Türkiye’de Muhafazakâr Siyaset ve Yeni Arayışlar

Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

 

 

İsmail Safi’nin doktora tezinden hazırlanan eser, üç bölümden oluşuyor. “Muhafazakârlığın Teorik Arka Plânı” başlıklı ilk bölümde Avrupa’da ve ABD’de muhafazakârlığın bir tutum ve bir ideoloji olarak ortaya çıkışı ve algılanışı tartışılıyor. Bu bölümde İngiliz, Alman ve Fransız muhafazakârları arasındaki yaklaşım farklılıkları tartışılıyor. Muhafazakârlığın gelişimi üzerinde durulan birinci bölümde muhafazakârlıkla din, devlet, gelenek, demokrasi, liberalizm, toplumsal düzen, aile, modernizm gibi kurum ve kavramlar arasındaki ilişkiler son derece tertipli bir şekilde ele alınıyor.

İkinci bölüm, Türkiye’de muhafazakârlığın tarihi gelişimine ve özelliklerine ayrılmış olup birinci bölümdekine benzer şekilde çeşitli kavram ve kurumlara Türk muhafazakârlığının bakışı tartışılıyor. Bu bölümde, Türk düşünce tarihinde bir gezinti yapıyorsunuz; daha doğrusu bizim fikir dünyamızın oluşmasında etkisi olan kişi ve grupların muhafazakârlık söylemleri açısından bir özetini buluyorsunuz. Milliyetçi muhafazakârlık alt başğında Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Nurettin Topçu ve Ayverdi Kardeşler olmasına karşılık, Ziya Gökalp (Mümtaz Turhan üzerine etkisi vurgulandığı halde) ve Nihal Atsız gibi isimlerin yer almamasının sebebi, doğrusu merak edilmeye değer. Yahya Kemal’in ve Baltacıoğlu’nun muhafazakârlık yaklaşımlarının, müstakil bir başlık olarak ele alınmasa da dile getirilmiş olması ise eserin memnuniyet verici bir özelliğidir. Bu bölümde muhafazakârlığın bir anlamda tasnifi de yapılmıştır. Yazarın böyle bir tasnif yapma iddiası yoktur. Tasnif yapmak çok da zor bir iştir. Buna rağmen muhafazakâr düşünce kaynaklarının sınıflandırılması, konuyu sistematik hale getirmenin kaçınılmaz bir yolu olarak ortaya çıkmış olduğu anlaşılıyor.

Üçüncü ve son bölümde muhafazakâr düşüncenin Türk siyaset sahnesinde yer alması ve yapılanma çalışma ve şekilleri üzerinde duruluyor. Kitabın bu bölümü, AKP’nin hemen her kademesinde görev alan mensuplarıyla yapılan anket sonuçlarıyla, muhafazakâr siyasetin bugünkü en güçlü kurumunun, dünya ve memleket meselelerine, kurum ve kavramlara bakış tarzı ve dünya görüşü ortaya konmaya çalışılmıştır.

Türk muhafazakârlığının batıdaki adaşından ayrılığı hangi noktalardadır? Bu soruyu yazar da sormuş ve sonuç bölümü büyük ölçüde bu farkları ortaya koymaya hasredilmiş görünüyor. Batıda muhafazakârlar, Fransız devriminden itibaren, hatta aydınlanma döneminden itibaren yeni kurum ve algılamalarla hep hesaplaşma içinde oldular. Buna karşılık, Cumhuriyetle ve onun ideolojik temeliyle her hangi bir hesaplaşmaya girmeyen Türk muhafazakârlığı, sadece İstiklâl Harbinde ve Cumhuriyetin kuruluş mücadelesinde yer aldığı için veya meşruiyetine halel gelmesin için mi böyle bir hesaplaşmaya girmedi? Yazar bu soruyu da “Türkiye’de muhafazakârlık siyasi değil, estetik ve ahlakî kaygılarla şekillendi; bu yüzden siyasi söylem ve pratiği zayıf oldu” gibi bir gerekçeyle cevaplıyor.

Muhafazakâr düşüncenin, yapısı iktizası, toplumun geleneksel müzik ve ahlakî değerlerini tehdit eden en yakın tehlikenin batıdan gelmesi hasebiyle, batı karşıtı yönü kitapta yeterince vurgulanmış görünmüyor.

İsmail Safi’yi, hem kendisi, hem de sistematik bir şekilde incelenmesi zor olan bir konuyu, bu kadar derli toplu inceleyebildiği için tebrik ediyoruz. Kitabın, Hilmi Ziya Ülken’in “Türkiye’de Çağdaşşünce Tarihi” isimli iki cilt eserinden sonra, onun bir bölümünü daha derli toplu ve özet olarak ele alındığı ansiklopedik bir tarafı da var. Sözün özeti, bu “Türkiye’de Muhafazakâr Siyaset ve Yeni Arayışlar” kitabı, sırf bu “ansiklopedik” tarafıyla bile, Türk Yurdu okuyucularına tavsiye edilmesi gereken bir kitaptır. 

 

  1. Mustafa Aydın (der.), 2007, Türkiye’nin Avrasya Macerası 1989–2006 (Avrasya Üçlemesi II), Nobel Yayın Dağıtım, X+485 sahife, Ankara.

Türkiye’nin Avrasya Macerası, Avrasya üçlemesi diye tasarlanmış üç kitabın ikincisi. İlki 2005 yılında yine Nobel Yayınları tarafından basılan “Küresel Politikada Orta Asya”.

Türkiye’nin Avrasya Macerası’nı oluşturan makalelerin ilk bölümü, Türkiye’nin genel olarak Avrasya ilişkileri ve politikaları ele alınıyor. Makalelerin ikinci bölümüyse ilişkilerimizi ülkeler bazında inceliyor; ele alınan ülkeler Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan.

Prof. Dr. Mustafa Aydın kitabın derleyicisi olarak giriş bölümünü yazmış. Kitap, derleyenin anlattığına göre, dört yıl gibi uzun bir süreçte hazırlanmış ve bu süre içerisinde Avrasya’nın sadece doğusu ele alınabilmiş. Batı Avrasya, yani Ukrayna, Rusya, Belorusya ve Moldova gibi ülkelerle ilişkilerimizi ele almaya vakit ve hacmin yetmeyeceğini anlatan Aydın, bu sözleriyle ilk makaleyi yazan Erel Tellal’a de cevap vermiş oluyor. Tellal, Türkiye’de Avrasyacılığın dar anlamda Türk Dünyası olarak algılanmasından şikâyet ediyor ve böyle bir indirgemeden köktendincilerle milliyetçi grupları sorumlu tutuyor.

Türkiye’de, Tellal ve benzeri Marksist – Avrasyacılar, galiba, pozitivist yetişme tarzının bir sonucu olarak batının oryantalist (şarkiyatçı) bakış açısıyla kendi toplumumuzu ve bütün şark toplumlarını algılamaya çalışan aydınlarımızın dışında değil. Böyle olmasaydı Tellal, Türk Dünyasıyla ilgilenmeyi yakın zamana kadar düşünmeyen bu aydın camiasının ilgilenmeyi birden ve Avrasya’yla başlatmasındaki garabeti öncelikle görürdü!

Türk Dünyası ve Avrasya kavramlarını kimi zaman birbirine rakip, kimi zaman birbiri yerine ikame edilebilen kavramlar olmadığını algılayabilmek için ilim adamı olmak yetmiyor; şarka, oryantalistler gibi dışından değil, içinden bakabilmek lazımdır. “Milliyetçi ve köktendinci gruplar” ifadesiyle “fili tanımlayan körlerden” olduğunu ortaya koyan Tellal, önce bu indirgemecilikle suçladığı grupları birbirinden ayırmalıdır. Köktendinciler, aynen Marksistler gibi, bu ülke kamuoyunun Türk Dünyasıyla ilgilenmesini suç sayan bir zihniyetin mensuplarıydılar. Marksistler, Sovyetler Birliğine halel gelmesin diye ve Moskova istediği için, köktendinciler ise, “İslâm’da milliyetçilik yoktur” kabulünden dolayı ve Sovyet Türklüğüyle ilgilenmeyi Turancılık diye niteleyip, onu da İslâmiyet öncesi Türk yaşayışına dönme özlemi diye tanımladıkları için kavramla ilgilenmeyi suç saydılar. Milliyetçiler, suçlanmak bir tarafa, Türk Dünyasıyla ilgili çalışmalarından dolayı kamuoyumuzun takdir etmesi gereken bir gruptur. Milliyetçilerin bu ilgisi olmasaydı, Türklük düşmanı olmayan solcuların ufkuna, anti Amerikancı arayışlarında alternatif bir seçenek olarak Avrasyacılık, Atilla İlhan’a rağmen gelmezdi. Aynı şekilde kimi İslâmcıların “Bunlar yeni Müslüman ülkeler, oradaki dindaşlarımıza hizmet götürelim”  şeklinde tanımlanabilecek gayretleri de bu milliyetçilerin açtığı ufuk sayesinde olmuştur.

Tellal dışında makaleler sevindiricidir. Çoğunlukla bilimsel niteliği yüksek ODTÜ, ETÜ, Gazi ve Yeditepe gibi üniversitelerde öğretim üyesi olan Akçalı, Erol, Şen, Sürücü, Devlet, Çelikpala ve diğer yazarlar, kendi alanlarında yararlı derlemeler yapmışlardır. Çelikpala’nın makalesinin başğındaki TDP ifadesinin, Türk Dış Politikası tabirinin kısaltması olduğunu anlamak makaleyi biraz okuduktan sonra mümkün oluyor.

Kitap gösteriyor ki Türk Dünyası, Avrasya genellemesiyle de olsa, sadece milliyetçilerin ilgi alanı olmaktan çıkmakta, daha geniş aydın kitlelerin ilgi alanına girmiş olmaktadır. Milliyetçiler için bu durum rahatsız olunacak değil, tersine sevinilecek bir gelişmedir. Milliyetçi grup, Tellal’ın zan ve ima ettiği gibi, Türk Dünyasını tekeline filan almış değildir. Mesele, genişleyen ilgi alanında kavramın, milliyetçiler kadar içselleştirilebilmesidir. Avrasya geneli içinde Türk Dünyasının Türkiye için yeri ve önemi, bu içselleştirmeyle kavranabilir.

 


Türk Yurdu Mart 2008
Türk Yurdu Mart 2008
Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele