AVRUPA’NIN SÜREGELEN İNSANLIK AYIBI: BOSNA

Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

                                                                                                        Balkan Kasabı General Mladiç, Srebrenica’ya saldıran Sırp’lara “Yalnız insanlara ateş edin, fabrikadaki makinelere dokunmayın, onlara ihtiyacımız var” diye emir vermişti. İşte bu emir üzerine 1995 yılı yazının ortalarında, 11 Temmuz 1995 günü, Bosna’nın doğusundaki Srebrenica’ya gelen Ratko Mladiç ve komutasındaki 530 asker Müslüman köylüleri katletmeye başladı. Katliama Bosna Sırp ordusununşında "Akrepler" olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçlerinin de katıldığı bilinmektedir. 2-3 günde yaklaşık 8440 Bosnalı Müslüman katledildi. Bosna-Hersek genelinde ise daha uzun sürede binlerce insan yok edildi. Olay insani değerlere çok önem verdiği söylenen Avrupa’nın gözünün önünde gerçekleşiyordu. Katliam mahalli insan hakları şampiyonlarından olduğunu iddia eden Avusturya’ya birkaç yüz kilometre uzaktaydı. Yine insan hakları ve insanlık değerlerini dilinden düşürmeyen Fransa, İtalya, İsviçre ve Almanya gibi ülkeler de Bosna’dan çok uzak değillerdi. Sözde Ermeni Soykırımı konusunda yasalar çıkaran Fransa ve İsviçre, terörist başını bir süre himaye eden İtalya ve Kürt teröristleri insani değerler gibi bahaneler ile ama gerçekte Türkiye üzerinde olan emelleri nedeniyle her düzeyde himaye eden, onların topraklarında finansman, terörist ve malzeme sağlamalarına göz yuman, sığınma hakkı veren sözde dost Almanya da Bosna-Hersek genelinde yaklaşık 60 gün süren bu katliama göz yumdular. BM görev gücü olarak bölgeyi korumakla görevlendirilmiş olan 400 kadar Hollandalı asker de gözlerini kapatarak katliamın sürmesine izin vermenin ötesinde Sırplara mühimmat ve silah vererek desteklediler, Müslümanları Sırp katillere kendi elleri ile teslim ettiler. Bilahare bu Hollanda birliğine katliamda gösterdikleri üstün başarı nedeniyle madalya verildi. Komutanları ödüllendirildi. Katliamın Avrupalı katılımcıları bununla sınırlı kalmadılar. İnsan hakları şampiyonu Fransa’nın NATO gözetiminde Sırplara karşı yapılacak hava harekâtı planlarını sızdırdığı ve soykırıma göz yuman insani değerler şampiyonu AB’nin bir öteki terör destekçisi Yunanistan’ın bir grup Sırp sempatizanı vatandaşının da Sırplara katliamda yardım ettiği söylendi. 8400 Bosnalı Müslüman’ın katline yardımcı olan Hollandalı Albay, uluslararası kuruluşların yoğun baskılarıyla adalet önüne çıkarıldıysa da aklandı.   AB’nin Katliama Olan Dolaylı Desteği II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da geçekleştirilmiş en büyük toplu katliam olan Srebrenica Katliamı Avrupa’da hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş olan soykırım olması açısından da çok önemlidir. Çünkü insan hakları konusunda Türkiye’yi haksızca yargılama cüretinde bulunan bu birlik olaya taraf olmuş ve hatta bir anlamda desteklemiştir. Ancak Bosna genelinde yaşanan katliamlar ise soykırım tanımı haricinde tutuldu.   Bu olay AB’nin yüz karasıdır. Bu katliamı yapanlar bugün hala aranmaktadır. İnsanların nefes aldığının bilindiği, dünyanın teknolojik olanaklarının en yoğun biçimde kullanıldığı Avrupa’da sorumlu katiller hala bulunamamaktadır. Bunları bulamayan, teslim etmeyen Sırbistan önümüzdeki yıllarda mükâfaten AB’ye alınacaktır. Katliamı yapanların adalet önüne çıkarılması ve cezalarının verilmesi elzemdir. Yine eğer Avrupalılar ilahi adalete inanıyorlarsa bu katliama göz yuman zamanın bütün Avrupalı liderleri de adalet önünde hesap vermelidirler. Avrupalıların PKK terörüne verdikleri somut desteğin yanı sıra Srebrenica katliamına verdikleri destek, konuyu unutturmak arzuları, olayı basit bir kriminal olaymış gibi göstermeleri samimiyetsizliklerinin, çifte standartlarının ve temelde Tanrı’ya olan inançsızlıklarının açık bir göstergesidir.   Ellerinde güç varken Hıristiyan kardeşleri Sırpların Müslüman Bosnalıları teker teker katletmesine karşı çıkmadıkları için hesap vermesi gereken Avrupalı liderlerin Saddam Hüseyin’den farkları var mıdır?   Böyle bir Birliğe girme konusunda Türkiye’nin sürdürdüğü çabalar da kabul edilemez. Katliama esas olarak göz yumarak ortak olan bu Birliği bir katiller çetesine benzetirsek çok mu hata yapmış oluruz?   Temeli insanları sömürerek, emperyalist uygulamalarla asırlardır ezen, öldüren ve hâlâ genlerindeki bu özellikleri taşıdığı anlaşılan AB gibi bir topluluğa üye olmak Türkiye’nin bir ayıbı olacaktır. Türkiye böyle katilleri himaye eden bir topluluğa üye olursa insani değerlerinden çok şeyler kaybedecektir. Çünkü adil düzen kurduğu konusunu her vesile ile dile getiren Avrupalılar Türkiye’deki hukuk sistemini eleştirirken önce kendi adalet düzenleri ile yüzleşme durumundadırlar.   Lahey Adalet Divanının Vurdumduymazlığı   Lahey Adalet Divanı’na Soykırım ile yapılan başvuruları inceleyen bu Divan kararlarının komikliği ve vurdumduymazlığı şu almış olduğu sonuç kararıyla ortadadır: “Mevcut Uluslararası Hukuka göre Sırbistan ve Sırp yetkililer soykırım yapmamışlardır, soykırımı kışkırtmamışlardır, bu nedenle de mali bir tazminat ödemeye de mahkûm edilmelerine gerek yoktur.”    Şimdi Lahey Adalet Divanı’nın yukarıdaki kararından anlaşılan, 60 gün süreyle Avrupa’nın ortasında sırf Müslüman oldukları için binlerce sivili öldürenler Sırplar değildir, katliamı yapanların Sırbistan Ordusu ile de alakaları yoktur. Yani uzaydan gelmişlerdir. Bunlara yardakçılık eden Hollanda Birliğine bağlı askerler de kılık değiştirmiş uzaylılardır. Aslında böyle bir olay bile olmamıştır. Açılan çukurlardan çıkarılan toplu katliama uğramış Müslümanların cesetleri de bir Hollywood filminin senaryosuna göre hazırlanmış mankenlerdir. Müslümanların tek tek katledildiğini gösteren filmler de gerçek değildir. Hollywood filminin bir parçasıdır. Sırp kasaplar Radko Mladiç ve Radovan Karaçiç de hala bulunamadıklarına göre varlıkları söz konusu olmayan sanal kişilerdir!   İşte, böyle bir katliamın parçası olduğu gün geçtikçe anlaşılan Avrupalılar, olayı ne kadar unutturmak, düşük düzeyde basit bir adli vaka gibi göstermek isterlerse de ilahi adaletin kamçısı mutlaka bir gün yüzlerine çarpacaktır. O günün Avrupalı liderleri ne kadar, insan hakları ve demokrasinin savunucusu olduklarını iddia etmiş olsalar da katliamın parçası oldukları kadar, ülkeleri sosyal ve ekonomik açıdan gelişmiş bile olsa sadece kendi çıkarlarını düşündüklerinden sosyo-politik gelişmelere yön verme yeteneklerinden yoksun olduklarını da göstermişlerdir. İşte bu günlerde de çıkarları uğruna bölünmesine göz yumdukları eski Yugoslavya’dan çıkmış olan ve AB’ye kattıkları Slovenya gibi küçük devletçiklerin yanı sıra katliamlarda Sırbistan kadar kötü sicili olan Hırvatistan’ı ve bilahare Sırbistan’ı da AB’ye hızla alacaklardır. Aslında sömürgeci katliamlarla tarihte yer almış bu ülkelerin hepsinin özellikle Sırbistan ile de birbirlerine ne kadar yakışacakları ortadadır. Onların sık sık dile getirdikleri ortak değerler birliği denilen bu olsa gerek.   Sırbistan’ın ve Sırp yetkililerin soykırım yapmadıklarına dair karar almış olan Lahey Adalet Divanı’nın önüne gelen dosyalarda katliama iştirak edenlerin isimleri bellidir, görevleri bellidir. Bunların isimleri bizzat Sırbistan’ın eski Gizli Servis Şefi Goran Petroviç tarafından Lahey Adalet Divanı ve Sırp yetkililere verildiği halde haklarında en ufak bir soruşturma yapılmamıştır ve bunların çoğu görevlerini de sürdürmektedirler.   Güneydoğu Anadolu’da teröristleri destekleyerek onlara malzeme ve silah sağlayan, ülkelerinde terör örgütü PKK’nın yan kuruluşları olan 500’ün üstündeki derneğe göz yumarak onların PKK’yı finanse etmelerine göz yuman insan hakları şampiyonu Avrupalıların 60 gün süreyle Bosnalı Müslümanların 25’er kişilik gruplar halinde katledilmelerinden haberdar olmamaları mümkün müdür? Yoksa yapılanlarla, Avrupa’daki Müslümanları ve Müslümanların oluşturacağı bir ülkeyi, Bosna Cumhuriyeti’ni mi ortadan kaldırmayı planlamıştı bu insan hakları şampiyonları?   Esasen Avrupa’da Müslümanlığı silmek amacıyla Bosna’da işlenmiş olan insanlık suçlarının yanı sıra şimdi Arnavutluk ve Balkanlardaki Arnavutlar üzerinde süregelen misyonerlik çalışmaları da artık bu hususu ciddi bir şekilde aklımıza getirmektedir.   Geçmişte Hırvat katil General Ante Gotovina’nın ancak uluslararası ciddi baskılar sonunda teslim alınabildiği düşünülürse, Avrupa’nın ortasındaki elini kolunu sallayarak ve himaye görerek dolaşmaya devam eden Sırp katiller Avrupa Birliği’nin yüz karasıdır. Bu katilleri himaye eden Sırbistan ve Hırvatistan da bu anlamda AB’ye layık birer üye olacaklardır.   Lahey’de Savaş Suçları Mahkemesi’nde görülen davada Sırp Partisi Lideri Radovan Karaçiç, Sırp Komutanı Ratko Mladiç, Bosnalı Sırp Komutan Vujadin Popoviç, Genelkurmay Başkanı Ljubisa Beora, Güvenlik şefi Drago Nikoliç, Polis Müdürü Ljubomir Borovcanin, Genelkurmay Başkan Yardımcısı Radivoje Miletiç, Komutan Yardımcısı Milan Gvero gibi kişilerin mahkemeye sevk edilmiş olmalarına karşın bunların Sırbistan yönetimi ve politikalarıyla alakası olmadığına hükmeden bir kararın adalet anlayışını ve tarafsızlığını sorgulamak gereği üzerinde tekrar tekrar durulmalıdır.   Ve Kosova   Bosna’da Batı için yüz karası olacak bir katliamı, soykırımını gerçekleştiren eski devlet Başkanı Miloseviç’e ait kuvvetler 1998’den itibaren de Bosna’dakine benzer şekilde Kosova’da da Müslüman Arnavutlara karşı aynı katliama başladılar. Batılıların Kosova’daki gelişmeleri her zamanki çifte standart ve pişkinlikleriyle “soykırım değil-savaştır” söylemleriyle nitelendirmelerine karşın olayların gerçekleşme şekli bunun tam tersini göstermekteydi. Gerçekleri artık bir nebze olsun dile getirme cesaretini ve dürüstlüğünü kendinde bulan birtakım Batı basını, Kosova’da da öldürülenlerin yüz bine yakın olduğunu dile getirmeye başlamıştır. Hatta kayıp ilan edilenlerle bu rakamın 100 binin bile üzerinde olduğunu söz konusu edilmektedir.   Bizzat ABD eski Başkanı Bill Clinton ve şimdiki Fransa Dış İşleri Bakanı Bernard Kouchner 10.000’in üzerindeki Müslüman Arnavut’un Sırplar tarafından katledildiğini açıklamışlardır. 1995’lerde Bosna’daki olaylara göz yuman AB, dört yıl sonra Kosova’daki katliamlara da göz yumarak, çifte standartlarının hangi noktaya erişebileceğini göstermiştir.   100 yıl önce Anadolu’da tabası olduğu Osmanlı İmparatorluğu’na isyan ederek, Dünya Savaşı sırasında Ruslarla birleşip, erkekleri savaşta olan Türk köylerini basarak on binlerce çocuk, kadın ve yaşlıyı öldüren terörist Ermenileri tehcire tabi tutan Türk Devletini; bugün utanmadan yargılamak isteyen Batı’nın eski Yugoslavya’da gerçekleşmiş olaylardaki rolü nedeniyle bizzat kendisinin yargılanmayı hak ettiği açıktır. Batı, Bosna ve Kosova olaylarından dolayı sorumludur. Tarih önünde bir gün mutlak ilahi adalet tecelli edecek ve sözde demokrat, insan sevgisi ile dolu ama her zaman bir şekilde terör ve teröristleri koruduğu açığa çıkmış olan AB’li liderler de bunun hesabını manen ve maddeten vereceklerdir.   Batı’nın Türklere Bakışının Sorgulanması Dünyanın en adil yönetimini gerçekleştirerek, çok çeşitli din ve etnik gruba mensup insanları üç kıtada, olaysız, sorunsuz bir şekilde yönetmiş olan biz Türklere karşı da Batının çifte standardı, Bosna ve Kosova katliamlarına bakarak tekrar sorgulanmalıdır. Bu bağlamda; Türklerin adalet ve özellikle başka dinlere ve mensuplarına karşı toleransını açıklamak bu noktada önemlidir. Eğer biz Türkler 500 yıla yakın hükümranlık ettiğimiz Sırbistan’da, Sırpların bugün Müslümanlara yaptığını gerçekleştirmiş olsaydık bugün orada bir tek Sırp kalmazdı. 500 yıl boyunca her gün bir tek Sırp’ı öldürsek veya din değiştirmeye zorlasaydık orada tek bir Sırp veya Hıristiyan kalmamış olurdu. Aynı husus 500 yıl boyunca egemenliğimizi sürdürdüğümüz Yunanistan için de geçerlidir. Biz Türklerin Sırp ve Yunanlıları Katoliklerin baskısından dinlerini korumada sağladığımız yarar da önemlidir. Hâlbuki Hırvatların Sırpları yönettikleri dört yılda binlerce Sırp’ı öldürmüş olmaları gerçeği de Avrupalıların önemle hatırlamaları gereken bir husustur.   Türkiye’ye karşı düşmanca emellerinden ve haksız uygulamalarından vazgeçmeyen, bunları bir sözde Avrupa Kültürü’nün esası haline getiren Avrupalıların bizle uğraşacaklarına kendi canilikleri ve suçlarıyla yüzleşmeleri gereği de ortadadır. Bunla yüzleşmeyen bir toplumla beraber aynı çatı altında olmanın geleceği de, bize mal olacağı siyasi, sosyal ve ekonomik olası sonuçlarla birlikte değerlendirilmelidir.                                                                                                                                                                           

Türk Yurdu Mart 2008
Türk Yurdu Mart 2008
Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele