Terör ve Örgütler Üzerine

Ocak 2017 - Yıl 106 - Sayı 353


        İnsanoğlunun dünyadaki tarihi bir bakıma insanın birbirine ulaşma çabalarının tarihidir. İnsanoğlu belki de Hz. Adem’in Hz. Havva’ya ulaşma çabalarıyla simgeleştirilebilecek bir çaba içindedir. İnsan matematik ve geometriyi başkalarına yer tarif etmek için, astronomiyi de zamanı tarif edebilmek için geliştirmiştir. Zaman ve mekânın fethi aslında başkasına ulaşmada kaydedilen en büyük fetihlerdir. İnsan başkası ile insan olur. Başkasına ulaşmanın yolu da onunla aynı zaman ve zeminde buluşabilmekten geçer. Tarih boyunca insan diğerine ulaşmanın ve onunla bir arada yaşamanın, onunla iyi geçinmenin yollarını bulmaya çalışmıştır. 

        Şimdiye kadar gelinen noktada, insanın bireysel çabalarla hayatta kalmaya çalışmanın ötesinde birlikte hayatta kalabilmeyi kısmen de olsa başarmış durumdadır. Bireysel çabalardan kurumsal çabalara doğru gelinen nokta, insanın bu uzun sürecinin bir sonucudur. Kuşkusuz hâlâ daha iyi birlikte yaşama yolları bulmak mümkündür ve insanoğlu bununla uğraşmaktadır. Demokrasi böyle bir çabanın ürünlerinden biridir. Geliştirilmesi gereken yönleri vardır, eksik yönleri vardır. Hatta Van Boxsel’e göre demokrasi insanoğlunun en büyük aptallıklarından biridir. Ama zaten insanoğlu aptallığıyla insandır.  

        İnsanın gelmiş olduğu bu nokta, birbirlerinin istek ve arzularının ortak irade doğrultusunda biçimlenmesini öngörmektedir. Birbirimizle bir arada yaşamayı öğrenmek zorundayız. Dolayısıyla, bazı isteklerimizden vaz geçmek, bazıları için de daha fazla çaba göstermemiz gerekmektedir. Bu çabaların en meşru yolu, Rousseau’nun deyimiyle toplumsal uzlaşmalarımızı biçimlendirme ve bu uzlaşı çerçevesinde bir arada yaşadığımızın bilincinde olmayı içermektedir. İsteklerimizi uygun yollarla dile getirmek ve onları gerçekleştirmek için, uzlaşmış olduğumuz yollarla mücadele etmek durumundayız. 

        İnsanlığın geçirmiş olduğu bu uzun deneyim süreci tabii ki herkes tarafından kolayca kabul edilebilir değildir. İnsanoğlu bu noktaya birçok mücadeleler, savaşlar, kargaşalar ve çatışmalar sonucunda gelebilmiştir. Çünkü biz bir arada yaşamamızı sağlayacak olan yolun ne olduğunu hazır bulan bir tür değiliz. Bu yolun ne olduğunu da kendimiz bulmak zorundayız veya önerilen yolları anlamak ve anlatmak için gene mücadele etmek zorundayız. Hem yolu yeniden öğreniyoruz, hem de en azından çoğumuzun ikna olduğu yolu geliştirmek için çaba gösteriyoruz. Bu yolda bazen dünyadaki insan nüfusunun çok fazla olduğu ve bir milyara indirilmesi gerektiği gibi (komplo teorisi) başkalarını önemsemeyen düşüncelerle uğraşmak zorunda kalıyoruz. İnsanlar bazen kötü niyetlerle birbirlerini yok etmeye kadar gidebiliyor. 

        İnsanın birlikte oluşturmaya çalıştığı toplumsal düzende herkesin her istediği her zaman gerçekleşmediği için, zaman zaman meşru zaman zaman meşruiyet sınırlarını zorlayan, hatta bazen aşan eylemlerle karşı karşıya geliyoruz. Terör, bu eylemlerin bir kısmına vermiş olduğumuz bir addır. Terörist eylemler kendi istek ve arzularını gerçekleştirmek için kurulu düzenin veya toplumdaki diğer kişi ve kurumların yok sayılmasının bir yoludur. Yukarıdaki toplumsal evrimci görüşlere bu noktada Freudiyen bir görüş eklemek gerekiyor. Freud’a göre, insanlar gündelik yaşamlarında zorlandıklarında, arzularını gerçekleştiremediklerinde çeşitli savunma mekanizmalarına başvururlar. Bunlar bazen savunma mekanizması olarak görülebileceği gibi, bazen da avunma mekanizmasına dönüşebilmektedir. Yani kişiler bazen kendilerini ve arzularını savunmaya çalıştıkları gibi bazen de savunamadıklarını düşündüklerinde kendilerini avutma yolunu tercih edebilmektedirler. Savunma mekanizmaları terimi Freud’un sistematik hâle getirmediği, daha çok kızı Anna Freud tarafından sistematik hâle getirilen bir kavramdır. Freud’un vurguladığı savunma mekanizmaları arasında gerileme denen bir mekanizma özel bir öneme sahiptir. Gerileme, kişinin içinde bulunduğu yaşam döneminin sıkıntılarından ve zorlanmalarından kaçınmak için geçmiş dönemlerde göstermiş olduğu tepkilere geri dönmesini ifade eden bir terimdir. En meşhur örneği de parmağını emmeye başlayan bir çocuk veya ergendir. Bebeklik dönemi onun altın çağıdır, parmağını emerek istediğini elde edebildiği bir çağdır. Dolayısıyla içinde bulunduğu dönemde önceki altın döneminin davranışını göstererek kendi yoksunluklarıyla veya arzularıyla başa çıkmaya çalışmaktadır. Bu duruma da gerileme denir. 

        Bir açıdan bakıldığında, terör eylemleri insanın gelişim sürecinde, daha önceki dönemlere bir gerilemeyi ifade eder. İnsanlık içinde bulunduğu durumda demokrasi noktasına gelebilmişken, bazı kişiler isteklerini bu ortamda ifade etmede ve savunmada sıkıntılar yaşamaktadır. Bu kişiler dertlerini anlatamadıklarını düşündüklerinde veya hissettiklerinde, aynen bir çocuğun parmağını emmeye başlayarak bebeklik dönemine dönmesi gibi, daha önce başarıya ulaştığını düşündüğü yolları denemektedir. Daha önce küçük çete gruplarıyla istediklerini bir şekilde elde edebildiği için de terörist eylemlere başvurmaktadır. Oysa o çözüm yolu geçmiş bir dönemin çözüm yoludur. Bu aşamada farklı yollar bulmak veya keşfetmek gerekmektedir. Terör grupları bu yeni yollar bulma veya kullanma konusunda başarılı değillerdir. Bu yüzden de bildiği yolları kullanmaktadır, insanları tedirgin ederek veya kamu mallarına zarar vererek istediklerini alabileceğini düşünmektedirler.

        Tabii ki, bu açıklama olayın sadece bir yönüne işaret eder. Terörizmi anlamak için, diğer bir gelişim dönemine bakmak gerekir. O da ergenlik dönemidir. Hatta terörizmin insanlığın ergenlik dönemine geri dönüşü olarak yorumlanması bile mümkündür. Ergenlik dönemi bireyin çocukluktan çıkıp yetişkin toplumuna girmeye çalıştığı dönemdir. Çocuk çocukluktan çıkmış ve yetişkin toplumuna girmek istemektedir. Ancak yetişkin toplumu onu durdurur ve “hele bekle, zamanı gelecek” der. Ergenler bu anlamda yetişkin toplumuna girmeyi bekleyen çocuklardır. Yetişkin toplumuna girmeyi beklemektedirler, çünkü yetişkin toplumu onların henüz yetişkin toplumuna girecek kadar olgunlaşmış ve yol-yordam öğrenmiş olduklarını düşünmemektedir. Ama beklemek sıkıntılıdır. Onlar da bu sıkıntı ve yetişkin toplumuna girme isteklerinin karşılanmamış olmasının huzursuzluğu ve hoşnutsuzluğu ile tedirgin olurlar. Bu da dolaylı bir biçimde onların terörist eylemlere girişmelerine neden olur. Onlar toplumsal düzeye henüz çıkamadıkları için, önceki dönemlerin başa çıkma yöntemlerini kullanacaklardır. Yol-yordam bilmiyor veya bu yolları henüz içselleştirememiş oldukları için kullandıkları yöntemler yetişkin toplumunun yolları olmayacaktır. Bildikleri yol, önceki dönemlerde başarıya ulaştıklarını düşündükleri yollardır ve bu da yetişkin toplumunda terörizm olarak görülmektedir. 

        Ergenlik dönemi ile ilgili olarak hatırlanması gereken en önemli kuramcı Erik Erikson’dur. Erikson insanın her gelişim döneminde bir takım sorulara cevap aramaya çalıştığını öne sürer. Yeni doğan bir bebek içine doğmuş oluğu dünyanın güvenilir bir yer olup olmadığını anlama çabası içindedir. Dolayısıyla etrafındaki tüm olayları bu çerçevede değerlendirir, çabalarını bu güvenliği arama ve bulma üzerine yoğunlaştırır. Benzer şekilde ergenlik dönemindeki bir birey de kendisinin kim olduğunu anlama dönemindedir. Kimlik duygusu edinme peşindedir. Bu kimlik duygusu onu yetişkin toplumuna hazırlar. Yetişkin toplumu bireylerin bir kimliğinin olması üzerine kuruludur. Ergen, bu kimlik duygusunu edinirken bazı mekanizmalara başvurur. Öncelikle anne ve babasından ayrılmayı ve akran gruplarıyla etkileşime girmeyi başarmak durumundadır. Bu yüzden zaman zaman anne ve babasına karşı gelmek ve kendini, kendi istek ve düşüncelerini ortaya koymak ister. Bunun için akran ve arkadaş gruplarıyla özdeşleşir. Onlarla özdeşleşerek kendini ortaya koyma yollarını öğrenir. Bu süreç onun gruba aidiyet, grup bağlılığı sürecini yaşamasına imkân sağlar. Grup bağlılığı, büyük gruba henüz gir(e)memiş kişilere büyük gruba girme hazırlığı sağladığı gibi, onlara büyük gruba karşı emniyet duygusu da sağlar. Büyük grup onları kabul etmediği için, ergenin gözünde biz grubu niteliği taşımaz. O da biz duygusunu küçük grup vasıtasıyla yaşamaya çalışır. Küçük grup aynı zamanda insanların bireyselliklerini de destekler. Büyük grupta kendinizi bulmak ve sürdürmek daha zordur, ama küçük gruplar üyelerine daha yakın davranır. Küçük gruplarda bireyler daha fazla “ben” olma fırsatı yakalarlar. Kimliğini arayan ve başarılı bir kimlik statüsüne ulaşmaya çalışan ergen küçük grupta bu çabası için daha uygun bir ortam bulur. 

        Psikanalitik açıdan bakıldığında teröristlerin psikolojilerini anlamanın önemli yollarından biri de baba figürü ile olan ilişkidir. Freudyen görüşle, terör eylemlerinde bulunan kişiler, geçmişlerindeki baba figürü ile çözemedikleri ilişki ve sorunlarını çözmeye çalışmaktadırlar. Önceki dönemlerde baba figürü ile özdeşleşen bireyler, daha sonra bağımsızlıklarını kazanma sürecinde baba figürünü kendileri için bir engel olarak algılamaya başlarlar. Bağımsızlık kazanma sürecinde baba figürüyle bir şekilde ayrışmak, hatta bunun için çatışmaya girmek durumunda kalırlar. Bir yandan, daha önce baba ile yaşanan çatışmalar ergenlik döneminde ve bazen daha sonra baba figürü yerine konan kişi veya kurumlara karşı yöneltilir. Birey babasına karşı doğrudan gösteremediği saldırganlıklarını ilgili kişi veya kurumlara yöneltir. Terörist eylemler bu açıdan bakıldığında kişinin babası ile sorunlarının yansıtıldığı eylemlerdir, yön değiştirmiş eylemlerdir. Genel olarak terör gruplarında yer alan kişilerin babalarıyla sorunlu ilişkileri olduğunu gösteren araştırmalar vardır. Bu araştırmalar Freudyen yorumu doğrulayan araştırmalar olarak değerlendirilirler. Bu noktada, Freud’un daha çok erkek çocuklar üzerine yoğunlaşan bir kuram olduğunun hatırlanması gerekir. Terör gruplarındaki kadınların benzer süreç yaşayıp yaşamadıkları bu kadar açık değildir. Yani araştırmalar onların anne figürü ile çatışma yaşadıklarını göstermemektedir. Bunun nedeninin toplumların erkeksi yapılanmaları olması mümkün, hatta makul görünmektedir. Erkek egemen tabir edilen bir yapılanma içindeki günümüz toplumlarının erkeksi özellikleri desteklediği ve hatta çalışma hayatındaki kadınların erkeksileştiklerini gösteren araştırmalar mevcuttur. Dolayısıyla, her ne kadar Freud erkek çocuklar üzerinde yoğunlaşarak kuramını geliştirmiş ise de hem erkek hem de kız çocukların baba figürü ile yaşadıkları sorunların terörizme yol açabileceği düşüncesi mantıklı görünmektedir. 

        Tüm bu özellikler bir yandan toplumsal gelişim düzeyinde insanların gerileme mekanizmasıyla ergenlik dönemine geriledikleri düşüncesine de oldukça uygun özelliklerdir. Yetişkin toplumunda zorlanan kişilerin her zaman bebekliklerine dönmeleri gerekmez, bir önceki dönem olan ergenlik dönemine gerilemek de onlar için bir çözüm yolu hâline gelebilir ve gelmektedir. Bu düşünceyi destekleyen bir olgu da terörizmin ergenlik dönemindeki kişilere yönelik çalışmalarıdır. Terör grupları çalışmalarını daha çok ergenler ve son zamanların kavramıyla “beliren yetişkin”ler üzerinde yoğunlaştırırlar. Beliren yetişkinlik olarak Türkçeye çevrilen kavram, 18 yaşını doldurmuş, ancak hâlâ yetişkin toplumuna girememiş olan kişileri ifade eder. Bu kişiler iş ve eş bularak yetişkin toplumuna girememişlerdir, büyük ölçüde eğitim görmektedirler, üniversite öğrencileridir. Terör grupları, bu kişiler üzerinde yoğunlaşarak çeşitli yararlar sağlarlar. 

        Öncelikle, bu kişiler fiziksel olarak uygun düzeydedirler. Güçlüdürler ve güçlerini çeşitli şekillerde ortaya koyabileceklerdir. Ayrıca, güçlerini nasıl kullanabilecekleri konusunda etraflarından yardım ve öneriler beklemektedirler, akran gruplarının anlamı budur. Terörist gruplar bu anlamları ve yolları onlara sağlamış olurlar. 

        Akran gruplarının önemli özelliklerinden biri de iç grup - dış grup ayrımıdır, kategorizasyondur. Terör örgütleri insanları bizden ve onlardan olarak ikiye ayırırlar. Bizden olanlar iyidir, onlardan olanlar ise korkutulması, endişelendirilmesi ve hatta öldürülmesi ve ortadan kaldırılması gereken kişilerdir. Hatta onlar insan bile değildirler, yaşamayı hak etmiyorlardır. Her ne kadar insanların genel olarak biz duygusu hissetmeye, başkalarıyla yakın ilişkileri olduğunu hissetmeye ihtiyaçları varsa da bu biz duygusu abartılarak başkalarını yok saymaya ve onlara insandışı muamele etmeye yol açtığı zaman, sağlıklı değildir, insani değildir. Ergenlik döneminde zaman zaman çeteler şeklinde yaşanan bu durum karşıdaki kişilere zarar vermediği sürece sağlıklı ve gerekli görülebilir. Sadece terör örgütü biçiminde değil, çete içinde de insanlar zaman zaman başkalarına zarar verecek nitelikte olabilir. Ergenlik dönemi çete filmlerinde bu konu sıklıkla işlenir. Batı Yakası Hikayesi filminde de görüldüğü gibi, genellikle çetelerin dış grubu diğer bir çetedir. Bu noktada terör örgütleri çetelerden ayrılır. Terör örgütlerinin dış grubu daha büyük bir gruptur ve çoğunlukla karşı tepki verecek konumda değildir. Onlar daha çok Döğüş Kulübü filmine benzer. Yaşamlarını anlamsız bulan, güçlerini toplumsal düzene karşı yönlendiren ve karşılarına bir kişi veya grubu değil, sistemi alan kişiler grubudur. Ancak, ne kadar farklı da olsa terör örgütleri ergenlik döneminin bu çeteleşme özelliğinin uç noktası olarak değerlendirilebilir. 

        Ergenlik döneminin diğer bir özelliği de toplumsal sorumluluk duygusu, ahlak anlayışı ve dünya görüşü edinmedir. Ergenlik döneminin bu özelliklerini de uç biçimleriyle terörist örgütlerde görmek mümkündür. İlk bakışta terörist örgütlerin ahlak-dışı davrandıkları akla gelirse de yapılan araştırmalar teröristlerin ahlaki sorumluluk duygularının oldukça gelişmiş olduğunu göstermektedir. Onlar bozulmuş düzene ahlaki müdahalelerle adaletin sağlanmasına yardımcı olduklarını düşünmektedirler. Ancak onların anladıklarını düşündükleri ahlak anlayışı genelin kabul ettiği ahlak anlayışı değil, daha çok örgütün onlara empoze ettiği ve hatta bazen onların zihinlerinde bilişsel şema olarak oluşturulmuş olan ahlak anlayışıdır. Çoğu zaman da alışılmış ahlak anlayışının dışında ve kendi örgütü dışındakileri yok sayıcı bir ahlak anlayışıdır. Bu yüzden bir terör örgütü lideri namusun, örgüte bağlılık olduğunu söyleyerek onu yeniden tanımlar.

        Genel olarak özetlemek gerekirse, terörist örgütlerin ergenlik döneminin özelliklerinin örgüt tarafından biçimlendirilerek, çoğu zaman da suiistimal edilerek başkalarına yönelttiklerini söylemek mümkündür. Terör örgütleri bu suiistimali çeşitli amaçlarla gerçekleştirmektedirler. Bu amaçları Bongar, bir binaya benzetmektedir. Binanın giriş katında ufak tefek maddi şartlarla ilgili nedenler bulunmaktadır. Bu düzeyde, maddi kaynakların dağılımında algılanan yoksunluklar terör örgütleri tarafından kullanılarak, dağılımdaki bu adaletsizlik terör örgütü tarafından temin edilmeye çalışılır. 

        Birinci katta ise adaletsiz işlemler ön plandadır. Adalet sistem tarafından sağlanamıyor olarak ortaya konur ve bu eksikliğin terör örgütü tarafından giderileceği vaat edilir. 

        İkinci katta saldırganlığın yön değiştirmesi olarak terör eylemleri yer alır. Kendilerine saldırıldığını düşünen örgütler zayıf gördükleri gruplara veya kamuya yönelik olarak terör eylemleri gerçekleştirirler. Bunu kısmen günah keçisi etkisi olarak değerlendirmek mümkündür. Ama saldırganlık her zaman insanlara yöneltilmez, bazen de IRA gibi daha çok binalara yönelik ortaya konur. 

        Üçüncü kat ise ahlaki bir mücadele olarak terörizm katıdır. Bu aşamada, terörist örgüt ahlaki bir mücadele yürüttüğünü düşünmektedir. Çoğu dine dayandığını iddia eden terör örgütleri, kendilerinin bir ahlak ve fazilet mücadelesi verdiği kanaatindedir. Yukarıda da işaret edildiği gibi, genel olarak beklenen teröristlerin ahlaken bozulmuş oldukları düşüncesi pek doğru değildir. Onlar ahlaksız değil, ahlaki erdemi genelde anlaşılanın dışında bir bakış açısıyla anlayan gruplardır. 

        Dördüncü kat kategorik düşünme ve terörist örgütün algılanan meşruiyeti katıdır. Örgüt bu katta kendini meşru olarak algılar ve kendilerinin dışında oluşturmuş olduğu dış grubu kendisi için tehlikeli veya ortadan kaldırılmasında sakınca olmayan kişiler olarak görürler. 

        Beşinci kat ise terörist eylemi engelleyici olduğu düşünülen faktörlerin bir kenara itildiği kattır. Terör örgütleri son aşamada karşıdaki kişinin insan olarak algılanmaması için gerekli tedbirleri alırlar. Göz göre göre yapılan işkenceler ve terör eylemleri bu aşamaya gelmiş örgütlerin eserleridir. Birilerinin kafasının kesildiği videoların gösterdiği aşama bu aşamadır. 

        Örgütler başlangıçta bunlardan birine dayanarak ortaya çıkarlar. Daha sonra elde ettikleri başarılara göre amaçlarını, eylemlerinin yönlerini değiştirebilirler. Bu amaçlarını gerçekleştirirken, ergenlik döneminin özelliklerini kötüye kullanırlar. Zaten terör eyleminin kendisi de insanın daha önceki dönemlerine bir gerileyiştir. İnsanların kendilerini toplumda ifade etmelerine imkân verildiği ölçüde terör eylemlerinin ortaya çıkma olasılığı azalır. Ancak, tabii ki bu söylenenler dış kaynaklı terör örgütlerini kapsamaz. Onlar başka süreçlerle ve temelde siyasi olarak ileri sürülmektedir. Ergenliğe dönüş şeklindeki terör, insanların ergenlikten çıkmalarına izin verilerek azaltılabilecektir. 

        İnsanlık “diğer”ine ulaşmaya çalışmaktadır. Şimdiye kadar geldiği yolda terörizm geçmiş dönemin kalıntı mekanizması ile karşı karşıya kalmaktadır. Gelecekte “diğer”ine daha fazla yaklaşma yolunu bulabildiğinde terör olaylarının azalması sağlanabilir. Ancak Freudyen bakışla, her zaman gerileme yaşayanların olacağı da bir gerçektir. 
Yazının devamını okumak için üye olun, abone üye için tıklayınız.
Türk Yurdu Ocak 2017
Türk Yurdu Ocak 2017
Ocak 2017 - Yıl 106 - Sayı 353

Basılı: 12 TL

E-Dergi: 10 TL

Sayının Makaleleri İncele