KURTULUŞ

Ocak 2008 - Yıl 97 - Sayı 245

 Buhar makinelerinin batıda ilk homurdandıkları günlerde, kültür postunu üç kıt'a üzerine sermiş bir imparatorluğumuz vardı. «Eski Dünya» dedikleri mülkün en nüfuzlu sahibi bizdik. En ufak bir aşağılık duygusu bulunmayan, başı dik bir medeniyetin, yaşayan ve yaşatan temsilcisi idik. Medenî varlığımızı meydana getiren hücrelerin yapısını biliyorduk. Beş bin yıllık bir mücadele içinde, molekül molekül inşa ettiğimiz ölçüler bizimdi. Sistem bizim, düzen bizim, ahkâm bizimdi. Mantığımızın kemendini, Ekvator'un değil, Semarafın beline dolamıştık. Engin bir tarih tecrübesi ve ilâhi kanunlar üzerine oturttuğumuz ruhumuzla, medeniyet kervanının önünde yürüyen yine bizdik. *** Niçin medeniyet sirkinin en büyük taklitçisi haline geldik? On sekizinci asır Avrupa'sının esiri bulunduğu mantığından kurtuluşu ve insanlık emrine sunduğu birkaç yeniliğin doğurduğu panik, o güne kadar hassasiyetle işleyen çarkların arasına, bir avuç kum atmıştı. Sömürge siyaseti ve yeni ticaret yollarının açılmasıyla güçlenen Avrupa, Merkantilizm’inin kuru para üzerine kurulmuş zenginlik anlayışını bırakmış, istihsâl üzerine kurulan bir zenginliğin ancak geçer akçe olabileceğini anlamıştı. Afrika'nın, Asya'nın, Amerika'nın, Okyanusya'nın istiap gücü sonsuz olan pazarları, Avrupa'da bozuk düzen de olsa, faaliyete geçen tezgâhlarının, atölyelerinin inanlılarını bir dev açlığı ile yutmaya başlamıştı. Bu mallarla yüklü olarak batının limanlarından ayrılan gemiler; avdetlerinde, Dünya görüşleri zenginlik üzerine kurulmuş, haris bir zihniyetin istihsal gücünü taşıyan hazineler getirmişlerdir. İstihsal, Talep, Yeni buluşlar üçlüsünün üzerine, dikilen Batı’nın iktisadî gücünün, Türk İmparatorluğundaki yankısı «Eyvah batıyoruz...» olmuştur. Dünyada hiçbir şey, bu feryat kadar mânâsız değildir. O devir­de ne kadar önemli gözükürse gözüksün; olanlar, nihayet bir kon­jonktür değişikliğinden ibarettir.    Britanya adaları ile Tuna arasına sıkışmış Batı iktisadiyatı; kafasını Türk İmparatorluğunun demir du­varlarına vurmak çaresizliğini, birkaç Haçlı Seferi kaybettikten son­ra anlamış ve kendi kabuğunda boğulmamak için başka yollar araştırmaya koyulmuştur. Limanlarda pinekliyen gemilere, Yeni Dünya’ların kapıları açıldığı gün Avrupa'nın iktisadî hinterlandı, birkaç misli büyümüştür.     Hâlbuki Avrupa'nın başka mübadele sahasına geçmesiyle Türk İmparatorluğunun iktisadî sahası, o nispette daralmıştır. *•* Artık Dünya, yeni bir iktisadî konjonktür içine girmiştir. Türk İmparatorluğunun sınırlarına uğramadan da Hind'in baharatını, Çin' in ipeğini Avrupa pazarlarına dökmek mümkün olmuştur. Yeni konjonktür, istihsalini, sonu gelmeyen bir sel gibi beş kıt'anın pazarlarına dökmek için, gemicilerin altın hırsım tahrik etmek kâfi gelmiştir. Buna karşılık, eski mübadele yolları üzerinde artık bolluk ve refah bitmeyecek, yeni düzene ayak uydurmayan devletler göçecek, ama onların yaratıcısı olan medeniyetler mükemmeliyetleri ölçüsünde yaşamaya devam edeceklerdi. **• Avrupa iktisadiyatının yaptığı büyük hamle, Türk İmparatorluğu içinde yanlış değerlendirilmiştir. Yeni şartların karşısında bocalayan İmparatorluğun intibaksızlığı, Türk İslâm medeniyetinin zaafı olarak kabul edilmiştir. Batılıların da teşvikiyle, Türk'ün Dünya Görüşü, geniş çapta tasalluta uğramış, bunun yanı sıra inkişaf eden aşırı bir batı hayranlığı, Milletimizi, maymun karakterli «mukallit mefkûrecilerin» iz’anına terk etmiştir. Gerileme devrinin fikir kavgalarında, batan gemilerin farelerinin telâşı hâkim olmuş, değişen iktisadi konjonktür üzerinde mesnetsiz mütalâalar ileri sürülerek, Türk enerjisi «Batılılaşma» kazığına sıkı sıkıya raptedilmiştir. Eriyen İmparatorluğun derdine iktisadî, ahlâkî, siyasî ve sosyal devalar araştırılacağına, Millî Medeniyetimizi koskoca bir «Modası Geçti» yaftası ile ambara göndermek, dâhiyane bir tedbir gibi ruhlara yamanmak istenmiştir.   Millî Medeniyet ve Hars her sahada ve her yönü ile hor görülmüştür. Tarihte ilk defa olarak büyük bir millete: «Senin olan her şeyden vazgeç. Özünü yitir. Batılı ol.» denilmeye cesaret edilmiştir. Bir milletin, kendi arzusu ile «kendini sömürgeleştirmesinin» Dünya tarihinde herhalde ikinci bir örneği yoktur. **• Kendilerini yeni şartlar karşısında bulan devletlerin bekasına, çareler getirmek; her zaman mümkündür. Hattâ, davasız bir derde müptelâ olsa bile o devlet, yücelir. Aynı medeniyetten, yeni bir siyasi kuvvetin fışkırması mukadderdir. Ama millî medeniyetlerinden feragat eden milletleri, erimekten, yenilmekten, silinmekten, yok olmaktan başka bekleyen bir akıbet yoktur. Türk - İslam medeniyeti açısından bütün kâinatı görmek; her şeyi onun ölçülerine göre değerlendirmek; var oluşun da, maddî ve manevî kurtuluşun da yegâne yoludur. Bu değerleri insanlar üzerinde hâkim kılmak; insanlığa yapacağımız en büyük hizmettir. Kozmopolitlerin ve sosyalistlerin her zaman milliyetçiliğe karşı birleşmelerinin sebebi, milliyetçilerin bu büyük fikri bayrak yapmalarıdır. Çünkü bugün küfrün rüyaları, yüz milyonluk bir millet, altıyüz milyonluk bir ümmetin heyulâsıyla paramparçadır. *Merhum Prof. Dr. Kamil TURAN’a ait bu yazı, 31 Ağustos 1970 Tarihli Devlet’in 74. sayısından iktibasla, fikir yapısını yansıtması açısından önemli görülmüştür. Bu vesileyle kendisine rahmet, yakınlarına başsağlığı dileriz. Durağı cennet olsun! TÜRK YURDU

Türk Yurdu Ocak 2008
Türk Yurdu Ocak 2008
Ocak 2008 - Yıl 97 - Sayı 245

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele