PADAR/PATAR TÜRKLERİNDE HALK İNANÇLARI

Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

      Padarlar Oğuz tayfalarından olarak bilinmektedirler. Muhtemelen Azerbaycan’a ilhanlılar döneminde gelmişlerdir. 16–17 yy.larda bölgeye yönelik Lezgi akınlarının önlenilmesi amacıyla yerleştirilmiş olabilecekleri ifade edilmektedir. 19.yy.da Cavat kazasında yaşayan Padarlar Ilhıcı ve Karaçörünlü tireleri vardır.  Ilhıcı’yı bir çalışmamızdan Güney Azerbaycan’dan bilmekteyiz. Bozkır kültüründe ılhı at sürüsü ve Ilhıcı da at otaran demektir. 1983 yılı resmi istatistiklerine göre Aksu Reyonunun Padar kentinde 1131, Oğuz reyonunun Padar kentinde 1585, Deveci Reyonu’nun bir kentinde 207 Padar yaşamaktadır. Ağdaş ve Oğuz Padarları’nda menşe itibariyle Uygur Türkü olduğu kanaati de vardır. Padarları’n merkezleri Şamahı olmuştu. Şamahı Zelzelesi’nden sonra bir kısmı Ağdaş’a gelmişler. Şirvan Şahların merkezi Şamahı idi. Her bir hanlığın ayrı merkezi vardı Çarlık Rusyası 1821 yılında bölgeyi işgal edince hanlıkları kaldırdı             Padarlar konulu ilk bilgileri Feridun Cümşitoğlu Afer hanımdan aldık. Afer hanım  “Güzel dünyanı/dünyayı körladı/körledi koydular o yana, bunlar memun/mimin değiller” diyerek başlıyor sözlerine.             Aksu, Gubatlı, Oğuz, Nahcıvan, Kürtemir, Guba, Saçmaz Padarlarının hepsi Sünni ve Nahcıvan Padarlarının hepsi Şii inançlı anadilleri Türkçe olan Müslüman halklardırlar.[1]             Padarlılar erken evlenmezler. Ekonomik vesair cihetlerde kendilerini yeterli görünce evlenip yuva kurmak isterler. Padarla evlenme yöntemi olarak kız kaçırmak veya ere kaçmak suretiyle evlenme kesinlikle görülmez cinayete yol açar, bu şekilde evlenen çiftler çok ayıplanır. Padarların evlilik türü sosyal ilişkilerinde adeta öz kanunları vardır. Bir kadına yan gözle bakılması ciddi kavgalara yol açar kan dökülebilir. Çevre halkı Padarların bu özelliklerini bildikleri için onlardan çekinirler. Padarlara ‘Kulak Kesen’ denir. Padarlar muhakkak silah gezdirirler.[2]             Padarlarda kızı evlendirilecek ailenin kızının kanaati eş seçiminde sorulur. Ancak sormayan Padar aileler de vardır. Padarlarda babanın, ailenin kanunu geçerlidir.  Bir Padar aile dışarıya mesela Lezgiye kızını vermez ama Lezgiden kız alınır. Sünni Padarlarda Şii inançlı olanlara kız verilmez.[3]             Padarlar sosyal statü olarak birlikte yaşadıkları diğer halklarla ilişkileri itibariyle onlara yukarıdan bakarlar. Her aileye her damat adayına kız vermez herkesle akraba olmak istemezler. Damat adayında ve dünürlerde nefis ve nesil paklığı aranır. Peyvet, soylu, kişilikli olsun istenir. Damat adayının fakir olması eksiklik sayılmaz.[4]             Padarlarda tek eşli evlilik esastır. Avradın/hanımın sözü ailede geçerlidir. Padar ailede gelinin çocuğu olsun veya olmasın eş boşamak yoktur. Çocuksuzluk boşanma sebebi değildir. Padarlarda kız ve erkek evlat farkı yoktur. ‘Çocuğum olsun sağlıklı olsun kız veya erkek fark etmez’ denir. Eşler arası sadakat esastır. Yakın kohumluk yoktur. Aile içi yakın evlilik görülmez. Erkekler adeta kadınlarına eşlerine tabidirler. Büyük aile tipi ile toplu halde yaşarlar. Aile reisi baba yokken amcadır. Gelin ayrı eve gelmez, aynı evin içinde ‘gelin otağı’ olur. Gelin için ayrı ev dikilende/yapılınca gelin otağı dağıtılmaz aynen muhafaza edilir..Padarlarda fazla şatafatlı eve itibar edilmez. Evler daha sade yapılırlar. Ailenin büyükleri daha çok kız çocuğunun arkasında durur ona destek olurlar. Evini terk edip baba evine dönmek zorunda kalan Padar kızının sorumlusu onun kocasıdır. Bununla beraber evin Sırrı evde kalmalıdır. ‘Ağzın kanla dolmuş olsa dahi kusma’ denir. Yakın akrabaları ile birlikte Padar ailesinin hayatında/bahçesinde muhakkak bir it olur.[5]             Padarlarda gelin baba evinden çıkmadan oğlan evi bir eşya çalmak ister kız evi ona mani olmaya çalışır. Gelinin beline kırmızı kemeri oğlanın kardeşi bağlar. Bağlayana kız evi para verir. Kızın/gelinin kızıllarını/altınlarını oğlanın/damadın bacısı takar. Ona kız evi hediye verir.[6] Anadolu Türk halk kültüründe kız baba evinden bir şey götürmek için uğraşır, hiçbir şey bulamazsa sırtını duvara sürerek biraz sıvadan kireç alayım, dermiş, diye bir espri vardır.             Padarlarda gelin baba evinden çıkarken kendisi birlikte, sandığına Kur’an-ı Kerim, Ayna, Lamba, Çörek/ekmek ve tuz koyarlar. Gelin baba evinden çıkınca sağ eline pul sol eline çörek bağlanır. Bir tane diri/tam çörek/ekmek ve tuz götürülür.[7]             Gelinin ayağına bir kurban kesilir, kurbanın kanı oğlanın ve kızın anlına sürülür. Gelinin başına oğlanın anası nohu, şirin saçı yapar. Gelin yeni evinin kapısına/eşiğine bastırılmaz, geline tabak sındırtalar veya büyük bir kabın içine, nohut, un, düğü konulur gelin onun üzerinden atlatılır.[8]             Yeni gelin, ilk günden itibaren hemen konuşmaya başlamaz, yaylık bağlar, ölene kadar kaynanasının yanında çörek yemez ve uzun süre yaylıklı olmalıdır.[9]             Padarlarda çocuğu olmayan anne pire gider daha çok ağaç ziyaretlerine gidilir.  Kerimli köyünde kapısının önünde bir ağaç bulunan Hacı Abdurraim Efendi bu türden bir pirdir. Bunlara ‘Efendi’ denir. Pire giden niyetli anne adayı üzerinden bir sap/ip çıkarıp ağaca bağlar. Çocuk dünya gelince çocuğun bir eline para, eli bereketli olsun diye, diğer eline de çörek/ekmek hoş baht/bahtı açık olsun diye konulur.  Erkek çocuğunun başının, yastığının altına daha güçlü olsun büyüğünce soyunu yükseltsin diye kılıç, hançer gibi kesici batıcı silahlar konur. Oğuz kadınları Padarlara nazaran daha narin yapılı olurlarken, Padar kadınlar daha erkekvari bir yaşam sürer, at üstünde iş takip eder, evin içinde ve dışında faaldirler. Padarlarda insan ismi olarak Kıyas ve Ata çok yaygındır.  Özel Padar adı olarak Aşa da çok yaygındır. Keza Ömer adına da çok rastlanır. Hasan, Hüseyin, Eli/Ali, Rıza,  Abbas adı hiç yoktur. Hüseyin yerine Söyün denir. Padarlarda ‘Azerbaycanlı/Oğuz danmaz Azerbaycanlıya,  Türke nadan ‘ denir.[10]             Padarlarda hamile hanım evladının cinsiyetini tayin için, yararlı olacağına inandığı için aynaya bakabilir. Hamile hanım iğne, düğme bulursa kızının ve fakat sancak/kilitli iğne taparsa/bulursa oğlunun olacağına inanılır. Hamile hanımın, aşerme döneminde, aşerdiği yiyeceğe göre kızının veya oğlunun olacağına inanılır. Canı, şarap, turşu ekşi şeyler isterse, bunlara aşerer ise oğlunun olacağına, ayva nar gibi şirin tatlı şeyler isterse kızının olacağına inanılır.[11]             Ayna, tırnak ve saç ile ilgili inançlarda Türk kültürlü diğer halklar itibariyle bir farklılık yoktur. Bizim Hakasya Türk kültür coğrafyasından derlediğimiz bir bilgiye göre, insanoğlunun kutu saçlarının dibindedir. Dökülen saç çiğnenir ise o kişinin kutu ayaklar altında kalmış olur. Ok eskiden erkek berberlerinde kesilen saçta belirli bir korumada olurdu. Saç ve tırnak ile ilgili inançlarla büyü inancının ilişkilendirilmesi buradan geliyor olmalı[12]               Padarlarla ait özel bir yemek ve özel Padar kıyafeti yoktur. Mahalli Padar yemek ve kıyafetleri Azerbaycan’ın diğer kesimlerinden farklılık göstermez.[13]             Padar halk inançlarına göre “tavuğun yeri ıssı olsa yumurtası bol olur” Bu maksatla folluğa kül ve kümese yanar halde bir şeyler konulur.[14] Kümesin veya folluğun sıcak olmasının yumurta verimini artırdığına dair inançlar Anadolu’nun muhtelif yerlerinde de var. Bu maksatla Bitlis’te kümese sıcak kül konur. Bizim benzeri başka tespitlerimiz de olmuştu.             Padarlarda gece komşuya od/ateş verilmez ayrıca ağagartı (süt, yoğurt, peynir, şeker, un gibi beyaz gıdalar da verilmez. Verilmesi zarureti var ise bunların üzerine kömür parçası konulur.[15] Aksi halde bereketinin kaçacağına inanılır. Padarlardan yapılan bu tespit diğer Türk kültürlü halklarda da vardır. Kömür daha ziyade nazara karşı korunmak için kullanılır. Süt sağıldığı zaman inek göze gelip sütü kesilmesin diye kovanın üzerine bir parça kömür atılır. Veya çok güzel beyaz tenli gelinlerin veya küçük çocukları yüzlerine kömür sürülerek güzellikleri örtülenmek istenir. Od/ateş kültü ile de ilgili olabilir. Bu tespitte nazar ve bereket motifleri birleşmiştir. Nazar alan ürün veya kimsenin verimi düşeceği için aynı zaman da bereketi de kaçmış olur. Azerbaycan Türkçesinde soğan, marul, maydanoz,  turp gibi söğüş salatalıklara göygöyerti ve süt ve süt mamullerine de ağagartı deniliyor ki çok hoş.             Padarlarda kelimeyi şahadet “Lailahe illlahlah Muhammeden Resullullah” şeklindedir. Aliyyil Veliullah” kısmı eklenilmez. [16]             Padarlarda ölen ağabeyinin dul eşi ile evlenme çok nadiren görülür. İki başlı kohum olmak az da olsa rastlanılan bir uygulamadır. Sünni inançlı Müslüman olan Padarlar da aileye Hıristiyan gelin gelmesi pek istenilmez. Padarlılarda başlık parası yoktur. Başlık istenilmez ve verilmez. [17]             Padarlı gelinin gelin sandığına bazı yerlerde ayna konulması uygulamasına rastlanılmasına rağmen boçasına ayna ve Kur’an koyulmaz. [18]             Padarlarda gelin oğlan evinin eşiğinin önüne gelince gelinin başına saçıyı oğlanın anası damın üstünden yapar. Bu saçının içerisinde diğer bölgelerde olduğu gibi, Pul/para, çeşitli kanfetler, şekerler, düğü, pirinç ve benzerleri bulunur. Amaç her kesimde aynıdır. Gelinin bereketi bol olsun. Serpilme işi bacadan yani yukarıdan yapılır, bunda ‘Allah başından, yukarıdan döksün’ inancının izleri vardır. Her yerde hazır ve nazır olan Allah halk inançlarında gökte tasarlanmıştır.[19]             Padarlarda gelin geldiği zaman hemen oturmaz. Kaynanası ona “Düz-ayah” verir, geline bir buzağı veya yüzük hediye eder. Verecek bir şeysi olmayan ‘sana oğlumu verdim’ der. 2–3 gün sonra ‘yüze çıkma’ merasimi yapılır. Gelinin konuşması bundan sonra başlar ve konak çağrılmasına geçilir. Geçmişteki uygulamalarda kaynananın yanında gelin bebeği kucağına almazdı. Başı açık gezilmez büyüklerin yanında saç taranmazdı. Kaynatanın yanında yemek yenilmez, o eve geldikten sonra oturulmazdı.[20]             Padarlardaki bu inanç ve uygulama Türk kültür coğrafyasında çok yaygındır. Türk kültürlü Kafkas halklarında izleri hala netliğini korumaktadır. Bu uygulama ‘Gelinlik Etme’ veya ‘ses sakınma’ gibi isimlerle bilinir.             Padarlarda gelin gelen gün duvara mismar vurulur/ Gelinin geldiği gün duvara çivi çakılır. Bununla amaç, gelinin yeni evine bağlı olmasını sağlamaktır. [21] Anadolu Türk kültür coğrafyasında yeninin yeni evinde ağır olması, zırt-pırt baba evine kaçıp gelmemesi için cebine kızın babası tarafından taş konur ve bu taş gibi yeni evinde ağır ol, denir.             Padarlı halk kültüründe hayır içerikli mistik sözler de vardır. “Allah hamını saklasın içinde de bizimkileri”, “mehriban olun, koşa karıyın/mutlu olun birlikte yaşlanın”, “Allah ordan bahır, yüreği açık olmak lazım/Allah görüyor” “temiz kalpli olunmalı” yenilen nimetin nankörü olunmamalı, “yediğin çörek hakkı, tuzun hakkı, düğün/pirincin, eti hakkı”, “Gün hakkı”, denir.[22]             Padarlarda da bu kültür coğrafyasının diğer halklarında olduğu gibi, tuz bir nimettir. Tuzun yere dökülmesi istenilmez, dava niza işareti olarak algılanır.             Padarlarda gelinin ilk çocuğunun oğlan olması isteniyor ise gelin yeni evine geldiği gün kucağına bir erkek çocuğu oturtulur.[23] Bu uygulama Türk kültür coğrafyasının diğer halklarında da vardır. Bazı yörelerde bu kültüre mensup diğer halklarda, aynı maksatla gelinin yatağında daha gelin yatağına girmeden bir erkek çocuğu yatırılıp yuvarlanması sağlanılır.             Padarlarda çocuk dünyaya gelince, muştuluk, şirinlik adına ufak bir şenlik yapılır. Uzun yıllar çocuk bekleyenler kurban keserler. 7 yıl çocuğu olmayan ailelerden 7 kurban kesenler olur. Çocuğu olmayan kadına ve çocuğu yaşamayan anneye ‘Hemzeti’ var denir. Böyle hanımlar için ‘Hemzet Duası’ yazdırılır ve bu adamın üzerinde taşıması istenir. Bu duanın Türk kültürlü diğer halkların halk inançlarında olduğu gibi suyunu içmesi de istenir. Böyle anneler ‘çocuğum olsun kırk yamaklı partar giyecem, dilener o para ile paltar veya kurban alıp keserim’ diye adakta bulunur. Böyle hallerde dilenen anne namzedi dilenme sebebini saklamalıdır. Aynı şekilde oruç da nezredilir.[24] Oruç adağı da Türk kültülü halklar arasında yaygındır.             Bize göre bu tespitin yorumu bir nefs ıslağı terbiyesi olayı olabilir. Kişi dilendiğini, dilenebileceğini düşünüp uygulamaya koymakla benlik duygusundan kurtulmak istediğini göstermiş olmaktadır. Bir anlamda veren Allah’ın sonsuz gücüne sığınmış olmaktadır. Sebebin saklanılması da aynı inanç bütünün bir parçasıdır. Burada niyet sırdır. Sır ifşa edilince sırlık hükmünü yitirmiş olur ve mahiyeti Mutlak olanın rızası için yapılmış olmaktan çıkar.  İslam’da nefs Nisa Suresi 79. Ayette “Sana gelen iyilik Allah’tandır kötülü ise nefsindendir” buyrulmaktadır.             Padarların halk inançlarında da bu kültür coğrafyasının diğer halklarında olduğu gibi kesilen nezir kurbanın eti dili vurulmaz, yani nezir sahibi nezir etinden yiyemez, tadamaz.[25]             Padarlarda çocuğa ismini Dede/Baba koyar, isimler bilhassa geçmiş babalardan alınır. Çocuk dünyaya gelince ‘Uşak Görmesi’ yapılır. Bunun için ufak bir merasim yapılır. Bebeği görmeğe ilkin kadınlar daha sonra erkekler gelirler. Diğer kesimlerden farklı olarak kırkı çıkmamış anne ve balasını görmeye ziyaretçi gelebilir.[26]             Padarlı ailelerde kırk çıkarılınca, kırk deliği olan bir süzgeç kullanılır bunun üzerinden su dökülür bunun için kadın bir molla veya dini bilgileri olan bir kadın çağrılır. Padarlarda kırk çıkarılmadan evvel ‘3 dökme’, ‘7 dökme’ ve daha sonra ’40 dökme’ işlemleri yapılır.[27] Kırk çıkarmak, kırk uçurmak,  kırk düşürmek ve şimdi de kırk dökmek tanımı ile karşılaşıyoruz. Kırklamak dökünülen, çıkarılan, düşürülen ve uçurulan anlamları ile ifade edilebiliyor.             Kırk inancının uzantısı Sibir Türk Kültür coğrafyasında da görüyoruz. Muhtemelen inancın menşei de buradadır. Evvelce saç-kut ve süpürge-kut bağlantısı itibariyle güney Sibirya Türk halk inançlarının ilişkisine şahit olmuştuk. Bu Altay halk inançları kırk konusuna da ışık mı tutuyor. Sibir halk inançlarında ölünün kırkı yapılınca ölünün garbi üzerinde muzik çalınır. İnanca göre ölüyü iyi ruhlar cennete ve kötü ruhlar da cehenneme götürmek isterler. İyi ruhlar müzikten hoşlanırlarken, şer ruhlar müzikten hoşlanmalar. Hal bu olunca meydan iyi ruhlara kalır ve ölü cennete götürülmüş olur. Biz evvelce yaptığımız çalışmalarda kara iyelerin karanlık, loş, pis konulu, terkedilmiş hizbe yerleri sevdiklerini, sesten ve gürültüden rahatsız olup kaçtıkları veya öldüklerini tespit etmiştik.             Padarlarda, bebeğin dünyaya gelmesinde anneye yardımcı olan ebeye altın veya elbiselik kumaş verilir. Padar sosyal yaşamında ebenin özel bir statüsü vardır. Çocuğu olan anneye kuymak yapılır.  Oğuzlarda bu kuymak su ile yapılırken padarlada sütle yapılır.[28]             Padarların halk inançlarında “uşağın ninnisi nenni boş iken yellendirilmez, sallanılmaz. Uşak naraha/rahatsızt olar”[29] Bebeğin beşiğinin beşik boş olduğu zamanlar sallanmaması gerektiği aksi halde rahatsız olacağı inancı Türk kültürlü halklarda oldukça yaygındır ve bize göre, diğer beşik merasimlerinden de anlaşıldığına göre bu bir sahiplenilme olayına mani olma uygulamasıdır. Bebek beşiğine beslemesiz konulmaz. Yeni elbise ilk giyilirken besmele çekilir. Boş eve selam verilir besmelesiz girilmez. Keza dükkân ilk açılırken de muhakkak besmele ile açılır. Bir yerde kara iyelerin daha evvel davranıp sahiplenmesini önlemek içindir.             Padarlarda çocuğun ilk saçı 1 yıldan sonra kırkılır/traş edilir. Traş işi evde yapılır. Kesilen saçlar temiz bir yere dökülmelidir. Keza abdest suyu da temiz bir yere dökülmelidir. Bebeklerin saçlarını çok kere anneleri keser.[30]             ‘Padarlar pahıl olur’ diye bir söz vardır. İlk çıkan diş için hedik pişirirler. Çıkan diş sıçan deliğine koyulur. Bu esnada ‘çürük dişimi sana verirem /veriyorum möhkem/sağlam dişini bana ver’ denir.[31]             Padarlarda geç yürüyen çocukların bir an evvel yürümelerini sağlamak amacıyla onlar pire götürülürler. Pire bir de horoz götürülür. Horoz kaçarsa yakalanıp kesilmez, ‘buranın malı oldu’ denir. Nezir verilir. Karapapahlarda Pazaryerinde veya nakil esnasında çuvaldan yuvarlanıp düşen pattes veya soğanın yakalanmasında fazla ısrarlı davranılmaz ve onun için ‘yerin hakkı’ denir.[32]             Padarlarda da şölver/ kapının üst eşiğinin altında durulması uygun bulunmaz kan/evin eşiğinde oturulması uğursuzluk sayılır.[33] Türk kültürlü halklarda evin koruyucu iyesinin evin eşiğinin altında olduğuna oraya basmakla onun inciltileceyi inancı vardır. Bu itibarla oraya basılmaz ve eşikte dikilerek konuşulmaz ya içeriye girilir veya dışarıya çıkılır.             Padarlar akşamdan sonra komşuya od, un gibi şeylerin verilmesinin doğru olmadığı türünden inançlara fazla itibar etmezler.[34]             Padarlarada ananın ve balanın kırkı çıkana kadar kapıya boşa kitlenmiş bir kıfıl/kilit vurulur. Hamzetli/çocuğu olmayan kadın kısır kadın, üzerinde nuska/muska bulunan kişi bu eve alınmaz böyle kimselerin kırkı çıkmamış anneye ve yavrusuna zarar verebileceğine inanılar. Bu tür kimseler için “ayagı iyi düşmez” denir. Bu uygulamaya riayet edilmemesi halinde anneyi ve çocuğunu kırk basacağına inanılır. Tedavisi gerekir.  Kırkı karışmış kimseler için ‘kırkı düştü’ denir. Tedavisi iki Çarşamba arasında perşembeye kalmadan yapılmalıdır.“Kırk Acar Cemi/Kırk açma merasimi için kovadan süzgece ve oradan da anne ve çocuğun başlarına ayrı ayrı su dökülür. Kırk suyu muhakkak temiz olmalıdır. Ayrıca Kırk alınan su da muhakkak temiz bir yere dökülmelidir. Kırk Acar ile Kırk dökmek aynı şeylerdir. Bunun için ilkin gusul abdestti alınır. Gusul alınırken,             “Gusulün gusul için             Gusulum Muhammed ümmedi için             Çimiren Zemzem suyu ile             Kırkımı dökmek için” denir.[35]             Açar Azerbaycan Türkçesinde anahtar demektir. Türk kültürlü halklarda içerisinde kırk tane üzerlerde Esmai hüsnanın yazılı olduğu sembolik anahtarın bulunduğu taşlar vardır. Taslardan Azerbaycan’da da var. Bunlara ‘Korku Tası’ veya ‘Nazar Tası’ gibi isimler verilir. Anahtar ve kilitlerin baht bağlamak ve açmak büyü yapmak ve bozmak veya büyüdün korunmak için kullanıldıkları bilinirken, Kırk Acar Cemi tanımlaması bize ilginç geldi. Bu ifadedeki acar hem fiil ve hem de isim olarak kullanılmış ve hem de uygulamaya ‘cem’ denilmiş.             Çocukken Kars çayında çimer ve sudan çıkıp giyinmeye geçmeden evvel boy abdestini daha tam öğrenmemiş olduğumuz o yıllarda;             “Gusulum gusul için             Pisliğim şeytan için             Paklığım Allah için” derdik. Zamanda İslam’da böyle bir niyet biçiminin olmadığını bunun sadece mistik kültür olduğunu öğrendik.             Padarlarda da Hal Apardı inancı vardır. Hâl’dan korunmak ve şeytan vurmasın diye, özel durumu olan kadınlar gece ayakyoluna yalnız gitmezler. ‘Hal Aparmasın/götürmesin diye uşak ve anası şeytandan bohtandan/buhtandan korunsun diye, yastığının altına ekmek, bıçak kayçı/makas konulur.             Padarlarda ayağı basamayan, yürüyemeyen uşak/çocuk tandır galananda/yakılmaya hazırlanınca onun etrafında 3 defa hellener, fırlanar/dolandırılır. (Kaynak kişi; a.g.ş.) ayağı basmayan çocuk ayağı basması için Türk kültürlü halklarda çeşitli uygulamalar yapılır. Köstek kesilir. Hıristiyan mezarına bastırılır. İlk ayağı bastığı günde de ‘Day Durdu’ merasimi yapılır ki küçük bir toydur. Padarlardaki uygulama hem od/ocak kültü ile ve hem de başına dönme, tavaf ile ilgilidir diye düşünüyoruz,  şahsen önemli bulduk. Etrafında dönme bu arada başına dolanma Türk kültürlü halklarda bize göre bir koddur.[36]             Padarlarda sünnet olan çocuğun sünnet parçası bir ağacın dalına asılır. Bu parça asıldığı yerde ne kadar çabuk kurur, ise sünnet yarasının o derece çabuk iyileşeceğine inanılır Padarlılarda kirvelik görevini akrabadan sıradan bir kimse de yapabilir. Belirli bir kirvelik kurumu yoktur. Kirveler karşılıklı kız alıp verebilirler, kirveler arasında akrabalığa mani bir kural yoktur. [37]             Sünnet parçası Türk kültürlü halklarda çok kere temiz toprağa gömülür. Nadiren saklandığı da olur. Ağaçta kurutulmaya bırakıldığını ilk defa tespit etmiş oluyoruz             Padarlarda bedyer inancı vardır. Bazı yerlerin uğursuzluğuna inanılır. Bazen belirli yerler belirli dönemlerde belirli kimseler için bed olabilir. Bir çocuk bir yerde düşmüş ise, burası bed/fena yerdir. Buraya ‘tu tu tu’ yapılır çocuğun buraya böylece tekrar düşmemesi dilenilmiş olunur. (Kaynak Kişi; a.g.ş.) Tu tu tu lama inancı Türk kültür coğrafyasında çok yaygındır. Böyle yerlere şerbet türü şeylerin döküldüğü olur. Böylece fenalığa sebep olduğuna inanılan kara iyeye bir nevi saçı yapılmış olunur.[38]    Padarlı halk kültüründe insanların nefsine bu coğrafyanın genelinde oluğu gibi saygılı davranılır. O gün ekmek pişirilmiş ise ekmeğin kokusunu alan herkese ekmekten tattırılmak istenir. ‘Bir dişlek/dişlik de olsa’ ekmekten tatmalıdır. Ekmeğin üstüne gelen kimse ‘ıssı çörek kesmeli’ yüreğinde nefsini kalmasın nefsin kalması iyi değil, denir.             Padarlarda yas zamanı.  adna’ verilir. Ölünün kırkı çıkana kadar her Cuma akşamı tekrarlanır Padarlarda yas 40 gündür ayrıca ölünün 52 si de yapılır. Yasda kara giyilir ve yaslılar başlarına kara bağlarlar. Ölü evinde ocak ilk günden itibaren yanar. Bu noktada bir husussu açıklamak lazım Azerbaycan’da banyo, ısınma ve mutfak gereksimi tamamen doğalgaz iledir. Yani yemek için ocak yakılmamış olsa dahi ocak bir şekilde kaçınılmaz olarak yakılmış olur.             Padarlarda eri/kocası ölmüş kadın kesinlikle yeni bir evlilik yapmaz. Erkekler de ise tekrar evlenenler çıkabilir Diğer halklar düşman ailelere kız verip alarak barışırlarken Padarlarda düşman aileye kesinlikle kız verilmez. Padar ölülerinin 3’ünü, 7’sini, 40’ını ve ayrıca bir de 56’sını yaparlar. Ölü için 56’sını yapma inancı Gürcülerde de vardır. Padarlarda da kara bayram inanç ve uygulaması vardır.[39] Biz Türk kültürlü halklar arasında ölünün 56 sının yapıldığını ilk defa görüyoruz. Bu uygulamayı mevcut bilgilerimizle yorumlayamıyoruz da.             Padarlar’da ölüm çok büyük bir felaket olarak algılanmaz, normal bir olay doğal bir süreç olarak algılanır.. Çok abartılı dil diyip ağlamak yoktur. Yas bir haftadır. Yas evinde kara giyilir. Ölen genç ise kırmızı giyilir. Yasda helve yapılır. Helvanın adı çekilmez, helvanın adını çekenin helva yapması gerektiğine inanılır. Kadınların kabirüste gitmesi, cenazenin olduğu gün cemaatle mezarlığa gitmeleri uygun bulunmaz, günah sayılır. Erkekler bayramlarda kabirleri ziyaret ederler. Sık kabristana gidenin yakınının öleceği inancı vardır.             Padarlarda en aziz bayram Peygamberin doğduğu gün kutlanılan bayramdır. Bu bayramda herkese süt ikramı yapılır. Mevlit Bayramı olarak bilinir. Sonra sırasıyle Oruçluk bayramı, Kurban bayramı gelir. Nevruz bayramı ve muharremlik yoktur. Nevlüt okununca hocanın önüne su değil süt konur. İnanca göre peygambere seçmesi için 3 şey teklif edilmiş bunlardan birisi su diğeri sütmüş Peygamberimiz sütü seçmiştir. Padarlar arasında bazı inanç uygulamalarındaki farklılık yanılmıyorsan Sünni-Hanefi olma ile Şii-Caferi olmanın farkından kaynaklanmaktadır.             Padarlarda genel Azerbaycan mutfağından farklı bir yemek kültürü yoktur. Çorba/sub, Bozbaş, Dolma (bükülerek ve terekten/karalâhanadan ve asma yaprağından) kelem/lahana, kedi/kabaktan yapılır. Pıtlama (et, ceviz, yağ, pirinç şeker tozu et makinesinde çekilerek hazırlanır) Baklava, şeker bura, helva, Şor çöreği/gogal daha ziyade nevruzda yapılır.             Ekmek/çörek, ev fırınında sacda pişer ise yanlama, tavada pişer ise ikiyüzlü olur. Süt çöreyi, süt yumurtada çalınır kabartma tozu biraz tuz un katılır nebati yağda tava kızarınca pişirilir ve üzerine şeker tozu dökülür. Feseli, mayalı hamur kabarınca/hamur acıyıp şişince, kündelenir, 1–2 saat kendine gelmesi beklenir. Ondan balaca/küçümen yufka kündesi arasına tereyağı, şeker tozu dökülür, toplanır ve yayılır. Sonra sacda pişirilir. İki yüzü de pişirilmiş olur. Kete, hala (göygöyerti) şor ketesi, et ketesi, koz/ceviz ketesi türleri vardır. Kete, bizim Kars kahvaltı ve yolluk kültürümüzden bilinen ayrıca özel günlerde de yapılan, içine konulan malzemeye göre isim alan bir çörek türüdür.             Padarlılarda nevruz/yenigün bütün ayrıntısı ile uygulanır ve yaşanır. Ahır Çarşamba’da 7 tongal/Od/ateş üzerinden tullanılır/atlanır. Her atlayan ‘Ağırlığım uğurluğum burada kalsın’ der. Karaçiler’de Nevruz uygulamalarında hiçbir farklılık yoktur. Bununla beraber Karaçilerden Padarlar pek akraba olmak istemezler. Karaçilerin pek pak olmadıkları, dürüstlüklerinin tartışmalı olduğu, ihtilafa açık bir toplum oldukları, toylarının gürültülü Spatırtılı olduğu gibi bir intibaları vardır. Padarlılara göre, Karaçilerin ayrı bir gizli dilleri vardır. Eskiden ‘Karaçi Toyu Gibi’ diye bir tabir vardı bunun anlamı görgüsüz kuralsız gürültü şenlik demekti. Eski Karaçiler kıskanç ve zevksiz olarak bilinirlerdi. Karaçi Donu tabiri bir zamanlar altı üstüne uymayan, döküntü provasız, renkleri ve kumaşları uyumsuz anlamına gelirdi. Esasen bu teşhir sadece Padarlara ait değil kanaat idi. Kars’ta bir zamanlar, düzensiz gürültülü şenlikler için ‘Kürt çalıyor çingene oynuyor’ denilirdi.             Padarlarda rüyada at görmek murat, ağ atın, kırmızı atın ayrı anlamları vardır. Çok kere kişiye ve sınamaya göre değişir. Rüyada it görmek pek makbul sayılmaz gören kimsenin gıyabında, alehinde konuşulduğuna yorumlanır. Yılan, kâh yol ve kâh da düşman anlamına gelir. Sançarsa düşmandır. Yılanı melek olarak yorumlayanlar da vardır. Haç da yahşi/iyi yorumlanmaz. Elma görmek iyidir. Koz/ceviz görmek davalaşmak ihtilaf anlamına gelir. Et ve üzüm gözyaşı olarak yorumlanır             Padarlarda da kurtağzı bağlama inanç ve uygulaması vardır.             Patarlarda Karacuha inancı vardır. Her insanın bir Karacuhası vardır ve Karacuha bazen yatar ve bazen da kalkar. Kişinin Karacuhası kalkmış ise, uyanık ise, bahtı da açıktır. Karacuhası yapan yani uykuda olan kişnin işleri de iyi gitmiyor demektir. Bir ovraz/ruh olan karacuhanın Karabağ’da, Ağdaş’daki karşılığı adı nahış’dır. Nağıllarda/Masallarda nahış ile akılın tartışmaları olur. Nahış kişioğlunun işlerinin iyi gitmesini uyanık olmakla sağlar. Yahut da tersi olur. Karacuha ait olduğu kişiyi onun adını kullanarak onun donuna girerek korur.             Kahvaltıda büyük kardeşe gelin kara yayma hazırlar. Bunun için zaferan, sarıkök, düğü (pirinç) hazırlar. Süt ile sıyık aynı şeylerdir. Bunun üzerine yağ veya şekertozu koyanlar olur 
        

         [1] Kaynak Kişi; Vefa Salih Padarlı.

         [2] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [3] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [4] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [5] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [6] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [7] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [8] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [9] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [10] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [11] Kaynak Kişi; Feridun Cemşitoğlu Afer, Padarlı, 42 yaşında orta tahsilli ev hanımı Ağdaş’da yaşamaktadır.

         [12] Yaşar Kalafat-Nadya Yoguşova , “Altay Kamizminin Anadolu Türk Halk İnançlarında İzleri”, Yol, S.2 Sh.102–108; Erciyes, Haziran 2000, S.270, Sh. 22–24                           

         [13] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [14] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [15] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [16] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [17] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [18] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [19] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [20] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [21] Kaynak kişi; a.g.ş.

         [22] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [23] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [24] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [25] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [26] Kaynak Kişi; Vefa Salih Padarlı

         [27]Kaynak Kişi; a.g.ş. 

         [28] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [29] Kaynak Kişi; Feridun Çemşitoğlu Afer

         [30] Kayanak Kişi; Vefa Salih Padarlı.

         [31] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [32] Kaynak Kişi, a.g.ş.

         [33] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [34] Kaynak Kişi; Vefa Salih Padarllı.

         [35] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [36] Yaşar Kalafat, “Diyarbakır ve Çevresi Örnekleri ile Halk İnançlarında Tavaf/Dönme”, II. Uluslar arası Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Diyarbakır Sempozyumu, Diyarbakır 15–18 Kasım 2006.

         [37] Kaynak Kişi; a.g.ş.

         [38] Yaşar Kalafat, “Gök Tanrı İnancından Günümüze Kadar Efsunlama, Tu-tu-tulama Uygulamaları” II. Uluslar arası Karacaoğlan Çukurova Sempozyumu Bidirileri, 20–24 Kasım 1993 Sh. 271–281.

         [39] Kaynak Kişi; Vefa Salih Padarlı.

Türk Yurdu Mart 2008
Türk Yurdu Mart 2008
Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele