IRAK’TAKİ YANLIŞ STRATEJİLER ve TÜRKMEN KARDEŞLERİMİZİN GELECEĞİ

Ocak 2008 - Yıl 97 - Sayı 245

Türkiye’nin süregelen yanlış ve geleneksel pasif politikaları Atatürk’ün bize vasiyeti olan Musul ve Kerkük’ü galiba artık kaybettirdi. PKK terör belasının yanı sıra Sözde Ermeni Soykırımı ile de uğraştırılırken ve AB için daha neler feda edeceğiz derken Irak’taki Türkmen kardeşlerimizi tamamen unutmuş gibi gözüküyoruz. Yanlış politika ve stratejimiz, Barzani ve Talabani’yi birbirine düşüreceğine bilakis birleştirdi. Kürtler tarihte hiç olmadıkları derecede şımardılar. Irak’ın kuzeyinde yaşayan Kürtler, Türkiye’ye sınır Behdinan ve doğuda İran’da sınır Soran bölgesi arasındadırlar. 1. Körfez Savaşı sonrası, Behdinan bölgesinde yaşayan Barzani ile Soran bölgesindeki Talabani aşiretleri birbirleriyle acımasızca savaşırken bizim yanlış politikalarımız ve ABD’nin de gayretleriyle bu iki grup adeta zorla barıştırıldı. ABD’nin bunlara Irak’ın zenginliklerinin paylaşılması ile ilgili vermiş olduğu sözlerin, paraya, maddiyata çok önem veren Peşmergeler için her şeyin önünde gelmesi hususunun etkisiyle de bu birliktelik şimdilik gerçekleşmiş gibi gözükmekte. Şimdilik diyoruz. Çünkü tarihte hiçbir zaman bir araya gelememiş, devlet kuramamış olan Kürtleri son zamanlardaki şımarıklıkları ile bundan sonra çeşitli sorunların beklediği ortadadır. Çünkü ABD’nin Irak’ta ilelebet kalamayacağı ortadayken, şimdilik ABD uzlaştırıcılığı ve maddi görmemişliğin rehaveti içindeki Kürtlerin yarın hayatın ve bölgesel gerçeklerin karşısında kendilerini aniden yapayalnız bulunca dengelerini iyice yitirecektir. Esasen bu gerçekler, sürtüşmeler, çeşitli huzursuzluklar şeklinde şimdiden ortaya çıkmaya başlamıştır. Behdinan Bölgesinde bu yılbaşından beri zaman zaman yaşanmaya başlayan sıkıntılar göz önüne alınırsa Kürt yönetiminde aşiretçiliğin ve yakın aile çevresinin zafiyetleri ortaya açık bir şekilde çıkmaktadır. Bilhassa Barzani’nin ABD’den aldığı paraları memur maaşlarına aksettireceğine yakın aile çevresine dağıttığı söylentileri de bu sıkıntıları belirginleştirmektedir. Yine geçen yıl yapılan sendika ve öğrenci kuruluşları seçimlerinde KDP listelerinin kaybetmesi ve seçimleri KYP’ ye kaptırması, Barzani’nin popülist davranışlarının sebep olduğu Kürt liderliğine soyunmuş görünümü önemli hususlardır. Bu noktada elindeki Peşmerge güçlerle Irak’ta Türkmenleri yeniden yurdundan eden, katleden Barzani güçleri, Talabani’nin de liderlik emellerinden vazgeçmemesi nedeniyle Talabani güçleriyle potansiyel gerginlik durumunu eskiyi hatırlatırcasına muhafaza etmektedirler. Kürtler açısından durum böyle potansiyel sorunların artmasına gebeyken Irak’ın geneline de göz atıp, özellikle Türkmenler açısından sorunlarla ilgili değerlendirmelere geçmek gerekir. Irak ve Genel Durum Genel durum ile ilgili önce şu tespitleri yapmakta yarar vardır: 1-   Özet olarak: Irak’ta durum her gün daha kötüye gitmektedir. Her ne kadar tanımlamalar terör, direniş, iç savaş, etnik şiddet, hesaplaşma v.s gibi değişik isimler taşıyorsa da bütün bunlar sonuç olarak her gün daha fazla Iraklının ölümü anlamına gelmektedir. Kanlı dramın sonucunun ne olacağını da ancak planlayanlar tahmin edebilir. Bu işi planlayanlar, bu katliamları icra edenlerin ta kendisidir veya piyonlarıdır. Küresel güç olan bu planlayıcılar korkunç bir mali bütçeye sahiptirler. Kaldı ki Dolar basmanın ve bunu Irak’taki yandaşlara dağıtmanın maliyeti kağıt ve mürekkep parasıdır. Bu mali bütçenin gelir faslının bir kısmının da Iraktan çeşitli yollarla elde ediliyor olması ve bir kısmının da Irak’ı yok etmek isteyen ülkelerden gelmesi vakıası da oynanan oyunun planlamasının birçok boyutta hazırlandığını göstermektedir.   2-   Genel olarak Irak’ta uluslararası güçler ve onların gizli elleri aşağıda sıralayacağımız enstrümanları kullanmaktadır. ·          İsrail: MOSAD ve Yahudi örgütlerini, ·          Amerika: CIA ve onlara bağlı insani örgüt adı altındaki kuruluşları, ·          Kürtler: Peşmerge adlı silahlı milis gücü, suikast ve adam kaçırma örgütleri ile Süleymaniye ve Erbil’de bulunan hapishane ve işkence merkezlerini. ·          İran: Irak’taki piyonları ve başta Bedir Tugayları ve Ahmet Çelebi başkanlığındaki Ölüm Tugaylarını, ·          Bunların dışında yalnız Bağdat’ta 17 suikast ve ölüm birliğinin varlığından söz edilmektedir. Bunların üyeleri Kürt’tür ve tek bir kişi tarafından yönetilirler. Söz konusu uluslararası güçlerce kontrol edildikleri bilinmektedir. ·          Kuveyt’in dolaylı yoldan bu işe karıştığını söylemek yanlış olmaz ve Suriye ile Suudi Arabistan’ın da bu çorbada tuzu oldukları, ancak bu dairenin dışında, daha bağımsız ve kendi çıkarları açısından çalıştıkları da açıktır. Bugün Irak’ta gelinen noktada Amerikan-İsrail-Kürt planlarının uygulanmakta olduğu ve bu unsurların yararının amaçlandığı da ortadadır. Bu bağlamda amaç, Irak’ın küçük bölgelere bölünmesini sağlamak ve Kürtlerin rüyası olan bağımsız devleti ve İsrail’in rüyası olan parçalanmış zayıf bir Irak’ı yaratmaktır. Bütün bu cinayetler işlenirken, tarihin en büyük hırsızlığının Irak topraklarında Irak halkı aleyhine gerçekleştiği de ortadadır. Irak’ın petrol ve öteki doğal kaynakları başta Amerikan küresel güçlerince talan edilmektedir. Irak’ta bu olaylar cereyan ederken Türkiye, İran ve Suriye gibi komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü bozacak stratejilerin de geliştirilmekte olduğu yaşanan son olaylarda iyice belirginleşmiştir. Bu bağlamda, önümüzdeki 20 yılda bölgede ve dünyada askeri, ekonomik ve insan gücü olarak söz sahibi olacak bir Türkiye’nin de önüne set çekilme stratejisi yıllar önce başlatılmış ve Irak’ın işgaliyle de gerçekleştirilme aşamasına gelinmiştir. Kürtlerin Türkmenlere ve Özellikle Kerkük’e Yönelik Politikaları: Kürtlerin son zamanlarda özellikle dışarıya karşı yeni bir politik manevra izleyerek Türkmenlerle bir arada barış içinde yaşayabileceklerini göstermeye çalıştıklarına dair iddialar çoğalmaktadır. Ne var ki Türkmenler Kürtlerle geçmişte barış içinde yaşamayı üç defa denemiş ve bu hususta gereken şu olumsuz dersleri almıştır; ·          Türkmen halkı ilk Kürt barışını 1959’da görmüştür. Kan seline dönen barış denemesi Türkmenlerin Kerkük caddelerinde arabalara ayaklarından bağlanarak sürüklenmeleriyle neticelenmiştir. Maalesef Türkiye bu konuda Türkmen kardeşlerimize destek çıkamamış, onların can ve mal güvenliğini koruyamamıştır. ·          1991 yılında, 1. Körfez Savaşı sırasında, Kürtlerin Kerkük’e girip ayaklanma bahanesi ile yaptığı yağma ve cinayetler de Kürtlerin Türkmenlere olan yaklaşım ve politikalarını ortaya koyar. ·          Son olarak Nisan 2003’teki sözde Kürt barışı ve birlikte yaşama denemesi de bugün gelinen noktasıyla tam bir trajedidir. Bu trajedide yalnız Türkmenler değil tüm Iraklılar zarar görmüşler ve bir devletin nasıl yıkılıp, yağmalanıp kuzeye taşındığına şahit olmuşlardır. Şu hususlar da dikkate alınmalıdır: ·          Kürtler zaman zaman iddia ettikleri üzere eğer gerçekten barışçı olsalardı, Nisan 2003’te Kerkük’e girdiklerinde Tapu, Nüfus, Belediye ve Sayım arşivlerini yağmalayıp çalmazlardı? Bu bağlamda sahte nüfus belgeleri düzenlenmesi, Kerkük’ün gerçek aidiyetini gizlemek ve yok etmek niyetiyle yapılmadıysa ne için yapılmıştır? ·          Kürtlerin tek niyeti vardır ki o da Kerkük’ü yutmaktır. Yeni politikaları çerçevesinde sözüm ona Kerkük’teki radikal yöneticileri (şahinleri) görevden alıp yerlerine diyalog ve barıştan yana olan güvercinleri atadılar. Ama bu uygulama bunun böyle olmadığını artık alenen göstermektedir. Iraklı Kürtlerin Türkmenlerle barış içinde yaşamak istemediklerini şunlar da ispatlamaktadır: ·          Türkmen ve Arapların aleyhine işgalcilere her türlü askeri, güvenlik, istihbari ve iletişim hizmetleri vermekteler. ·          Polis, ordu, iaşe, belediye, tapu, nüfus gibi bütün önemli karar mercileri Kürtler tarafından yönetilmektedir. Çöpçüleri bile kontrol etmeleri ve Türkmen mahallelerinin temizlenmiyor olması ironik bir olgudur. ·          Türkmenlerin görevden alınıp yerlerine Kürt kökenlilerin atanması da çok sık rastlanan olaylardandır. ·          Kerkük’ü iki bölgeye bölerek, Kürt ve Arap-Türkmen bölgesi gibi iki ayrı bölge oluşturarak Kürtlere 24 saat koruma, 24 saat elektrik ve su temini, Türkmen ve Arap bölgelerinde ise sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı uygulamak, kısıtlı elektrik ve su vermek, ayrımcı ve baskıcı politikanın öteki örneklerindendir. ·          Provokatif bir şekilde Türkmen bölgelerinde, hem de ister politik ister sosyal kuruluş olsun Türkmen kuruluşlarının yanı başında Kürtlere ait kuruluşların şubelerini açmak ve kamera ve benzeri donanımlarla Türkmen kuruluşlarını gözetlemek de Peşmerge politikasının unsurlarındandır. ·          Oynanan oyunların farkında olmayan bazı Türkmenleri satın alarak bilgi toplamada kullanmaları da maalesef zaman zaman karşılaşılan olaylardandır. ·          Türkmen çocuklarını ve varlıklı Türkmenleri kaçırıp fidyeyi aldıktan sonra Kerkük’ü terk etme şartı koymak, böylece Kerkük’ü boşaltıp, Türkmen ailelerini zorla ya kendi kontrollerindeki kuzey bölgesine veya Suriye’ye göç etmelerini sağlamak da yıldırma ve demografiyi değiştirme politikalarının bir parçasıdır. ·          Belediye gelirlerini, su, elektrik, telefon, kanalizasyon gelirlerini çalıp kuzeye göndermek ve bunla yetinmeyerek giderleri karşılamak için merkezi hükümetten talepte bulunmak da aynı politikanın bir parçasıdır. Bu bağlamda yalnızca Türkmen ve Arap bölgelerinde söz konusu tahsilâtları yapmak, Kürtlere ise her şeyi bedavaya vermek de kötü niyetin işaretidir. ·          Kerkük’ün tüm girişlerinde adeta duvar gibi sıra sıra yeni yerleşim bölgeleri inşa ederek buraya Peşmerge aileleri yerleştirerek ablukaya almak da aynı politikaya hizmet etmektedir. ·          Kurdukları sözde orduyu güçlendirmek için Kerkük, Musul, Selahattin ve Diyala bölgelerinde (Türkmenlerin yoğun olduğu bölgeler) gerçek mühimmat kullanarak manevralar yapmaları, Türkmenlere gözdağı vermek ve üzerlerinde psikolojik harekât uygulamak istediklerini göstermektedir. Bütün bunlardan da anlaşılacağı üzere Kerkük’te Kürt varlığının güçlendirilmesi ve Kerkük’ün kontrolünün sağlanması için akla gelebilecek her türlü yol denenmektedir. Iraklı bir Kürt’ün komutasında olan Irak’ın 4. Ordusuna bağlı ve mevcudu Kürtlerden oluşan iki tümenin çember halinde Kerkük’ü ablukaya almasının anlamı açıktır. Yine Erbil ve Süleymaniye’den getirilen diğer güvenlik ve istihbarat birimleri aracılığıyla Kerkük’ün diğer komşu vilayetleri olan Bağdat, Musul, Selahattin ve Diyala ile olan bağlantısını kesmek amacı da Irak’ın kuzeyinde cereyan eden olaylar hakkında fikir verebilir. Türkmenlerde Durum ve Ne Yapılabilir Sorusuna Yanıt Bugünkü durumda Türkmen sahasına gelince maalesef siyasi ve idari büyük boşluk görülmektedir. Başta Türkmen Milliyetçi Hareketi olmak üzere Türkmenlerin özgürlüğü yolunda ant içmiş bütün kuruluşların bundan böyle daha bir birlik ve beraberlik içinde olup mücadeleyi yeniden ele almalarında yarar vardır. Türkmenlerin bekasına kast edenlere karşı mücadele edip, bunu sürdüren, şehit verip, vermeye devam eden, hiçbir maddi çıkarı olmayan kişilerin, bundan böyle de bir arada cansiperane bir şekilde Türkmen varlığının korunması için Türk Devleti’nin de desteği ve oluşturulacak daha gerçekçi, eylemci milli bir politikayla yollarına devamı önemlidir. Bu bağlamda, 2007 yılında Kürtlerin tek hedefi olan Kerkük’le ilgili öngörülmüş normalleştirme, sayım ve halk oylaması şeklindeki üç aşamalı projeyi gerçekleştirme çabalarının Türkmenlerce daha ayrıntılı bir şekilde dikkate alınması gerekir. Iraklı Kürtlerin bu üç aşamalı planı gerçekleştirirken hedeflerinin Anayasa veya adaleti uygulamak olmadığı bilinmektedir. Normalleştirme dedikleri husus, Kerkük’e yerleştirdikleri 600 bin üzerinde Kürdün Kerküklü oldukların kabul ettirmektir. Sayımla bunu tescil ettirmek ve sonunda halk oylamasıyla Kerkük ve diğer Türkmen bölgelerinin sözde Kürdistan diye kurdukları bölgelerine ilhak etmek nihai amaçtır. Bu program BM, Amerika, Irak Hükümeti veya Irak halkı tarafından ve öncelikle Türkmenler tarafından önlenmelidir. Programın uygulanmasına mani olmak için önümüzdeki süreçte çok yönlü ve ciddi bir çalışmayı ortaya koymak gerekir. Öncelikle normalleştirmeye mani olmak gerekir. Bunun sağlanmasının da 3 ayrı çalışma programıyla gerçekleşeceği şeklinde telaffuz edilmektedir. Bunlar; ·          İdari çalışma. ·          Halk taban çalışması. ·          Son etap (geri dönülemez nokta) 1-   İdari Çalışma: Bu çalışmayla ilk önce Türkmen kamuoyuna, daha sonra Türkmen fikrini paylaşan ve projeden zarar görecek Arap parti ve gruplarına konunun özününün ve vahametinin anlatılması gerekir.  Ardından Kürtlerin batıl iddialarını belgelemek ve bunu değişik medya araçlarıyla (Tv, internet, radyo, broşür, toplantı, uzmanlarla açık oturum şeklinde) herkese duyurmak gerekir. Bu çalışmaların kısıtlı olsa da devam ettiğini bilmek olumlu bir haberdir. 2-   Halk Taban Çalışması: Türkmen sokağına inmek ve onların örgütlü bir şekilde eylem ve karşı direnişlerini sağlamak için Türkmen gençliğini milli ve manevi yönden daha da bilinçlendirmek artık kaçınılmaz olmuştur. 3-   Son Etap: Birinci ve ikinci maddelerde zikredilen programları uygulamak için tüm katılımcıların can güvenliğini sağlamak bir temel politika olarak gerekmektedir. Türkiye ve Türkmenlerin Güvenliği Türkiye’nin Irak politikası toprak bütünlüğünü savunmaya odaklanmıştır ve Ortadoğu gerçekleri ele alındığında gerçekçi gözükmektedir. Ancak bu tezin oturması ve Türkiye’nin çıkarları ile Türkmenlerin can güvenliğinin sağlanması açısından daha güçlü ve kararlı politikalar uygulanmalıdır. Kaldı ki artık bu gün Irak, Türkmenler, PKK ve Irak’ın kuzeyi gibi hususların her birinin birbirinden ayrılmaz meseleler olarak ortaya çıktığı vakıası da vardır. Bu vakıanın arkasında başta ABD, İsrail ve İran gibi başka yabancı güçler de vardır. Yani Irak sorununun ve PKK sorununun çözülmesi, bir şekilde Irak Türkmenleri ve Irak’ın kuzeyindeki oluşumla ilgili sorunları da çözecektir. Bu nedenlerden dolayı dik duruşlu, kararlı bir politikayı özellikle ABD’ye karşı sergilemek gerekmektedir. Bu noktada dikkate alınması gereken en önemli hususların başında bir sözde Kürdistan kurulmamasını sağlamak, buna karşı direnmek gelmektedir. Ama temel politikamız olan Irak’ın toprak bütünlüğüne özen gösterilmesi sağlanırken oradaki üç milyon civarındaki Türkmen’in can ve mal güvenliğini de garanti altına almamız gerekir. Bu noktada gerçekleştirilmesi gereken en önemli husus Türkmenler için kendi bölgelerinde, Kürtler ve Şiiler gibi bir Türkmen Özerk Bölgesi’nin tesisidir. Türkmenler bu güne kadar iddiasız ve sadece Irak’ın toprak bütünlüğünden yana bir politika izlediklerinden dolayı tarihsel olarak kendilerine ait bir coğrafyayı maalesef adım adım başta Kürtler olmak üzere öteki unsurlara kaptırmaktadırlar. Bu bağlamda Kürtlerin, yerel bölgeleri dışında, başta Kerkük olmak üzere Mendeli’den Telafer’e kadar uzanan Türkmen bölgelerine göz dikme çabaları önemle dikkate alınmalıdır. Esasen Irak’ın birçok bölgesinde ve başta Telafer’de yaşanan olaylar ve katliamlar bu planın bir parçasıdır. Plan ABD’nin desteğiyle yaratılacak büyük bir sözde Kürdistan’ın Orta Doğu’da Amerikan ve İsrail planlarına yardımcı olmasını sağlamaktadır. Hâlbuki Irak Devleti’nin Türkiye’nin varisi olduğu Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde kurulmasına Türkiye, ancak bağımsız bir Irak Devleti’nin mevcudiyeti ve bunun, bölgesinde yaşayan Türkmenlerin haklarını garantiye alması şartıyla razı olmuştur. Irak, sahip olduğu doğal kaynaklar, jeopolitik konum ve Türkiye’nin güvenliği açısından ilgi alanının da ötesinde bir yaşam alanıdır. Türkiye Cumhuriyeti, bölgesindeki sorumluluğunu çizgisinde, çıkarlarına uygun kendi ve Irak’taki soydaşlarını güvenliği açısından gereken her türlü eylemi eksiksiz olarak uygulama mecburiyetindedir.       

Türk Yurdu Ocak 2008
Türk Yurdu Ocak 2008
Ocak 2008 - Yıl 97 - Sayı 245

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele