıdır

Sonuç olarak bölgede meydana gelen kriz, yeni bir küresel çatışma dönemine girdiğimizin göstergesidir. Türkiye, bir taraftan bu krizden mümkün olduğunca yara almadan çıkmak, bir taraftan da bu tip krizlerde daha müessir bir konumda olmak için, yani daha güçlü olmak için çaba harcamak zorundadır.

Türkiye enerji ve savunma sektörlerinde dışa bağımlılığı azaltacak projeler üzerinde yoğunlaşmalıdır. Kardeş cumhuriyetlerle ilişkilerimizi artırmaya çalışmalıyız. Türk Cumhuriyetlerinin idarecileri, gelecekte var olmanın şartının birlikteliğimiz olduğunu görmek durumundadırlar. O zaman birlikteliğin önünde aşılamayacak engel kalmaz. Birlikteliğin önünde aşılamaz olan tek engel, başka bir gücün, meselâ Rusya’nın veya Şanghay İşbirliği Örgütünün hegemonyasına hep beraber girmektir. Böyle bir durumda Türkiye, duruşunu korumak ve kardeşlerin kendi kaynaklarından hakça pay alması için uğraş verecek, başka bir gücün hegemonyasından çıkma iradesine sahip yönetimlerin gelmesini beklemek durumundadır.

Kafkasya ve Karadeniz’de ortaya çıkan gerginliği dikkatli değerlendirmek zorundayız. Aydınımızın bu olaya bakışında da Türkiye’de ortaya çıkan son kamplaşmaya paralel ve endişe verici bir farklılık görülmektedir. Bir grup olaya Rusya’nın yanından bakmakta, d


Türk Yurdu Ekim 2008
Türk Yurdu Ekim 2008
Ekim 2008 - Yıl 97 - Sayı 254

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele