Ömer Özcan’ın Bir Kitabı ve Türk Dünyasında Abece Birliği

Temmuz 2016 - Yıl 105 - Sayı 347

        ÖMER ÖZCAN’IN BİR KİTABI ve TÜRK DÜNYASINDA ABECE BİRLİĞİ

        Ömer Özcan, yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yapmış, böylece çocukluğunda başlayan tarih merakını meslek konumuna getirmiş olan bir Türk aydını. Bu merakını araştırma alanında değerlendirmeyi de başarılı bir biçimde sürdürüyor. Ülkemizin belli başlı dergilerinde yayımladığı araştırma yazıları, onu bu alanda da tanınmış bir kişi durumuna getirmiş. Asıl mesleği olan öğretmenlikte, Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu üyeliğine kadar yükselmiş, fakat partici anlayış yüzünden “müşavir” olarak kızağa çekilmiş; o da bu fırsatı değerlendirerek bütün zamanlarını “araştırma” çalışmalarına ayırmıştır. Bu araştırmalar sırasında onu en çok oyalayan alan, “eğitim tarihi”dir. Millî Eğitim Bakanlığı ve Başbakanlık arşivlerini didik didik ederek, özellikle eğitim-öğretim mensuplarının ve millî eğitimin tarihi üzerine ilgi çekici ve sonuç alıcı araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalarının verimlerini yazılı duruma da getirerek hem onları ölümsüzleştiriyor, hem de tarihe ışık tutuyor.

             Ömer Özcan’ın bu araştırmaları ile gün yüzüne çıkardığı eğitimcilerden biri de Azerbaycanlı bir Türk öğretmenidir. Selim Refik Refioğlu adındaki bu Genceli Türk, yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladıktan sonra Türkiye’de kalarak Türk liselerinde çalışmayı yeğlemiş, emekli olduktan sonraki hayatını da burada geçirmiş; gözlerini bir “Türk yurttaşı” olarak Türkiye’de yummuştur.  

        Selim Refik Refioğlu’yu Ömer Özcan’ın düşüncesinde önemli kılan husus, onun da kendisi gibi “araştırmacı” olmasıdır. Refioğlu, lise öğretmenliği sırasında, Türk ve özellikle de Azerbaycan Türk edebiyatı üzerine yazdığı yazıları ülkemizin belli başlı bilim ve kültür dergilerinde yayımlayarak edebiyat alanına ışık tutmaktan uzak kalmamıştır. Aslında onun meslek kariyerindeki yeri, lise öğretmenliği değil, Türk dili ve edebiyatı alanında üniversite öğretim elemanlığı olmalıydı. Nedense bu yoldaki dileği ilgi görmemiştir. Buna rağmen o, araştırma ve yazılarını usanmadan, yüksünmeden sürdürmüştür.

        Ömer Özcan Bey, Refioğlu’nun hayatına ilişkin Türkiye belgelerini elde edip inceledikten sonra, onun üzerine bir makale yazmaktansa bir kitap yazmayı uygun görmüş, ona ilişkin yeni belgeler ve bilgiler bulmak emeliyle Azerbaycan’a kadar gitmiş, memleketi olan Gence’de Refiyev (Refioğlu) ailesi mensupları ile tanışmış, Türkiye’ye çok değerli belge, bilgi ve fotoğraflarla dönmüştür. Bunları da kullanarak 300 sayfa tutarında bir eser hazırlayan Özcan, eserini, yayımlanması için Azerbaycan’daki dostlarına göndermiştir.[1] Orada büyük bir ilgi ile karşılanan kitap, gerekli aşamalardan geçip yayımlanmasına karar verildikten sonra, Azerbaycan Millî Bilimler Akademisi M. Fuzulî Adına El Yazmaları Enstitüsü’nce yayımlanmıştır.[2]

        Kitap “Selim Refik Refioğlu: Soyu, Muhiti, Tahsili, Muallimliği ve Yaratıcılığı” adını taşıyor. Bakü, 2013 baskılıdır. Elbette Azerbaycan’da kullanılan Latin kökenli abece[3] ile dizilmiş ve basılmıştır. Bundan dolayı, Türk abecesine göre farklı harfler içeren ve Azerbaycan abecesi ile dizilip basılan kitabı okumak, bizler için, biraz zordur. Bu yüzden, şimdiye kadar bu eseri tanıtmak hususunda tereddütlü davrandık. Eserin Türkiye’deki kitabevlerinde bulunabileceğini de sanmıyoruz. Buna rağmen, onu, yalnızca içindekiler bölümüne dayanarak özetlemek istiyoruz. Böylece Ömer Özcan Bey’in emeğini biraz olsun değerlendirmiş olacağız, sanırım.

        Eserin başında Paşa Kerimov’un “Refioğlu’nun İlk Neşri” (5-8) ve Adalet Tahirzade’nin “Azerbaycan’ı Seven Yürek” (18-34) adlı yazıları var. “Yazardan sözönü (önsöz) ikisi arasına girmiş (9-17). Eserin “Giriş”i (35-88), Selim Refik Refioğlu’nun yakınlarını tanıtmaya ayrılmış. (35-98. ss.) O bölümde babası, babasının ailesi, yakın akrabaları Rızayev ve Hasmemedov aileleri, Dedesi Meşedi Ali Reviev, dedesinin ailesi, Şamhor ailesi, Gence isyanı, Muhaceret, amcası Musa Bey Reviyev ve kardeşi İslam Refioğlu üzerine bilgiler veriliyor.

        Sonraki bölüm doğrudan Selim Refik Refioğlu ile ilgilidir: Bu bölümde onun doğumu, öğrenim hayatı ve ailesi, memurluğu ve bilim hayatı üzerine bilgiler veriliyor (99-146). Buna göre, Selim Refik 1 Temmuz 1905’de Azerbaycan’ın Gence şehrinde doğmuştur. Babası Meşedi Ali, annesi Hatice’dir. İlk ve orta öğrenimini doğum yerinde yapmış, daha sonra Gence Pedagoji Teknikumu’nu bitirmiştir. Ardından da, yüksek öğrenim için, Azerbaycan’dan kaçarak İran üzerinden Türkiye’ye gelmiş ve İstanbul Edebiyat Fakültesi ve Yüksek Öğretmen Okuluna girmiş ve buralardan 1934 yılında mezun olmuştur.    

        Refioğlu, üniversiteyi bitirdikten sonra, Antalya (1934-1935), Malatya (1935), Bursa (1935-1950), İstanbul (1950-1950) şehirlerindeki lise ve dengi okullarda öğretmenlik yapmış, 09.02 1962’de emekli olmuştur. 4 Nisan 1980’de ölen Selim Refik Bey, İstanbul’da gömülmüştür.

        Selim Refik Refioğlu’nun başka öğretmenlerden ayrı olan bir özelliği, araştırmacı yazarlığı idi. Adını taşıyan bu kitaba 18 araştırmasının metni de aktarılmıştır. Bunların büyük bölümü Azerbaycan Türk edebiyatına ilişkindir, Türkiye’deki Türk edebiyatı ile ilgili az sayıda yazısı da bunlar arasında yer almıştır.

        Ömer Özcan Bey, kitabın sonuna kendi yazılarının bir bibliyografik dökümünü de eklemiş. Böylece çalışmalarını Azerbaycan Türklerinin bilgi ve ilgisine sunmuş olmaktadır (147-244).

        -o-

        Ömer Özcan Bey’in bu güzel çalışmasını böylece açıklamaya çalıştıktan sonra, Türk ülke ve topluluklarında Latin kökenli abece (alfabe)’ye geçmiş olanlar ile Türkiye’nin 1928 yılında gerçekleştirdiği yazı devrimi sonunda kabul ettiği Latin kökenli Türk abecesi arasında önemli farklar bulunduğunu, aynı abeceyi kullanan ve son yıllarda kullanmaya başlayan Türk devlet ve toplulukları arasında ortak bir abece olmamasının sıkıntısının giderilemediğini bu kitabı okurken bir kez daha anladım. Bu durum, onların da Latin kökenli bir alfabe kullanma yolunu seçmelerinden beklenen yararı sağlayabilmekten, çok yazık ki, oldukça uzaktır. Ben Selim Refik Refioğlu kitabını okurken çok zorluk çektim. Ülkemizdeki insanların da bu veya aynı abece ile dizilmiş ve basılmış metinleri okumakta aynı güçlükle karşılaşacaklarına kesinlikle inanıyorum. Oysa aslolan, Türk yurtlarındaki ve topluluklarındaki bütün kişilerin birbirini kolay anlamasıdır. Sanıyorum abecelerini değiştiren ülke ve toplumların amacı da bu kolaylığın sağlanmasıdır. Ama bir abece birliği sağlanmadan bu, asla mümkün olamaz. Son yıllarda bu amaca yönelik çalışmalar yapıldığını duyuyoruz, fakat yıllar geçmesine rağmen bir sonuç alınamadığı düşüncesindeyiz. Çünkü, öteki Türk yurtları için benimsenen abece’ler bir birlik sağlayabilme düşüncesinden çok uzak görünüyor. Çünkü onlar, abecelerini düzenlerken uzun yıllardır kullanılan Türk abecesi yerine, Arap elifbâsındaki harfleri aktarmayı yeğlemişler. Bu yüzden aynı sesi veren birden çok harf ortaya çıkmış. Bu, Türk abecesinin ilkelerine aykırı bir durum.

        Azerbaycan abecesinde ilk kez karşılaştığımız harfler de var: “Ters e” gibi. Bu harf ünlü bir harf olması dolayısıyla sıkça kullanılmaktadır. “X” harfi de birden çok ses için seçilmiş hem “h”, hem de “k” sesi veriyor. Oysa “x”, Latin alfabesinde “ks” sesi veren bir harf. Onun başka bir ses için kullanılması hiç doğru değil.

        Türk abecesinin önemli bir ilkesi, her harfin yalnız bir sesi temsil etmesidir. Oysa Azerbaycan abecesinde birden çok sesi vermekte olan başka harfler de var. Böyle harfler hem okuyanı şaşırtır hem de yazanı. Nitekim okuduğum kitapta öyle örneklere de rastladım. Ayrıca, yazar iken, ille de başka bir yazının etkisinde kalınmamalı. Millî bir yazı sistemi ortaya konmalı.[4] Azerbaycan abecesi oluşturulurken 1928’den bu yana kullanılan, yerleşmiş bir Türk abecesi varken başka bir abece oluşturmaya, sanırım, gerek yoktu. Bazı sesler için alınan harfler yerine, Türkçede bilimsel yazılar için kullanılan ve bazı harflere eklenen noktalar ile gerçekleştirilen çözümden yararlanılabilirdi. Böylece abece birliği büyük ölçüde sağlanmış olurdu. Bu yola yine de girilebilir düşüncesindeyim.

        Karşılaşılan zorluklardan biri de, kuşkusuz, Azerbaycan Türkçesindeki, Türkiye Türkçesindeki imla ve cümle kuruluşlarındaki farklılıktır. Aynı sıkıntının iki ülkede uygulanan dilbilgisi (gramer) kurallarında da kendisini gösterdiği açıktır. Öteki Türk ülkelerindeki uygulamalarındaki farklılıkların Azerbaycan’dakinden de çok ve derin olduğunu sanıyorum.

        Yalnız Azerbaycanlılar değil, Latin kökenli abeceleri kullanmaya başlayan ve onlar arasında uyum sağlamaya çalışan bütün Türk toplumları bunlara dikkat ederlerse sorunlar kolaylıkla çözülebilir diye düşünüyorum.    

         


        [1] Sayın Özcan’ın eserini yayımlanmak üzere Azerbaycan’a göndermesinin sebebi açıktır. O, Refioğlu araştırmasını yapmak için Azerbaycan’a gittiğinde çok ilgi görmüş, mutlaka eserini orada yayımlaması da istenmiştir. Türkiye’de yayımlanması durumunda eserin daha az ilgi görmesi olağandı.

        [2] Yazımızda, kitabın Azerbaycan abecesi ile dizilip basılmış bölümlerini Türkiye Türkçesindeki duruma dönüştürerek yazdık çünkü, aktardığımız başlık veya adların Azerbaycan abecesindeki karşılıkları bizim abecemizde bulunmayan harfleri içeriyordu. O harfleri bulup kullanmamız mümkün değildi.

        [3] “Abece” terimi, “alfabe”nin Türkçe karşılığı olan sözcüktür. Alfabe, Latince alfa harfi ile beta harfinin ilk hecesinin bir araya getirilmiş biçimidir. Arapça’daki “elifbâ” o yazının ilk iki harfinden oluşmaktadır. Türkçede “A” tek harfli, öteki bütün harfler iki harfli hecelerden oluştuğu için, bu ad oluşturulur iken ilk üç harf yan yana getirilmiştir. Bu doğru bir yaklaşımdır.

        [4] Azerbaycan abecesi oluşturulurken büyük ölçüde Arap elifbesindeki harflerin örnek alındığı izlenimi edindim. Bana göre bu, doğru bir yaklaşım değildir. Harfler, her şeyden önce ana dildeki sözcükleri verebilmelidir.


Türk Yurdu Temmuz 2016
Türk Yurdu Temmuz 2016
Temmuz 2016 - Yıl 105 - Sayı 347

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele