Üç Tarzı Diyanet; Türk Müslümanlığı ve Tevhit’in Stratejik Vazgeçilmezliği

Ağustos 2017 - Yıl 106 - Sayı 360


        1. Nihat Sami Banarlı’nın ‘Türk’ün İnanma Üslubu’ konuşması

        Avni İlhan, İlahiyatçı bir akademisyen, profesör... 

        İlhan, İmam Hatip Okulu’nu bitirdikten sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne kaydolur... Açılış günü konuşmaları içinde Türk Edebiyatı hocası Nihat Sami Banarlı, ‘Türk’ün İnanma Üslubu’ başlıklı bir konuşma yapar. İlhan, Banarlı’nın konuşmasını yadırgar: 

        - Ne demektir Türk’ün imanı, Arap’ın imanı, Fars’ın imanı? 

        - İman birdir ve amentü duasında bildirilmiştir! 

        Zamanla Avni İlhan, yaşadıkları ve gözlemleriyle Nihat Sami Banarlı’nın ‘Türk’ün İnanma Üslubu’ derken ne demek istediğini anlar. 

        Banarlı ile aynı görüşlere ulaşır. Gerçekten Türk’ün iman hassasiyeti başka, dinî duyarlılığı başkadır. 

        Bugün hepimiz farklı süreçlerden geçerek Banarlı’nın işaret ettiği ve Avni İlhan’in ulaştığı ‘Türk’ün İnanma Üslubu’na vardık. Yahya Kemal, 100 yıl önce bu üslubu ‘Türk Müslümanlığı’ olarak ifade etmişti. Sait Başer, ‘Yahya Kemal’ de Türk Müslümanlığı’ adıyla bu yaklaşımı kitaplaştırdı. 

        İlahiyatçı Sönmez Kutlu, ‘Türk Müslümanlığı Üzerine Yazılar’ kitabıyla ‘Türk Müslümanlığı’ terimini daha somut olgular üzerine oturtuyor. Kutlu, Türk Müslümanlığı’nın oturduğu saçayaklarını Hanefîlik, Maturidîlik ve Yesevîlik olarak işaret ediyor. 

        2. Usul hakkında söz

        Bu yazının temel kaynakları Sönmez Kutlu’nun ‘Türk Müslümanlığı Üzerine Yazılar’ ve ‘Türkler ve İslam Tasavvuru’ adlı kitaplarıyla aynı yazarın Niyazi Baloğlu ve arkadaşları tarafından organize edilen Aksakallılar Sohbet Toplantıları’nda dinlediğim, ‘Mezhep Sorunu’ başlıklı konuşmasıdır. Yazıda sıkça Kutlu’nun konferans notlarına, kaynak belirtmeden atıflarım olacak.

        3. Üç tarzı Diyanet’in birbirinden farkı nedir?

        Üç tarzı Diyanet; Türk, Arap ve İran toplumlarının ortaya koydukları İslam tasavvurlarını kapsar.

        Sönmez Kutlu; Arap-İslam tasavvuru’nun gelenekçi, İran-İslam tasavvuru’nun beklenen kurtarıcı inancına dayalı, Türk-İslam tasavvuru’nun ise içtihada dayalı olduğunu belirtir.

        İmam-ı Azam, İmam-ı Maturidî ve Hoca Ahmet Yesevî ne getirdi? 

        Önce şunu anlamak zorundayız. Her teori, her tasavvur mükemmeldir. 

        Teorinin, hakikatini hayattaki karşılığı tayin eder.

        İmam-ı Azam Ebû Hanîfe, içtihatlarında insan özgürlüğüne önem verir.

        Ebû Hanîfe’nin yolundan giden kelam bilgini Maturidî de akılcılık yani yorumlama ve hoşgörü temel özelliktir.

        İmam Maturidî, ayrıca din ve siyaset konusunda kesin bir ayrıma gider. Siyasi yetki emirlerin elindedir, dinî yetki alimlerin elindedir. Maturidî, İslam’ın siyasal amaçlar için kullanılmasına karşı kesin tavır alır. 

        Hanefî-Maturidî geleneği Türk toplumsal hafızasında karşılığını bulur. Bu geleneğin hâkim olduğu coğrafyada bir yandan Ahmet Yesevî, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre gibi mutasavvıflar yetişirken diğer yanda Türk Devlet Geleneği bu zemin üzerinde gelişir.

        Karahanlı kuruluş idraki, Selçuklu Rönesansı, Osmanlı Nizamı-ı Alem başarısı ve bugünkü Devlet-i Aliye’miz Türkiye Cumhuriyeti bir bütünlük arz eder. Bütün bu süreçler boyunca Türk Devlet Geleneği’nin ana ekseni Hanefî-Maturidî geleneği olmuştur.

        4.Suud ve İran’ın siyasal mezhepleri ‘sorun’, İslam mezhepleri ‘çözüm’ üretir

        İslam Hukuku; devlet ve tasavvuf geleneğiyle birlikte medeniyetimizi çiçeklendiren üç ana damardan biri. Hukuk geleneğimiz ister istemez metodolojisi olan ‘mezhep’ kavramını aklımıza getiriyor.

        Arap-İslam ve İran-İslam tasavvurları siyasal ve etnik arka planlara oturur. Bu tip mezhep anlayışlarının dışında İslam Hukuku’na dayalı mezhepler çözüm üreten ekollerdir. 

        Biz öncelikle kendi dünyamızı şekillendiren Hanefîlik-Maturidîlik’i anlamak durumundayız.

        İslam Hukuku’nun kurucu öncülerinden İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin içtihatlarıyla İslam Devletler Hukuku şekillenir. Onun yöntemleriyle Türk Devletler Tarihi çağdaşlaşma özelliğini sürekli muhafaza etmiştir.

        Mecelle’nin işaret ettiği ‘kötü örneğin misal olmaması’ hakikati, Arap-İslam tasavvuru (Vehhabilik) ve İran-İslam tasavvuru’nun (Fars emperyalizmi) iki çıkmaz yol olduğunu bize göstermiştir. 

        5. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’yi anlamak

        İlahiyatçı Mustafa Uzunpostalcı doktorasını, İmam-ı Azam Ebû Hanîfe hakkında yapar…

        İslam Ansiklopedisi’ndeki ‘Ebû Hanîfe’ maddesi ona ait… Aşağıdaki yorumlar, benim Uzunpostalcı’nın İslam Ansiklopedisi’ndeki ‘Ebû Hanîfe’ maddesinden özetlediğim bilgiler.

        Ebû Hanîfe’nin ticaret hayatının içinde bulunması, insanların sorun ve ihtiyaçlarını yakından tanımasına yol açar. Hayatın içinde olması içtihatlarının uygulama şansını arttırmıştır. 

        Ebû Hanîfe’nin farklı kültür ve geleneklere sahip çeşitli grupların karma bir hâlde yaşadığı Irak bölgesinde yetişmiştir. Hicaz bölgesinde hâkim geleneksel sosyal yapı ve anlayıştan daha az etkilenir. Bu durum, birçok konuda örfü ve içtimai vakayı esas alan içtihatlara sahip olmasına zemin hazırlamıştır. Hanefî mezhebinin Araplar dışındaki Müslümanlar arasında yaygınlık kazanmasının bir sebebi de budur. 

        Bulunduğu Irak bölgesi karmaşık birçok olayın meydana geldiği ve çözümünün arandığı bir yerdir. 

        Irak bölgesinin özel şartları, olaylar karşısında çekimser davranmayı değil olayları fıkhi hükme bağlayarak Müslümanlara yol göstermeyi gerekli kılmaktadır.

        Ebû Hanîfe, bu yüzden kıyas metodunu sıkça kullanmıştır.

        Ebû Hanîfe meseleler arasındaki açık veya gizli illiyetleri bulur, onları kavrar. 

        Onun yönteminde göze çarpan farklılık, kıyası belli bir sistem ve kurala bağlamak, onu sıkça kullanmak ve henüz vuku bulmamış hadiselere de uygulamaktan ibarettir. 

        Hadis ve re’y (içtihat) ekolleri zamanla birbirine kısmen yaklaşır… Ebû Hanîfe hadis ekolüyle ilişki kurar, Mekke, Medine ve özellikle ‘Ehli Beyt fıkhı’ndan faydalanır. 

        Fıkhının kuralcı değil meseleci tarzda doğması, Hanefî mezhebinin hayata ve insanların ihtiyaçlarına uygun bir yapıda gelişmesiyle sonuçlanmıştır. 

        Kuralcı olmamasına rağmen Ebû Hanîfe, fıkhi birikimi ve düşünceyi parça parça çözümler görünümünden çıkarıp sistemleştirmeyi başarmıştır. 

        Bu sistemleşme, ‘bütünlük kurma’ yeni olay ve meselelerin fıkhi çözümüne imkân vermiştir. 

        Kaos x Düzen çelişkisini anlamayan Tevhit x Şirk çelişkisini anlayamaz! 

        Toplamayan dağıtır.

        Birleştirmeyen böler.

        Ebû Hanîfe’nin inşacı yaklaşımını Sönmez Kutlu şu sözlerle açıklar: Hanefîlik, yerleşik hayata mensup ve devlet geleneğine sahip şehirli halk ve yönetici Türkler arasında büyük ilgi görür. Kabile asabiyetinin ürünü olan Şiilik ve bedevi hayattan yerleşik hayata geçişin yansıması olan Haricilik (ve Selefilik-Vehhabilik) yerine bu yerleşik medeni yapı Hanefîlik’i tercih eder. 

        6. Örf (töre), parçadan bütüne Tevhit’e doğru yöneliştir!

        Mustafa Uzunpostalcı, İslam Ansiklopedisi’ndeki ‘Ebû Hanîfe’ maddesinde, hukukun temel kaynaklarından birinin ‘örf ve adetler’ olduğunu işaret eder. 

        Uzunpostalcı’ya göre ‘örf ve âdetler’in temelinde din yatar. Din ilk insan olan Hazreti Âdem zamanından beri vardır. İnsanlık tarihinin her safhasında din görülmektedir. Bu bakımdan bugün beşerî olarak görülen hukuk da aslında dinden doğmuştur. 

        Uzunpostalcı’nın bu yaklaşımı Ebû Hanîfe’den hareketle çözüme yönelik bir yaklaşımdır. Ebû Hanîfe, halkın muamelatını göz önünde bulundurur, dinin temel ilke ve esaslarına aykırı olmadığı sürece bunları delil olarak alır. 

        Edile-i şeriyye’nin beşinci kaynağı ‘örf ve âdetler’dir. Ebû Hanîfe’ye göre dinin naslarına zıt olmayan her beşerî verim yani ‘örf ve âdet’ hukuk siteminin içindedir.

        Ebû Hanîfe’nin bu bakışına en temel karşıtlığı Selefilik’in öncülerinden İbni Teymiyye dile getirir. Emre Kartal, ‘İpek Yolu Coğrafyasında Bir Tehdit Olarak Radikal Selefilik ve Terör’ başlıklı sunumuyla konuyu açıklar. 

        Teymiyye, Moğol Fetvası (ya da Mardin Fetvası) olarak anılan fetvasında Moğollar’ın İslam’a giriş biçimine itiraz eder ve onları önceki kültürleriyle bağlarını koparmadığı için küfürle suçlar. Teymiyye’nin Moğol Fetvası’ndaki temel dayanağı, Moğollar’ın İslamiyet’ten önceki Cengiz Yasaları’nın bir kısmını reddet-me-mesidir. 

        Cihat düşüncesinin şiddete ve radikalizme kaynaklık etmesinde, Kur’an ayetlerinin zahirî yorumu ve bu yorumla hareket eden İbni Teymiyye’nin fetvası önemli yer tutar. Teymiyye’nin Moğol Fetvası, bugün birçok terör örgütü tarafından terörün meşruiyet kaynağı olarak görülmektedir.

        Oysa tarih, İbni Teymiyye’nin fetvasına göre şekillenmez. Moğol kaynaklı Türk Devletleri, Timurlu, Babür, Altınordu ve İlhanlı devlet zinciriyle İslam toplumlarına hizmet etmiş devletlerimizdir.

        Netice itibariyle Teymiyye’nin dar bakışı Vehhabilik’i, İmam-ı Azam’ın nassa zıt olmayan töre’yi kaynak olarak kabulü, İslam Devletler Tarihi’ni ve İslam Medeniyeti’ni inşa etmiştir.

        7. Maturidîlik’i doğru anlamak

        Selefilik’in beylik söylemi, ‘Kur’an’dan başka kaynağa hayır’ hükmüdür. Şaban Ali Düzgün bu hükmünün varacağı yeri açıklar. 

        Kur’an, kutsal bir kitaptır (dictim). Ona ilişkin üretilenler ise birer söylemdir (discaurse). Bunun farkına varılmadığı taktirde insanların söylemlerini ‘Kur’an böyle buyuruyor’ iddiasıyla insanlara dayatmaları bir baskıyla karşılaşırız. 

        Onun için İmam Maturidî, eserinin adının ‘Tevilatü’l Kur’an’ koyar. Yani Kur’an Yorumları… Kur’an’a dayansa da neticede bütün düşünceler, birer beşerî yorumdur.

        Sönmez Kutlu; fikri İslam’la aynileştirmenin varacağı noktanın ‘Kur’an beni teyit ediyor!’ cinneti olduğunu belirtir.

        8. Üç tarzı Diyanet’ten güncelliğe 

        Bugün yeryüzünde İslam adına üç ayrı dindarlık pratik sunmaktadır…

        Arap Müslümanlığı-Selefilik ve Fars İslam tasavvuru, birbirini ötekileştirerek, küfürle itham ederek yaşama zemini bulmaktadır. Ötekini imha için başvurulan şiddet, doğurgan bir zemin oluşturmaktadır. Hilmi Demir, cihatçı ekollerin düşünsel sorunlara kafa yorarak değil, eylem devinimleriyle, ötekine göre kendini tanımlayarak yol aldığını belirtir. Demir’in bu konuyla ilgili olarak ‘Siyasal İslam’ın İflası’ kitabı yazarı Oliver Roy’dan naklettiği ‘Radikalizmin İslamlaşması’ terimini ancak bir şerhle kabul edebiliriz. Ben ‘Radikalizmin İslamlaşması’ tabiri yerine ‘Radikalizmin İslam-cı-laşması’ deyimini daha uygun buluyorum.

        Arap Müslümanlığı-Selefilik: Tepkisel, kabileci, şiddetle çözüm arama ve Harici yöntem Selefilik’i doğurur. Vehhabilik ilk üç nesle referans vererek çözüm üretmeye çalışır. Bu yönüyle Selefilik’ten bir derece ayrılsa da Vehhabilik, değişimi yorumlayamadığı oranda Selefilik’e zemin açar. Afganistan, Çeçenistan ve IŞİD örneklerinde olduğu gibi giderek Vehhabilik’le Selefilik özdeşleşir.

        Fars Müslümanlığı-Karizmatik liderle çözüm: Şia’da imama itaatin temeli budur. Şia’da sadece 12 İmam değil, onların vekili olan şimdiki Ayetullahlar da tıpkı Peygamberler gibi ‘masum’dur! Şia’nın 12 İmam’ı kurtarıcı mehdi olarak beklemesi, İslam öncesi Fars inanışı Zerdüştlük’ten gelen bir kült’tür.

        Fars Müslümanlığı, yayılmacılığını sürdürmektedir. Sadece Nijerya’daki Şii sayısı 30 milyonu bulmuştur. Bunun anti-tezi Selefi Bako Haram, Şii köylerine saldırarak yaşama zemini bulmaktadır.

        İran ve Suudi Arabistan mezhepleri devlet ideolojisi hâline getirmiştir. Artık mezhepler savaşı üzerinden devletler savaşı sergilenmektedir.

        Sönmez Kutlu’nun işaretiyle Selefilik ve Şiilik kutuplaşması, Türkiye için kırılma noktasıdır. Selefilik ve Şiilik kutuplaşması, çatışmaya dönüşünce ara kimlik olan Türk Müslümanlığı giderek zayıflatılmaktadır. Bu iki çatışma kutbu birbirini beslemektedir. 

        Türk Müslümanlığının sosyolojik eriyişini Irak özelinde gördük. Mezhep asabiyeti ve Türk Müslümanlığının stratejisizliği Irak Türkmenlerini buharlaştırmıştır. (H. Onat)

        9. Türk Müslümanlığı başarısı

        Türk Müslümanlığı; Hanefîlik-Maturidîlik-Yesevîlik arka planıyla aklı esas alan medeni tezahürler üretir. Osmanlı-Türk başarısı, bu zemin üzerinde yükselmiştir. 

        Türkiye Cumhuriyeti; Diyanet İşleri Başkanlığı yapısı altında İslam dininin sağlıklı bir yorumunu uygulama başarısını göstermiştir. 

        Vehhabi ve Fars yayılmacılığına karşı kurumsallaşan Avrasya İslam Şurası, kültürel ve sosyal hizmet amacı güden Türkiye Diyanet Vakfı, akademik bir zirve olan İslam Ansiklopedisi ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM), İslam Dünyası’nda ortak dini günleri amaçlayan Rüyet-i Hilal Konferansları ve Türk işçilerinin yurtdışındaki sivil toplum örgütlerinin çatısı DİTİB (Diyanet İşleri Türk İslam Birliği) Tevhit odaklı Türk Müslümanlığı’nın evrensel pratikleridir. 

        Yakaladığımız başarının ardında durmak, aydınların görevidir. Önümüzdeki ay yayınlanacak olan ‘Bir Neslin Öncüleri’ adlı eserimde, Tevhit odaklı Türk Müslümanlığının Diyanet İşleri Başkanlığı özelindeki 29 öncüsünü anlatıyorum. ‘Evrensel Türkiye başarısı’nın temelinde buralı bir aydın kadro vardır.

        10. Hatime: Tevhit’in stratejik vazgeçilmezliği!

        Bugün Suudi-Selefilik ve Fars emperyalizmi-Şiilik; kavmiyetçi pratiklerinin aksine, Tevhidi söylemi evrensel ideolojik bir dünya görüşü olarak sunmaktadır.

        Selefilik ve Şiilik, Tevhidi ideolojik söylem olarak kullanmaktadır!

        Suudi Arabistan (Selefilik) ve İran (Şiilik) Tevhidi söylemi evrensel ideolojik bir dünya görüşü olarak sunmaktadır. 

        Birbirinin küfürle itham eden bu iki akım, Hanefî-Maturidî Türk Müslümanlığının stratejisizliği nedeniyle bütün dünyada kabul görmektedir.

        Türk-İslam tasavvuru, Hanefi-Maturidî geleneğiyle ahkâmı ve Kur’an’ın kurucu ilkesi Tevhit’i esas almaktadır. 

        Arap-İslam tasavvurları ve İran-İslam tasavvurları siyasal ve etnik arka planlara otururken Tevhit’i ideolojik söylem olarak kullanmaktadır. 

        Kavmiyetçilik ve mezhepçilik ithamını nasıl karşılayacağız?

        Tevhit’i esas alan Türk-İslam tasavvuru’nun tezahür coğrafyasından hareketle Türk Müslümanlığı adıyla anılması, ‘kavmiyetçilik’, Hanefî-Maturidî geleneği’ni öne alması nedeniyle ‘mezhepçilik’ ithamıyla karşı karşıya kalabilecektir. 

        Akademimiz, bunun cevaplarını hazırlamalıdır.

        Bir evrensel proje olarak Tevhit

        Umutsuzluk kâfire özgüdür. İman varsa umut vardır…

        Artık önceki yapay kurgudaki gibi çatıştırılan Milliyetçilikle İslam değil… Sahada bundan sonra Arap ve İran İslam tasavvurlarıyla Türk-İslam tasavvuru çatışacak… 

        Yeni savaşın temel paradigması bu!

        Siyasal Milliyetçilik ya da topyekûn Milliyetçi düşünce, ‘Etnik Tuzak’tan uzaklaşıp, bu tür medeni projelere girebilecek mi önümüzdeki dönemde bunu göreceğiz.

        Kenan Gürsoy, ‘Bir Evrensel Projemiz Var mı?’ kitabında, insana, tabiyata, tarihe ve problemlere sahip çıkarak İlayı Kelimetullah’ın (Türk Müslümanlığı yorumunun) bugün sevgi odaklı bir insanlık projesine dönüşebileceğini işaret eder. Gürsoy, Türkiye’nin demokrasiye Orta Doğu ülkelerinden daha yakın olmasının temelinde ‘özgürlüğü esas alan Maturidî geleneğe sahip olmamızın etkili olduğunu’ belirtir.

        Erol Güngör, İslam Medeniyeti’nin yeniden inşasında asıl görevin siyasetçilere değil, aydınlara ve sanatçılara düştüğünü söyler.

        Türk-İslam tasavvuru; Hanefi-Maturidî geleneğiyle ahkâmı ve Kur’an’ın kurucu ilkesi Tevhit’i esas alırken fikir adamları bu arka planın ideolojik söylemini üretmelidir!

        Mevlük Uyanık; Hanefi fıkhı, Maturidî akaidi ve Yesevî hâl diliyle yeni bir medeniyet tasavvuru inşa edilebileceğini belirtir. Hasan Onat ise kirlen-me-miş bir düşünce geleneği olan Maturidîlik’in kendisine uzanacak, düşünce kapasitesi yüksek kafaları beklediğini söyler.

        200’ü aşkın üniversitesi olan, yıllık 47 bin çeşit kitap yayınlayan, dünyayı algılayan, birlikte yaşamacı sanatçılarımız ve bilim adamlarımız değişimi Hanefî-Maturidî-Yesevî geleneğiyle yeniden yorumlayarak insanlığa müjdeler sunacaktır inşallah.

        İman varsa umut vardır…

        Hanefî fıkhı, Maturidî akaidi ve Yesevî hâl dili varsa çözüm uzaklarda değil, buradadır.

        Hak Teâla yardımcımız olsun. (Âmin)

Türk Yurdu Ağustos 2017
Türk Yurdu Ağustos 2017
Ağustos 2017 - Yıl 106 - Sayı 360

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele