12 Eylül Edebiyatı

Eylül 2014 - Yıl 103 - Sayı 325

        Türkiye’nin en “kara gün”lerinden biri, Türk ordusunun, namlusunu milletine çevirdiği 12 Eylül 1980 tarihidir. Ülkeyi yönetmeyi kendilerine ait, tarihi arka planı da olan tabii bir hak gibi gören “27 Mayıs” ve “12 Mart” darbelerinin tecrübesiyle “olgunlaşmış” komutanlar, aylardır uygulanan sıkıyönetime rağmen önleyemedikleri “anarşi”yi o gün bitirirler. Her türlü siyasal faaliyeti “anarşi” diye adlandıran devrin muktedirleri ihtilalin gerekçesini de “kardeş kavgası”nı önlemek olarak göstermiş; amaçlarına ulaşmak için de son derece pratik bir yol seçmişlerdir: “kardeş kavgası”nı önlemek uğruna kardeşleri yok etmek; böylece kavga edecek kimse bırakmamak. İhtilalin başındaki generalin “bir sağdan, bir soldan adam astık” itirafı bu yöntemin uygulanma biçimidir.

         

        Emir-komuta zinciriyle gerçekleşmiş ve ABD başta olmak üzere Batılı büyük ülkelerin paydaş olduğu tam bir askerî darbe olan 12 Eylül harekâtı öncesi ve sonrasıyla oldukça başarılı bir “algı yönetimi” sürecidir. Öncesinde“darbeye meşruiyet kazandırmak” için yıllarca beslenen “anarşi”nin yanında ustaca hazırlanmış siyasi ve ekonomik krizlerle “kurtarıcı” beklemeye itilmiş toplumda şu algı yaratılmıştır: “Gençler arasında cehaletten kaynaklanan bir “sağ-sol” çatışması; liderlerin kişisel ihtirasları yüzünden siyasi istikrarsızlık; bu iki sebebe bağlı olarak da ekonomik darboğaz yaşanmaktadır.” Darbenin geniş halk yığınlarınca olumlu karşılanmasını sağlayan bu algı sayesinde toplumsal desteği arkasına alan cuntacılar, 12 Eylül’ü takip eden günlerde ülke genelinde başlattıkları “cadı avı” ile yüz binlerce ülkücü ve devrimci genci gözaltına almış; idamlar, işkencelerde ölümler ve sakatlanmalar ile insanlık suçu işlemiştir.

         

        12 Eylül darbesinin en büyük mağdurları şüphesiz ki ülkücülerdir. Keza, mağduriyetin karşı cephesinde yer alan devrimcilerin, Devlet’le ve Türk Silahlı Kuvvetleriyle savaş hâlinde olmaları sebebiyle, hukuken ve insani bakımdan onaylanamayacak muamelelere maruz kalmaları öngörülebilir bir durumdu. Buna karşılık “vatan savunması” yaptığını düşünen ülkücüler, Devlet tarafından mağdur edilmeyi kabul edilemez ve öngörülemez bulmuştur. Hâlbuki anlaşılması gereken şuydu: Darbeciler, Devlet’in bizatihi kendisi olmayıp; Türk milletinin düşmanı bir odağın maşasıdır; asıl öngörülmesi gereken de Devlet düşmanlarının değil kendilerinin mağduriyetidir. Ancak ülkücüler bu durumu darbenin ilk anlarından itibaren mevcut siyasi partilerden en ağır suçlamalara maruz kalanının Milliyetçi Hareket Partisi ve mensupları, darağaçlarına çekilenin Ülkü Ocakları olduğunu gördüklerinde idrak edecektir.

         

        12 Eylül darbesinin işlediği insanlık suçlarının yanında; millete verdiği diğer zararları da şöyle sıralamak mümkündür: Türkiye Cumhuriyeti’ni savunma vazifesini suç hâline getirmiş; kültürel yozlaşmanın kapılarını ardına kadar açarak düşünmeyen, sorgulamayan, milli ve insani problemlere ilgi göstermeyen kuşaklar yetiştirmeyi amaçlayan bir eğitim ve kültür politikasını yürürlüğe koymuş; iş hayatına ve sivil örgütlenmelere karşı ciddi kısıtlamalar getirmiş; siyasetin alanını da olabildiğince daraltmıştır.

         

        Tarihi bir hadisenin edebiyatta yansıması destanlar devrinden beri gözlemlenen bir durumdur. 12 Eylül darbesi de edebiyat hayatımızda gittikçe artan bir hacimde yansımasını bulmakta; darbenin mağdurları veya gözlemcileri o günleri kendi bakış açılarından edebî metinlerde işlemektedirler. Türk Yurdu’nun darbenin yıldönümü dolayısıyla hazırladığı bu bölümde, ülkücülerin 12 Eylül algısını yansıtan ve 12 Eylül sürecinde ülkücülerin durumunu konu edinen edebî metinler üzerinde yapılan çalışmalara yer verilmiştir


Türk Yurdu Eylül 2014
Türk Yurdu Eylül 2014
Eylül 2014 - Yıl 103 - Sayı 325

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele