“Kommmuyorum İşte” Almanya´daki Türk Çocuklarının Dil Sorunları Üzerine

Ağustos 2014 - Yıl 103 - Sayı 324

        Almanya’daki Türklerin anadilleri farklı gelişiyor. Bugüne kadar ne Almanya’nın uyum politiği ne de Türklerin kendileri, ana dillerine ve kültürlerine pek ilgi göstermediler, ama son dönemlerde milleti yeniden bir merak sardı. Yaklaşık on yıldır yoğun bir şekilde Türk çocuklarının dil yetersizliğini ve buna bağlı olarak okuldaki başarısızlıklarını gündeme getiren Alman siyasetçiler, çözüm maksadıyla farklı yöntemlere başvurdular. Okul öncesinde bulunan çocukların Almancaları tespit edildi ve Almancası yetersiz olan çocuklar için yuvalardaki dil dersleri zorunlu hâle getirildi. Velilerden çocuklarını erken yaşta yuvaya göndermeleri istendi. Okul çocukları için Almanca destekleyici ders saatleri artırıldı ve bazı okullarda verilmiş olan ana dil dersleri azaltıldı. Sadece bununla kalmayıp velilerin Almancaları yetersiz olduğu hâlde velilere çocukları ile Almanca konuşmaları önerildi.[1] Bununla birlikte Almancanın önemini vurgulamak için 2010’da kapsamlı kampanyalar başlatıldı. “Raus mit der Sprache. Rein ins Leben” adlı kampanya bunların arasında en çok ilgi gören ve hatta birçok Türk kökenli ünlü ve siyasetçi tarafından da desteklenen bir kampanya idi. Bu bağlamda bir yandan “dil”in önemi vurgulanıp Almanca teşvik edilirken diğer yandan teneffüste kendi ana dilini konuşan öğrencilere ceza verilmesi düşünüldü.[2] Hatta Almanca konuşmayan veya konuşmaya gayret etmeyen göçmenler, sanki uyum sağlamak istemiyorlarmış gibi bir algı yaratıldı.[3]

         

        Siyasetçilerin tavsiyelerine kulak veren ve toplumun olumsuz tepkilerinden sıkılan veliler, kendi ana dillerinden uzaklaşırken bu minvalde çocuklarını da Türkçeden mahrum etmeye başladılar. Bir de sanki iki dil aynı anda gelişemez gibi bir tedirginlik oluştuğu için kendi ana dillerini Almanca için ciddi bir engel olarak görmeye başladı ve okullardaki Türkçe yasağına ve zorunlu Almancaya pek tepki göstermedi, hatta çocuklarının Türkçe derslerine gitmelerine taraftar olmadı. Bu yüzden yuvalara sıcak bakmayan veliler dahi çocuklarını - Almancayı iyi öğrensinler diye - yuvaya göndermeyi tercih etti. Böylelikle son yıllarda yuvaya giden Türk çocukların sayısı %20 arttı.

         

        Lakin, Baden-Württemberg`deki yuvalarda kapsamlı bir şekilde uygulanan “Sag' mal was“ Almanca dil eğitim programı pek olumlu sonuç vermedi. “Berlin-İnstitut” araştırma merkezi sonuçlarına göre yuvaya gidip ekstra Almanca dil eğitimi alan çocuklar ve bu programa katılmayan çocuklar arasında hemen hemen hiçbir fark olmadığı tespitinde bulunuldu.[4] Yuvalarda verilen dil eğitimi multifaktörel nedenlerden dolayı başarıya ulaşamadı. Bu başarısızlığın önemli sebeplerinden biri olarak bakıcıların dil alanında eğitimsiz olmaları gösterilebilir. Diğer sebepse üç beş yaş çocukları için özel hazırlanmış müfredatın az olması ve elde olan müfredatların çift dilli çocuklar için uygun olmamasıdır. Dil eğitiminde başarısızlığın sebeplerinden bir diğeri de çocukların yaşları ve bu yaşta dil öğrenme tarzlarıdır. Henüz okuma yazma bilmeyen çocuklar, her dili en başta işitsel ve simultane olarak öğrenirler, kısacası çocuk neyi nasıl duyarsa o şekilde tekrarlar. Yuvadaki çocuklar, bakıcılar yerine daha çok oyun arkadaşları ile bir diyalogda oldukları için Almancayı birbirlerinden öğrenirler. Bundan dolayı Almanca seviyesi yüksek olan yuvalarda Almanca öğrenimi verimli olurken dil kargaşası yaşanan “Ghetto” yuvalarında hem dil öğrenmek hem de dil öğretmek pek kolay değildir.

         

        “Ghetto” okullarında farklı etkenler söz konusu olduğundan bu okullara devam eden çocukların dilleri çok yavaş gelişmektedir. Bunun nedeni olarak her okulda “sistematik ikinci dil öğretiminin” uygulanmaması ve okullarda yeteri kadar düzgün Almanca konuşabilen ve yabancı öğrencilerin örnek alabilecekleri öğrencilerin olmaması gösterilebilir. Genelde Almanların çoğunlukta olduğu sınıflarda Türklerin Almancayı daha hızlı öğrendiklerini görmekteyiz. Fakat bazı “Ghetto” okullarında tek bir Alman öğrenci bile bulunmamaktadır.

         

        Bu süre zarfında çocukları ile Türkçe konuşmayan ve/veya çocuklarını erken yaşta tüm gün yuvaya gönderen veliler, çocuklarını kendi ana dillerinden mahrum etmeye başladılar. Çocuklar ana dillerini kullanmada sorunlar yaşamaya başladılar. Her iki dilde de uzun cümle kurmakta zorlanan bu çocuklar, iki dili birbirine karıştırarak bazı kelimeleri sadece bir dilde bilmektedirler. Sınırlı bir kelime dağarcığına sahip bu çocuklar kelime bulma zorluğu da çekmektedirler. Gerek ana dilerinde gerekse ikinci dil olan Almancada imla kurallarına tam hâkim olamadıklarından, bilinmeyen kelimeleri sözlükten araştıramamaktadırlar. Bu durumda ister istemez konuşmalarına Türkçe konuşurken Almanca kelimeler, Almanca konuşurken de Türkçe kelimeler kattıkları görülmektedir.

         

         

         Diller Konserve Kutusu Değildir. Almanya’da Yeni Bir Dil Gelişiyor.

         

        Almanca pek kolay bir dil değildir, birçok kaideleri olan bu dilin birçok istisnaları da vardır. Her zaman okunduğu gibi yazılmayan bu dil, her zaman yazıldığı gibi de okunmuyor. İlaveten, Boote (sandallar) ve Bote (haberci/postacı) gibi birçok kelime aynı okunsa da farklı yazılıyor. Ana dili Türkçe olanların karşılaştığı zorluklardan bir diğeriyse cins isimler ile birlikte kullanılan artikellerdir. İngilizcede bir (the), Fransızcada iki (le/la) ve Almancada erkek, dişi ve nötr cins isimler için kullanılan bu üç farklı artikel (der/ die/das) ismin hâllerinin değişmesi ile tekrar değişir.

         

        Almanca ve Türkçe – Latin alfabesi dışında – birbirinden farklı dillerdir. Yabancı dil öğrenim sürecinde, Nothing Üniversitesi’nden Taoli Zhang’ın dalga ölçümleri ile ispatladığı gibi ana dil sürekli aktiftir. Öğrenci genelde ana diline ait bildiklerini, öğreneceği yabancı dile taşır. Bu arada, Kontrastive Hypothesen’in ispatladığı gibi, ana dil kaynaklı (Interference errors) - yani aktarım - hataları oluşur. Anadil (L1) ve yabancı dil (L2) ne kadar farklı olursa o kadar çok hata oluşur. Asıl bu aktarım hataları çok doğal ve zararsızdır, ama şayet öğrencinin bulunduğu ortamda aktarım hatalarını düzeltme fırsatı olmazsa bu hatalar hafızaya yerleşir ve bu durum da öğrenilmek istenen yabancı dili olumsuz etkiler.

         

        Almanya’da yeni bir dil gelişiyor. Almanca ve Türkçe kelimelerden oluşan bu kokteyl dil, gittikçe popülerleştiğinden Alman gençleri tarafından da taklit edilmektedir. 2013 yılında Anadolu’da sıkça kullanılan ve baba anlamına gelen “Babo” kelimesi gençlerin en çok kullandığı kelime olarak ilan edilmiştir.

         

        Siyasetçilerin kâbusu olan bu “Kanakendeutsch”un prestiji hiç de pozitif değil. İki dil arasında “switchen” yapanlar ile “Kanakendeutsch” konuşanları karıştırmamak gerek. “Switchen” yapanlar, iki dile hâkim olup da dilleri karıştırmadan bir dilden diğer dile geçebilirken; “Kanakendeutsch” konuşanların iki dili de yetersiz. Bu gruptakiler genellikle kurdukları cümlelere Almanca konuşurken Türkçe kelimeler ve Türkçe konuşurken de Almanca kelimeler katmaktadırlar. Burada ilginç olan husus, Almanca yapılan bir sohbet esnasında konuşmalarına kattıkları Türkçe kelimeleri, Almanca gramer kurallarına göre ve Türkçe sohbet ederken kattıkları Almanca kelimeleri, Türkçe gramer kurallarına göre uygulamalarıdır. Örneğin, “gelmiyorum” veya “ich komme nicht” yerine “kommmuyorum” denilmesi, ya da “meine Mutter” veya “benim annem” yerine  “meine anne” denilmesi gibi…

         

        Bazı Alman dil uzmanları Almanya’da yeni bir lehçe geliştiğini vurguluyorlar, ama buna katılmak pek mümkün değil. Çünkü lehçeler ve diyalektler yereldir ve yediden yetmişe kadar herkes tarafından konuşulmaktadır. “Kanakendeutsch”, “Kanak Sprak” veya “Kiezdeutsch” diye adlandırılan bu dil ise Almanya’da sadece gençler tarafından kullanılmaktadır.

         

        Gençlerin bir kısmı, iki dile yeterince hâkim olmadığından “Kanakendeutsch” konuşurken, diğer kısmı iki topluma tam adapte olamadıklarını veya olmadıklarını vurgulamak istiyor. Üçüncü bir grup ise bu kokteyl dili kullanırken iki kültüre ait olduklarını sergilemektedir. Başka bir kitle ise dışlanmanın ezikliğini üstünden atıp “Kanake” olduklarını “Kanakedeutsch”u bilinçli bir şekilde kullanıp ve “Kanake” olmanın artık bir mağduriyet olmadığını - bilakis bir özellik olduğunu – ifade etmektedirler.[5] Yeni bir kimlik sergilemek isteyenler için düzgün bir Almanca yerine “Kanakendeutsch” kalıcı bir dil olarak Almancanın yerini alıyor gibidir.[6]

         

         

        Ne Yapmalı?

         

        Türk çocuklarının dil sorunlarına çözüm getirmek maksadıyla 2008’de özel bir yöntem geliştirdim. Bu yönteme “Ana Dil Destekli Yabancı Dil Öğretme ve Öğrenme Yöntemi”[7] de denilebilir. Çünkü “Interference errors”leri göz önünde tutup Almancayı geliştirirken Türkçeye de aktif bir rol düşüyor. Almancayı geliştirmek isterken ana dilin göz ardı edilmemesinde fayda olduğuna kanaat getiren siyasetçilerin desteği ile bu metodu Federal Almanya Hükümeti’ne sunduk ve kabul gördü. [8] Bu yöntemi uygulayan okullar, çok olumlu neticeler aldıkları halde iki dile yeteri kadar hâkim olan öğretmenler olmadığından çoğu okul, klasik DAZ (Deutsch als Zweitsprache) yöntemini uygulamaya devam etti.   

         

        Son senelerde Türkçeye ve bununla birlikte Türk kültürüne yeni bir merakın uyandığını görmekteyiz. Bu bir trend veya ciddi bir ilgi de olabilir. Sonuçta Türkçe dersine talepler tekrar çoğalmaktadır. Bu ilgiye paralel olarak Türkçe derslerinin seviyesinin de artırılması gerekmektedir. Bu sebepten Türkçe derslerine katılan öğrencilerin TÖMER sınavlarına tabi tutulmaları için bir girişimde bulunulmuştur.[9] Almancanın gelecekte nasıl gelişeceğini kimse bilemez ama şimdiden farklı şekil aldığı belli olmuştur. Alman dil uzmanlarının en yeni görüşlerine göre gelecekte, tüm Almanların “Kanakendeutsch” konuşma ihtimalinin çok yüksek olduğu vurgulanmaktadır.[10] Benim tahminlerime göre Almanya’daki Türklerin Almancaları ikamet ettikleri semtlere ve eğitim seviyelerine göre farklı gelişirken, Türkçeleri ise ne ikamet ettikleri yere ne de eğitim seviyelerine göre gelişecektir, sadece Türkiye’ye olan gönül bağlarına göre. Türkçe, Almancaya nazaran duygusal bir dildir, gönül birliği yaratabilmek için çok uygun bir dildir. Gönülleri Türkçe ile kazanalım derim.

         


        


        

        [1]http://www.bild.de/politik/inland/dr-maria-boehmer/boehmer-interview-19867900.bild.html


        

        [2]http://www.spiegel.de/schulspiegel/deutschpflicht-an-schulen-zur-strafe-den-schulhof-fegen-a-397429.html


        

        [3]http://www.bildungsbericht.de


        

        [4]http://www.fr-online.de/wissenschaft/sprachfoerderung-bei-kindern-viel-engagement--wenig-effekt,1472788,11477928.html


        

        [5]http://de.wikipedia.org/wiki/Kanake_(Schimpfwort)


        

        [6]http://de.wiktionary.org/wiki/Kanakendeutsch


        

        [7] “Türkçe ile Almanca daha kolay” yöntemi ve konsepti tarafımızdan geliştirilmiştir ve bu yeni dil metodu Federal Almanya Hükümeti tarafından da desteklenmektedir.


        

        [8]http://www.cdu-altona-elbvororte.de/27008/Uploaded/admin_schule%7CAntragSprachfrderung.pdf


        

        [9]http://www.postgazetesi.com/turkceye-onem-verilmeli/


        

        [10]http://www.faz.net/aktuell/gesellschaft/sprache-im-wandel-praeposition-ueberbewertet-13016742.html


Türk Yurdu Ağustos 2014
Türk Yurdu Ağustos 2014
Ağustos 2014 - Yıl 103 - Sayı 324

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele