Sular Kızıl Akacak

Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

        Yazar, maden jeolojisi mühendisi olan bir akademisyen. Yurtdışında da öğretim görevlisi olarak çalışmış. Bu onun üçüncü kitabı. Diğer kitapları Petrolsüz Dünya ve Enerji Kan Kokuyor isimlerini taşıyor.

        
Kitap 14 bölümden oluşuyor: Kitabına Uygun Bir İhtilal: Cemal Abdul Nasır ve Mısır; Aswan: Kan Damlayan Barajın İlginç Hikâyesi; Kör Eden Baraj: Akosombo; Vahşice Yok Edilen Sulak Alanlarımız; Suya Hasret Kalmayalım da; Olmayan Su Kanunumuz, Atık Sular ve Çöpler; Baraj Sürgünleri ve Terör; Resmi Makamlar Türkleri de Kandırıyor Kürtleri de; Baraj Yaparken Devlet Nasıl Soyulur; Filistinlileri Anlayamıyorum Artık; Nehir Sularımız ve İçimizdeki İsrail Kuşkusu; Munzur Barajları ve Allium Tuncelianum; Ilısu Barajının Düşündürdükleri, Güneş Enerjisi Farklı Üretim Teknikleri ve Yenilenebilir Enerji Kanun Tasarısının Tenkidi; Benim Öğrendiklerim ve Kaynaklar.

        
Kitap, dünyadaki su meselesine ait çarpıcı konuları anlatıyor. Dünyada çevre felaketine yol açan barajların yapımındaki yanlış (yanlı, Batı menfaatine uygun…) politikalar, su israfı, doğru enerji kullanımının ne olması gerektiği; çevrecilik kitabı gibi de okunabilir bu kitap. Batı’nın bu felaketlerin yanı sıra ve arkasından Orta Doğu, Afrika, Filistin, terör politikalarındaki gerçek niyetini ve başta Araplar olmak üzere bu oyuna nasıl gelindiğinin kitabı olarak da okunabilir. Arapların ve özellikle Filistinlilerin neye hizmet ettiklerinin asla bilincinde olmadıkları, bu yaptıklarının kendilerinin asıl felaketinin sebebi olduğu, gittikleri, kendilerine kucak açan her ülkede gösterdikleri “Ali kıran baş kesen” tavırları, bu yüzden de diğer Müslüman ülkeleri tarafından da istenmeyen insanlar durumuna düştüklerinin de anlatıldığı bir kitap.

        
Kitabın ilk konusu Nasır ve hayatına dair. Nasır’ı okurken onun içinde bulunduğu “megalomanik” ruh halinin, Arap dünyasının ve bölgenin tek, en büyük adamı olmak arzu, heves, hayal ve kuruntusunun neye mal olduğu ve bunun bu coğrafyada günümüzdeki devam ve yansımalarının, taklitlerinin nasıl olduğu ve hatta nasıl olacağının ve hatta bu davranışların Orta Doğu’daki bugün içinde bulunduğumuz feci durumu nasıl kolaylaştırdığını da izah ediyor.

        
Kitaptaki tablonun ve anlatılan alt yapının her noktasına birebir katılmak şart değil. Ancak çok farklı bir bakış açısı kazandırdığı reddedilemez. Baraj yapımı ile ortaya çıkan çevre felaketlerinin sonuçları çok net olarak anlatılmakta. Yazar, sulama, enerji elde etme, taşkınları ve selleri önleme adı altında yapılanların daha kötü bir çevre felaketine yol açtığını anlatmakta bu kitap ile. Hızla geri dolan barajlar, verimliliğin düşmesi, baraj suları altında kalan verimli alanların kaybı, yeniden kazanılacak daha müthiş(!) tarım alanlarının aslında hiç gerçekleşmediği, beklenen verimliliğin ve rekoltelerin asla elde edilemediği, giderek kontrolsüz yapılan sulamalar ile toprağın giderek daha tuzlu ve verimsiz hâle geldiği, baraj alanlarının altında kalan köy ve tarlalarından göç etmek zorunda kalan insanların kamulaştırmadan elde ettikleri paraları avukatlar ve pavyonlarda nasıl sıfırladıkları ve bölge toplumunun terörün, fakirliğin, gecekondulardaki eğitimsiz varoş kültürünün ortasına nasıl sürüklediği, anlatılıyor.

        
Kitabın isminde geçen “kızıl akmak” ifadesi Mısır ve Gana’da Nil ve Volta nehirleri üzerine yapılan Aswan ve Akosombo barajlarının yapımı sonrasında ortaya çıkan çevre felaketinde Siştozomiasiz deniden bir hastalık ile “kan işeyen” insanları anlattığı için verilmiş. Ve Gana’da birbirlerine iplerle bağlanarak yürüyüşe çıkarılan “kör eden sinek” felaketine maruz kalmış insanların dramı da anlatılmış. Yok olan bitkiler, hayvan çeşitleri, bozulan tabiat, bozulan deltalar ve sulak alanlar, yok olan kuşlar, geliri düşen ve yerlerinden sürülen insanlar ve onlara bu konuda resmi makamların hiç rehberlik yapmaması ve “başınızın çaresine bakın” denmesi de anlatılıyor. Baraj alanları altında kalan kültürel varlıkların Batı’ya hibe edilmesi, üretilen enerjilerin o ülke için değil, barajı yapan, parayı alan, enerjiyi istediği şartlarda ve yerlere dağıtan ve tek yetkili olan firmalar tarafından kullanılması veya kullandırılması da var, kitapta.

        
Türkiye’deki baraj yapımı ve ihalesinin suistimali ile ilgili konulara örnek olarak Yuvacık Barajı’nın durumunun anlatılması kitaba renk(!) katıyor, ancak kara bir leke olarak. Ülkemizin acınacak hâlini de gözler önüne seriyor.

        
Bu yazarın diğer iki kitabını okumamış olmakla birlikte konferansını dinlemiş ve anlatılardan bildiğimiz veya tahmin ettiğimiz olayların çok acı ve daha büyük boyutlarda olduğunu öğrenmiştim. Yazar zaten bu anlattıklarının kendi internet sitesinde de yer aldığını, bu yüzden sık sık uluslararası iş yapan “hacker”lar tarafından çökertildiğinden bahsediyordu.

        
Sular kan kokuyor. Petrol kan kokuyor. Dünya kan kokuyor ve kan akıyor. Bu kanın altında da bizim ve Müslüman camiasının özellikle de Arap camiasının akılsızlıkları ve bu akılsızlık, saflıkların altında da kendi doymaz nefisleri ve ilkel seviyedeki-insanlık dışı- benlikleri olan Batı dediğimiz “batıran” kesim yatıyor.

        
İsrail korkusu ile ilgili abartılı davranışlarımızın, düşüncelerimizin olduğu konusunda ise… Dünyanın neredeyse bütün silah, büyük sanayi, enerji ve kıymetli maden yatak/işletme/borsa ve satış devlerinin İsrail menşeli veya bağlantılı olması herkese bunu düşündürmeli. Amerika’nın aslında en büyük Yahudi devleti olduğu düşüncesinin tüm dünyada kabul gören bir düşünce olduğu unutulmamalı. Ancak yazarın anlattığı çok uzak değil, aksine çok yakın tarihteki dost bilinen, kardeş bilinen Arapların yaptıkları dostane olmayan hareket ve düşüncelerinden yola çıkarak kimlerin dost, kimlerin düşman oldukları (ya da dost olmadıkları) da yeniden sorgulanmalı. Yazarın verdiği mesajın da aslında bu yönde olduğu rahatça anlaşılmakta kitaptan.

        
Kitabın eleştirilecek tarafları var mı? Evet. Bir inceleme araştırma kitabı olmasına rağmen içinde sohbet havasına kaçan cümleler çok. Kendi fikir ve düşünceleri, kanaatleri de oldukça fazla cümleler hâlinde kitapta yer alıyor. Bu ifadeler kitabın ciddiyetine fazla zarar vermiyor, belki okunmasını kolaylaştırıyor, çabuklaştırıyor, sohbet havasında bir kitap hâlini alıyor. Ancak bir bilim adamının yazdığı böyle bir eleştiri, inceleme kitabında bu cümlelerin sayısının oldukça az olması gerekirdi.

        
İkinci husus ise su meselesinin anlatıldığı kitapta kopukluklar olması. Bunu düşündüren ise Nasır’ın hayatının, Filistin politikalarının kitapta yer alması. Kitap kapağında mesaj olarak su konusunun verilmesi dolayısı ile ortaya çıkıyor bu. Kitabın içinde iki bölüm oluşturulup bu konuların yerleştirilmesi daha iyi olabilirdi.

        
Yazarın eline, kalemine sağlık. Bu tür rahatça okunabilecek ve aydınlatacak, iyi kalemlerin bilim temelli kitapları herkes için aydınlatıcı olacaktır.


Türk Yurdu Mayıs 2015
Türk Yurdu Mayıs 2015
Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele