Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu: Türkçe Giderse Türkiye Gider

Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

        Büyük devletler kurarak dünya tarihine yön veren milletlerin sayısı, bir elin parmakları kadardır. Bu milletlerin birçok ortak özelliğinin yanında dillerinin de benzerlik göstermesi dikkat çekicidir. Dillerindeki benzerlik ses, yapı, anlam gibi alanlarda görülmez; bu bakımdan aralarında, akraba olanlar dışında, benzerlikten çok farklılıktan söz edilebilir. Benzerlik, bu dillerin “büyük devlet dili”, “imparatorluk dili”, “kültür dili”, “küresel dil” 1 olmalarından kaynaklanır. Ölü dillerden Eski Yunanca ve Latince; yaşayan dillerden Arapça, Çince, Farsça, Fransızca, Hintçe, İngilizce, İspanyolca, Portekizce, Rusça ve Türkçe bu özelliklere sahiptir.

        
Türkçenin de içinde yer aldığı bu diller, tarih boyunca veya günümüzde birbirinden farklı coğrafyalarda aynı anda devlet dili olma özelliğini taşımalarından dolayı bünyelerindeki milletlerin dillerinden çok sayıda kelime almışlar ve bunları hem ses hem de anlam bakımından sindirip kendi şartlarına uydurmuşlardır. İngilizcenin söz dağarcığının yarısından fazlasının yabancı dillerden alınmış kelimelerden; Rusçanın söz dağarcığının, romanlarını Rusça yazmış olan Cengiz Aytmatov’un ifadesiyle, yüzde otuza yakınının Türkçe kelimelerden oluşması bu özelliğin bir sonucudur. Türkiye Türkçesi güncel sözlüğünde 14.000 civarında yabancı kelime yer almaktadır (TDK 2012). Bu sayı fazla gibi görünse de Türkçenin yaşadığı tarihî süreç ve coğrafya göz önünde bulundurulduğu ve İngilizce, Rusça gibi dillerle karşılaştırıldığında yüzde on üç gibi bir oranı doğal karşılamak gerekir.

        
Bu dillerin bir başka ortak özelliği ise yönetimleri ve etki alanları içindeki milletlerin dillerine verdikleri kelimelerdir. Türkçenin bu bakımdan diğer dillere çok cömert davrandığı, bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur.2 Yukarıda da bahsedildiği gibi Türkçe, etki alanı içindeki Rusçaya bu kadar fazla kelime vermişse, Selçuklu ve Osmanlı zamanında devlet sınırları dâhilinde bulunan milletlerin diline kelime vermiş olması son derece doğaldır. Arapçada, Farsçada, Balkan dillerinde bulunan binlerce kelimeyi bu çerçevede açıklamak ve anlamak gerekir.3

        
Diller, yabancı kelimeleri bünyelerine rastgele almazlar. Bu alışta birinci etken güçtür. Kelimeyi alacak olan dil; yönetim, teknoloji, kültür, medeniyet, din vb. sebeplerle bunu kendisinde bir ihtiyaç olarak görür. Verici konumundaki dil, bahsettiğimiz alanlardaki gücünü hissettirir ama zorlamaz, çünkü buna gerek yoktur. Alıcı dil zaten gönül rızasıyla bu kelimeleri alır ve kullanır; hatta bazen bunu, kendi bünyesindekini terk ederek yapar.

        
19 Nisan 2015 tarihinde ABD’de hayatını kaybeden Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, aldığı eğitim, yaşadığı ülkeler ve bildiği diller vesilesiyle, dillerin ve Türkçenin yukarıda kısaca değindiğimiz özelliklerine küçük yaşlarda vâkıf olmuştu. Büyük devletlerin siyaset, ekonomi ve teknoloji yanında dillerini de güçlerinin bir parçası olarak kullandıklarını gören Prof. Dr. Sinanoğlu, Türkçenin de aynı özelliklere sahip olduğu tezinden yola çıkarak asıl çalışma alanı olan kimyanın yanı sıra bir kültür adamı sorumluluğuyla Türkçe ve Türk milleti hakkında da konuşmalar yapmış, kitaplar yazmıştır. Onun sadece Türklük ve Türkçeyle ilgili kitaplarına bakıldığında, bu konuya ne kadar önem verdiği ortaya çıkar: Türkçe Giderse Türkiye Gider, Bye Bye Türkçe / Bir Nev-York Rüyası, Büyük Uyanış, Hedef Türkiye, Ne Yapmalı / Yeniden Diriliş ve Kurtuluş İçin.

        
Prof. Dr. Sinanoğlu, büyük devletlerin bilim ve teknoloji alanındaki üstünlüklerini dil, edebiyat ve kültürlerini kullanarak pekiştirip diğer milletleri köleleştirdiklerini ısrarla belirtmiştir. Daha 1950’li yıllardan itibaren Türkiye’de “yabancı dille eğitim” ve “Türkçe ile bilim yapılmaz.” tezinin yerleştirilmeye başlandığını söyleyen Prof. Dr. Sinanoğlu, bilim adamı sorumluluğuyla Türkçenin dünya dilleri arasında bilim dili olmaya en uygun dillerden biri olduğunu dile getirmiştir. Ona göre eğitimin Türkçe yapılmaması, bilim dili olarak Türkçeyi kısırlaştırmasının yanında, Türk çocuklarının ve gençlerinin zihnini de köleleştirmektedir. Onun üzerinde altını çizerek durduğu konu, milletimizin içine düşürülmek istendiği “zihnî kölelik” ve “gönüllü sömürgelik” olmuştur. O, ölünceye kadar bu tehlikeyi vurgulamış ve ne yazık ki ülkemizde bunun artık gerçekleştiğini de görmüş ve yaşamıştır. Hem onun reçete gibi sunduğu hem de aklı başında her aydının aksini iddia edemeyeceği çözüm yolları şunlardır:

        
1. Halkın Türkçesi ile bilim alanlarının dili arasında fark vardır ama hepsi Türkçe olmalıdır. Kişi kendisini en iyi ana diliyle ifade eder. Bu bilim alanları için de geçerlidir, bundan dolayı ilkokuldan yükseköğrenime kadar eğitim dili Türkçe olmalıdır.

        
2. Yabancı dil öğrenimi önemlidir ama yabancı dil öğretmek için hazırlık sınıflarına gerek yoktur. Diğer derslerle birlikte birden fazla yabancı dil öğrenilebilir.

        
3. Türkçe, tarih boyunca yabancı dillerden kelimeler almış ve bunların içinde kullanılabilecek olanları Türkçeleştirmiştir; bu kelimeler sadece köken olarak yabancıdır ama kullanım olarak Türkçenin söz varlığı içindedir.

        4. Türkçeye yeni giren yabancı kelimelere izin verilmemeli, bu kelimelere Türkçe karşılıklar bulunmalıdır. Bulunan Türkçe karşılıkların bir kısmında, başta kullanım güçlüğü yaşanabilir ama dillerin alışkanlıklar üzerinden hareket ettiği unutulmamalı ve basın yayın organlarında bu kelimelerin yaygınlaşması sağlanmalıdır.

        
5. Dillerin söz varlığı, sadece güncel kullanımdaki kelimelerden oluşmaz, kelimelerin bir kısmını da geçmişte yazılanları anlamak için bilinmek zorundadır. Dolayısıyla Türkçe metinlerdeki kelimeleri anlamak gerekir ve bunun için de sözlük kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.

        
6. Türkçe, sadece Türkiye Türkçesinden ibaret değildir. Türk dünyasını anlayabilmek ve birliği sağlayabilmek için Türkçenin lehçelerini öğrenmek gerekir.

        
7. Türk dünyası, “ortak iletişim dili”ni oluşturmak zorundadır ve bu Türkçe olmalıdır.

        
8. Türkçe, sadece dil ve edebiyatla uğraşanların sorumluluk alanına girmez. Her Türk, Türkçeyi doğru kullanmak, korumak ve geliştirmekle yükümlüdür.

        
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Türk milletinin en büyük evlatlarından biridir. 1934 yılında İtalya’nın Bari kentinde başlayan 81 yıllık ömrünü Türklüğe hizmetle geçirdi. Ruhu şad olsun.

         

        ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

         

        * Yrd. Doç. Dr., Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ÇTLE Bölümü
1 Bu kavramlarla ilgili genel bilgi için bk.: N. S. Banarlı, Türkçenin Sırları; M. Kaplan, Kültür ve Dil; M. Kaplan, Nesillerin Ruhu, A. B. Ercilasun, Dilde Birlik.
2 Türkçeden diğer dillere geçmiş kelimeler için bk.: G. Karaağaç, Türkçe Verintiler Sözlüğü.
3 Balkan dillerindeki Türkçe kelimeler için bk.: A. Skaljic, Turcizmi u srpskohrvatskom jeziku, Sarajevo 1966.


Türk Yurdu Mayıs 2015
Türk Yurdu Mayıs 2015
Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele