PARANOYA ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

  Paranoyak karakterlerin toplumu etkisi altına alabildiğini arşivler söyler. Ruh hastası, kompleksli, fanatik, cerbezeli, sabit fikirli ve anti sosyal ilişki içinde olan kişilerin normal dışı davranışları çoğu zaman hayranlık üretebilir. Bu tip insanların olağan üstü zekâları, ciddi sezgi güçleri ve esrarengiz cazibelerinden sıradan insanlar kolaylıkla etkilenebilir. Tarih bu tür insanların ve ilişkilerin sayısız örnekleriyle doludur.             Paranoyaklarda çok açık olarak gerçekleşen olaylara bile olmadık anlamlar yüklerler. Onlar çoğu kez elindeki şeyi arayan, bunu elinde bulundurduğunun farkında olmayan insanlardır. Sabit fikirlidirler. Gerçeğin bütünün içinden yalnızca kendi mantık sistemine uygun olan gerçekleri toplarlar. Pazarda iki gün üst üste aynı kişiye rastlayan bir paranoyak, takip edildiğinden kesin emin olur. Paranoyağın dünyasında belirsizlik ve bilinmezliklere yer yoktur. Meydana gelen her olgu ona göre ya bir komplodur ya da komplonun işaretidir. Bu yaklaşım sorunu anlamak ya da çözümlemek yerine içinden çıkılmaz hale getirir.             Aslına bakılırsa toplumları felakete sürükleyenler olduğu gibi çok büyük işler de hep bu tür karizmatik insanların inanılmaz risk alıcı ve meydan okuyucu iradeleri sayesinde başarılabilmiştir. “Yalnızca Paranoidler Ayakta Kalır” adlı kitabın yazarı “İş söz konusu olduğunda, paranoyanın değerine gerçekten inanırım” der.             Ortamın Hazır Olması Kişi; kendi sözleri ve eylemleri olarak ya da başka insanların sözleri ve eylemlerini temsil ediyor olarak kabul edilen kimsedir. Onlar, kendininki ise doğal kişi, yok başkasının sözlerini ve eylemlerini temsil eder görülürse bu taklit ya da yapay kişidir (Hobbes; 1962;125). Paranoid liderler -doğrusu ya da yanlışıyla- coşkusu, saplantısı, öfkesi ve üslubuyla kendilerine ait vasıflarını kullanırlar. Bu yönü itibarıyla da doğaldırlar. İnsanların, kendi şahsiyetini şekillendiren kuvvetleri genellikle kendi dışında aramak gibi eğilimleri vardır. Paranoidler de bu arayışı içselleştirirler.             Paranoid kişilik toplumu ya da örgütü harekete geçirmek için gerekli olabilir ancak tek başına yeterli de değildir. Toplumları güçlü bir hoşnutsuzluk ortamının varlığı, patlamaya hazır duyguların yoğunluğu eyleme geçirirler. Karizmatik kişilikler ancak bu konuda uygun ortamı ve şartları olgunlaştırmada etkili olur. Yoksa diğerlerinden soyutlanmış tek tek faktörler gibi yalnızca kişilik tam olarak olguların karakter yapısının anlaşılmasını sağlayamaz.             Aslına bakılırsa kişiliğin derecesi farklı olmakla birlikte tarihin, çevrenin, ortamın, kültürün, iklimin, ekonominin vb. ürünüdür. Davranış kalıplarının oluşmasında yalnızca sözü edilen faktörler değil aynı zamanda çevre hatta uluslararası sistem de etkilidir.             Nefretin Çocukları          Nefret içinde büyüyen yaşamların gelecek üzerindeki etkileri sanıldığından da fazladır. Paranoid kişiliğin oluşmasında sahip olunan nefretin çok önemli rolü vardır. Nefreti yaşam üretir. Yaşamda uğranılan kötü muamele muhataplarını süreç içerisinde “haksızlık koleksiyoncuları” haline getirir. Kavgacı paranoyak kendine yönelik haksızlıklara açıkça karşı koyarken, çekingen paranoyak kederini içinde büyütür(Robins ve Post;2001;21).             Çoğu insan, iktidar, sevgi, güç, şöhret ya da öç tutkularını gerçekleştiremediği için canına dahi kıyabilmiştir. Nefret bütün bu tutku ve arzulardan bazılarıyla birlikte insanın kendisini ezilmiş, aşağılanmış ve işkenceye uğramış hissetmesi halinde ortaya çıkar. Nefretin olduğu her yerde birden fazla da nefret edilen vardır. Nefret edilenler bireyler olabileceği gibi sistem, işveren, devlet ya da yabancılar da olabilir.             Çocukluğunda istismar edilmiş ya da haksızlık ve zulme uğramış olanlar nefretlerini biriktirirler. Olanı biteni kolay kolay unutmazlar. Kötü anıları bilinçaltında toplarlar. Bunları birçoğu etkin bir konuma geldiklerinde de haksızlık ve ezilmişliklerini bilinçaltından çıkararak vahim bir biçimde kendilerinden daha zayıflar üzerinde uygulamaya koyarlar.             Aşırı paranoidler nefreti davranışların odağına yerleştirmiş kişiler arasından çıkar. Aşırı paranoidlerin davranışlarının ne kadar yıkıcı sonuçları olduğuna temas edilecektir. Bu tür paranoyakların rakipleri, ya da hasımları yoktur; yalnızca düşmanları vardır. Düşmanların varlığı da yok edilmek için kabul edilir.             Mağduriyetin Paranoyak Türetmedeki Rolü Ezilmişlik, eksiklik ve yoksulluğun nedenini kendi dışındaki faktörlere bağlamak insani bir eğilimdir. Bu bir yönüyle de bir tür savunma mekanizmasıdır. Birey kendisini ezdiği, zulüm ettiği ve yoksul bıraktığı için sisteme, devlete ya da siyasi yapıya karşı düşmanlık besler. Böyle bir sisteme bu mantık içinde karşı olmak, karşı durmak ya da karşı koymak ezilmişliğe karşı koymak demektir. Paranoid kişiliği bu tür duygu ve düşüncelerin içselleştirilmeleri besler. Mağduriyet paranoyak kişiliğin yakıtıdır. Troreau “Bir insanın işlerini görmesine engel olacak bir derdi varsa, hatta karnı bile ağrıyorsa, bunun için dünyaya yeni bir düzen verilmesi gerektiğini inanır”. Ancak sorun bireysel alandan toplumsal alana doğru yaygınlaşırsa tehlike büyük. Burada paranoyağın başarısı ezilmişliğini ve mağduriyetini toplumsallaştırmasıyla yakından ilişkilidir. Paranoyağın yaşadığı kişisel travmalar ve defektler belirli bir grubun sorunuymuş gibi ortaya konularak mağduriyetin toplumsallaştırılması sağlanır. Önemli olan herhangi bir mağduriyetin olması ya da olmaması değil, kişilerin buna inandırılmış olmalarıdır. PKK’nın lideri “Kürt Bahçesinde Sözleşi” adlı kitapta şöyle konuşuyor: “Son derece çelişkili bir ortamın ürünüyüm, her gün evde, komşuda kavga vardı…./… İnsanlara 40 metre uzağından bakardım. Babam Ermenilerle dosttu, Türklere, faşistlere karşıydı. Ben de Ermenilerin mazlum insanlar olduklarını gördüm../.. Köyden ilk ayrılışım aile içi kavgalar sonucu oldu. Ailede çok dayak yedim. Annem iki eliyle gırtlağımı sıkar, üç defa öylece kaldırır indirirdi. Tövbe de… 40 defa tövbe diyeceksin diye sıkıştırırdı. Şunu yapmayacağım, bunu yapmayacağım diyerek tövbe ederdim. Tabi kurtulur kurtulmaz da dışarı fırlar ve evi taş yağmuruna tutardım”(Küçük;1993;69). Aynı Öcalan, Türkiye’nin sınırları dışına çıkar çıkmaz ülkeyi kurşun yağmuruna tutmuştur. Kendi evini taşa yağmuruna tutan bir kişiliğin ülkesini kurşun yağmuruna tutması çok da anlaşılmaz değildir. Bu durum normaldir de anormal olan Öcalan’ın kendi paranoyak kimliğini Kürt yurttaşlara giydirmesidir. Öcalan, kendi kişiliğindeki narsistlik, paranoid ve megalomanik yanları toplumla bütünleştirerek Kürt etnik grubunun ezilmişlik duygularını bu duygulara katmıştır(Çevik;2008;70). “Öcalan İrademizdir!” söylemini bu şartlar doğurmuştur.             Manevi Değerlerin Yetersizliği ve Paranoyak Liderler          Maddi ihtiyaçların karşılanması başlı başına sağlam bir kişilik geliştirmek için yeterli değildir. Maddi ihtiyaçların yanında insanların bir amaç duygusuna, uğrunda “prangalar” eskitecek bir ideale ve ruhunu sakinleştirecek manevi bir dünyaya da ihtiyacı vardır. Meşhur paranoyak tarikat liderlerinin maddi gelişmişlik ile manevi geri kalmışlık arasındaki açıklığı nasıl istismar ettiğinin örnekleriyle tarikatlar tarihi ağzına kadar doludur. Burada birkaç örnek vermekle yetineceğiz! Japonya’nın Ünlü Üstün Gerçek Örgütü’nün lideri Asahara vb. bu boşluğu hissederek hedef kitlelerini seçiyorlardı. Asahara böylece “Japonya’nın materyalist kültürüne yabancılaşmış gençlerini hedefledi. Yaşamlarında daha büyük anlam arayan eğitimli aydın gençlere yöneldi”. Onun yönetimi katıydı. “Saygıdeğer Usta’ya mutlak kendini adamışlık gerekiyordu. Eski bir üye Asahara’nın vaazlarını videodan dinlerken sürekli ilahi söyleme zorunluluğunu dile getiriyordu. Yaklaşık bin dolarlık bir “sevgi hibesi” için üyeye Asahara’dan otuz altı trilyon DNA birimi veriliyordu” (Robins ve Post;2001;152). Tarikata yeni katılanlar başlarına elektronik aygıtla donatılmış bir kask takıyordu. Bu kasklar ayda on bin dolara kadar kiralanabiliyordu. Kiralayanın bütçesi rakamı belirliyordu. Güya kasklar yeni üyenin beyin dalgalarını Asahara’nınkilere ayarlıyordu. 18 Kasım1978’de 912 kişi, liderleri Jim Jones’un talimatıyla içine siyanür katılmış içkiyi kendi arzularıyla içerek intihar etmişlerdi. Onlar da maddi azalmaları karşılığında manen artmak için bu tarikata üye olmuşlardı. Jim Jones da vaazlarında fakirlere yardımı sevmeyi, dayanışmayı, fedakârlığı anlatıyordu. Böylece 5 milyon dolar toplamıştı! İnsanlar bileziklerini, mücevherlerini veriyorlardı bu amaçlar için. Houteff’un Kurduğu Davut’un Oğulları tarikatı’na katılmak için insanlar mal ve mülklerini bağışlıyorlardı. Ruhi boşluktan, yabancılaşmaktan ve değersizlikten bu tarikatlara sığınanlar dünyanın her yerinde bir atasözünde ifade edildiği gibi “Dimyata giderken evdeki bulgurdan olmak” tehlikesiyle yüz yüze gelmektedirler. Aile Bağlarının Koparılması ve Paranoyak Liderlik! Hem sadist hem de paranoyak liderler acımasız olurlar. Kendilerine yüzde yüz bağımlılık isterler. Kendilerine tabi olan insanların hem bedeni hem de ruhunu köleleştirmek isterler. Onlar, insanların kendilerine tutkuyla bağlanmasını sağlayabilmek için kişinin eskiyle olan bütün bağlarını koparırlar. Kurban çaresizlik ve güçsüzlük ya da aşırı tutku sayesinde bunu kabul eder. Bu durumu, Hitler’in ve Stalin’in birçok uygulamalarında görmek mümkündür. Stalin, Sovyetler Birliğinin Başkanı Kalinin’in karısını 1937’de tutuklattı. Molotof’un karısı ile önde gelen Komintern yetkililerinden birisi olan Otto Kuusinen’in karısı ve oğlunu da çalışma kamplarına göndermişti. Stalin bir gün Kuusinen’e, “Oğlunun salıverilmesi için niçin çaba göstermediğini” sormuş. Kuusinen de “Besbelli ki tutuklanması için önemli nedenler vardı” diye cevaplamış. Stalin’in, karısını ve oğlunu tutuklattığı görevliler görevlerini bırakamaz, karılarının ve oğullarının serbest bırakılmasını isteyemez ve tutuklamanın haklı olduğunu konusunda Stalin’le aynı görüşte olduğunu her fırsatta ifade etmek zorunda kalırdı. Bunu yalnız siyasi sadist paranoyaklar yapmazlar. Hücreler, tarikatlar ve kapalı dinî mezhep liderleri de aynı yöntemleri uygularlar. Aile bağları liderlere tam olarak bağlanmayı engelleyen önemli faktörlerdir. Ayrıca aile bağları grubun gücüne tehdit oluşturur. Kapalı din ve mezhepler aralarına yeni aldıkları üyeler ile onların aile ve dostları arasındaki bağları koparmaya çalışır. Jim Jones ve David Koresh karı ile koca, ana/baba ile çocuklar arasındaki bağları sistematik biçimde koparmaya çalışarak, kendilerine inanların tüm bağlılıklarını garantilemeye çalışmışlardır. Sovyetler Birliği’nin ilk dönemlerinde ve Çin’deki Kültür Devrimi sırasında gençler ailelerine ihanet edince ödüllendirildiler. Çünkü aileye bağlılık yeni komünist gencin yaratılmasını zorlaştırıyordu. İsa bile bu devrimci ilkeyi tanımıştı: “Çünkü ben oğulla babasının ve kızla anasının ve gelinle kaynanasının arasına ayrılık koymaya geldim ve adamın düşmanları kendi ev halkı olacaktır. Babayı veya anayı benden ziyade seven bana layık değildir; oğlu ve kızı benden ziyade seven bana layık değildir” (Robins ve Post;2001;111). Sonuç Sistemden beslenenler mevcudu muhafaza etmeye çalışırlar. Sistemin ezdiği insanlar ise nefret ettikleri sistemin değiştirilmesini talep ederler. Bireyin kendisini ezen sisteme karşı olması, karşı durması ve karşı koyabilmesi için mevcudun dışında bir duruş geliştirmesi gerekir. Paranoid kişiliği bu tür iklimleri beslediği için faydalı olabilir. Yani paranoyaların etkileri her zaman yıkıcı olmaz. Akli denetim ve kontrol edilebilir paranoyak duygular toplum yararına da kullanılabilir. Şimon Peres “Kuşkunun çekiciliği vardır. Kendinizi adil ve doğru hissetmenizi sağlar… Kuşku çok hoş bir metadır” der. Kuşkusuz bu aşırıya kaçmayan ve akli kontrolü kaybetmeyen paranoid durumlar için söz konusudur. Ancak bütün kötülükleri dışarıda ve başkalarına özgü; bunun aksine bütün iyilikleri de içeride kendi gurubuna özgü olarak niteleyen paranoid tavırlar her şart altında hem aldatıcı hem de çok tehlikelidir.  

Türk Yurdu Mart 2008
Türk Yurdu Mart 2008
Mart 2008 - Yıl 97 - Sayı 247

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele