Yöneten, Yönetilen ve Töre Çerçevesinde ORHUN KİTABELERİNİ YENİDEN OKUMAK

Şubat 2008 - Yıl 97 - Sayı 246

Tarih boyunca her millet, çevresini (coğrafî ve insanî) algılama, değerlendirme, öteki olarak adlandırdığı kendisi dışındaki milletlere karşı tavrını, durumunu belirleme çabası içerisinde olmuştur. Yaşamasını ve süreğenliğini sağlamak amacıyla milli bir şuurla geliştirdiği, siyasî, sosyal ve ekonomik bir yapılanma içerisinde güçlü olma isteğinde olmuştur. Ancak, tarihî süreç içerisinde her millet bunu başaramamıştır. Dolayısıyla kimi milletler, gerek coğrafî gerekse insanî çevrelerini düzenleyici, şekil verici, yönetici konumlarıyla tarihte haklı bir yer edinmişlerdir. Türkler de böylesi bir millettir. Dünya tarihi ve kültürü içerisinde etkin konumlarıyla, bağımsızlığa verdikleri önemle, kurdukları devletlerle haklı bir konumları olmuştur. Elbette ki bu durumun olumsuz yanı da vardır. Şöyle ki böylesi devletler, tarihte ve günümüzde diğer devletlerin her zaman hedefi durumunda olmuşlardır.   İşte, bu gerçeklikten yola çıkarak Türk tarihinde, güçlü devletin ve güçlü milletin, yönetici-millet ilişkisinin ideal ölçülerini bize ulaştıran, Türk tarihinde ilk defa “Türk” adıyla devlet kurarak milli bütünlüğü tesis ve devam ettirme amacıyla çalışmayı kendilerine ülkü edinen Göktürkler, bize bu ülkünün yazılı belgelerini Orhun Kitabeleri’nde vermişlerdir.   Kitabelerde o günkü Türk toplumu çeşitli yönlerden daha sonraki nesillere bir ibret dersi olmak üzere tanıtılmakta; özellikle kağanlık makamında oturanların ve milletin birbirine karşı ödev ve yükümlülükleri, yönetici konumundaki kişilerin takip ettikleri veya etmeleri gereken siyaset, sonraki nesillere yol gösterici bir muhtevada işlenmiştir. Millet ve ülke sorunlarını, milli bütünlüğü yaralayacak iç ve dış tehlikeleri, samimi ve üzülerek dile getiren Bilge Kağan ve Bilge Tonyukuk, millet olmanın adeta fikrî muhtevasını ortaya koymuşlardır.   Kitabeler bu güne kadar dil, kültür ve tarih açısından birçok çalışmada değerlendirilmiş, bu alanda birçok çalışma yayınlanmıştır. Kitabelerin muhtevasının güncelliği gereği, eminiz ki daha birçok çalışma da yapılacaktır. Biz de kitabelerdeki bazı kavramları, Türk kültür evreni çerçevesinde değerlendirmeye çalışacağız.          Kitabelerdeki Tanrı, Umay, Kağan, Töre, vb. Kavramlar:            Eski Türklerde “Tanrı” karşılığı olarak “Tengri” kelimesinin kullanıldığını görüyoruz. Tengri, Kök/Gök ve Tanrı anlamlarına geliyor ve hem maddî göğü hem de manevî göğü/Tanrı’yı karşılıyordu. Orhun Kitabeleri’nde Tanrı konusunda verilen bilgiler şöyle:   “…Tengri yarlukadukin üçün özüm kuutum bar üçün kaġan olurtum. Kaġan olurup yok çıgan bodunung koop kuubratdım. Çıgan bodunung bay kıltım. Az bodunung üküş kıltım...” (Kültigin/Güney 9-10)   (Tanrı lütufkar olduğu için benim de kutum/talihim olduğu için kağan olarak tahta oturdum. Kağan olarak oturunca yoksul halkı hep derleyip toparladım. Yoksul halkı zengin yaptım. Az halkı çok yaptım.)   “Tengri küç birtük üçün kangım kaġan süsi böri teg ermiş. Yagısı koyn teg ermiş.” (Kültigin/Doğu 12)   (Tanrı güç verdiği için babam Kağan’ın askerleri kurt gibiymiş; düşmanları da koyun gibiymiş.)   “…Tengri yarlıkadukin dört yigirmi yaşımka Tarduş bodun üze şad olurtum.” (Bilge Kaġan Doğu 14-15)        (Tanrı (öyle) buyurduğu için on dört yaşımda Tarduş halkı üzerine (şad olarak) oturdum.)          Benzer ifadeler Orhun Kitabeleri haricindeki diğer Türk kitabelerinde de vardır. Genel olarak yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Tanrı’nın Göktürklerin kaderini şekillendiren kudretli bir varlık olarak algılandığını görürüz. O, kağanlara kut vererek, lutfederek onları yükseltir, onları düşmanlarından korur. Tanrı, kendisinin lutfunu, kıymetini bilmeyen ve değerlendiremeyen, milletine layık işler yapmayan bilgisiz, aciz kağanları da cezalandırır. Kağanlık gücü, erki, Tanrısal bir erktir. “Köktürk çağında kağan adayı, ancak Tanrı iradesiyle kağan olabilir ve bu da, onunla ilişki kurmak için yapılan Yağış/kurban kesme töreni ile gerçekleşebilir.” (Yıldırım 1998:117)   Tanrı, Türk’ün devletinin, milletinin töreli, illi olması için kağanlara güç ve bilgi lütfünde bulunmuştur. Kağanlara da bu gücü layıkıyla kullanmak düşmektedir. Burada, diğer milletlerin devlet başkanının Tanrı, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi, gölgesi, eli olduğu iddialarını düşününce, Türk kağanının Tanrı tarafından milletinin refah ve mutluluğunu tesis etmeye memur olduğunu idrak etmesi ve milletine bunu açıklıkla dile getirmesi, hatta hesap vermesi oldukça dikkate değe bir husustur. İlahî güç tarafından milletin başına kağan tayin edilen kişi, Türklerin olduğu kadar diğer milletlerin; yani dünyanın da kağanıdır. Dağınık Türkleri bir araya toplayacak, aç olanı doyuracak, çıplak olanı giydirecek, başlıya baş eğdirecek, dizliye diz çöktürecek; diğer yandan da âleme düzen verecektir. Yapmazsa, Tanrı tarafından cezalandırılacak, alaşağı edilecektir. Tanrı gücüne ve dolayısıyla Tanrı tarafından kağana ve verildiğine inanılan ilahî güce inanç, kitabelerde öylesine işlenmiştir ki kitabelerin ana düşüncesi, ülküsü olarak gördüğümüz “Birlik” düşüncesi ilahî bir özellikte dile getirilmiştir.          Kitabelerde Tanrı’nın yanında adı geçen kutsal varlıklardan birisi de Umay’dır. Umay, Kül Tigin Kitabesi’nde Bilge Kağan’ın söyleyişiyle,   “Umay teg ögüm katun kuutınga Kül Tigin er at bultı” (Kültigin/Doğu 31)   (Umay gibi anam kadının kutu sayesinde kardeşim Kül Tigin er adını elde etti.) sözüyle;   Bilge Tonyukuk Kitabesinde ise,   “…Tengri Umay ıduk yir sub basa berti erinçneke tezer biz üküş teyin neke koorkuur biz az teyin na basınalım tegelim tidim tegdimiz yulıdımız”(Tonyukuk II/Batı 3-4)   (Göksel Umay kutsal Yer ve Su (ruhları bize) yardımcı olacaklar. Niye kaçarız? Onlar çok diye niye korkarız? Azız diye niye basılalım? Saldıralım dedim, saldırdık, perişan ettik);   Şeklinde geçmektedir. Umay, insanlara/yöneticilere kut veren; iyilikte, yardımda bulunan bir ruhtur. Kitabelerdeki dinî inancın merkezinde Tengri vardır; ancak Onun yanında da Umay, Iduk Yir-Sub’lar (Kutsal Yer ve Su ruhları) vardır. Bugünkü anlamda melek diye de adlandırsak yanlış olmaz sanırız. Kendilerine Tanrı tarafından bağışlanan kut ile yaratılanlara yardımda bulunurlar.   Tonyukuk’un verdiği bilgiye göre, Türk ordusu, kendilerinden sayıca üstün bir düşman kuvvetiyle karşılaşmıştır. Az olmalarına rağmen Umay’ın ve Yer-Su ruhlarının yardımlarına olan inançla saldırıp düşmanı yenmişlerdir. Buradan da Umay ve Yer-Su ruhlarının Türk askerlerine güç ve cesaret verdiğini, zaferi müjdelediğini anlıyoruz.   Ötüken olarak kitabelerde geçen devletin merkezi de bu Iduk Yer-Sub’lar tarafından korunmaktadır. Dolayısıyla Ötüken kutlu bir yerdir. Buradan da vatanın kutsallığı inancına ulaşabiliriz. Bilindiği üzere Türklerde kağanın oturduğu yer, dünyanın merkezi olarak düşünülmüştür. Dolayısıyla, Ötüken de bu anlamda dünyanın merkezidir. Iduk Yer-Sub’lar tarafından korunduğu ve kutsandığı için de Ötüken, il tutulacak, güvenle yaşanacak yerdir:   “Türk kaġan Ötüken yış olursar ilte bung yok” (Kültigin/Güney 3) (Türk kağanı Ötüken ormanında otursa sıkıntı yoktur.)   “İl Tutsık yir Ötüken yış ermiş” (Kültigin/Güney 4) (İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş.)   Özetlemek gerekirse, kitabelerde Tanrı’ya, Umay’a ve Yer-Su ruhlarına inanç, kağanından askerine itici, harekete geçirici bir güç kaynağıdır. Dahası millî birlik ve bütünlüğü oluşturmadaki temel değer, ilahî güçlere olan inanç ve güvendir.   Kitabelerde devlet adamı, yönetici tipleri olarak özellikle alp tipi ve bilge tipini görmekteyiz. Yönetici/ Kağan bu iki tipin özelliğine de sahip olmalıdır. Yaşanılan coğrafyada iktisadî ve siyasi olarak güçlü, dolayısıyla da günlük hayatın düzen içerisinde sürdürülmesi ve milletin güvenliğinin ve ihtiyaçlarının karşılanması yönündeki faaliyetleri düzenleyecek yöneticilere ihtiyaç vardır. Bunun için de kağan ve devlet yönetimindeki kişiler, ili ve töreyi düzenleyecek bilgiye ve güce sahip bilge ve alp kişiler olmalıdır. Bilge Kağan, kağan oluşunu anlatırken atalarının düzenlediği ili, töreyi devam ettirme görevini nasıl ve ne şartlarda yerine getirdiğini şöyle dile getirir:   “…Neng yılsıg bodunka olurmadım. İçre aşsız taşra tonsuz yabız yablak bodunta üze olurtum. İnim Kül Tigin birle sözleşdimiz. Kangımız eçimiz kazganmış bodun atı küsi yol bolmazun. Tiyin Türük bodun üçün tün udımadım küntüz olurmadım. İnim KülTigin birle eki şad birle ölü yitü kazgantım.” (Kültiğin/Doğu 26-27)   (Zengin ve varlıklı halk üzerine oturmadım. İçi aç, sırtı çıplak, yoksul halk üzerine kağanlık ettim. Kardeşim Kül Tigin ile anlaştık. Babamız, ağabeyimiz kazanmış oldukları halkın adı sanı yok olmasın diye Türk halkı için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile ölesiye, yitesiye çabaladım.”)            Yine, Bilge Tonyukuk, kitabesinde ideal kağanın ve vezirinin hangi niteliklerde olması gerektiğine şöyle işaret eder: “... azkınya Türk bodun yorıyur ermiş kaġanı alp ermiş ayguçusı bilge ermiş. Ol eki kişi bar erser sini Tabgaçıg ölürteçi tir men” (Tonyukuk/Güney 10)            “... azıcık Türk ortalıkta imiş. Kağanları alp imiş, veziri bilge imiş. O iki kişi var oldukça (iki kişi bile sağ kalsa) sizi, Tabgaçları öldürecektir.”   Diğer yandan kağana yardım edici ve yol gösterici olarak bilge devlet adamına da ihtiyaç vardır. Kitabelerde Bilge Tonyukuk’un şahsında somutlanan bilge tipi, uzun hayat tecrübelerine, dolayısıyla da milletin maddî ve manevî yapısını oluşturan bilgiye sahip kişidir. Kitabelerin bütününe sinmiş bir düşünce şeklinde milletin ve kağanın uyması gereken ilkeler olarak; Ötüken ormanını il tutmak ve kağanların emirlerine itaat etmeyi görüyoruz. Kitabelerde bilgisiz, atalarının töresince milletini düzenleyemeyen kağanın ve kağanına itaatte kusur işleyen milletin felakete uğradığı anlatılmıştır. Birbirine soyca bağlı olduğu kadar toplumsal hayatta da bağlılıkları ve karşılıklı sorumlulukları bulunan kağan ve milletin yaşanmış olaylardan dersler çıkararak birlik-dirlik içinde olmaları gerektiği vurgulanmıştır.   Kitabelerde Töre   Töre, “bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü” (TDK 1998) olarak tanımlanmaktadır. Bilge Kağan,   “... eçüm apam Bumın Kaġan İstemi Kaġan olurmış. Olurupan Türük bodunnıng ilin törüsin tuta birmiş itü birmiş”(Bilge Kağan/Doğu)   “Atalarım Bumin Kağan, İstemi Kağan tahta oturmuş. Oturarak Türk milletinin ülkesini, töresini düzenlemiş, yönetmiş)            ve “...ilig tutup törüg itmiş” (Bilge Kağan/Doğu) “İlini tutup töreyi düzenlemiş”   “…Yiti yüz er bolup ilsiremiş kaġansıramış budunuġ küngedmiş kuladmış budunuġ Türk törüsin ıçgınmış budunuġ eçüm apam törüsinçe yaratmış boşgurmış” (Kültigin/Doğu 13)   (Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdâdımın töresince yaratmış, yetiştirmiş.);            Sözleriyle kendinden önceki kağanların da kendisinin de ülkeyi töre ile düzenlediklerini, yönettiklerini söyler. Töre ile yönetmek, düzenlemek, belli bir anlayış ve ilkeler bütünü çerçevesinde yöneticilik yapmalarıdır ki bu anlayış ve ilkeler bütünü, çağlar içinde kendini diğerinden farklı kılan ve nesilden nesile aktarılan, maddî ve manevî tüm kültürel özellikleri kapsayan, Türk’ün milli benliğini ve kimliğini meydana getiren değerlerdir. İdeal kağan, ilini, töresini bilmeli, yani kanunlarını düzenleyip uygulamalıdır. Devletin varlığı ve devamı için gerekli “şartlardan birisi de kanunlara sahip olmasıdır. Her ne kadar Türk milleti kanunlarını yazılı olarak saklamadıysa da yüzyıllardan beri gelen töre hükümleri, herkes tarafından bilinmekte ve kayıtsız-şartsız uyulmaktadır. Töre hükümlerine aykırı davrananlar en şiddetli biçimde cezalandırılırlardı “ (Gömeç 1999: 98) Merkezî, otoriter güçlü devlet yapısı için töreye bağlılık, vazgeçilemez bir esastır:   Sonuç Temel olarak yöneten, yönetilen ve töre olarak üç kavram üzerinde durmaya çalıştık. Çağlar değişiyor; buna paralel olarak devletin konumu, yöneticinin rolü ve yönetilenlerin durumu yeni biçimlerde, yeni içeriklerde tanımlanıyor. Ancak değişmeyen bir şey varsa, o da toplumların milli benliklerini korumuş şekilde geleceği güven içinde karşılama istekleridir. Devamlarını sağlamak, gelecekte milli kimlikleriyle etken bir konumda olmak isteği, yeni nesillere binlerce yıl içinden damıtarak getirdikleri değerleri aktarmak ve onların da bu değerleri geliştirerek çağa uygun şekilde uygulamaları şeklinde gerçekleşebilir.               Yaşamakta olduğumuz şu çağda, küreselleşeme adı verilen ve tüm dünya milletlerine giydirilmeye çalışılan deli gömleği, Türk milletine de giydirilmeye ve Türk milleti, mankurtlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu uğraşında başarılı olacağının işaretlerini alan Batı ile efendi-köle münasebeti çerçevesinde yaşamak istenilmiyorsa, bin yıl öncesinden işaret edilen tehlikeyi ve çıkış yolunu iyi değerlendirmek gerekir. İnsanımız, kim olduğunu, kimliğini bilmek ve kimliğinin gerektirdiği şekilde yaşamak için dünden bugüne intikal eden değerlerine sahip çıkma göreviyle karşı karşıyadır.   Yönetici konumundaki insanların da iktisadî gelişmeyle toplumsal gelişmeyi bir denklik içerisinde yürütmek, insanımıza gerek maddî gerekse manevî ihtiyaçlarını karşılamasında imkânlar sunmakla görevli olduğunu; diğer yandan bu milletin üyelerinin de Türk milletinin başkasından model almayacak kadar orijinal bir kültür ve medeniyete sahip olduğu gerçeğinden yola çıkarak asıl olanın kendi değerleri ve gücünün farkında olarak çalışmak olduğunu da idrak etmesi gerekmektedir.   Bütün bunlara ek olarak günümüz milletlerinin kendilerine dayatılan tek tip kültüre karşı tavırları ve UNESCO’nun da kültürlerin korunması ve yaşatılması çabaları çerçevesinde sahip olunan somut ve somut olmayan kültürel mirasın korunması için yapılması gereken pek çok şey vardır. UNESCO’nun da önerdiği gibi, maddî ve manevî kültürel mirasın gündemde tutulması gerekmektedir. UNESCO bu konuda şunları önermektedir:   1.    Kültürel mirasın yaşamasını sağlamak için medyada önemli bir yer ayırın 2.    Kültürel mirası eğitim kurumlarında öğretin 3.    Eğitim kurumlarında kültürü, kültürel mirası öğretecek elemanlar yetiştirin 4.    Somut olmayan kültürel mirası somutlaştırın; görsel hâle getirin   Özelde, konumuz itibariyle Orhun Abideleri, genelde ise, tüm kültürel mirasın, yukarıda Belirttiğimiz UNESCO’nun önerileri doğrultusunda; milletine, ülkesine bağlı her aydının gündeminde yer etmesi gerekmektedir. Bu anlamda her imkan zorlanmalı ve kullanılmalıdır.   Kaynaklar   ERGİN, Muharrem        Orhun Âbideleri, MEB Yay., İst. 1970 GÖMEÇ, Saadettin       Kök Türk Tarihi, Akçağ Yay., 199 ORKUN, Hüseyin Namık          Eski Türk Yazıtları, TTK Yay., Ank., 1994          SAMDAN, Z.B              Kül Tegin, Türksoy Yay., Ank., 2003          Türkçe Sözlük                         TDK Yay., Ank., 1998          YILDIRIM, Dursun        Türk Bitiği, Akçağ Yay., Ank., 1998     *   5 Mart 2005’te Kırşehir Türk Ocağı’nda yapılan konuşmanın metnidir.      

Türk Yurdu Şubat 2008
Türk Yurdu Şubat 2008
Şubat 2008 - Yıl 97 - Sayı 246

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele