TARİHE DÜŞÜLEN NOT

Eylül 2008 - Yıl 97 - Sayı 253


     İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad Türkiye’ye önemli bir ziyaret yaptı. Başta ABD ve İsrail olmak üzere, Batı bu görüşmelerden tedirgin oldu. Bu temasın İran’ın nükleer programında geri adım atmasını sağlamaya yönelik baskı ve yalnızlaştırma politikalarına zarar vereceği gerekçesiyle Türkiye eleştirildi.

             Ahmedinejad’a bir başka tepki ülkemizdeki “laikçi” çevrelerden geldi. İran Cumhurbaşkanı’nın Anıtkabir’i ziyaret etmek istememesi nedeniyle görüşmelerin resmî ziyaret kapsamından çıkarılarak İstanbul’da yapılması laik düzene saygısızlık olarak nitelendirildi. Dışişleri Bakanı’nın bunun önemli olmadığına ilişkin sözlerine karşı “bu ayrıntıysa esas olan nedir” soruları yöneltildi.

             Önemi görmezlikten gelinmeyecek bu görüşmenin içeriğinin bir yana bırakılarak şekil üzerinde durulması rasyonel bir bakış sayılabilir mi? Kravat takmamaları, yakasız gömlek giymeleri dahi İranlıların inanç yapılarını ve bu gibi konulardaki tavırlarını herkes biliyor. Bunların ön plâna çıkarılarak İran ile ilişkilerin dondurulması doğru olur mu?

             Atatürk’ün dış politikadaki ölçüleri son derece açıktır, uygulamaları ortadadır. Ülke çıkarlarını esas alan uluslararası ilişkileri aklî ve pragmatist ölçülere göre belirleyen Atatürk, millî mücadele döneminden itibaren bu hususlarda kesinlikle duygusal davranmamıştır. Batı Anadolu’daki Yunan mezaliminin acıları henüz dinmeden Venizelos’a dostluk elini uzatmıştır. Yani doğru olanı yapmıştır. Atatürk’e rağmen Atatürkçülük yapma anlamındaki bu girişimler gülünç kaçıyor.

             Coğrafik konumumuz, jeopolitiğimiz Türkiye’yi olağanüstü “özel” kılıyor. Çevremizde cereyan eden hemen her olay, doğrudan bize yansıyor. Her an ip üzerindeki bir cambaz gibi dikkatli olmak, yanlış adım atmamak mecburiyetindeyiz.

             Gürcistan olayları Güneyimizde yirmi yıldan beri yaşanan çatışma ve istikrarsızlık ortamını daha da derinleştiriyor. Putin’in strateji danışmanı Lugin Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının iptal noktasına geldiğini şimdiden ilan ediyor. Bu hüküm aslında Moskova’nın açıklamadığı niyetini ortaya koyuyor. Rusya amacına ulaşacak mı? Türkiye için olduğu kadar Bakü için de büyük önem taşıyan Nabuko projesi gündemden kalkacak mı? Haklı bir heyecanla benimsediğimiz demir-ipek yolu girişimi duracak mı? Sonuçta Türkiye doğalgaz konusunda alternatif üretemeyip Rusya’ya teslim mi olacak?

             Diğer taraftan ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyon ihtimali gündemdeki yerini koruyor. İran’ın nükleer projesinin sürdürmekte kararlı oluşu, geri adım atmaması başlatılmış olan uluslararası girişimleri büyük ölçüde tıkıyor.

             Şimdiye kadar İran’a yönelik bir askerî operasyona karşı çıkan Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi ABD’ye bundan sonra daha rahat hareket etme ortamı sağlıyor. Başka bir ifadeyle, Kafkasya’da Washington’un etkili bir müdahalesiyle karşılaşmayan Rusya’dan, İran konusunda artık güçlü bir iktidar sesi duyulmayacaktır.

             Başkanlık seçimleri arifesinde Amerika’nın operasyon başlatamayacağını hesaplayan İran, zaman kazanmak, ileride yeni başkanla daha elverişli ortamda görüşme zemini bulmak istiyor. ABD ve İsrail bu fırsatı vermeyebilirler. Neo-conlar Obama’nın başkan olması durumunda, pozisyonlarının zayıflayacağını düşünerek, bir an önce harekete geçilmesini istiyorlar. Bu durumda İsrail’e yeşil ışık yakılabilir. Son gelişmeler İran’a yönelik askerî harekât ihtimalini giderek güçlendiriyor.

             İran’ın Türkiye açısından önemi ortadadır. Rusya’nın üzerimizdeki doğalgaz tekelinin hafifletilmesi için İran ile kapsamlı bir enerji anlaşması yapılması gerekiyor. Ancak ABD buna şiddetle karşı çıkıyor. Aslında Washington’un itirazı olmasa bile İran ile ekonomik ve ticarî ilişki kurmak ve bunu sürdürmek kolay değildir. Bunu çeşitli örnekleriyle çok yaşadık. Meselâ aramızdaki anlaşmaya göre geçen yıl almamız gereken doğalgazın ancak %60’ını alabildik. Çeşitli gerekçeler gösterilerek kış ortasında taahhütlerini yerine getirmediler.                                          

             Avrupa’ya sevk edilmek üzere, daha fazla doğalgaz almamızı sağlayacak ek boru hattının yapılması, gerekli üretim ve depolama tesislerinin kurulması hem Türkiye’yi hem de Batı’yı Rusya karşısında çok rahatlatacaktır. Öte taraftan bu tarz bir anlaşma demiryolu ulaşımında da yapılabilir. Ulaşım imkânlarının genişlemesi, Orta Asya ile bağlantıların kurulması Türk Dünyası ile ilişkilerimizin gelişmesinde yüzyıllardır bariyer işlevi gören, araya bir kama gibi saplanıp kalan İran’ın önümüzdeki dönemlerde daha olumlu bir pozisyon almasını sağlayabilir. Bunların yanı sıra ülkeler arasında kurulacak çok yönlü ilişkiler, PKK terörüne karşı işbirliği yapılmasına, Doğu hudutlarımızın güven altına alınmasına ortam hazırlayabilir.

        İran Türkiye’nin bu konulardaki ihtiyaçlarını, hassasiyetlerini biliyor. Bundan yararlanarak kendi tezlerini kabul ettirmeye çalışıyor. Bu cümleden olarak Avrupa’ya doğalgaz sevkini sağlayacak hattın Türkiye’nin elinde olmasına itiraz ediyor. Buna karşılık uluslararası alandaki yalnızlığını kırma amacıyla, en üst düzeyde görüşmeler yaparak hem kendi kamuoyuna hem de Dünya’ya mesaj vermek ve güçlü olduğuna inandırmak istiyor.

        Bu görüşmelerden somut sonuçlar çıkmasa bile, Türkiye belki de son bir uyarı yapmış oldu. Böylece komşusuna karşı tarihî bir işlevi yerine getirdi. İran Cumhurbaşkanına nükleer tutkularının yol açabileceği sonuçlar birinci elden anlatıldı.

        Vaktiyle Saddam’ın içinde bulunduğu benzer psikoloji, dilediğini yapabileceği duygusu, hem kendisine hem de bütün Irak halkına felaketler getirdi. Irak halkı bu maceranın bedelini yıllardan beri ödeye ödeye bitiremiyor.

        İran’ın nükleer güce sahip olması bölge dengelerini ciddi şekilde sarsar; bu durum Türkiye’yi de olumsuz etkiler. Ne var ki, bu tehlikenin silahlı bir müdahaleyle önlenmeye çalışılması ayrı bir felaket olur. Ortadoğu bütünüyle kanlı bir çatışma ve sonu gelmez bir hesaplaşma ortamına sürüklenir. Oluşacak sosyal ve ekonomik karmaşadan, siyasal depremlerden en büyük zararı Türkiye görür.

        Bütün bu ihtimaller göz önüne alındığında, Ahmedinejad ile yapılan görüşmeler pratik sonuçlar vermemiş görünse bile yararlı olmuştur. Özetle Türkiye tarihe önemli bir not düştü.


Türk Yurdu Eylül 2008
Türk Yurdu Eylül 2008
Eylül 2008 - Yıl 97 - Sayı 253

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele