SIĞ SULARI BIRAKIP OKYANUSLARA AÇILMAK

Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

 

Bugünlerde devam eden ABD başkanlık yarışı ve yarış esnasında medyanın izlediği tavır, yakın geleceğin, şu andakinden farklı olacağının sinyallerini veriyor. ABD’nin gelecekteki yöneticilerinin, tek süper gücün kendileri olduğu bugünkü dünya düzeninden, üç süper gücün olduğu yakın geleceğin dünya düzenine geçiş için hazırlandıkları görülüyor. ABD’ye karşılık, AB ve Çin’de yenidünya düzenindeki yerlerini almak için hazırlanmaktadır.

ABD askeri gücünü kullanarak her istediğini yaptıramayacağının farkına vardıktan sonra, ekonomisini güçlendirerek süper güç olarak kalacağının işaretlerini veriyor. Seçimi kazanacağı tahmin edilen Demokratların her iki adayı da Irak’taki savaşı sona erdireceklerine, Irak’ta bir veya birkaç üs kurarak, belli bir askeri gücü oralarda konuşlandırmak şartı ile tüm askerlerini geri çekeceklerinin sözünü vermektedirler. Özellikle Obama’nın seçilmesi bu sürecin çok hızlı olmasını sağlayacak gibi görülüyor.

AB’nin, ABD’nin ayak izlerini takip ediyor gibi gözükmesine rağmen, daha çok ABD ve Çin arasında bir yer almayı tercih etmesi ve her ülkenin, konu kendi çıkarları olunca farklı yollardan ilerlemesi ile sık sık karşılaşılmaktadır. AB pazarı dünyanın en büyük pazarıdır, buna ilave olarak teknoloji ve modern sanayide her yıl daha da ilerlemekte ve ABD ile Çin arasında güvenli bankacılık hizmetleri sunmaktadır. ABD Kongresinde yaptığı konuşmasında, Fransız ukalalığını bırakarak, Amerikan kültürünü öven, Amerika’yı dünyanın özgürlük savaşçısı ilan eden Sarkozy’li AB, İran ve Venezüella gibi ABD ile sorunlu ülkeler ile diyalogu elinden geldiğince bozmamış ve bu ülkelerdeki dolar stoklarının Euro’ya dönüştürülmesine ön ayak olmuştur. Gelişmekte olan ülkelere ve Afrika ülkelerine, Amerikan rüyası yerine Avrupa rüyası empoze eden AB, bu amaç için çok para harcamaktadır ki dünyanın en çok yardım yapan gücü durumundadır. İngiltere, AB ve ABD’nin balistik füze kalkanı projesi ve enerji yolları sorunları sebebi ile fazla sorun yaşamamaya çalışğı Rusya ile çok ciddi politik problemler içindedir. İskandinav ülkeleri ve İngiltere, AB genişleme sürecinde Fransa ve Almanya ile ciddi görüş ayrılıkları yaşamaktadır. Bu kadar karışık bir düzende AB’nin ileride ABD’den farklı politik kulvar izlemesi muhtemeldir. Bunun en büyük örneği, ABD’nin muhalefetine rağmen, Çin ile yapılması planlanan uzay çalışmalarıdır.

Çin, düzenli bir şekilde dünyanın en hızlı büyüyen ekonomik gücü olmasının yanında, şu anda en yayılmacı politika takip eden ülkesidir. Japonya hariç, Uzak Doğu ülkelerini ticaret ağı ile ve bu ülkelerdeki gurbetçi vatandaşlarının hem nüfusu, hem de gelişen ekonomik güçleri ile kendine bağlayan Çin, Japonya’nın önderliğinde Uzak Doğu başta olmak üzere Asya ülkelerine IMF tarzı para yardımı yapma planı içindedir. Bunlarla yetinmeyen Çin, ABD’de büyük yatırımlar yapmakta ve bu ülkedeki gurbetçi vatandaşları sayesinde ticarette söz sahibi olmaktadır. Çin aynı zamanda Afrika ülkelerine yaptığı yardımlar ve yatırımlar ile politik gücünü arttırmaktadır. Afrika’da hem enerji kaynaklarını güven altına alan, hem de stratejik yatırımlar yapan Çin, Birleşmiş Milletlerde kararlar alınırken, Afrika ülkelerinden büyük destek almaktadır. Şanghay antlaşması ile NATO’ya alternatif askeri güç kuran Çin, yanına aldığı Rusya ve komşusu olan Orta Asya ülkeleri ile kendi güvenlik çemberini kurma çabası içerisindedir. Çin bugün Uzak Doğu, Afrika ve Orta Asya ülkeleri için ABD ve Rusya’ya alternatif yeni silah üreticisi konumuna gelmiştir.

Yenidünya düzeninin şekillenmesine öncülük edecekler, nüfusları veya ekonomileri ile söz sahibi olmaya çalışan bazı gelişmekte olan ülkelerdir. Bu ülkeler ileride hangi süper gücün önderlik sağlayacağına karar vereceklerdir. Meksika, Brezilya, Venezüella, Rusya, Suudi Arabistan, BAE, Kore Cumhuriyeti, Kazakistan, Hindistan ve Türkiye bu ülkelerin en önemli olanlarıdır. Özellikle Hint, Arap ve Rus sermayesi, ABD ve AB’de ciddi yatırımlar yapmaktadırlar.

Meksika, ABD ile hem politik hem de ekonomik sıkı ilişkiler kurmuştur. Buna karşın Venezuela, tam ABD karşıtı politika izlemekte hatta IMF ile işbirliği içindeki Güney Amerika ülkelerine kredi yardımı yaparak, IMF’den ayrılmalarını sağlamaktadır. Güney Amerika’nın en önemli ülkesi olan Brezilya, ABD ile politik yakınlığa devam etmesine karşın, ekonomik olarak Çin’in dünyadaki muhtemelen en önemli stratejik ortağıdır.

Rusya, bugünkü bütçesinin % 25’ini oluşturan Gazprom ve balistik füzeleri dışında fazla söz sahibi olamamaktadır. AB’nin Rusya’nın enerji kaynaklarına alternatif Hazar Denizi’ne kıyısı olan ülkeler ve Afrika’dan alternatif enerji yolları açma girişimleri, Rusya’nın elindeki gaz silahını güçsüzleştirmektedir. Buna rağmen Çin için en önemli petrol ve doğalgaz sağlayıcısı durumundadır. Nüfusu hızla azaldığı için de cazip bir pazar konumunu yitirmeye başlamıştır. Çin ile kurdukları ve genişletmeye çalıştıkları Şanghay askeri işbirliği antlaşması ile anti-NATO politikasına devam etmektedir. Buna karşılık, Londra’da ve Berlin’de yaşayan zengin Putin ve yandaşları karşıtları Kremlin için sorun yaratmaktadır.  

Suudi Arabistan ve BAE, politik bakımdan hem ABD hem de İngiltere sayesine AB yanlısı görülmelerine rağmen, ABD’nin insan hakları ve kadın hakları gibi konularda yaptığı telkin görünümlü baskılara ileride ne cevap vereceği meçhuldür. Bugün bile körfezdeki ABD askeri gücüne karşın, her üç süper güce, kendi çıkarları ile doğru orantılı yatırım yapmakta ve ekonomik işbirliğine girmektedir.

Kazakistan, Kore Cumhuriyeti ve Hindistan politik olarak ABD ve AB ile çok sıkı ilişki içinde görünse de, ekonomik olarak Çin’in ekseni etrafında toplanmaya çalışmaktadır. Kazakistan, Şanghay Beşlisi kurucu üyesi, Hindistan’da bu organizasyonun gözlemci üyesidir. Bu üç ülkenin stratejisini, üç süper güce de aynı yakınlıkta bulunmak istemeleri olarak algılanabilir.

Malezya, Tayland, Endonezya ABD ile askeri işbirliği yaparken, Çin’den silah alımına hız vermişlerdir. Buna ilave olarak birbirleri ile saldırmazlık ve işbirliği antlaşmaları yapmışladır. Japonya hariç, tüm Uzak Doğu ülkeleri gibi, bu ülkeler de ekonomik olarak Çin yanlısı politika izlemek zorunda olduklarının farkındadırlar.

Ne Çin, ne de AB gelecekte ABD’nin yerine süper güç olamayacaklardır ama geleceğin üç başlı dünyasında ABD’ye karşı denge oluşturacakladır. Bu gelecekte sağlam yer edinmek için Türkiye’nin iç çekişmelerden kurtularak, bir an önce hazırlık yapması gerekmektedir. ABD’ye bölgedeki en büyük askeri gücümüz hatırlatılmalı ve ABD çıkarları için gereken lojistik desteğin tek adresi olabileceği gösterilmelidir. Bunun yanı sıra Kıbrıs ve Karabağ sorunlarının çözümü için dostane baskı yolu ile politik yardım alınmalıdır. Dünyanın en büyük pazarı olan AB pazarından yararlanmak, doğrudan yabancı yatırımcıları çekmek ve gurbetçi vatandaşlarımızın bu ülkelerde söz sahibi ekonomik ve politik güç haline gelmesi için Türkiye’nin AB tam üyelik yolunda, millî menfaatlerini zarara uğratmadan, müzakerelere devam etmesi gerekmektedir. Bunları yaparken Çin ihmal edilmemelidir. ABD ile olan tarihsel dostluk Çin’in Türkiye’ye kuşkulu bakmasına yol açmaktadır. Vardag uçak gemisinin geçişi karşılığı gönderilmeyen Çinli turistler bu ön yargının sonucudur. Çin ile acilen politik ve ekonomik işbirliğine gitmek için gerekli girişimler yapılmalıdır.

 

**Kaynak : The New York Times, “Waving Goodbye to Hegemony”, Parag Khanna

 

 


Türk Yurdu Mart 2008
Türk Yurdu Mart 2008
Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele