Emrullah Özdemir:Tarihî Roman Yazmanın İlk Şartı: Hissetmek

Ekim 2016 - Yıl 105 - Sayı 350

Tarihî roman konulu söyleşi yolculuğumuza bu sayımızda genç yazarlarımızdan Emrullah Özdemir’i konuk ettik. Geçtiğimiz günlerde “Tarık” adlı son romanı yayımlanan Özdemir hem kendisi ve eserleri hem de tarihî romanla ilgili görüşlerini bizlerle paylaştı.


        - Tarihî roman konusuna ve romanlarınıza geçmeden önce sizi kısaca tanıyalım. Emrullah Özdemir kimdir?

        - Memnuniyetle ama söyleşimize başlamadan önce bir asrı aşkın geçmişiyle ve taşıdığı misyonla Türklük adına çok başarılı çalışmalara imza atan Türk Yurdu dergisiyle bir söyleşi yapmanın benim için büyük bir onur olduğunu belirtmek istiyorum. Şimdi gelelim Emrullah Özdemir’e… İşçi bir babanın ve ev hanımı bir annenin üç çocuğundan en büyükleriyim. 1983 Nevruz’unun sabahında, Ankara, Gölbaşı’nın kendi hâlinde bir köyü olan Çimşit’te dünyaya geldim. Toprağa, tarlaya, bağ bahçeye büyük bir tutkuyla bağlı son jenerasyonun fertlerinden biriyim diyebilirim. İlk ve ortaokulun ardından askeri liseyi kazandım ve mezun olduğumda, tabiri caizse “Suyu bardakta gören!” bir Anadolu çocuğu olarak genç yaşta kendimi Bahriye’de, heybetli Türk donanmasının bir ferdi olarak buluverdim. Sonraki yıllarda bir yandan vazifeme devam edip bir yandan da üniversite eğitimimi tamamladım. Yazmaya lise yıllarımda amatör denemelerle başladım ve 2011’de yayımlanan ilk romanım “Son Kağan” ile benim için profesyonel yazarlık kariyerinin kapıları aralanmış oldu. 2014 yılında yayımlanan “Türklerin İlk Kadın Hükümdarı Tomris”, 2015’de yayımlanan “Ruhum Kıyama Kalktı” ve son olarak da geçen ay okuyucuyla buluşan “Tarık” ile tutkumun peşinden koşmaya devam ediyorum. Bir öğretmen olan Dilek Hanım’la evliyim. Azra ve Çağatay adında dünyalar güzeli iki güzel çocuğun babasıyım.

        - Son romanınız “Tarık”ın geçtiğimiz günlerde yayımlandığını söylediniz. İnşallah layık olduğu ilgiyi ve değeri görür. Önce isterseniz bu romanınızdan başlayalım. Nedir bu romanın konusu?

        - “Tarık”ı; destansı bir fetihle başlayıp, dramatik bir sonla tarihe karışan sekiz asırlık Endülüs Medeniyeti’ne zarif bir dokunuş diye tanımlasak yanlış olmaz sanırım. Adından da anlaşılacağı üzere romanın merkezinde Tarık bin Ziyad ve onun Endülüs’ü fethediş öyküsü var; ama kitabın kurgusu gereği, okuyucunun ona ulaşmadan önce, bu sıra dışı medeniyetin acıyla yoğrulmuş son günlerini geride bırakması gerekecek. Sonrasında ise Berberi bir çocuğun, köle olarak başlayıp muzaffer bir fatih olarak tamamladığı yolculuğa eşlik ederek, onunla birlikte gemileri yakacak, savaşlar kazanacak, şehirler fethedecekler. Tarık’ın dostluklarına, düşmanlıklarına, azim ve kararlılığına şahitlik edecekler.

        - “Tarık” belli ki ilginç bir konuya sahip. Peki, niçin bu konuyu tercih ettiniz? Yani, bu romanınızla okurlara nasıl bir mesaj vermeyi düşündünüz, hedeflediniz?

        - “Tarık”ı yazarken okuyucuya vermek istediğim en evrensel mesaj, azmin ve kararlılığın hayatlarımız üzerindeki etkisini hatırlatmaktı. Hepimizin bildiği gibi Tarık bin Ziyad, kendinden sonraki yüzyıllar boyunca, kararlılığını anlatmak isteyenlere “Gemileri Yaktım!” dedirtecek kadar insanlığın benliğine işlemiş bir kahraman ve onun için azmin ve kararlılığın vücut bulmuş hâli demek yanlış olmaz sanırım. Tabii bunun dışında diğer bir amacım İslam tarihinin yalnızca Arap coğrafyasında şekillenmediğini anlatmak, çünkü Tarık bir Berberi ve yine kendi gibi Berberilerden oluşan bir orduyla, tüm imkânsızlıklara rağmen Endülüs’ü fethetmeyi başarmış bir adam. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim. Bana göre Endülüs dünya tarihinde bir dönüm noktası, çünkü Avrupa medeniyetinin temelleri, sekiz asır bilime ve sanata ev sahipliği yapan Endülüs’te şekilleniyor. Felsefe, tıp, astronomi, matematik, şiir… Bugün tüm Avrupa dolayısıyla modern dünya bilimde ulaştığı noktayı Endülüslü âlimlere borçludur. Üstelik bu düşüncemde yalnız da değilim. Meşhur fizikçi Pierre Curi’nin geçtiğimiz yüzyılın başlarında Endülüs için söylediği meşhur bir sözü var: “Müslüman Endülüs’ten bize 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Şayet yakılan bir milyon kitabın yarısı kalsaydı çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık.”

        - Muhteşem bir söz…

        - Kesinlikle… Sekiz asır ayakta kalmayı başarabilen Endülüs’ün sonunu iç çekişmeler ve taht kavgaları getirmiş. Endülüslü âlimlerin kaleme aldığı, bazı rivayetlere göre sayısı bir milyonu bulan kitaplar yakılmış ve üzerindeki Müslümanlar ya göç etmek zorunda kalmış ya da cebren Hristiyanlaştırılmış. Eseriminde vermek istediğim bir başka mesaj da bunun üzerine. Tarihin bu dönemini iyi anlamak ve ders çıkarmak gerek. İnsanlar sekiz asır yaşadığı topraklardan hile ve zulüm ile sürülebiliyorsa bugün bizler Türk milleti olarak üzerinde yaşadığımız bin yıla güvenerek, bir vakitler Endülüslülerin düştüğü hataya düşmemeli, vatanımızın bize baki olduğu düşüncesine kapılmayarak her zaman uyanık ve tetikte olmalıyız. 

        - Biraz önce bahsettiğiniz, önceki üç romanınıza gelelim. Onları da kısaca tanıyalım. 

        - İlk romanım 2011’de yayımlanan “Son Kağan”dı. Her ne kadar tarihe uzanan bölümleri olsa da bu eserim daha yakın gelecekte geçiyor, o yüzden sanırım “Son Kağan”a tarihî roman demek güç. Atalarından kut alan Cengiz isimli bir gencin ve onunla birlikte Türk milletinin şahlanışını konu alan, okurlarının sıra dışı bulduğu bir kitap. 

        İkinci romanım “Türklerin İlk Kadın Hükümdarı: Tomris” ise Saka ya da İskit adıyla bilinen Türk devletine hükümdarlık yapmış, bilinen ilk Türk kadın hakanımız Tomris Han’ı tanıtmaya çalıştığım bir eser. Üstelik bu eserde yalnızca Tomris Han’ı ve onun dönemin süper gücü Persler üzerinde kazandığı müthiş zaferi yazmakla yetinmeyip, mirasını devraldığı Alp Er Tunga Han’a ve yaşadıkları dönemin dünya tarihine de geniş bir yer ayırdım. 

        Üçüncü eserim “Ruhum Kıyama Kalktı” ise 19. yy. sonlarında ve 20. yy. başlarında Ermeni çetelerinin Doğu Anadolu’da yaptığı zulüm ve katliamları konu alan, tamamıyla arşivlerden ve o günleri yaşayanların anılarından faydalanılarak, tarihî belgelere birebir bağlı kalarak kaleme aldığım bir roman.

        - Tarihî roman, siz de bilirsiniz, edebî türler içinde belki de en zor olanıdır. Uğraş, sabır ve zaman gerektirir. Siz niçin tarihî romanı tercih ettiniz? Başka bir ifadeyle sorayım: Tarihî romanın sizce önemi ve etkisi nedir?

        - Kesinlikle sizinle aynı fikirdeyim. Edebî türler içinde yazımı en zor olanı tarihî romanlar olsa gerek. Ciddi araştırma süreci gerektiren, mutfağı zahmetli, hassas bir alan. Üstelik okur kitlesi de oldukça dikkatli ve irdeleyici. Sanırım beni bu alana çeken çocukluğumdan bu yana tarihe duyduğum ilgi oldu. Kendimi en rahat hissettiğim yer, tarihin tozlu sayfaları. Tabii, gelecek ne getirir bilinmez. Daha sonra farklı alanlarda eserler de kaleme alabilirim, ama en azından şimdilik kafamda tasarladığım projelerin hepsi tarihten.

        Tarihî romanın önemi ve etkisine gelince; malumunuz tarih bir milletin kendini tanıması, özümsemesi, geçmişinden ders çıkarabilmesi için yegâne kaynak. Topluma tarihi anlatabilmenin en bilindik yöntemi ise kitaplar. Ancak tarih alanında yazılan akademik kitapların, ağır dili ve insan faktöründen çok tarihin iktisadi ve siyasi boyutlarını irdelemesi, yüzdesi zaten oldukça düşük olan Türk okurunu cezbetmiyor. İşte tam da burada tarihî romanlar devreye giriyor. Sıcak, etkileyici bir dil ile sürükleyici bir kurgunun üzerine oturtulan ve genelde insan odaklı olan tarihî romanlar, alanında yazılmış akademik kitaplara nazaran çok daha büyük bir okur kitlesine hitap edebiliyor. Tabi tarihî romanda yazarın bakış açısı ve yaklaşımı çok önemli. Kabiliyetli bir yazarın, eğer art niyetli ise, tarihî gerçekleri manipüle edebileceği unutulmamalı!

        - Genç sayılabilecek yaşta dört güzel tarihî roman kaleme almış biri olarak, bu türde eser yazabilmenin belli başlı şartları nelerdir? Yani, tarihî romanın özellikleri ve prensipleri nelerdir? 

        - İlk ve en mühim şart hissetmek. Nasıl ki aşk romanı yazabilmek için aşık olmak, polisiye roman yazabilmek için maceraperest bir ruha sahip olmak gerekiyorsa tarihî roman yazabilmek için de tarihi hissetmek gerek. Mesela ben Tomris ile birlikte Pers ordusunun karşısına çıkamazsam, Tarık’ın kaldırdığı mızrağa dokunamazsam ya da kendimi “Ruhum Kıyama Kalktı”nın başkahramanı Ahmet Ziya’nın yerine koyup bir adamın sevdiği kadının göğsüne hançer saplamak zorunda kaldığında hissettiklerini hissedemezsem, o eser okurların ruhuna dokunmaktan uzak kalır. O yüzden, bana göre tarihî roman kaleme almanın en önemli prensibi, hissetmek. Ayrıca günümüz okurlarının birçoğunun tarihi romanlardan öğrendiği gerçeğini unutmamak ve bu yüzden eseri kaleme alırken tarihî gerçeklerden ödün vermemek şart. Okuyucuyu mutlu etmek adına tarihin kodlarıyla oynamamak gerek, çünkü bu her ne kadar esere ahenk katsa da okuyucuların gözünde yazarın güvenilirliğini zedeler düşüncesindeyim.

        - Edebiyatımızda, birbirinden değerli eserler ortaya koymuş yazarlarımız var. Sizin beğendiniz, etkilendiğiniz ya da örnek aldığınız tarihî roman yazarlarımız ve eserler var mı?

        - Tarihî roman deyince aklıma gelen ve beni en çok etkileyen isim Hüseyin Nihal Atsız. Onun dışında Ahmet Haldun Terzioğlu, Orhan Yeniaras ve tarihi fantastik öğelerle süsleyen Çağlayan Yılmaz’ı beğenerek okuyorum. Bir de yabancı yazarlardan Amin Maalouf’un ve antik Mısır’ı konu alan tarihî romanlarıyla Christian Jacq’ın dilini etkileyici buluyorum. Diğer edebi türlerde ise Reşat Nuri Güntekin ve John Steinbeck kitaplarının benim için yeri her zaman ayrıdır. 

        - Şimdi ya da ileride, tarihî roman yazacak genç arkadaşlarımız mutlaka vardır. Onlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz? 

        - Az öncede söylediğim gibi, yazabilmek için hissetmek şart. Tarihî roman kaleme almayı planlayan genç yazarlara tavsiyem, kendilerine sıcak buldukları, içinde hissettikleri ve daha önce değinilmemiş konuları kaleme alsınlar. Dedim ya; tarihî roman okurları dikkatli ve irdeleyici bir kitle olduğundan, tarihî roman yazmak cesaret isteyen bir iş. Bu yüzden iyi bir hazırlık evresinden geçmeden ve kaleme alacağı döneme yeterince hâkim olmadan yazmaya başlamasınlar. Tarihî romanlarda kurguyu tarihî gerçeklerin üzerine örmek gerektiğini unutmasınlar ve son olarak, mutlaka ama mutlaka, kitaplarını basım sürecinden önce bu alanda iyi olduğunu düşündüğü kişilere okutarak objektif değerlendirmesini istesinler. Yazarlık kariyerinde yol alabilmenin en mühim şartının çok yazmak değil, kaliteli ve okumaya değer eserler üretmek olduğu gerçeğini akıllarından çıkarmasınlar. 

        - Bu güzel söyleşi için teşekkür ediyor ve yazı hayatınızın başarılarla geçmesini diliyoruz.

Türk Yurdu Ekim 2016
Türk Yurdu Ekim 2016
Ekim 2016 - Yıl 105 - Sayı 350

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele