TÜRKMENELİ HALK KÜLTÜRÜNDEN BAZI KODLAR

Ocak 2008 - Yıl 97 - Sayı 245


          Türkmeneli yer adı, kapsamında barındırdığı halk ve tarihi geçmişi itibariyle mahiyeti ile uyumlu bir ad olmakla beraber, yaşı yirmiyi geçmeyen bir addır ve daha ziyade Mezopotamya’nın belirli bölgesine son yıllarda verilmek istenilen siyasi isimlendirmeye tepki olarak doğmuştur. Halkı çoğunlukla Türkmen olan Türk kültür coğrafyasının bu bölgesinde, Türk kültürlü halklardan anadili Türkçe olmayan Bohtinan ve Soranlar da yaşamaktadır. Bölgede miktarları çok az sayıda da olsa Müslüman olmayan halklar da bulunmaktadır.             Süpür güç girdiği diğer yerlerde olduğu gibi bu bölgede de sadece Türk kültür bölgesini işgal ve tahrip etmekle kalmayıp, Türk kültürlü halkların arasına kan sokmakta ve bölge halkının kanlarını dökmekte maalesef başarılı da olmuştur. Bölgede yıkılan ve yağma edilen her müze, kütüphane, arkeolojik kazı alanı ve tarihi eser, anadilleri ve doğma dinleri farklı olsa da, siyasi sınır farklılığına rağmen, bu bölgenin malı ve bu bölge insanının ortak eseri idi, yani bizimdi. Bu imha ve yağmada, asırların ürünü olan bölge halklarının müşterek zihniyetini, emperyalizm, bölgeye tamamen yabancı sömürücü kültürlere yer açabilmek için yok etmeyi sürdürmektedir. Yok edilmek istenilen bölge halklarının ortak kültürel kimliği, halk kültürü, halk inançları kültürü üzerine oturtulmuştur. Sözcülük yapmaya çalıştığımız, olan mücadelenin bu bölümüdür. Sahip çıkılmayan bu servet, sömürü kültürü karşısındaki hâlâ var olan en ciddi engeldir. Biz bu yazımızda, bölge halk inançları kültüründen iye/sahip ve onun etrafında şekilmiş bazı kültür kodları üzerinde durmaya çalışacağız.             İnancımıza göre, bölge kültürünün yok edilmek istenen kimliğinin korunması, onarılması bölge halkının Türk kültürlülüğüne hizmettir. Bu hizmet neden halk kültüründen geçer? Çünkü anadilleri farklılığına rağmen bölgenin halk kültürü dili aynıdır. Kırk veya çille denilmesindeki farklılığa rağmen kırk, yarı kırk, kırk çıkarma, kırklı olma gibi inanç ve uygulamalar tamamen aynıdır ve aynı şekillendirici etkenlere tabi olmuşlardır.             Bölge halk inançları kültüründe etkili olan dillerin ve dinlerin izleri bölge halklarının tümünün kültürlerine bir şekilde yansımıştır. Etkileyen ve etkilenen bölge insanıdır. Bu yapılanma okyanus aşırı işgal gücünün zoraki dayatması ile oluşmamıştır.             Irak halk kültürü bu arada halk inançları kültürü ayrıntılı olarak çalışılmıştır. Bu münasebetle Prof. Dr. Gazanfer Paşeyev ve Prof. Dr. Suphi Saatçi’nin saygın çalışmaları anılabilir. Bizim de alandan ve yazılı kaynaklardan hareketle bölgenin halk inançlarına dair çalışmalarımız oldu. Bu çalışma ile yapmak istediğimiz ise, halk inançları merkezli kültürel yapılanmaların stratejik önemi üzerinde durmaktır.             Osmanlı Türk kültürü, daha evvel Selçuklu Türk kültürü, diğer ilgili bölgelerde olduğu gibi burada da mevcudu yıkmak suretiyle, yerine yenisini ısmarlama zihniyetlerle yerleştirmek istememiş, bölgede mevcut olanı kendisi ile birlikte getirdikleri ile senteze sokmuştur. Edinilen ürünü gittiği yerlere kendisi ile birlikte götürüp, oralardan da beraberinde getirdiklerini bölge halkı ile paylaşabilmiştir. Osmanlı Türkleri yer ve insan isimlerini mevcuda kendi giysisini giydirerek bu şekilde yapılandırmıştır. Osmanlı Türk mutfak kültürünün zenginliği ve yerelliği aşmışlığı da bu yöntemin geçerli kılınışı ile izah edilebilir. Bölge halklarındaki halk tababeti ve onunla ilgili inançlar büyük ölçüde “Sünneti Tıp” olarak bilinen sağaltma şeklinden temellenmekte ve ortak özellikler içermektedir. Bu birikime Altaylardan taşınan halk hekimliği şeklinde görülen “Türke çare/Türke Şifa” inanç ve uygulamaları da eklenilmiştir.             Halk inançlarında kökü eski dinlerin derinliklerinden gelen bir inanca göre tabiatta canlı olmayan nesne yoktur. Bu anlamda canlı olan her varlıkta mahiyetleri ve güçleri farklı olsa da bir kuvve vardır. “Şeytan ve Şerri” bunlardan birisidir. İftira, hayâsızlık, bühtan bunlardandır. Atın, otun, göğün, harabe’nin itin tehdit oluşturabilen güçleri vardı ve İslamiyet’te bunlara karşı Allah’a sığınılıyordu.             Eski Türk İnanç Sistemi’nde İslami terminoloji ile hayırlara vesile olanlar ak ve şerlere sebep olanlar da kara ile sıfatlandırılıyordu. Böylece ak ve kara iyeler vardı. Hayvanların, ormanın, göğün, kişioğlunun iyeleri/sahipler oluyordu.             Kerkük’ten derlenilmiş ve yerel dile aktarılan bir duada;          


         “Şerr-i şeytannan             Kuru bûhtennen             Hayâsız avrattan             At şerrinnen                         Ot şerrinnen             Yıkılmış duvardan             Kudurmuş köpekten             Bekliyesen, sakhlıyasan  

            Oğlumu Ey Allah’ım” deniliyordu (Suphi Saatçi, Kerkük Çocuk Folkloru, İstanbul, 1984, sf.16)             Türk kültürlü halkların halk inançlarındaki kişioğlu kültü doğal olarak Türkmeneli’nde de yaşamaktadır. Kişioğlu etrafında oluşan inançları er kişi ve kadın kişi, buluğ çağına gelebilmiş olma, ailenin ilk çocuğu olma, yetim olma, dul olma, kadın ve er kişinin özel halleri ile belirlenmekte ve bereket, uğur, geleceği bilme gibi hallerde de kendisini göstermektedir. Kişioğlunun bu halleri; “ar perdesi yırtılmış olmak“kudümsüzlük”, “ kalp gözü açık olmak”, “ eli bereketli olmak”, “sonsuz” gibi tanımlarla anlatılmaktadır.             Örneklemek gerekirse, çocuğu yaşamayan annenin bebeğine çok çocuklu annenin giysisinden “kundak bezi” yapılır. Bazende bebeklerin ölmemesi için çok çocuklu ailenin beşiğinden yararlanılır. Böyle annelerde bir kuvvenin olduğuna inanılır. Aynı mahiyetli bir diğer misalde de eli uğurlu müşterinin işyerlerinde siftah yapması istenir. Bu türden müşterilerde kişiye bağlı hikmetler aranır. “ayağı uğurlu” inancı yeni gelin ve yenidünya/bebekler için de geçerlidir. Bunlarla ilgili sınamalar yapılır. Biz, Türk kültür coğrafyasında sık görülebilen bu tespiti Süleymaniye’de yaptık. Ayrıca Tatar Türklerinde sadece altıparmaklı insanların görebildiklerine inanılan bir kara iye vardır. Parmaklarının arası bir zarla bitişmiş olan “perdeli” insanlarla ilgili inançlar da kişioğluna bağlı inançlardandır.             Ayrıca kişioğlundaki bu güç “basma” gücüne de sahipti. Kırkı çıkmamış gelinlerden kırkından daha fazla gün alan ve keza kırkı çıkmamış bebeklerden de daha çok günlü olanlar diğerini basabilmektedir. Basılmış olmamak ve basılmışlıktan kurtulabilmek için inanç içerikli bir takım uygulamalar yapılmaktadır. Mesela bu türden basılma tehdidinde bulunan gelin ve bebeklerin bir araya gelmeleri istenilmez veya korunmuş olmak için iğne deyişimi yapılır. Bu konuda benzeri birtakım inançlar ve uygulamalar vardır.  Erbil’de 1989’lara kadar bu inançların izleri görülebiliyordu.             “At Şerri”, “At Basması” olarak da bilinmektedir. Diğer hayvanlar gibi inanca göre at da insanı basabiliyordu. Bu baskıdan da korunmak ve kurtulmak için bir takım inançlar ile uygulamalar vardır. Bize göre, türevleri doğal olarak Türkmeneli’nde de yaşamakta olan Türkmen destanı Dedem Korkut’ta örneği bulunan Basat insan ismi, atı basmış olan anlamından ziyade, at tarafından basılmış olan anlamındadır. Faruk Sümer hocamız Basat insan isminin, anadili Kürtçe olan halklarda da görüldüğünü belirtmektedir ki kültür ortaklığı itibariyle çok önemli bir tespittir. Bu arada “cin binen at” / cinler tarafından bağlı oldukları yerlerde binilen atlarla “cinli atlar” vardı ki bunların cinlerinden arındırılmaları için de bir kısım uygulamalar yaşanmaktadır. Türkmeneli’nde ahırlarda atı binen cini/kara iyeyi yakalamak için atın sırtına zift sürüp, oraya yapışmasının istendiğini tespit etmiştik. Bu bütünün bir parçası olan Deldel inancı ise Tatar Türklerinde hala yaşamaktadır. Atların ruhu olarak bilinen bu ak iyenin insanlara yardımcı olduğuna inanılır.             Hayvanlardaki kuvvenin insanı basmasını önlemek için, kırkı çıkmamış anne ve yavrunun bulunduğu eve çiğ etin getirilmemesi gerektiğine inanılır. Getirilmesi halinde anne ve bebeğin etten daha yukarı çıkarılması gerekir. Böylece etin ait olduğu hayvan tarafından onların basılmalarının önlenilecekleri inanılır. Türkmeneli’nden de örnekleyebildiğimiz diğer iki tespitten birisi ağlayarak çeşitli hayvan sesleri çıkaran hasta bebeğin, sesini çıkardığı hayvan tarafından basıldığına inanılır. Diğer tespit ise kırk banyosu yapılan bebeğin kırk suyu dökülürken, banyoyu yaptıran kimse tarafından bebekle kırkları karışmasın diye birçok hayvanın ismini anar. Bu uygulamada Türkçe  “kedinin kırkı, köpeğin kırkı, kurdun kırkı, kuşun kırkı… Karışmasın” şeklinde temennide bulunulur. Bu aynı zamanda bir duadır. Aynı dua ve uygulama bazı bölgelerde Kürtçe de yapılır. Tespitin önemi ana dili farklılığına rağmen, halk kültürü dilinin aynı olmasındadır.             Bu neviden inanç kültürü izleri işgalci güçler tarafından bölgeden silinirlerken, bölgedeki yerel yönetim de şovenizm adına bu gelişmeye omuz vermektedir. Türkmeneli’nde çok ziyaret edilen Şeyh Abdülkerim Tekkesi’ndeki ay yıldızlı tekke bayrağı yok edilmiştir. Birçok türbenin ismi değiştirilmiş, Horasan Baba’nın tabelasındaki ay yıldız kazınmış, Türklüğe çağırım yapan ifadeler kaldırılmış, mezarlıklardan Karakoyunluların hatırası olan koçlu koyunlu mezar taşları yerlerinden taşınmıştır.              Ot; çalı, maki ve ağaç, orman kültünün bir parçasıdırlar. Eski Türk inanç sisteminde orman ve ağacın da bir iyesi vardır. Ayrıca ormanda farklı tezahürleri olan Künayak, Elbas/İtbas, Usal gibi orman iyeleri de vardır. Tatar Türklerindeki Balk adlı kara iye; at başlı, kanatlı, insan kılığına da girebilen yılan ruhlu bir iyedir.             Türkmeneli’nde de adak, adak bezi, adak ağacı inancı vardır. Türkmeneli’ndeki Süt İmamı Türbesi gibi çalılarına adak bezi bağlanan türbeler yoğundur. Bu ağaç ve ağaççıklara da kutsiyet atfedilir. Bazen bu mistik güç ilgili türbeden alınmış olabilir, bazen de ağacın bizzat kendisi azizlenilir. Bu uygulama ağaç kültü ile ilgili olup eski inanç sisteminin bir devamı olarak Türk kültür coğrafyasının hemen her yerinde görülebilir.             “Arz ve Asman Şerri” yer ve gök iyeleri ile ilgili olan inançlardı ve izleri keza incelenilen bölgede hâlâ görülebilmektedir. Gök iyeleri; ay, güneş, yıldızlar gökyüzünün bizzat kendisi olarak kabul edilirken, ak iyeler kapsamındadırlar. Yer iyesi ve bilhassa yeraltı Karahan’ın mekânı kara iye olarak bilinir ve çok kere yılanla simgelenir. Yılan, aynı zamanda ev iyesini de simgeler ve eşiğin altında barınır, evi ve halkını korur, inancı vardır. Kerkük Kalesi’nden, tarihi eski evlerin arasından, yılın muayyen zamanında süzülerek şehre inen ve şehir halkının kendilerine dokunmadıkları bir çift beyaz yılandan bahsedilir. İnanca göre bunlar Kalenin koruyucularıdır.             Türkmeneli sözlü kültüründe bilmece ve tekerlemelerinde yılan; “Yeraltında yağlı kayış”, “Uzun uzun uzanı, senede bir bezeni”, “Dağda dileyman” olarak geçer ki bu tespit, Anadolu sözlü kültüründen farklılık arz etmez             Bize göre Aybastı yer ismi de ayın basması ile ilgili olup, ay kültünün bir yansımasıdır. Halk inançlarına göre ay da insanı basabilmektedir. Ay basmasından korunmak ve bu baskıdan doğan sıkıntılardan kurtulmak için Aylık kesilir. Aylık kesme, ilgili duanın okunması ile para türünden bir gümüşün ay şeklinde kesilmesi ile yapılır. Bu ay nazarlık gibi çocukların omuzlarına asılır. Ay basması daha ziyade çocuklarda görülür ve iştahsızlık, gelişememe şeklinde kendisini gösterir. Böyle çocuklara Aydaş denir. Bu rahatsızlık ve tedavisi Türkmenlinde de Taşköprü, Tuzhurmatı ve Erbil’de anadili Türkçe olan ve olmayan halkta görülmektedir. Türk kültür coğrafyasında sık görülen ay içerikli insan isimlerini Türkmeneli’nde de bilhassa kız çocuklarının isimlerinde Ayla, Aylin, Aygül, Aybala, Ayhan olarak görebiliyoruz.             Yıkılmış duvar, ören yerler, harabeler kara iyeler için seçilmiş mekânlar olarak bilinmektedirler. Kara iyeler sapa, loş, pis kokulu yerleri yerleşmek için seçerler, diye bir inanç vardır. Bu inanç Erbil’de de yaşamaktadır   *Dr. Halkbilimci             Kaynaklar             Prof. Dr. Gazanfer Paşeyev, Irak Türkmen Folkloru, Kerkük Vakfı, İstanbul 1998             İhsan S. Vasfi, Irak Türklerinde Deyimler ve Atasözleri, Kerkük Vakfı, İstanbul 2001             Prof. Dr. Suphi Saatçi, Tarihi Gelişim İçinde Irak’ta Türk Varlığı, TTT Yayınları, İstanbul 1996             Yaşar Kalafat, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, 5. Baskı, Ebabil Yayınları, Ankara 2006.             Yaşar Kalafat-İlyas Kamalov, “Tatar Efsaneleri” Karadeniz Araştırmaları, Karam,  Yaz 2005, S.6,  sf. 57–98             Yaşar Kalafat-A.Doğan, Kuzey Irak’ta Karşılaştırmalı Türk Halk İnançları, Ecdat, Ankara, 1995                    

Türk Yurdu Ocak 2008
Türk Yurdu Ocak 2008
Ocak 2008 - Yıl 97 - Sayı 245

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele