KÜRESEL ISINMA, İKLİM DEĞİŞMELERİ VE KURAKLIK

Haziran 2008 - Yıl 97 - Sayı 250

 

Geçtiğimiz 2007 yılında Türkiye’de oldukça etkili bir kuraklık yaşandı. Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Konya ve Bursa gibi metropol (büyük) şehirlerimizde halk günlük hayatta susuzlukla karşı karşıya kaldı. Gerek isimleri sayılan bu büyük şehirlerde gerekse bütün Türkiye’de yeşil alanlar kuraklıktan zarar gördü ve su kesintileri uygulandı. Ve gayet tabidir ki insanlar bu durumdan ciddi şekilde etkilendiler. Bu kuraklık karşısında ne merkezi hükümet ne de yerel yönetimler planlı, programlı ve koordineli önlemler alamadılar. Bunun sonucunda da tarımsal üretimde ciddi düşüşler oldu. Kuraklık insanların sadece 2007 yılında karşılaştıkları bir olgu değildir. Kuraklık insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır. Tabiat tarihi ve medeniyet tarihi araştırıcılarına göre kuraklık, uygarlıkların oluşmasında ve tarihin şekillenmesinde hemen her dönemde etkili olmuştur. Herhangi bir bölgede, tabii yağışların uzun yıllar ortalamasından daha az gerçekleşmesi ile ortaya çıkan bir durum olarak tanımlanabilecek bu kavram,  yani kuraklık, özellikle geçtiğimiz 20. yüzyılda varlığını önemli derecelerde hissettiren iklim değişikliği olgusu ile daha da karmaşık bir hal almıştır. Malum olduğu üzere 20. yüzyılda özellikle sanayileşmenin çok hızlı ve yaygın bir şekilde gelişmesi neticesinde atmosferdeki sıcaklık artışı (20.yüzyıl hariç) son 1000 yılda meydana gelen artıştan daha fazla olmuştur ve bu sıcaklık artışı yavaş da olsa devam etmektedir. Bu sıcaklık artışının birinci derecedeki nedeni sera gazlarıdır. Konu ile ilgilenen bilim adamları ve araştırıcılar bu durumu küresel ısınma olarak tavsif ve tarif etmektedirler. Sera gazlarının küresel ısınmaya etkisinin azaltılabilmesi için sanayi tesislerinin bacaları başta olmak üzere atmosfere verilen gazların filtreler ile bertaraf edilmesi gereklidir. Bunun için hazırlanan Kyoto Protokolünü birçok ülke imzalamış ve bunun gereklerini yerine getirirken, başta ABD olmak üzere pek çok ultra sanayileşmiş devlet adı geçen protokolü imzalamakta direnmektedirler. Atmosferdeki bu ısınma eğilimi karşımıza daha fazla buharlaşma ve daha sonrasında da kuraklık dâhil düzensiz yağışları çıkarmaktadır. Dolayısıyla bugün çok konuşulan iklim değişikliği senaryolarına göre geçmişte yaşanmış ve günümüzde de karşılaşılması muhtemel olan kuraklık dönemlerine ek olarak, insanlık hemen dünyanın her yerinde (Türkiye dâhil) düzensiz yağışlar sebebi ile faydalı yağışların azalması neticesinde dönemsel kuraklıkları yaşama riski ile karşı karşıya kalmıştır. Hiç şüphesiz ki kuraklık olduğu yerlerde, bütün sektörleri ve yaşayanları etkilemekle beraber, tarım sektörünü ve özellikle de çiftçileri çok daha farklı etkilemektedir. Çünkü bitkiler için yıl içinde toplam yağıştan çok, büyüme ve gelişme dönemlerinde bitki kök bölgesinde var olması gereken su, çok daha önemlidir. Bu bakımdan bitkilerin ekim, çıkış ve gelişme döneminde ihtiyaç duydukları suyun toprakta bulunamaması, tarımsal kuraklık olarak algılanmakta ve adlandırılmaktadır. Türkiye dahi küresel ısınmanın potansiyel etkileri bakımından, risk grubu ülkeler, arasında yer almaktadır. Önümüzdeki yıllarda özellikle Güneydoğu Anadolu, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgelerinin iklim değişikliklerinden daha çok etkileneceği tahmin edilmektedir. Nitekim meteorolojik verilere göre 2008 yılının ilk altı ayında Güneydoğu Anadolu ve Doğu Akdeniz Bölgesi, kurak geçen 2007 yılına göre % 54 daha az yağış almıştır.

        Kuraklık aynı deprem gibi, sel gibi tabii bir afettir. Bununla alakalı olarak bazı önlemlerin alınması mümkündür. Az önce de değinildiği gibi sanayi devriminden sonra atmosfere salınan sera etkisi yapan gazların miktarının artması ile dünya yapay bir iklim değişikliği sürecine de girmiştir. Nitekim bilim adamlarının bu alanda yaptıkları çalışmalar göstermektedir ki son 150 yıldan beri küresel anlamda yeryüzünün ve büyük su kütlelerinin ortalama sıcaklığı 0.8 °C düzeyinde bir artış göstermiştir. İklim milyonlarca yıldan beri devam edip gelen sürecin bir parçasıdır. Son derece kararsız ve değişkendir. İklimdeki olacak değişikliklerin yüksek bir doğrulukla önceden tahmin edilesi bugün elimizde bulunan bilgi ve imkânlarla söz konusu değildir.  Her geçen gün atmosferdeki birikimleri artmaya devam eden sera gazları nedeniyle, kuvvetlenen sera etkisinin oluşturduğu küresel ısınma, özellikle son 25-30 yıldan beri daha da belirginleşmiş ve 2000’li yıllara doğru en yüksek değerine ulaşştır.

        Küresel ısınma, iklim değişiklikleri ve kuraklık konuları ile ilgili araştırma yapanlar ve bu alanda fikir geliştirmeye çalışanlar, gelecekteki zamanlarda, küresel ısınmanın en fazla etkileneceği yer olarak Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasını göstermektedirler. Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri neticesinde ülkemizin sadece birkaç bölgesi etkilenebileceği gibi, tamamı da tesir altında kalabilir ve bunun neticesinde oluşacak tarımsal kuraklık bütün ülkeyi tehdit edebilir. Meydana gelecek olan tarımsal kuraklık sonucu 2007 de olduğu gibi (en belirgin örneği buğday rekoltesinin 2 milyon ton daha az gerçekleşmesi) tarımsal üretimde düşüklük, ekonomik kayıplar, ekolojik dengenin bozulması ve bütün bunların sonucunda, toplumdaki sosyal yaşantının etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır.

        Günlük olarak aktüaliteye intikal eden olayların ve haberlerin gösterdiği gibi, önümüzdeki gelecek yıllarda Türkiye ve dünyanın pek çok ülkesi çok ciddi bir gıda krizi ile karşı karşıyadır. Yakın bir gelecekte gıda krizi baş gösterecek ülkeler arasında, BM Teşkilatının yetkili makamları tarafından Türkiye de gösterilmektedir. Geçtiğimiz günlerde Mısır’da, Senegal’de, Etiyopya’da, Eritre’de Sudan’da ve daha pek çok ülkede halk gıda dükkânlarına hücum etti ve bir ekmek alabilmek için insanlar ezildi ve birbirlerini öldürdüler. Durum gerçekten çok ciddi ve büyük bir vahamet göstermektedir. Devletimizin, başta hükümet ve yerel yönetimler olmak üzere, idarecileri konunun önemini ve aciliyetini kavramalı ve görmeli, ona göre de elbirliği ile gerekli tedbirler alınmalıdır.

        Dünyada ve Türkiye’de baş gösteren tarımsal kuraklığın etkilerini azaltmak, kuraklık olmadan önceki zamanlarda alınacak önlemler ve kuraklığın yaşandığı dönemlerde alınacak tedbirler ve kuraklık yaşanırken atılacak adımlar ayrı ayrı planlanmalı ve uygulama programları yapılmalıdır. Yoğun yağışların devamlılığını sağlamak zor olmakla beraber, hiç olmazsa kuraklıktan kaynaklanan olumsuz etkileri belli bir ölçüde azaltmak mümkün olabilir.

        Kuraklık elbette sadece tarımsal kuraklık değildir. İklim ve meteoroloji bilginleri kuraklığı; meteorolojik kuraklık, hidrolojik kuraklık, tarımsal kuraklık ve sosyoekonomik kuraklık olmak üzere sınıflandırmaktadırlar. Meteorolojik kuraklık; yağış, nem ve sıcaklık gibi iklim verilerinin en yüksek en düşük ve ortalama değerlerine göre yorumlar yapılarak belirlenir ve kuraklık süresi ve kuraklık derecesi temelinde tanımlanır. Hidrolojik kuraklık; Aküterler (Yeraltı suları =YAS), göller ve rezervuarlar (su depolama yapıları) gibi hazır su kaynaklarının istatistikî ortalamanın altına düşmesi ile tarif edilebilir. Bu durum ortalama yağış zamanlarında bile su kullanımı aşırı arttığında, rezervler azaldığında ortaya çıkmaktadır. Maalesef belli bir müddetten beri Türkiye’de meteorolojik kuraklık, hidrolojik kuraklık ve tarımsal kuraklık birlikte yaşanmaktadır. Daha önce de ifade edildiği gibi tarımsal kuraklıkta, bitki kök bölgesindeki su ve toprak nemi son derece önemlidir. Yetiştirilecek bitkiler ve elde edilecek ürünler için toprakta tutulan elverişli su miktarı, diğer bir ifade ile solma noktası ile doyma noktası arasındaki nem miktarı (tarla su kapasitesi) tarım bakımından esas üzerinde durulacak konudur. Burada zikredilen bu üç kuraklığın birlikte yaşanması sonucunda, bazı ekonomik malların arz ve talebine etki söz konusu olur. Bu durumda su yetersizliği insanları ve onların yaşamını çok yakından etkilediğinde de sosyoekonomik kuraklık ortaya çıkmaktadır.

        Elbette ki her türlü kuraklık için önceden uzun ve kısa vadeli tedbirler almak söz konusudur. Fakat biz burada daha ziyade tarımsal kuraklığı belli bir ölçüde bertaraf edebilmek ve etkilerini azaltabilmek için hangi önlemler üzerinde durulması gerektiğinden bahsetmek istiyoruz. Hiç şüphe yok ki her türlü kuraklık için alınacak tedbirlerin başında, daha kuraklık gelmeden önce, gerek kentlerde, gerekse kırsal kesimde; gerek tarımda gerekse diğer sektörlerde, gerek sulama suyu olarak ve gerekse kullanma suyu olarak su tasarrufu yapmak ve su israfından şiddetle kaçmak gelmektedir. Türkiye dahi yakın bir gelecekte, küresel ısınma sonucunda, özellikle su kaynaklarının zayıflaması ve azalması, orman yangınlarının artması, kuraklık ve çölleşme olgusu ile bunlara bağlı ekosistemlerin bozulmalarından etkilenecek ve küresel ısınmanın potansiyel etkileri açısından, risk grubu memleketler arasında yer alacağına göre, daha sıcak ve daha kurak iklimlerin tesiri altında kalacaktır. Geçtiğimiz 2007 yılında Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının koordinasyonunda, Devlet Planlama Teşkilatı, Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’nın çalışmaları ile bir Tarımsal Kuraklık Eylem Planı hazırlanmıştır. Hazırlanan bu planın amacı şu şekilde açıklanmıştır.

       Kuraklığın ekonomik, toplumsal ve çevresel etkileri de dikkate alınarak mücadele yöntemlerinin belirlenmesi; gelecekte kuraklığa bağlı olarak karşılaşılacak tarım alanlarındaki susuzluk, başka bir deyişle suyun yetersizliği durumunda, önceden ve sonradan alınacak tedbirlerin ortaya koyulup ilgililerin dikkatine sunulması; muhtemel kuraklığın etkilerini azaltmak üzere, alınması gereken tedbirlere ilişkin bütün kurum, kuruluş ve su kullanıcıları arasındaki koordinasyon sağlanarak problemlerin giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu tespit edilen önceliklerin ve ilgili tedbirlerin uygulanması izlenmesi ve değerlendirilmesi esastır.

       Tarımsal kuraklığın baskısı altında, tarımsal üretimim düşmesi gelecekteki nüfus artışlarıyla daha da etkin hale gelerek, gıda ihtiyacının artması, tarımsal kuraklıkla mücadeleyi daha da önemli kılmaktadır. Bu mücadele iki aşamalı bir mücadele olmalıdır. Öncelikle kuraklık olmadan önceki dönemlerde alınması gereken tedbirler gözden geçirilmeli ve tamamlanmalıdır. Bu tedbirler yer üstü su depolama tesislerinin tamamlanması ve yeraltı su depolarının maksimum beslenme ile en yüksek seviyelerde tutulması için gerekli çalışmaların tamamlanması, arazi kullanım türlerine göre uygun su tasarrufu yöntemlerinin uygulamaya konulması ve etkin su kullanımı yöntemlerinin geliştirilmesi olarak sıralanabilir.

        Kuraklığın yaşandığı zamanlarda alınacak tedbirler, kuraklıkla mücadelede ikinci önemli adımı oluşturacaktır. Mevcut toprak kaynakları ve ekolojik dengenin korunması, kuraklığa dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi, hidrolojik kuraklığın minimize edilmesi, kuraklığın sosyal ve ekonomik etkilerini azaltacaktır.

        Bunlardan başka bitkisel ve hayvansal üretimin kuraklıktan en az etkilenmesi ortaya çıkacak salgın hastalık, zararlılarla mücadele ve diğer bütün problemlerin yaşanmadan, izleme ve değerlendirmenin sürekli doğru bilgi akış zinciri içerisinde yapılması ile tedbirlerin zamanında alınması, ana yaklaşımlar için esas olmalıdır.

        Tarımsal kuraklıkla mücadele için; toplumun her türlü yayın, yayım araçlarıyla veya yazılı görsel basınla bilinçlendirilmesi, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yerel yöneticiler, sivil toplum kuruluşları ve halkın, yerel, bölgesel ve ülke genelinde etkin katılımının sağlanması, kısa, orta ve uzun vadeli stratejiler ile tarımsal kuraklığın etkisinin azaltılması, sürdürülebilir arazi ve su kullanımlarının geliştirilmesi, biyoçeşitlilik alanlarının korunmaya alınması ve bu kullanımlardan oluşabilecek sosyal rahatsızlıkların önlenmesi sağlanmalıdır.

        Bütün bu yazılıp söylenenlerden sonra özellikle tarımsal kuraklık için yapılması gerekenler maddeler halinde sıralanabilir.

  1.    Tarımsal kuraklıkla mücadelede en önemli araç kuraklık olmadan önce toprak su kaynaklarının geliştirilmesi ve etkin su kullanımı altyapısının tamamlanmasıdır. Bu nedenle, su kullanımı konusunda kapasite geliştirmede etkili olacağı düşünülen yatırımlar ve diğer uygulamalar yapılmalıdır.
  2.    Tarımsal kuraklıkla mücadelede etkili olacak bir kurumsal yapının oluşturulması ve bu yapıya devlet kuruluşları yanında birlik, kooperatif gibi su ile ilgili örgütlerin, sivil toplum örgütlerinin ve en önemlisi de halkın katılımını sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır.
  3.     Meteorolojik, arazi-toprak ve diğer bitkilerle ilgili gözlemlerin ve tarımsal kuraklıkla mücadele araçlarının etkinlikleri yakından izlenmelidir.
  4.     Tarımsal kuraklıkla mücadele konusunda gerekli araştırma ve geliştirme çalışmaları yapılmalıdır.

         


Türk Yurdu Haziran 2008
Türk Yurdu Haziran 2008
Haziran 2008 - Yıl 97 - Sayı 250

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele