24 NİSAN NEYİN TARİHİ

Nisan 2008 - Yıl 97 - Sayı 248

 

Doğu Anadolu Ermenilerin Anayurdudur. Türkler, Selçuklular ve Osmanlılar ile başlayarak, Ermeni topraklarını Ermenilerden zorla almışlardır. Türkler tarih boyunca her zaman Ermenilere baskı ve zulüm yapmışlardır. Türkler Ermenileri 1890’lardan itibaren katletmeye girişmişlerdir. Türkler Ermenileri 1915’de planlı ve sistemli bir soykırıma tabi tutmuşlardır. Soykırımda 1,5 milyon Ermeni hayatını kaybetmiştir. Sevr Anlaşması hala geçerlidir. Türkler bugün de Türkiye’deki Ermenileri baskı altında tutmaktadırlar.[1] Bunlar tabi ki Ermeni yalanlarıdır. Aynen 24 Nisan 1915’i sözde soykırım iddialarının yıldönümü olarak kabul ettikleri gibi. 24 Nisan 1915 neyin tarihidir? Bu tarihe kadar gelişen olaylar nelerdir? Önce buna bir göz atmamız gerekir.

            19.yy.ın ikinci yarısında bir “Ermeni Meselesi”nden söz edilmeğe başlandığını görüyoruz.1839’daki Gülhane Hattı Hümayunu’ndan sonra Ermeni cemaatinde canlı bir ıslahat hareketi görüldü. Ermenice gazeteler çıkarıldı.

            “Ermeni Meselesi” için bir başlangıç noktası aramak gerekirse, bunu 1856 Islahat Fermanı ya da 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi ve bunu izleyen Ayastefanos ve Berlin Konferansında bulmak mümkündür.

            1820’lerden itibaren Çarlık Rusya’sı güçlenmiştir. Osmanlı topraklarını da bir tür doğal gelişme alanı olarak görmüştür. Rusya aynı zamanda Osmanlı Devleti içinde yaşayan Hıristiyanların hamisi de olmak istemiştir. Osmanlı Hıristiyanlarının hamiliğine niyetlenen yalnız Rusya değildir. İngiltere ve Fransa’da Osmanlı Ermenilerini Protestanlık ve Katolikliğe kazanmak amacındadır. Bu amaçla 1830’da İstanbul’ da Ermeni Katolik Kilisesi, 1847’de de Protestan Kilise’si kurulmuştur. Ancak ne bu gelişmeler olup biterken ne de 1856’da Islahat Fermanı ilan edilirken bir “Ermeni Meselesi” söz konusu değildir. Toplumsal düzenin Batı modelinde yeniden örgütlenmesi anlamına gelen Islahat Fermanı Müslümanlarla Gayrimüslimleri aynı statüye getiriyor ve Gayrimüslimlere tanınmış bulunan ayrıcalık ve ruhani muafiyetlere de bu nedenle son veriliyordu. Bu nedenle Ermeniler yeni bir nizamname hazırladılar ve1863’de Babıâli bunu onayladı. Bu nizamname ile Ermeniler genel meclis tarafından seçilen ve din işleri yanında eğitim, sağlık, evkaf, vergi ve kısmen adalet işlerinin daimi komisyonlarca yürütülmesini sağlayan Teşkilat Kanunu’na kavuştular.[2]

            Rusya, İngiltere ve Fransa’nın Ermenilerle ilgilenmeleri onlara duydukları sempatiden değil, kendi çıkarlarındandır. 1830’da Osmanlı Devleti ile imzaladığı ticaret anlaşmasıyla ABD’de Ermenilerle yakın işbirliği içine girmiştir. Türkiye’ye ilk gelen Amerikalılar tacirler ve misyonerlerdir. Amerikalı misyonerler özellikle Ermenilerin yaşadıkları yerlerde yoğun çalışmalar gerçekleştirmişlerdir.1830 yılındaki bu anlaşma, Amerikan tüccarlarına Türkiye pazarını açarken aynı zamanda Türkiye Ermenisine de Amerika ufkunu açıyordu. Amerikalılara simsarlık yapan Ermeniler zamanla onlarla ortak oldular ve yavaş yavaş Amerikan vatandaşğına geçtiler. Amerika’ya halı, kilim götüren Ermeni tüccarı, aynı zamanda Ermeni propagandası ve Türk düşmanlığını da götürdü. 1890’lardan itibaren Anadolu’da eylemlere başlayan Ermeni komitecilerine Amerikan vatandaşğı verildi. Yani Türkiye de eylem yaptılar ama Amerika’da korundular. Görüldüğü gibi Türkiye ve Türkler aleyhinde olumsuz iddiaların ilk tohumlarını Gregoryen Ermenilerini din değiştirmeye zorlamak için Türkiye’ye gelmiş misyonerler atmıştır. İzledikleri politikanın temel taşlarından biri ise Osmanlı Devleti’ndeki Hıristiyan unsurları ve özellikle Ermenileri Osmanlılara karşı kullanmak olmuştur. Ermenilere, gerçekleşmeyeceği kendilerince de bilinmesine rağmen Doğu Anadolu’da hayali bir Ermenistan vaat edilmiştir. Ermenilerin Osmanlıdan ilk ayrılma belirtisi 1877-78 Osmanlı-Rus Harbinde görülmüştür. İstanbul Ermeni patriği Nerses, Rus yetkililerle görüşmeler yaparak kendilerine Doğu Anadolu’da özerk bir yapı talep etmiştir. Doğu Anadolu’da Ayastefanos’un yürürlüğe girmemesi ve batı Anadolu’da da üstünlüğü Yunanlılar aracılığıyla İngilizlere kaptıran Ruslar Ermenileri kışkırtmışlardır. Rus Ermenilerine de Osmanlı toprakları dışında komiteler kurdurmuştur. Bunlardan en önemlileri Cenevre’de kurulan Hınçak ve Tiflis’te kurulan Taşnak’tır. Bu komiteler aracılığıyla seslerini dünyaya duyurmak amacıyla Anadolu’da isyanlar çıkarmışlardır.

            İlk isyan 1890’da çıkardıkları Erzurum isyanıdır.1909’a kadar çok sayıda isyan çıkaran Ermeniler 1905’de padişah II. Abdülhamit’e suikast düzenlemişlerdir.[3]  

            Osmanlı Devleti’nin I.Dünya Savaşı’na katılması, Ermenileri destekleyen batılı devletlerle Rusya’yı yeni bir politika uygulamaya itti. Ermenilerle gizli görüşmeler yapıldı ve silahlandırıldılar.

            Talat ve Enver Paşa, hemen I. Dünya Savaşı başlar başlamaz, Ermenilerin düşman tarafını tutmaları, bilhassa Osmanlı ordusuna karşı düşmanca girişimlerde bulunmaları halinde, şiddetli karşı önlem alınacağı konusunda kesinlikle uyardı. Buna rağmen Ermeniler, Müslüman halka saldırılarda bulundular. Ermeni çeteleri Osmanlı ordusunun gerisine, ikmal kuvvetlerine, postalara ve bağımsız birliklere hücum ettiler.1915 Nisanında da Van isyanı patlak verdi.[4]  

            Hükümet, Ermeni ayaklanmalarına son verilmesi için daha önce Ermeni patriğine,  Ermeni milletvekillerine ve Ermeni reislerine nasihatte bulunmuş; eylemlerin devam etmesi halinde şiddetli önlemler alacağını belirtmiştir. Bu ikazdan sonuç alınamaması üzerine de 24 Nisan 1915’de İçişleri Bakanlığı, Ermeni Komite Merkezlerinin kapatılması, belgelerine el konulması ve Komite elebaşlarının tutuklanmasını bir genelge ile bildirdi.[5] 26 Nisanda da aynı mealde bir emir Başkomutanlıkça bütün birliklere duyuruldu. İçişleri Bakanlığı ve Başkomutan vekilliğinin bu genelgeleri üzerine İstanbul’da 235 kişi tutuklandı. Ermenilerin her yıl “katliam yıldönümü” diye andıkları 24 Nisan bu genelgenin yayınlandığı gündür. Hâlbuki yine Ermeni iddialarına göre ölümler göç sırasında olmuştur. Bu göç yani “Tehcir Kanunu” ise 27 Mayıs 1915’de alınan bütün önlemler sonuç vermeyip Ermenilerin, Türk halkı üzerinde yaptıkları terör ve katliam daha büyük boyutlara ulaşınca Başkomutanlığın, İçişleri Bakanlığına, İçişleri Bakanlığının da Başbakanlığa göç önerisi üzerine çıkarılmıştır.[6]Yani kendi iddialarıyla her konuda olduğu gibi bu konuda da çelişmektedirler. 10 Haziran 1915 tarihinde Hükümet 34 maddelik bir yönetmelik daha çıkartarak, savaşta ve olağanüstü durum nedeniyle göç ettirilen Ermenilerin iskân, iaşe ve diğer konularını belirlemiş ve yine göç ettirilenlerin mal, emlak ve arazilerinin yönetimleri için yapılacak işlemleri tespit edip onları güvence altına almıştır.

            Buna rağmen bütün bunlar görmezden gelinmekte Ermeni iddialarının peşinden gidilmektedir. Bu iddiaları desteklemek amacıyla da birçok ülkenin parlamentosu 24 Nisanı Ermeni soykırımı olarak tanımıştır ve tanımaya da devam etmektedir.

            1991 de Sovyetler Birliğinin dağılması sonucu bağımsızlığını ilan eden Ermenistan’ı tanıyan ilk devletlerden biri de Türkiye Cumhuriyetidir. Ancak Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının bir kısmını işgal etmesi ve 1915 yılında Osmanlı Devleti tarafından gerçekleştirilen “Ermeni tehcirini” soykırım sayıp kabul etmesini talep etmekte ve Doğu Anadolu Bölgesini’ de “Batı Ermenistan” olarak kabul etmektedir. Bu nedenle Türkiye 1993 yılında Ermenistan ile olan sınır kapılarını insan ve mal trafiğine kapattı. Bütün bunlara rağmen çok güç koşullar altında bulunan Ermenistan’a gıda yardımında bulundu ve elektrik enerjisi verdi. Türkiye, ayrıca başka ülkelerin insani yardımlarının ulaştırılması için kendi topraklarının kullanılmasına karşı çıkmadı. Ermenistan’ın Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ne kurucu üye olarak girmesine karşı çıkmak yerine destek verdi. Erivan’dan İstanbul’a ve Trabzon’a uçak seferi düzenlenmesine izin verdi. Halen Gürcistan ve İran üzerinden dolaylı şekilde ticaret devam etmektedir.

            Ermenistan parlamentosu 19-20 Aralık 2007’de yaptığı Türkiye özel oturumu ile iddialarını sürdürse de Türkiye geçmişte yaşananları tarihçilere bırakmıştır. Türkiye’de ve Türklerde, geçmişte yaşanan bütün acılara rağmen Ermenistan’a ve Ermenilere karşı bir kin mevcut değildir. Diaspora Ermenilerinin bir kısmında ve Ermenistan’da bazı çevrelerde hâlâ mevcut olduğu gözlenen bu hissi körükleyenlerin de Ermenilerin kendileri olmadığı, bunun gerçek sahiplerinin Türkiye üzerinde öteden beri oyunlar oynayan emperyalist ülkeler olduğu açıktır. Türkiye 70 milyon nüfusuyla ve bölgedeki birçok ülkeden birçok bakımdan üstünlüğüyle bölgedeki dengeleri etkileyecek konumdadır. Türkiye-Ermenistan sınırı meselesi Kopenhag kriteri olan “iyi komşuluk ilişkileri” olarak karşımıza çıkacak ve muhtemelen Kıbrıs konusunda olduğu gibi bu konuda da sıkıştırılacağız. Bütün bu nedenlerle geçmişte Ermenistan’ın sınırlarını çizenin Wilson olduğunu, bugün de bölgeye ilişkin proje ve haritalar yapan ülkelerin aynı ülkeler olduğunu unutmadan bölgedeki gücümüze yakışır hak ve menfaatlerimizi asla ezdirmeyecek yeni açılımlar geliştirebiliriz.


        

[1] http://www.mfa.gov.tr/Turkçe/soru10.htm

[2] Kuran, Ercüment; “Ermeni Meselesi’nin Milletlerarası Boyutu (1877-1898)”,  Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri Sempozyumu, 1985, Ankara, s.19-20

[3] Kurat, Yuluğ Tekin; “Doğu Anadolu’da Ermeni Sorunu (1900-1920)”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu İle İlişkileri Sempozyumu, Ankara, 1985,s.227

[4] Halaçoğlu,Yusuf; Ermeni Tehciri ve Gerçekler,TTK Yay.,2001

[5] Köse, Necati; “Ermeni Sorunun Doğuşu, Tehcir Kanunu ve Uygulanması” , Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri Sempozyum, Ankara, 1985,s273-274

[6] Ercan, Yavuz; “Tarihi Belgelerin Işığında Ermeni İddiaları”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkiler Sempozyumu, Ankara,1985, s.219-222

 


Türk Yurdu Nisan 2008
Türk Yurdu Nisan 2008
Nisan 2008 - Yıl 97 - Sayı 248

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele