Demokrasi, Eğitilmiş ve Zengin Toplumlar Rejimidir

Temmuz 2014 - Yıl 103 - Sayı 323

Türk siyasetinin duayenlerinden Kamran İnan ile Türkiye'de demokrasi kültürü ve başkanlık sistemi tartışmaları üzerine Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Tarih Bölümü araştırma görevlisi Tekin Önal söyleşti.

 

 

        -Öncelikle Başkanlık sistemi nedir? Neden önemlidir? Bu konu hakkında ne söyleyebilirsiniz?

         

        -Başkanlık sistemi, güçlü demokrasilerde yürür. Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğu gibi. Türkiye, bu alanda daha genç. Türkiye’de Başkanlık sistemine hemen geçerseniz korkarım diktatörlüğe, otoriteye dönüşür. O bakımdan evvela bu sistemin demokrasinin, hürriyetlerin yerleşmesi gerekmektedir. O da kolay değil. Aslında Türkiye, kendisinden beklenenden çok daha fazlasını yapıyor. Çünkü,demokrasi, eğitilmiş ve zengin toplumlar rejimidir. Bizde eğitimde maalesef çok büyük açıklar var, zenginliğe gelince burada da çok büyük sıkıntılarımız var. Ama ona rağmen unutmamalıyız ki, bu büyük bir başarıdır. Çok zaman alacaktır, yanlışlarımız olacaktır, fakat büyük bir başarıdır.

         

        Bugün başkanlık sistemi Amerika’da var bir de Fransa’da yarı başkanlık sistemi var. Ama başkanlık sistemini yanlış anlamamak lazım. Yani bu başkan her istediğini yapar, kendileri sultan durumundadır, demek değildir. Parlamento yine duruma hâkimdir, başkanın kararları oradan geçer, o kararları durdurabilir, geri çevirebilir. Bu bakımdan başkanlık sistemi biraz zengin, gelişmiş, eğitim görmüş memleketlerde geçerlidir. Daha Türkiye, bu sisteme geçmek için hazırlıklı değildir.

         

         

        -Peki Türk halkı başkanlık sisteminin ne olduğunu biliyor mu?

         

        -Bilmiyor, fakat Amerikalıların da hepsinin bildiğini sanmıyorum. Orada fertler genellikle biraz daha geçim bakımından, eğitim bakımından rahat oldukları için sistemlerle pek alakaları olmuyor, pek uğraşmıyorlar. Bu bakımdan başkanlık sistemi ve diğer sistemler hakkında bizim toplumumuzda fazla bilgi yok. Kaldı ki bu alanda biz yeniyiz. Daha ilk adımları atıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupalıların birçoğu daha başından böyle başlamışlardır. Biz başlayalı daha 50 yıl oldu. O da düşmeler, kalkmalarla geçti. Yerleşmesi zaman alacaktır.

         

         

        -Parlamenter sistem ile başkanlık sistemi arasındaki farklar nelerdir? Türk toplumu için parlamenter sistem daha mı geçerlidir?

         

        -Türkiye gibi genç demokrasiler için parlamenter sistem daha iyidir. Yani biz daha başkanlık sistemine hazır değiliz. Çünkü biz “tek adam” sisteminden çıkıyoruz. Şimdi demokratik şekilde olsa dahi yine “tek adam”a dönüş, Türkiye için biraz sıkıntı yaratır. Bu bakımdan henüz erkendir. Evvela mevcut demokratik sistem bir yerleşmeli ki, o da çok vakit alacaktır. Dediğim gibi insanlarımızın maalesef eğitim görmemiş olanların sayısı yüksek ve ekonomik düzey, bu iş için yeterli değildir. Ama buna rağmen bu denemede ısrar ediyoruz ki, bu bana göre bir başarıdır. Bu zaman ister. Rejimler öyle kolay yerleşmiyor. Rejimleri topluma benimsetmek lazım. Toplumun buna alışması lazım. Toplumun eğitim ve ekonomik seviyesinin rejime elverişli olması lazım. Bu konularda da çok dikkatli olmak gerekmektedir. Zira bir yanlış, bütün sistemi altüst eder. 

         

         

        -Sizin aktif siyasi hayatta bulunduğunuz dönemlerde başkanlık sistemi ile ilgili nasıl tartışmalar yapıldı ve bu tartışmalar o günden bugüne nasıl değişti?

         

        -Aslında bu tartışmalar pek yapılmadı. Sadece fiilen merhum Özal’ın şahsiyetinin kuvveti dolayısıyla, bütün kuvvetleri elinde toplamak istemesi ile parlamento onun önüne çıkıyordu, ama o da Türkiye’de daha başkanlık sisteminin zamanı gelmediğine inanıyordu. Özal da demokrasiyi yerleştirmeye çalışıyordu. Fakat onun şahsiyeti başka türlüydü. O, her şeyi kontrol etmek, kendi eline almak gibi bir durumu vardı. Çünkü bütün konulara hâkimdi. Ben de bizzat hükümet içerisinde yer aldığım için biliyorum ki, Özal bütün konulara hâkimdi ve devletin bütün şartlarını biliyordu.

         

        Kabul etmek lazım ki, Türkiye ekonomik ve eğitim düzeyi bakımından hazırlıklı olmamakla beraber, cesaretle demokratik gelişme yolunda ilerliyor.

         

         

        -Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan arasında her ikisinin de bütün konulara hâkim olmak istemesi noktasında bir bağlantı kurabilir miyiz?

         

        -Şahıslar ve zamanlar farklı olunca o konularda benzerlikleri fazla zorlamak doğru değildir. Herkesin bir yoğurt yiyiş tarzı vardır. Yalnız mevcut Sayın Başbakan da demokrasinin gelişmesi için gayret gösteriyor. O da Başkanlık sistemi eğilimi içerisinde bulunuyor ve belki de bu sisteme geçecek. Türkiye burada sıkıntı çekecektir, ama sıkıntısız sistem de yoktur. Bu bakımdan iyi yoldayız. Ufak tefek yanlışlarımız olmakla beraber, büyük bir hata yapılmadan ilerliyoruz.

         

         

        -Başkanlık sistemini sanki sadece “sağ” partiler savunuyormuş gibi bir görüntü mevcut. Siz içerisinde olduğunuz için soruyorum, bu tarz bir tartışma “sol” partilerde de var mıydı?

         

        -Yoktu, ama başkanlık sistemi sol partilerin ideolojisine aykırı zaten. Bunun için “sol” başkanlık sistemini münakaşa etmez. Solun iddiası parlamento ve halkla birlikte devleti idare etmektir. Tabi ideal olan budur, anca oraya gelmek için çok zaman lazım.

         

         

        -Türkiye’yi yeni bir cumhurbaşkanlığı seçim süreci bekliyor. Özellikle Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra ülkenin tek gündem maddesi cumhurbaşkanlığı seçimi oldu. İki gün önce Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi bir “Çatı Aday” üzerinde anlaşarak Ekmeleddinİhsanoğlu’nu aday gösterdiler. Burada iki partinin ortak bir aday çıkarması sizce uygun mudur?

         

        -Bu konularda anlaşmalarına bir engel yok. Kanun da engel çıkarmamış, belki daha iyi olur. Çünkü çıkacak olan Sayın Cumhurbaşkanı daha güçlü olur. Daha büyük ve geniş bir tabana hitap etmek imkânına sahip olur. Aslında iyi denemeler yapılıyor, iyi teklifler götürülüyor ve iyi yolda gidiyoruz.

         

         

        -Seçimlerde Ekmeleddinİhsanoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylıklarını düşünürsek, kimin daha şanslı olduğunu söyleyebilirsiniz?

         

        -Bunu söylemek doğru değildir. Ona toplum karar verecektir. Her ikisi de bu işe ehil, bu memleketin evladı ve demokratik bir yarış yapılacaktır. Bu yarışı kim kazanırsa onu kutlamak lazım.

         

         

        -Anavatan Parti, Turgut Özal cumhurbaşkanı olduktan sonra önemli ölçüde zayıfladı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de başına aynı şeyin gelebileceği ve Recep Tayyip Erdoğan’ın en azından bir dönem daha başbakanlık yapması gerektiği görüşüne katılıyor musunuz?

         

        -Bu görüşe katılmam mümkün değil. Demokratik bir ülkedeyiz ve kendileri daha iyi bilirler. Şimdiki durum bana göre tam demokratiktir. Gelişmeler nasıl olacak hep beraber göreceğiz


Türk Yurdu Temmuz 2014
Türk Yurdu Temmuz 2014
Temmuz 2014 - Yıl 103 - Sayı 323

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele