Küreselleşen Dünyada Kültür Obamızın Otağı ve Gönül Tahtımızın Hakanı “SULTAN NEVRUZ” BAYRAMI

Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

Küreselleşen ve küreselleştikçe daha girift hale gelen dünyada “ben” duygusunu aşıp, “biz”den de ileriye “hepimiz” düşüncesinin baskın olabilmesi, ortak değerlerin nicelik ve nitelik olarak fazlalığıyla yakından ilgilidir. Ortak kıymetler dendiği zaman da ilk akla gelenler bayramlardır. Bunlar arasında bir tanesi vardır ki, Türk kültürünün bütününü kucaklayan bir özellik gösteren Nevruz Bayramı’dır. Çünkü kültürümüzün önemli halkaları olan diğer bayramlar ya millî, ya da dinî nitelik gösterirlerken, Nevruz her ikisini de bünyesinde toplamıştır. Hemen şunu da belirtmekte fayda vardır ki; geçmişten günümüze Nevruz’a yüklenen göreve baktığımızda tek bir millete mal etmek ona yapılacak en büyük haksızlıktır. Nitekim Nevruz’un, etnikçiliğin zirveye tırmandığı günümüzde başka coğrafyalarda benzer şekillerde kutlandığı rahatlıkla görülebilmektedir. Fakat Türk kültürü açısından Nevruz’u değerlendirdiğimizde Türklükten ve Türk Tarihinden pek çok yansımayı ve izi bulmak hiç de zor değildir. Zaten Nevruz’u evrensel noktaya taşıyan da yerel, yöresel, bölgesel, ulusal/millî özellikler göstermesidir. Özünde kucaklayıcı bir özellik bulunan Türk kültürünün ve milletinin Nevruz’u sadece kendi tekelindeymiş gibi bir görüntü vermesi bile bu “engin gönüllü” millete yakışmaz. Çünkü bu milletin hayata bakışı, “Acılar paylaşıldıkça azalır, mutluluklar/bayramlar paylaşıldıkça çoğalır” sözlerinde açıkça görülmektedir. Bu kesinlikle bir ret değil, kabulleniş ve sahip çıkma ve kendine güvenin göstergesidir. Bu iyi niyet bazı kendini bilmezler tarafından dün olduğu gibi bugün de istismar edilecektir. Böyle durumlarda Nevruz’un her haliyle, her şeyiyle Türk olduğunu ifade etmenin de hiçbir sakıncası yoktur. Aşağıda birkaç örnekle açıklamaya çalışacağımız gibi, hiç kimsenin hiç şüphesi olmamalıdır ki; Nevruz tek bir millet ile anılacaksa, bunun Türk milleti olduğundan ve olacağından kuşku duyulmamalıdır. Nevruz da Türk damgasını görmemek için “etnik kör” olmak gerekir. Bununla birlikte benzeri kavramlarda ve Nevruz ile ilgili olarak da Türk Dünyası’nda “kavram kargaşalığı” yaratılmak istenmektedir. Bu “kavram kirliliğini” ortadan kaldırmak geçmişimiz için bir borç, geleceğimiz için de güvence olacaktır. Var olan veya varmış gibi gösterilmeye çalışılan millî meselelerde duyarsız yaklaşımlar Türk milletinin ve devletinin aleyhine kolaylıkla kullanılabilmektedir. Özellikle Türkiye Coğrafyası’nda yaşamanın zorluğunu fark etmeyen gafiller, farkında olmadan ihanet noktasına gelebilmektedirler. Bunun da maalesef en somut örneği “Nevruz Kavramı/Bayramı” etrafından koparılmaya çalışılan “kızılca kıyamette” görülmektedir. Aslında Nevruz’un tarihî arka planına baktığımızda bunun bir zindan değil bayram günü olduğu ve farklı topluluklar tarafından böyle anlaşıldığı açıkça ortadadır. Nevruz’a Türk Dünyası açısından baktığımızda, Türklerin yaşadıkları bütün coğrafyalarda kutlanmıştır ve kutlanmaya devam edilmektedir. Gerçekten özellikle merkezine “ateşi oturtabileceğimiz kültürlere baktığımızda benzer kutlamaların başka coğrafyalarda da var olduğunu yok saymak mümkün değildir. Genelden özele doğru baktığımızda; Dünyanın Doğusu’nda, Ortalık Asya’da, Yakın ve Orta Doğu’da, Hindistan ve İran'da yaşayan bazı topluluklarda Nevruz ile ilgili ayin ve kutlamalar görülmektedir. Bu sıraladığımız coğrafya içerisine Doğu Avrupa’yı, hatta Avrupa’yı da dâhil etmek mümkündür. Nitekim Hint kültüründe ateş tanrısı Agni’ye karşılık Yunan mitolojisinde de insanlara ateşi hediye eden Prometheus bulunmaktadır. Bu bile Nevruz’un evrensel ölçülerde olduğunun bir göstergesidir[1]. Günümüzde Türkler tarafından kutlanan Nevruz Bayramı’nın, bundan aşağı yukarı 5000 yıl önce Sümerlerde[2] de var olduğu göz önüne alındığında Türk coğrafyasında, mitolojik[3] ve tarihî özelliklerin girift bir şekilde olduğu anlaşılmaktadır. Zaten bu durum Türk tarihi ve destanlarında da açık bir şekilde görülmektedir. Şöyle ki; kitabî dinlere göre; büyük tufandan sonra insanoğlu Hz. Nuh’un oğlu Yafes’ten türemiştir. Nuh’un sağdan sola okunuşu “Hun” demektir. Asya Türk Tarihi Hunlar/Hun Devleti ile başlar[4]. Hun Devleti’nin hakanları arasında Mete’nin ayrı bir yeri vardır. Mete ile mitoloji kahramanı Prometheus[5] arasında doğrudan veya dolaylı olarak hiç bir bağın olmadığını kabul etmek mümkün değildir. Türk efsanelerinde kendilerinin aynı kıvılcımdan[6] hareketle var olduklarına inandıkları millî sembolleri saydıkları Bozkurt’un Nevruz’da, Ergenekon’dan çıkarken kendilerine önderlik ettiğine dikkat çekilmektedir[7]. Ebulgâzi Bahadır Han'ın Şecere-i Türk adlı eserinde de Nevruz, Ergenekon’dan çıkış günü şeklinde ifade edilmektedir[8]. Bundan başka savaşlardan sonra yurtlarına dönüşlerini Nevruz’a denk getirmeye özen gösteren Oğuz Türkleri, Ergenekon ile ilişkili olarak aynı gün büyük bir ateş yakar ve demiri ısıtarak döverlerdi. Böylece kötülükleri uzaklaştırdıklarına inanmaktaydılar[9]. Göğün etkisinden[10] kendilerini uzak tutamayan ve buna bağlı olarak, millî adları ile kurdukları ilk devlete de “Göktürk”[11] adını veren Türklere, Orhun Kitabeleri’nde de; “…Mavi gök çökmedikçe ve yağız yer yarılmadıkça Türk töresinin bozulamayacağına…”[12] vurgu yapılmaktadır. Belirtilen töre içerisinde çok önemli bir yeri olan Nevruz, günümüzde de aynı özelliğini muhafaza etmektedir. Nevruz, yeryüzünün doğusunda çeşitli kültürlerde biraz farklı yorumlanmış olsa da ortak paydada yeniliği çağrıştırır. Özellikle tabiattaki canlanmaya ve hareketliliğe dikkat çekilir[13]. Eski dinlerinin de kısmen benzerliğiyle İslâmiyet’i hiç zorlanmadan kabul eden Türkler, yeni inançlarıyla bağdaşabilen göreneklerini sürdürmekte bir sakınca göremediklerinden, Nevruz’a da İslamî bir görüntü kazandırmışlardır. Bu durum Nevruz’un, Türk toplumunda Hz. Âdem'in çamurunun yoğrulduğu günden tutunda, Hz. Ali'nin ve Hz. Fatma'nın evlendikleri[14] gün şeklinde geniş bir yelpazede anlam kazanmasına sebep olmaktadır[15]. Nevruz, Türklerin kullandıkları On iki Hayvanlı Türk Takvimi'nde yılın başlangıcı ve “ulu gün” olarak belirtilir[16]. Ululuk ve yeniden doğuş ile bir miraca vurgu yapılmak istenmektedir. Nevruz, insanın Tanrısı’na, milletine ve bütün insanlığa karşı sorumluluklarını gözden geçirerek kendisiyle hesaplaştığı gündür[17]. Türk kültürünün temel eserlerinden olan Kaşgarlı Mahmut'un Divan-ı Lügati't-Türk'ünde[18] ve Nizamü'l-Mülk'ün Siyasetnamesi’nde[19] Nevruz, baharın başlangıcı şeklinde belirtilirken, Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig’inde[20] de bahar ile ilgili çok sayıda güzel söz yer almaktadır. Selçuklu Devleti’nde Sultan Melikşah’ın yaptırdığı hesaplarla Nevruz 21–22 Mart'ta kutlanmaktaydı[21]. Timurlular Devleti’nde[22] Akkoyunlu ve Karakoyunlular'da kendisine çok önem verilen Nevruz, Sâfeviler[23] ve Nadir Şah[24] zamanında olduğu gibi İran’da da şenlikler yapılarak kutlanmaktaydı[25]. Osmanlı Devleti'nde de önemli günler arasında sayılan ve resmî olarak da kutlanan Nevruz, adına olgun insan olmayı öğütleyen Nevruznâmeler ve Nevruziyeler yazılmaktaydı[26]. Ayrıca kutlamalarda Nevruziye adı verilen bir tatlı yenirdi. Hekimbaşı tarafından hazırlanan Nevruziye tatlısı Sultan'a ikram edildikten sonra kendisine bir de kaftan giydirilirdi[27]. Bunun yanında üst kademedeki idareciler tarafından Padişaha, Nevruziyye Pişkeşi adı ile anılan hediyeler sunulurdu[28]. Nevruz Osmanlı Devleti’nin, devlet, toplum[29] ve özellikle kültür[30] hayatında ayrı bir öneme sahip olduğundan Osmanlı şairleri, Nevruz ile ilgili kasideler kaleme alırlardı[31]. Yeni Türkiye Devleti’nde de, Orhun Kitabeleri’nde belirtildiği şekilde dünya durdukça var olacak olan Türk Milleti'nin, hürriyeti için demir dağı eriterek Bozkurt’un önderliğinde Ergenekon’dan çıktığı gibi, bütün zorlukları aşabileceğini gösterdiği gün olan Nevruz’da kutlamalar yapılmaktaydı. İstiklal Savaşımız sırasında Anadolu’da ikinci bir Ergenekon’a sıkıştırılmak istenen Türk milleti, yeryüzünün gördüğü sömürge karşıtı en büyük mücadeleyi Orhun Kitabeleri’ndeki sözlere benzer şekilde; Taş kırılır, Tunç erir, fakat Türklük ebedidir” özlü sözünün sahibi gerçek Bozkurt[32] Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde başarılı bir şekilde verdi. Bu mücadele süreci içerisinde Mustafa Kemal Paşa’nın himayelerinde, 1922 yılı Mart’ında TBMM’nin önünde halkın katılımıyla Ankara’da “Ergenekon günü/Nevruz Bayramı” kutlandı[33]. Nevruz ile ilgili şiir geleneği Türkiye Cumhuriyeti döneminde de görülmektedir; "Nevruz der ki ben nazlıyım/Sarp kayalarda gizliyim/Mavi donlu gök gözlüyüm/ Benden âlâ çiçek var mı?” mısralarının sahibi sazıyla, Âşık Veysel’in çok anlamlıdır ki; sadık yâri olduğunu söylediği kara toprağa kavuştuğu gün 21 Mart 1973[34] de bir Nevruz Bayramı günüdür. Türk milletinin kültür obasının otağı ve gönül tahtının hakanı düşüncesiyle “Sultan Nevruz”[35] adını vererek sultanlıkları, taçları ve tahtları layık gördüğü Nevruz, son dönemde bir yandan ham yobaz ve kuru softaların sadece “Mecusî Bayramı” diğer yandan da bölücülerin de PKK Bayramı”[36] olarak kamuoyuna tanıtılmaya çalışılmaktadır. Atatürk’ten sonra Nevruz’un varlığını pek fazla dikkate almayan Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, ancak etnik Kürtçülerin adı geçen bayramın kendi tekellerindeymiş gibi hareket etmelerinden sonra resmiyet kazandırmışlardır. Nevruz’un son yıllarda sadece “Kürt Bayramı” olduğu düşüncesi öne çıkarılarak devam ettirilmek istenmektedir. Buna siyasi gerekçe olarak da, 1970’de Irak Kürdistan Demokrat Partisi ile Irak Hükümeti arasında yapılan bir antlaşmayla "Iyd-i Kürd"/Kürt Bayramı” kutlanmasının kararlaştırılması gösterilmektedir. Fakat Irak Hükümeti 1974 yılında bu antlaşmayı feshetmiştir[37]. Bugün ise maalesef Irak, bayramdan çok uzaktır. Türk milleti, son zamanlarda Nevruz’u bayram olarak kutlamayı unuttuğu gibi, yeter ki zindana dönüştürülmesin dileklerinde bulunmaktadır. Böylece Nevruz, siyasî ve ideolojik[38] olarak etnik Kürtçüler tarafından yozlaşmadan, uzlaşabileceğimiz zemin” kaygan hâle getirilmek amacıyla yazılışı bile değiştirilmek suretiyle “Newroz”[39] şeklinde olduğu iddiasıyla ayrılık noktasına taşınmak istenmektedir. Türkiye’de Nevruz’un bilhassa 1990’lı yıllarla birlikte bir “başkaldırı”[40] günü olarak algılanmaya başlanmasında en büyük etken milletçe konu ile ilgili yeterince bilgi sahibi olmamamızdır[41]. Nevruz, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetleri ve Özerk Türk Topuluklarında eski kimliğine kavuşarak 1990’dan sonra resmî tatil Millî Bayram” olarak Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Çuvaşistan ve Yakutistan'da coşkuyla kutlanmaya başlandı[42]. Geçmişi, bugünü ve geleceği bir olan Türk milleti arasında mezhep farkı[43] gözetilmeden ulu bir toy kabul edilen Nevruz, 1994’de Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan'dan, Türkiye’ye gelen çok sayıda davetlinin katılımı ile kutlanmaya başlandı. Bu kutlama Türkiye ile Türk Dünyası arasında bağların kuvvetlendirilerek kalıcı hâle getirilmesi için Nevruz, 21 Mart 1995’den[44] başlayarak Türkiye'de de resmî bir niteliğe büründü. Hâlbuki yukarıda da belirttiğimiz gibi Gazi Mustafa Kemal [Atatürk] zamanında, Ankara’da Ergenekon günü/Nevruz Bayramı kutlanmıştı. Esasen 1966 yılından beri 21 Mart tarihi Birleşmiş Milletler tarafından Irk Ayrımı ile Mücadele Günü”[45] olarak kabul edildiği gibi; dostluk ve kardeşlik mesajlar vererek, geçmişten günümüze Türk Dünyası’nda bir kültür mirası şeklinde varlığını hissettiren Nevruz’un evrensel ölçülerde kutlanması özlemi çekilen dünyada barışın yayılmasında etkili olmaya devam edecektir. Sonuç Türk milleti, kutladığı bayramlar sayesinde geniş gönüllü olduğunu ortaya koymuştur ve koymaya da devam edecektir. Bütün tarihleri boyunca ezilenlerin yanında yer alarak paylaşmanın tadına varan Türkler, beş asır önce 1492 Mart’ında Katoliklerin baskısıyla İspanya'yı terk eden Yahudilere[46], ve 1991’de de ülkelerindeki vahşette dayanamayan Iraklılara[47] gönül kapısını ve sınırlarını açtı. Maalesef Türk milletinin idarî anlamda çekilmek mecburiyetinde bırakıldığı topraklarda bugün huzur kalmadı. Günümüzde İslam dünyasının kutsalı olan Kâbe ve çevresinde Suudi Arabistan Krallığı Türk izlerini yok etmeye[48] ve kazı gerekçesiyle İsrail Hükümeti de Kudüs’te, Mescid-i Aksa’nın[49] altını kazmaya çalışmaktadır. Adı geçen yerlerde Türk hâkimiyeti dönemine baktığımızda Kudüs’te, Osmanlı hatırası Yafa Kapısı’nın girizgâh kitabesine Kelime-i Tevhidi aslı gibi değil de; “Lâilâhe İllallah İbrahim Halilullah”[50] şeklinde yazdıran Türk’ün hoşgörüsüdür. Aynı hoşgörü, İstanbul'da; Dârülaceze'de Havra, Kilise ve Camiyi aynı yerleşim alanı içerisinde bir arada bina ederken, Ankara'da da Hacı Bayram-ı Veli Camii ile Ögüst mabedinin birbirine omuz verircesine yüzyıllara meydan okumasının yegâne sebebidir. Bu eserler, Nevruz’un da özünü oluşturan kaynağını, Oğuzhan’dan, Hoca Ahmet Yesevi’den, Yunus’tan, Mevlana’dan, Hacı Bayram’dan, Hacı Bektaş’tan ve nice gönül ehlinden alan “barışın işaret edildiği ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış sözüyle doruğa çıkan bir kültür ortamında varlıklarını sürdürmektedirler. Bu gönül zenginliğini istismar edip, bir zafiyet şeklinde değerlendiren bölücü/PKK’lı gruplar tarafından, 2005 Nevruz’unda Mersin’de[51] olduğu gibi Türk bayrağı ayaklar altına alınmak istenmiştir ve bundan sonra da benzer durumlarla karşılaşma ihtimalimiz vardır. Fakat Türk milleti, Türk kültüründen, “Nevruzlar” sayesinde beslendikçe bayrağı kaldıranlar var olacaktır. Küreselleşme rüzgârlarının kasıp kavurduğu dünyada, kültür aşınmasına karşı evrensel niteliğe sahip Nevruz gibi bayramlar milletlerin benliklerini ve kimliklerini korumaları noktasında önemli görev üstlenmişlerdir. Oluşturulmak istenen “küresel kimlik bunalımı”ndan Türk milleti de etkilendiği için “üst kimlik-alt kimlik” tartışmaları yapılmaktadır. Nitekim küresel baskılar o kadar etkili olmaktadır ki; birkaç yıl önce Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın “Hepimiz Bizans’ın torunlarıyız”[52] sözleri bazılarımızın hoşuna gitmişti. Günümüzde de Gazeteci Hrant Dink’in katledilmesinden sonra millet gergin bir hava içine girdi. Milletin bir kısmının temsilcileri olduğu iddiasında bululanlar cenaze töreni sırasında hoşgörü sınırlarını zorlarcasına, taşıdıkları “Hepimiz Ermeni’yiz, Hepimiz Hrant’ız” pankartlarıyla rant elde etmek isteyenlere karşı, aynı milletin bazı fertleri de belki tabii bir tepki, belki de nemalanmak amacıyla “Hepimiz Türk’üz, Hepimiz Mehmet’iz” diyerek karşı bir tavır ortaya koydular[53]. Nevruz gibi kutsal günlerde bir defa daha hatırlamalıyız ki; Türkiye’den başka yeryüzünde üzerinde yaşayan insanlara bedelini bu kadar pahalıya ödeten ve ödetmeye devam eden başka bir ülke yoktur. Çünkü Türkiye her yönüyle çok çekici bir ülkedir. Bundan dolayı da yine dünyanın farklı coğrafyalarından farklı zamanlarda meydana gelen göçler yaşadığımız topraklara doğru olmuş ve olacaktır. Fakat biz Türkiye topraklarında yaşayanların gidebilecekleri başka bir TÜRKİYE’nin bulunmadığını artık çoktan anlamış olmalıyız. Laik ve demokratik bir Türkiye'de bütün farklılıklarımıza rağmen ayrılmamak için ortak paydamızın Türkiye olmasından başka bir seçeneğimiz de bulunmamaktadır. Bir arada Türkiye’de yaşayabilmemiz için geçmişin ve geleceğin bütününü bünyesinde barındıran Nevruz gibi kavramlara layık oldukları “Sultanlık” makamını çok görmeyerek, gerekli kıymeti vermeliyiz.    
        

         [1]Hasan Tutar, “Tarihte ve Mitolojide Nevruz”, Türkler, III, Ankara 2002, s. 617.

         [2]Hüseyin Sever, “Mezopotamya ve Anadolu Medeniyetleri İle İlişkiler”, Türkler, I, Ankara 2002, s. 453.

         [3]Hasan Tutar, a.g.m, s. 611–621.

         [4]İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul 1993, s. 56–57.

         [5]Muhlis Nadas, “Türk Dünyasının Millî Bayramı Nevruz”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı: 99, İstanbul 1995, s. 20–21.

         [6]Aynı yer.

         [7]Ahmet Turan, “Nevruz Bayramı ve Ergenekon”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı: 51, İstanbul 1991, s. 34–37.

         [8]Bahaaddin Ögel, Türk Mitolojisi, I, Ankara 1989, s. 59 vd.; B. Ögel, H.D.Yıldız, M. Fahrettin Kırzıoğlu, M. Eröz, B. Kodaman, A. Çay, Türk Millî Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu, Ankara 1992, s. 130; Alâaddin Korkmaz, "Nevruz Düşünceleri", Türk Yurdu, XIV., Sayı: 80, Ankara 1994, s. 2.

         [9]Orazpolat Eke Bahadır, "Nevruz, Yeni Yıl", Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, II, Sayı: 8, Ankara 1995, s. 42

         [10]Muhlis Nadas, ag.m, s. 20–21.

         [11]İbrahim Kafesoğlu, “Asya Türk Devletleri- (Gök-Türk Hâkanlıkları)”, Türk Dünyası El Kitabı, Ankara 1992, s. 127.

         [12]Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 2000, s. 41.

         [13]Mahmut Tezcan, "Türk Millî Kültüründe Bahar Bayramları Olarak Nevruz ve Hıdrellez", Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, II, Sayı: 8, Ankara 1995, s. 6.

         [14]Hasan Tutar, a.g.m, s. 617.

         [15]Bedri Noyan, “Nevrûz Erkânı”, ERDEM (Türkler’de Hoşgörü Özel Sayısı-III), VIII, Sayı: 24, Ankara 1996, s. 844.

         [16]Orhan Türkdoğan, “Eski Bir Kültür Kodu olarak “Nevruz””, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 100, İstanbul 1996, s. 32.

         [17]Yaşar Kalafat, Türk Dünyası Halk İnançları, Trabzon 2001, s. 114.

         [18]Reşat Genç, "Türk Tarihinde ve Kültüründe Nevruz", Nevruz, Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni (Sempozyumu) Bildirileri (20–22 Mart 1995), 1995, s.16.

         [19]Hasan Tutar, a.g.m, s. 611.

         [20]Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig, (Çev. R. Rahmeti Arat), Ankara 1991,s. 16-20.

         [21]Orazpolat Eke Bahadır, a.g.m, s. 43.

         [22]İsmail Aka, Mirza Şahruh ve Zamanı (1405–1447), Ankara 1994, s. 169.

         [23]Mustafa Aksoy, “Kültür Sosyolojisi Açısından Nevruz Kavramı”, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 100, İstanbul 1996, s. 53.

         [24]Baron Joseph Von Hammer Purgstall, Büyük Osmanlı Tarihi, X, İstanbul 1996, s. 241.

         [25]R. Levy, “Nevrûz”, İslâm Ansiklopedisi, IX, Eskişehir, 2001, s. 234.

         [26]Abdülkerim Rahman, "Tarihten Günümüze Doğu Türkistan'da Nevruz Kutlamaları", Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, II, Sayı: 8, Ankara 1995, s. 11.

         [27]R. Levy, “Nevrûz”, İslâm Ansiklopedisi, IX, Eskişehir, 2001, s. 233–234.

         [28]İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı, Ankara 1988, s. 76.

         [29]Mustafa Öztürk, “Osmanlı Belgelerinde Nevruz”, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 154, İstanbul 2005, s. 137–143.

         [30]Müjgân Cumbur, Klasik Edebiyatımızda Nevruz", Nevruz, (Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni (Sempozyumu) Bildirileri (20–22 Mart 1995), 1995, s. 38–43.

         [31]Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, II, İstanbul 1993, s. 688.

         [32]H.C. Armstrong, Bozkurt, (Çev. Gül Çağalı Güven), İstanbul 1998.

         [33]Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaşı Günlüğü, IV, Ankara 1996, s. 335.

         [34]Aydın Oy, “Âşık Veysel”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, IV, İstanbul 1992, s. 6.

         [35]Orhan Türkdoğan, a.g.m, s. 34; Mahmut Tezcan, a.g.m, s. 4.

         [36]Alâaddin Korkmaz, a.g.m, s. 3.

         [37]B. Ögel, v.d, a.g.e, s. 130; Nevruz ile ilgili ideolojik yaklaşımlar hakkında bkz., Mustafa Aksoy, a.g.m, s. 39-61.

         [38]Hasan Tutar, a.g.m, s. 620.

         [39]Evrensel, 21 Mart 2005.

         [40]Tuncer Gülensoy, “Türk Dünyasının Milli Bayramı: Nevruz”, Türk Kültürü, Sayı: 372, Ankara 1994, s. 49.

         [41]Aynı makale, s. 48.

         [42]Alâaddin Korkmaz, a.g.m, s. 2; Orhan Düzgüneş, "Türk Dünyası'nda Nevruz Bayramı", Türk Dünyasında Nevruz Bayramı, Ankara 1994, s. 1.

         [43]Mahmut Tezcan, a.g.m, s. 4.

         [44]Arzu Kösemehmetoğlu, “Özgürlüğün Işığı Nevruz", Zaman, 21 Mart 1999.

         [45]Türk Dili Konuşan Ülkeler Kültür Bakanları, “Nevruz (Yenigün) Konusundaki Ortak Bildiriler”, Nevruz, (Türk Kültüründe Nevruz Uluslararası Bilgi Şöleni (Sempozyumu) Bildirileri (20–22 Mart 1995)), Ankara 1995, s. III.

         [46]Ahmet Hikmet Eroğlu, Osmanlı Devleti’nde Yahudiler (XIX. YÜZYILIN SONUNA KADAR), Ankara 1997, s. 61.

         [47]M.Kaynak, R.Yinanç, C.Şahin, M.Tomanbay, M.Safran, N..Süzal, M.Aldan, A.Özkiper, F.Aytaç, Iraklı Sığınmacılar ve Türkiye (1988–1991), Ankara 1992, s. 7.

         [48]Salih Boztaş-Gülten Sarı, “Yıktırılan Ecyad Kalesi Rant Kurbanı”, Zaman, 11 Ocak 2002.

         [49]Milliyet, 16 Şubat 2007; Radikal 16 Şubat 2007.

         [50]Kerim Balcı, Zaman, 24 Şubat 2003.

         [51]Radikal, 31 Mart 2005.

         [52]Referans, 17 Kasım 2004.

         [53]İsmet Berkan, “Vakit Çok Geç Olmadan”, Radikal, 30 Ocak 2007.

Türk Yurdu Mart 2008
Türk Yurdu Mart 2008
Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele