Öğrenme ve Yöntem Seçimi

Ekim 2016 - Yıl 105 - Sayı 350


        Eğitimin önemini bilen ve eğitime yatırım yapan toplumlar hiç kuşkusuz gelişmiş toplumlardır. Bu toplumlar hem günümüze hem de geleceğe yön veren toplumlardır. Kültürel birikim sağlayabilen ve bunu süreklilik hâline getirebilmiş insan topluluklarının bilim ve teknolojiye ulaşmaları ve bunları üstünlük sağlamada kullanmaları tarihsel bir gerçektir. Gelişmişliğe temel oluşturan bir dizi süreç içinde eğitim süreci ve bu sürecin niteliği önemli bir yer tutar. Çünkü kalkınmayı sağlayan faktör; eğitilmiş, nitelikli insan gücüdür. Nitelikli insan gücü eğitimin ürünüdür. Yani eğitim yoluyla nitelikli insan yetiştirilir. Yetiştirilen insan, kalkınmanın temel öğesini oluşturur. O hâlde, eğitim sürecine ve bu sürecin temel dinamiğini oluşturan öğrenme, öğretme yöntemlerine özel bir önem verilmelidir. Çünkü neyin doğru, neyin yanlış, neyin yapılmasının uygun olacağı konusunda sağlıklı tercihler yapılması, alınan eğitimin niteliği ile yakından ilgilidir. 

        Eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı ve istendik değişme meydana getirme sürecidir. Dikkat edilirse tanımda mekânsal sınırlama söz konusu değildir. Yani eğitim her yerde gerçekleşebilir; ev, okul, cami, sokak eğitim mekânı olabilir. Ancak okulda planlı olarak verilen eğitim örgün eğitim kapsamındadır. Örgün eğitimde bireylerin neleri nasıl öğrenmeleri gerektiği planlanmıştır. Bu planlamada istenmeyen ve rastgele öğrenmeler söz konusu değildir; bilinçli, planlı, istendik öğrenmeler esastır. Eğitimin tanımına göre yıllarca okula devam eden bir bireyin davranışlarında istendik değişme gerçekleşmemişse, diploma sahibi olsa bile eğitim almış sayılmaz. Örneğin, yemyeşil bir parkta, eğitimini tamamlamış sayılabilecek yaştaki insanların, hatta ana-babaların, yedikleri çekirdeğin kabuklarını yan tarafta çöp sepeti bulunmasına rağmen yere atmaları veya trafik kurallarına uymamaları gibi gösterdikleri birçok olumsuz davranış, aldıkları eğitimle ilişkilendirilerek açıklanabilir. Bu da gösterir ki, eğitim sistemi, aslında Milli Eğitimin genel amaçlarında portresi çizilen insan tipini yetiştirmede yetersiz kalmaktadır. Bu yetersizliğin nedenlerinin sorgulanması ve gerekli önlemlerin alınması eğitim politikalarından sorumlu olanların temel görevidir. 

        Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı ve istendik değişme meydana getirme süreci şeklinde tanımlanan eğitim hem bir süreç hem de bir sonuçtur. Eğitimin süreç boyutunda birçok faktör içinde en önemlisi öğrenme- öğretme etkinlikleridir. Öğrenme-öğretme etkinlikleri içinde ise öğretim yöntemleri önemli bir yere sahiptir. Demek o ki, eğitim sisteminden beklenen ürün, öğrenme-öğretme yöntemlerinin bir işlevidir. Bu nedenle öğrenme- öğretme yöntemlerinin seçimi ve uygulanmasına özel bir önem verilmelidir.

        Öğretim yöntemine ilişkin birçok tanımdan söz edilebilir. Söz konusu tanımların vurgusu ve içeriği dikkate alınarak öğretim yöntemine şöyle bir tanım getirilebilir: Öğretim yöntemi; öğretim hedefleri doğrultusunda, öğrenci ile içeriğin etkileşimini sağlamak amacıyla konu, araç gereç ve diğer çevresel faktörlerin eşgüdümlenerek öğretim hedefleriyle tutarlı olarak işe koşulmasıdır. Öğretim yöntemi veya yöntemleri, öğrenme bağlamında birçok bileşenle etkileşim hâlindedir. Öğrenme yönteminin seçiminde temel ölçüt olarak eğitim ve öğrenmenin tanımından hareket edilebilir.  Söz konusu iki terimin tanımı dikkate alınarak yöntem seçimi konusunda sağlıklı kararlar verilebilir, akılcı çıkarımlar yapılabilir. 

        Öğrenme: “Yaşantı ürünü, nispeten kalıcı izli davranış değişmesi” şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımın, yukarıda verilen eğitim tanımı kapsamında yer aldığı söylenebilir. Her iki tanımda ortak vurgu; istendik yönde davranış değişmesi, yaparak-yaşayarak öğrenme ve kalıcılıktır. İstendik yönde davranışlar Milli Eğitimin genel amaçlarında belirtilen çerçevede somutlaştırılabilecek davranışlardır. Hem eğitimin tanımı hem de öğrenmenin tanımında geçen “yaşantı yoluyla” ifadesi okullarda uygulanması gereken yöntemlere gönderimde bulunan en önemli ve anlamlı vurgudur. 

        Topluma çıktı veren okulun, öngörülen çıktı kalitesini yakalayabilmesi, öğrenme sırasında öğrencinin fiziksel, zihinsel ve duygusal açıdan etkileşimde bulunduğu alan ve koşullar olarak tanımlanan çevreyle öğrencinin istenen ölçüde etkileşmesinde yöntem faktörünün ön plana çıktığı söylenebilir. Toplumun ideallerine hizmet edecek nitelikte; bu ideallerin gerçekleşmesini sağlayacak ölçüde yeterliliklerin öğrencilere kazandırılması açısından öğretim yöntemi önemlidir.

        Bu çerçevede uygun yöntem nedir sorusunun cevaplandırılabilmesi için bazı disiplin alanlarının ortaya koyduğu bilgilerden yararlanılması gerekir. Bu disiplin alanları öncelikle öğrencinin içinde yaşadığı koşullar, öğrencinin bireysel özellikleri, öğrenmenin doğası ve eğitim sisteminin amacı, yani benimsediği felsefeyle ilgili olmalıdır. Yani bu disiplinler şöyle sıralanabilir: Eğitim sosyolojisi, eğitim psikolojisi, eğitim felsefesi, iletişim bilimleri.

        Eğitim ve öğretim kavramlarından hareketle yukarıda verilen disiplin alanları ışığında üretilecek veya tercih edilecek öğretim yöntemleri öğrenci merkezli olmalı, konu ve öğretmen merkezli geleneksel öğretim anlayışını geri plana itici olmalıdır. Ezberi ve koşullanmayı temele alan geleneksel eğitimde bilgi, hazır elbise giydirilir gibi öğrenciye dayatılmıştır. 1920’lerden sonra çocukların kendilerine özgü ilgi ve gereksinimlerinin bulunduğu, yetişkin gibi öğrenemeyecekleri kavranmaya başlanmıştır. Eski eğitim anlayışının terk edilmesi gereği, özellikle Rousseau tarafından belirgin bir biçimde vurgulanmıştır. Ona göre eğitmek, bilgi aktarmak değildir. Tam tersi eğitim, çocuğa kendi kendine öğrenmeyi öğretmektir. Bunun için de eğitimde beyin ve kalp bağlantısı koparılmadan iç görü ve sezgiyi de önemseyen öğretim yöntemleri ön plana çıkmaya başlanmıştır. Söz konusu kuramlarda belirgin ve temel ortak anlayışı; bireyin, bilgiyi güdü ve hedefi açısından alması, kodlaması, beyinde depolaması, yeni bilişsel yapılar oluşturması ve yönetici denetim ya da beklenti mekanizmalarının öngördüğü biçimde davranışa dönüştürmesi oluşturmaktadır. Bu anlamda bilişsel süreçlerin etkin kılınmasına önem ve öncelik veren öğretim yöntemleri uygulanarak bilişsel anlamda etkili ve sorun çözme gücüne sahip bireyler yetiştirilebilir. 

        Çağdaş eğitim yaklaşımlarına göre yöntem seçiminde öğrencinin iç koşulları temel belirleyici role sahiptir. Yani çağdaş eğitim anlayışı insancıl olmak zorundadır. İnsan olarak öğrencinin bilişsel, duyuşsal ve devinişsel yönleri vardır ve bu yönleri açısından her bir öğrenci diğerlerinden farklıdır. O hâlde öğretim yönteminin belirlenmesinde öncelikle yukarıda verilen davranış bilimleri, eğitim ve öğrenme kavramları ışığında hareket edilmesi gerekir. Bu söylem bağlamında, öğrenmeye ilişkin ‘’uyarıcı-tepki bağı kurma” anlamına gelebilecek tanımlamalar ezberi ve koşullamayı çağrıştırmakta ve yeterli görülmemektedir. Bu nedenle, kavramların öğrenilmesiyle başlayan zihinsel gelişim ve beyinde söz konusu olabilecek biyokimyasal değişimler de öğrenmenin niteliğinin belirlenebilmesinde ele alınan temel konuları oluşturmaktadır. Dolayısıyla, bilişsel süreçleri harekete geçirici ve işlevsellik niteliklerini yükseltici yöntemlerin seçilmesi ve uygulanması eğitimin insani niteliği açısından önemlidir.  

        Yöntem seçimi ne kadar yerinde ve etkili olursa olsun, öğretmen nitelikleri ve öğretim becerileri de seçilen yöntemin uygulanmasında işlevsel bir rol oynar. Birey olarak öğrenci, çevrenin etkisi altında geçirdiği yaşantılar bağlamında çevreye ve dünyaya karşı oluşturduğu algıya göre davranma eğilimi gösterir. Öğrenci, kültürün içine doğar ve kültür içinde biçimlenir; yaşadığı kültür penceresinden bakarak dünyayı anlamlandırır.  Bu nedenle öğrencinin gelişimi, öğretmen ve öğrenci arasında sistemli ve tutarlı bir etkileşim ve iletişime bağlıdır. O hâlde, öğrenci-öğretmen ilişkilerinde aile, öğretmen, üstün kişilikler, kahramanlar vb. gibi kültürün sunduğu bazı sistematik ilişkilerin de dikkate alınması gerekir. Çünkü eğitim ve iletişim bir bütünün iki yarısı gibi birbirini bütünleyen iki kavramdır. Demek o ki, öğrenme yaşantıları, öğrencilerin hem kod çözücü hem de kodlayıcı rolleri üstlenebilecekleri bir anlayış temelinde düzenlenmelidir. Yani öğrencilerin etkin katılımını sağlayıcı yöntemler tercih edilerek hem iletişim hem de öğrenme düzeyi artırılabilir.

        “İletişimde bulunmaksızın eğitim yapmak olanaksızdır.” Bu açıdan, eğitimin süreç boyutunun iletişim, iletişimin sonucunun da davranış değişmesi şeklinde ifade edilmesi mümkündür. İletişim ve eğitim kavramlarının tanımları irdelenerek bu sonuca ulaşılabilir. Yukarıda verilen eğitimin tanımı incelenerek iletişime ilişkin şu tanımla karşılaştırıldığında bu durum gözlemlenebilir: “Davranış değişikliği meydana getirmek üzere fikir, bilgi, haber, tutum, duygu ve becerilerin paylaşılması sürecini iletişim olarak adlandırıyoruz”. O hâlde, sınıf düzleminde etkili iletişim ve bireysel etkinlik temelli eğitim yaşantılarının gerçekleşmesine hizmet edici nitelikte öğretim yöntemlerinin işe koşulmasının gerektiği söylenebilir. 

        Okul düzleminde bir iletişim ve dolayısıyla bir bilgi paylaşımının etkili bir biçimde gerçekleştirilebilmesi, eğitimde başarı ve kalıcılığı büyük ölçüde arttırabilir. Çünkü iletişim, aynı zamanda, “Bireyler arasında anlamları ortak kılma ve istendik etkiler meydana getirme sürecidir.” Sınıf düzleminde birden çok bireyin bulunması, bu düzenleme sürecinin birbirinden farklı, ancak birbirini tamamlayan yollara başvurularak gerçekleştirilmesini zorunlu kılar. Bireylerin ortak değer verdikleri, aynı anlamı yükledikleri ve aynı şekilde yorumlayabildikleri kodlanmış ortak ifade araçları kullanabilmeleri sosyokültürel ve psikolojik ortaklığı; kültür ortaklığını gerektirir. Bireyin yetenekleri ve zekâsının kültürden bağımsız olarak ele alınması yanıltıcı olabilir. İnsan, gelişmiş bir beyin ve sinir sistemine, doğuştan getirdiği yeteneklere, geliştirilebilecek tutum, kişilik, ilgi vb. kapasitelere sahiptir ve bir toplum içinde yaşamaktadır; kültürle etkileşim içindedir. Üstelik doğal bir çevrede yaşamaktadır. Tüm bunların etkileşimi sonucu onun psikolojik yapısı oluşmaktadır. Bu nedenle, öğrencinin öz kültürü ve yakın çevresiyle tutarlı öğretim yöntemleri tercih edilmelidir. 

        Anlamların paylaşılması bağlamında iletişim sürecinin bireysel farklılıklarla tutarlı kılınması, sınıfta iletişim derecesini artırıcı bir rol oynar. Konuda anlatılmak istenenleri veya öğretmenin anlatmak istediklerinin doğru ve eksiksiz anlaşılması iletişim gücü ve düzeniyle doğru orantılıdır. Birey olarak her öğrenci, içinde yetiştiği kültür ve özgeçmişinin izin verdiği ölçüde dünyayı algılama şansına sahiptir. Kültürel çoğulculuk, kültürel farklılık nasıl bir gerçekse, bu gerçeğin doğal bir sonucu olarak yöntemsel çoğulculuk çağdaş eğitimde olumlu nitelik ölçütlerinden birini oluşturur. Yani sınıftaki her bir öğrencinin etkin konumunda bulunmasını sağlayıcı, her bir öğrencinin nitelikleriyle tutarlı ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yöntemsel çoğulculuk yoluna gidilmelidir. Çünkü eğitim sürecinden beklenen kasıtlı davranış değiştirme işlevinin öngörülen ölçüde gerçekleşmesi, etkili iletişimi temele alan öğretim yöntemlerinin uygulanmasıyla olasıdır. Bireysel farklılıklar ve düşünce farklılıkları ışığında çeşitliliği yüreklendiren öğretim yöntemleri insanca eğitimin gereğidir.

        Artık bilgi üretiliyor, bilgi tüketiliyor, bilgi isteniyor; giderek daha çok üretilen bilgi de büyük kitlelere, tüm dünyaya kitle iletişim araçlarıyla sunuluyor. Uluslararası büyük kurumların paketlediği ve teknolojinin yaydığı iletiler kitleleri yönlendirebiliyor. Demek o ki, çağdaş iletişim teknolojileri, kültürün ayrılmaz parçası hâline gelmiştir. Söz konusu teknolojiler beynin işleyişi, insanın düşünüş ve bakış açısı üzerinde etkili olmaktadır. Bu gerçekten hareketle harmanlanmış öğrenme, bağlantıcılık gibi yeni öğretim yaklaşım ve yöntemleri önerilmektedir. Açıkça ifade etmek gerekirse, eğitim ortamlarının bilgi iletişim teknolojileriyle donatılması ve bu teknolojilerin öğrenmeyi ve öğretim yöntemlerini destekleyecek şekilde kullanılması çağımızın bir gereğidir.

        Medya tutsaklığı da yöntem tutsaklığı da insanın özüyle bağdaştırılamaz. Kitle iletişim araçları ve sosyal medya karşısında, bireyin sağlıklı seçimler yapmasına; insani değerleri belli düzeyde korumasına ve bu anlamda belli düzeyde kendi özgürlüğünü elinde tutabilecek, birçok alternatif yönelim içinden uygun olanla olmayanı birbirinden ayırt edebilecek nitelikte bireylerin yetiştirilmesi toplumsal açıdan önemlidir. Kitleler bugün reklamlarla kandırılıyor, propagandalarla ikna ediliyor... Süslenip paketlenen düşünceler alıcı buluyor. Kitle iletişim teknolojilerinin etkili bir biçimde uygulamakta olduğu çağdaş iletişim ilkelerinin okullarda da benimsenip yararlı bir biçimde uygulanması kaçınılmaz görünmektedir. Aksi hâlde birey kendini hâkim kılma hedefi güden bazı odakların etkisi altına girebilir. Bilgi iletişim teknolojilerinin öğrenme amaçlı kullanımına yönelik öğretim yöntemlerinin uygulanılması, öğrencilerde iletişim teknolojilerini bilinçli ve amaçlı kullanım becerilerinin gelişmesine katkı sağlar. Kitle iletişim araçları öğreticilik görevini üstlenerek yalıtılmış yörelere, değişik kesimlere ulaşabilme özelliği ile değişikliğe giden yolu kısaltabilir. Gerçekten de bugün kişiler özel hızlandırılmış programlarla kitle iletişim aracılığı ile eğitiliyorlar. Bu araçlar, öğrenme eksikliği olan öğrencilerin bu eksikliğinin giderilmesinde, ek öğrenme ihtiyacı duyan öğrencilere ek eğitim verilmesinde ve yeri geldiğinde uzaktan eğitim verilmesinde etkili bir biçimde kullanılmalıdır.

        Sonuç

        Belli bir gizil kapasiteyle dünyaya gelen insanoğlunun, biyolojik yeterliliğine sosyokültürel ve bilimsel yeterliliği ekleyebilmesi, onun şu veya bu biçimde çevreyle etkileşimine bağlıdır. İlk biliş şemaları olarak tanımlanabilecek refleksler yoluyla dış dünyada deneyimlere girişen insan yavrusu, kendine en yakın ve sade bir çevreden yola çıkmakta, giderek etkileşim çevresini genişletmektedir. 

        Tutma ve emme serüveni ile başlayan öğrenme, bireyin kişilik kazanmasında önemli bir yer tutar. Başka bir ifadeyle tutma ve emme reflekslerinin hazırbulunuşluk düzeyi olarak ele alınması mümkündür. Birey, bu hazır olma hâline dayalı olarak, davranış örüntüsünü geliştirmektedir. Etkileşimin, yakın çevreden uzak çevreye doğru doğal bir biçimde akıp gitmesi gerçeği, etkinlik ve yöntem seçiminde önemlidir. 

        İletişim süreçleri açısından bakıldığında uygun yöntemin, öğrencinin içerikle tam anlamıyla etkileşimini sağlayan ya da olası ölçüde kolaylaştıran uygulamalara dayanması gerektiği söylenebilir. Bu da eğitim ortamı düzenlenirken ya da öğretim yöntemi seçilirken bireysel niteliklerin dikkate alınmasının ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Demek o ki, öğrencinin etkinliğini temele alan ve dış dünyayla doğrudan etkileşimini ön plana çıkaran öğrenme-öğretme süreçlerinin düzenlenmesi kaçınılmazdır. 

        Eğitimde bireyi merkeze alan yaklaşımların uygulanabilmesi, bireyin iç koşullarına cevap verebilecek ve dış koşulların bunlarla tutarlılığını sağlayacak yeterlilikte öğretim uygulamalarını zorunlu kılar. “Ne yazık ki gerçek okul koşullarında yararlanıldığı varsayılan öğretim yöntemlerinden çoğunun, beklenen davranışları kazandırmada yetersiz olduğu gözlenmektedir.

        Eğitimin planlanması sürecinde genellikle öğrenciler soyutlanarak öğretim hedefleri belirlenir ve bu yönde onlardan çaba göstermeleri ve hatta önceden konulan belli bir başarı düzeyini tutturmaları istenir. Oysa bireyin içinde bulunduğu durum ve hazırbulunuşluk düzeyinin, algılama gücünü, bunun yönünü ve niteliğini etkilemesi kaçınılmazdır. Başarı için öğrencilerin kültürel, sosyal, psikolojik özellikleri ve iç koşuları incelenerek elde edilen veriler ışığında benzeşik öğrencilerden kurulu sınıfların oluşturulması, öğretim yöntemi konusunda karar verilmesini kolaylaştırılabilir.

Türk Yurdu Ekim 2016
Türk Yurdu Ekim 2016
Ekim 2016 - Yıl 105 - Sayı 350

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele