“Ceren, Mahir’i Seviyor” Hikâyesi

Ocak 2017 - Yıl 106 - Sayı 353


        Ceren ve Mahir Temmuz 2016’dan beri Türk Yurdu okurlarının gündeminde… Ya da en azından ben öyle zannediyorum. Çoğu olumlu epeyce geri dönüş aldım senaryo hikâyesine dair.

        Bir çalışma tamamıyla yeni bir çalışma olsa da senaryo öncesi mutlaka gerçek anlamda hikâyesi yazılmalı diye düşünüyorum. Aslında bu görüş benim senaryo işine eklediğim yeni bir zorluk.

        Türk Yurdu’nda yayınlanan senaryo ile ilgili yazılardan bu yöndeki görüşleri hatırlayanlar vardır. Senaryo derslerimde de bu düşünceyi öğrencilerimle paylaşmaya çalışıyorum. Senaryo önünüzü ve arkanızı görmeden tırmandığınız bir dağa benziyor. Eğer sıkı yazılmış bir hikâyeniz var ise senaryoya dair işiniz bir nebze kolaylaşabiliyor.

        Açacak olursak, senaryoda yapmayı düşündüğünüz değişikliği önce hikâye metninde yapıyorsunuz ve büyük resme bakabiliyorsunuz. Bu sayede değişiklikten hikâyenin, dolayısıyla da senaryonun nasıl etkilendiğini/etkileneceğini daha iyi görebiliyorsunuz.

        Senaryoya dair bir acı gerçeği de paylaşmak yerinde olacaktır belki burada. Eğer senaryonuzda bir değişiklik yaptıysanız ve bundan ne kişiler ne de olaylar etkilenmediyse zaten yanlış yoldasınız demektir. Yani biraz acı ama birilerinin çöp kutusuna atacağı bir şey yazıyorsunuz ya da yazdınız demektir. Ben açıkça bunu kendiniz yapın diyorum. Neden senaryonuzu başkasına çöpe attırıyorsunuz ki. Kendiniz atın. Ya da zor olanı, doğruyu yapın… İki kat daha fazla çalışın ve hikâyenizi yazın. Eşten dosttan ve işi bilenlerden görüş alın, sonra senaryoya soyunun. Adım adım sabırla gidin…

        İyi bir senaryonun film olma şansı yüzde onu geçmez. Yani senaryonun iyi olması başka bir şey, film hâline gelmesi başka bir şeydir. Bu iş böyle bir oyun. Ve her aşaması zor ve başkalarıyla ilintili… Öyle de olmak zorunda. En basit sinema filmi 1.000.000 TL’nin üstünde bir miktara hayat bulabiliyor. Film olmayı başaranların da yüzde kaçı seyirciyle buluşabiliyor ve ne kadar etkili olabiliyor, bu da ayrı bir konu.

        ***

        Aşağıda, “Ceren Mahir’i Seviyor” hikâyesinden bir bölüm yer alıyor… Biraz hikâye tadı, biraz roman kokusu, biraz da senaryo dili var içinde.

        Önümüzdeki sayıda Ceren’in birkaç tiradını paylaşacağım. Bir de “Temmuz edebiyatı veya sanatı doğar mı?” sorusunu soracağım kendime ve sizlere…


        Ceren, okulda afişler görür. Mahir’in arkadaşları sağa sola asmaktadırlar… 

        "-KONFERANS- Kubilay Mümtaz TEKİN, 'TAKVİMDEN TARİHE', 13.11.2015"

        Kendi kendine söylenir Ceren;

        Ceren – Benim ukala da vardır eminim bu işin içinde…

        Ocak’tadır konferans… 100 civarında dinleyici konuşmacıyı dinlemektedir. Salonun girişi arkadandır. Olmayacak olur yine ve Ceren girer kapıdan. Şöyle bir bakar salona… Mahir’i ön sıralarda görür.

        Ceren – Hödük…

        der sadece kendisinin duyacağı bir sesle… Oturacak bir yer ararken Nilay’ı fark eder. Yanında boş bir yer vardır… Gider oturur oraya. Mahir önlerde oturduğu için görmez onu hâliyle.

        Ceren bir yandan konuşmacıyı dinlerken bir yandan da Nilay’ı süzer… Nilay da onu tanımıştır ama onun burada ne işinin olduğuna anlam verememiştir. O da Ceren’i süzer çaktırmadan. 

        Ceren – Pek de güzelmiş haspam…

        diye geçirir içinden..

        Kubilay Hoca, 2023’ün önemini anlatmaktadır… Ardından da 2053, 2071, 2099’dan bahsederek 2023 kavramını güçlendirmeye çalışmaktadır. Konuşmasını bitirir. Alkışlar duyulur…

        Kubilay Hoca - Sorularınız varsa alabilirim.

        Ceren elini kaldırır… 

        Kubilay Hoca – Buyur hanım kızım.

        Bu arada Mahir onu görmüş, başından aşağı kaynar sular dökülmüş, terlemeye başlamıştır. Önce ona doğru bakar bir süre, ama sonra başını ellerinin arasına alır ve bu işin nereye varacağını kara kara düşünmeye başlar..

        Ceren - Efendim ben aslında sizin dinleyicilerinizden bir değilim. 2023 mirmi üç, nedir bunlar? Egemen güç ağzıyla konuşuyorsunuz. Sizin daha güçlü tezlerinizin olması gerekmez mi? Sizden biri değilim ve asla olmayacağım ama sizin ve davanızın çok köklü bir geçmişinin olduğunu biliyorum. Yani tuhaf geldi bana.

        Mahir yerin dibine geçmiştir. Şu anda yerin dibinin kaçıncı katında olduğunu düşünmektedir. Konuşmacının söze başlamasıyla yerin yedi kat dibine ulaştığını anlar.

        Kubilay Hoca – Adınızı lütfeder misiniz?

        Ceren- Perihan.

        Mahir birden geri döner ve ona bakar… Göz göze gelmeye çalışır ama Ceren onunla hiç ilgilenmemektedir.

        Kubilay Hoca – Son zamanlarda bu yöndeki konuşmalarımdan dolayı hem hatırlatma hem de sizin sözleriniz benzeri tenkitler aldım ama hiç açıklama yapma gereği duymadım. Ama belki bugün bu vesileyle bu konuya temas etmek yerinde olur.

        Öncelikle bu konudaki düşüncelerimin bireysel olduğunu belirtmek isterim. Bireysel derken, eleştiriye maruz kalan sözlerimin çıkış kaynaklarından söz ediyorum.

        Ben 1961 doğumluyum. Babam bize 1975 yılında bir pikap aldı. İlk aldığı plak da longplay yani uzunçalar tabir edilen bir plaktı. Uzunçalar, Barış Manço’nun “2023” adlı çalışmasıydı… İşte benim 2023’üm o gün başladı. Ve hiç dinmeyen bir heyecan oldu içimde… 2023’te sağ kalır ölmezsem Kanlıca’da Barış Manço’ya bir Fatiha okuyacağım ardından çocuklarım eşim ve torunlarımla cumhuriyet alayını izleyeceğiz Boğaz’da.

        Kubilay Hoca duraklar. Gözleri dolmuştur… Sonra devam eder sözlerine.

        Kubilay Hoca - Mahir, evladım sende telefon numaram vardır ara beni şimdi.

        Mahir irkilir ve denileni yapar. Bu arada konuşmacı da telefonunu mikrofona yaklaştırır… Telefonda Barış Manço’nun “2023” adlı enstrümantal parçası çalmaya başlar…

        Dinleyici gülümser… Etkilenmişlerdir… Konuşmacı da memnundur durumdan. 

        Kubilay Hoca - 2053 ve 2071’i Ankara Atatürk Lisesi’nden tarih hocam Fahriye Hanım kazımıştır beynime. 2099 ise yine liseden Türkçe Hocam Nuri Bey tarafından beynime çakılmıştır. Her iki hocamı da kaybettim geçtiğimiz yıllarda… Ha bir de, Turan’ı bana öğreten muhterem coğrafya hocam Meserret Hanım’ı da anmadan geçemeyeceğim burada… Allah hepsine gani gani rahmet eylesin.

        Kubilay Hoca - “Hoca hızını alamadı.” demeyin, ama biz arkadaşlarla 19 Mayıs 2019’da bizi İstanbul’dan Samsun’a götürecek bir gemi bakıyoruz. 23 Nisan 2020’de eski meclisin bahçesinde çocuklar gibi şen olacağız nasipse.

        Hatta madem açtık bu konuyu. Takvim hesaplarımdan, mesela rahmetli dedemin zihnime kazıdığı Hicri 1500 yılından da söz edeyim… Böyle yani…

        Kubilay Hoca soluklanır. Salondaki izleyici pür dikkat dinlemektedir. Çok etkilenmişlerdir..

        Kubilay Hoca - Ne yazık ki aydınlarımız naifliklerini kaybettiler… Naiflik, zaaf ve zayıflık değildir. Naiflik inanç belirtisidir, hatta iman işaretidir. Yaratan bize elçisiyle bunu öğretmiştir. 

        Birileri bir tarafından bir şeyler uydurdu. “Ergenekon” adını da lekeli işlerinin parçası hâline getirdiler. Düşmeyin arkadaşlar bu tuzaklara… Bizim olanın sahibi biziz. Unutmayın bunu.

        Irkçılık değil bu. Yaratan yasaklamıştır bunu. Bunun adı milliyetçilik, vatanperverlik, yurtseverliktir. Diğerlerinden üstünlük, ırk adıyla değil, yaptıkların, tarihe çaktığın çivilerle olur. Aynı, Müslümanın Müslümandan üstünlüğünün takvayla olduğu gibi.

        Geçen yüz yılın sonlarında 21. yüzyılın “Türk Çağı” olacağını söyler dururduk ve samimiyetle de inanırdık buna. Ben hâlâ aynı samimiyette ve inançtayım…

        Şöyle bir bakın, öyle de olmaya başlamadı mı? Yaratan vesile yaratır ve olur… Ortak değerler bireyselleştirilemez. Herkesin değeridir.

        1980 öncesi hepimiz tuzağa düşürüldük… Bunlar da günümüzün tuzakları… Uyanık olun… Üstadın dediği gibi sabahın alaca karanlığında ak sütün içinde ak kılı ayıracak hassasiyete sahip olun.

        Aydınlar eskiden gerçekten toplum önderleriydi. Günümüzde ise aksiyoner yerine reaksiyoner oldular. Artık toplumun gerisinde kalmaya başladılar. Birileri “Güç” ne derse ona alkış tutarken, diğerleri onlar ne derse ondan uzak durmaya, ti’ye almaya başladılar… Bu çağın aydın hastalığı hâline geldi... 

        Doğru, ben söyleyince “Doğru”, başkası söyleyince “Yanlış” değildir. Doğru, doğrudur... Doğruya doğru, eğriye eğri demekten aciz aydınımız… Netice olarak aydınımız karanlıkta arkadaşlar…

        Bu konuyu açmama vesile olduğunuz için size minnettarım Perihan Hanım.

        Herkes konuşmacıyı alkışlarken bir yandan da Ceren’e bakmaktadır… Mahir de bakar gayri ihtiyari… Ceren hâlâ onunla ilgilenmemektedir…

        Daha başka soru soran olmaz. Toplantı biter. Herkes ayaklanır. Ceren kalkarken Nilay’a doğru eğilir… Parmağını gözünün içine sokacaktır neredeyse;

        Ceren – Mahir’den uzak dur! Senin ağzını burnunu dağıtırım. Sakın!

        Ardından da hiç kimseye bakmadan çıkar gider salondan… Mahir kalabalığı yararak Ceren’e yetişme telaşındadır. Nilay’ın iki gözü iki çeşme ağladığını görür yanından geçerken. Duraklar… Oturur yanına.

        Mahir – Neyin var Nilay? 

        Nilay – Yok bir şey…

        der ve kalkar gider oradan. Mahir yine sap gibi ortadadır. Boşluğa bakar kalır… Hâlini gören arkadaşları da bir şey demeden yanından geçip giderler. Kendini iyi hissetmediğinin farkındadırlar…

        Mahir öylece oturmakta, boş boş bakmaktadır… Kubilay Hoca onun hizasına gelince durur, çevresindekilere kendisini Mahir’le yalnız bırakmalarını ima eder. Mahir, hocayı görünce ayağa kalkar..

        Kubilay Hoca – Otur Mahirim otur. 

        Geçer oturur Mahir’in yanına… Sonra devam eder sözlerine.

        Kubilay Hoca – Zehir gibi kızımız Maşallah. Açık sözlü, samimi.

        Mahir – Hocam sormayın! baş etmek mümkün değil..

        Kubilay Hoca güler… 

        Kubilay Hoca – Onu al bir gün bana gelin. Tanışmak isterim Perihan’la.

        Mahir “Ahh bir de ben tanışabilsem, tanıyabilsem onu.” diye içinden geçirir..

        Mahir – Hocam, denerim ama söz vermeyeyim.

        Kubilay - Hoca patlatır kahkahayı.

        Kubilay Hoca – Hadi kalk gidelim. Her şey yoluna girer… Bu kızı kaçırma.

        Mahir – Aklımı kaçırmayayım yeter bana…

        Kubilay Hoca bir kahkaha daha atar..

        

Türk Yurdu Ocak 2017
Türk Yurdu Ocak 2017
Ocak 2017 - Yıl 106 - Sayı 353

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele