Ankara’daki Hoca / Hâce Paşa Mescidi’nin İnşa Tarihi ve Banisi Hakkında

Temmuz 2016 - Yıl 105 - Sayı 347

        ANKARA’DAKİ HOCA / HÂCE PAŞA MESCİDİ’NİN İNŞA TARİHİ VE BANİSİ HAKKINDA

        Ankara binlerce yıldır iskâna sahne olan tarihi bir şehirdir. Hititler devrinde kurulduğu tahmin edilen şehir daha sonra Frig, Galat, Roma ve Bizans’ın hâkimiyetinde kalmıştır. Selçuklu devri Ankara’sı da bu tarihi şehrin üzerinde kurulup gelişmiştir. Şehir ve çevresinde bu devirlere ait pek çok yapı bulunmaktadır. Bu eserlerden bir kısmı ise günümüze kadar gelememiştir. Bunlardan biri de Ulus’da, Sebze Halinden Hacı Bayram Camisi’ne giden yolun üzerindeki Hoca[1] / Hâce[2] Paşa Mescidi’dir. Hükümet Caddesi açılırken yıktırılan[3] mescidin çift kanatlı ahşap kapısı Etnografya Müzesi’nde sergilenmektedir.

        Halk arasında Kuyulu Camisi olarak da bilinen Hoca Paşa Mescidi’nin Selçuklular devrinde[4] inşa edildiği kabul edilmekte ise de yaptıran kişiye dair yeterli bilgi yoktur. İ. Hakkı Konyalı ve Gönül Öney bu konuda herhangi bir açıklama yapmazken Ankara ile ilgili ortak bir çalışmaya imza atan araştırmacılar mescidin, Ahi Hüsam Zaviyesi’nin kadın mütevellisi Hoca Paşa tarafından[5] yaptırıldığını öne sürmüşlerdir. Erkekler gibi kadınların da “paşa” unvanı aldıkları[6] malum ise de zaviye mescidden daha sonra inşa edilmiştir. Bu sebeple söz konusu kişinin Hoca Paşa Mescidi’ni inşa ettirmesi kronolojik olarak mümkün değildir. Nitekim onun ismi Selçuklular devrinde vakıf kuran kadınlar[7] arasında da geçmemektedir[8].

        Hoca Paşa’nın tarihi şahsiyetini tespit edebilmek için öncelikle yapının inşa edildiği dönemin belirlenmesi gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere mescit ile ilgili en önemli kaynak Etnografya Müzesi’ne kaldırılan ahşap kapısıdır. Bu kapıyı diğer şehirlerdeki örneklerle mukayese eden Bahaeddin Ögel, yapıyı XIII. yüzyılın ilk yarısına[9] tarihlendirmiştir. Merhum Ögel’in XIII. yüzyılın ilk yarısıyla ilgili bu tespiti burada ele alınan konunun aydınlatılması bakımından oldukça önemlidir. Ancak araştırmacıların Ögel’in yayınından haberdar olmakla birlikte bunun üzerinde durmadıkları, mescidin XIII. yüzyıl eseri olduğunu söylemekle yetindikleri dikkat çekmektedir.

        Merhum Ögel’in tespiti gibi Ankara’nın kentsel gelişimi de XIII. yüzyılın ilk yarısına veya ortalarına işaret etmektedir. XII. yüzyıl boyunca bugünkü kaleden ibaret kapalı bir kent olan Ankara XIII. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren kale ve surların dışına taşarak açık bir kent hâline gelmiştir. Günümüze kadar gelebilen birkaç yapı ile konuyla ilgili yayınlardan kentin esas itibarıyla XIII. yüzyılın ilk yarısında Augustus Tapınağı’nın çevresinde, ikinci yarısında ise At Pazarı ve civarında geliştiği anlaşılmaktadır. Ana hatlarıyla Osmanlı devri Ankara’sının aşağı ve yukarı yüzüne tekabül eden bu iki alan Selçuklular devrinde oluşmuştur. Kentin kale dışındaki ilk yapısı Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü’nün yerinde bulunan Kızılbey Mescidi idi. Kaleden yaklaşık olarak 900 m. uzakta bulunan mescit III. yüzyılda inşa edilen Roma dönemi surlarının dışında idi[10]. Sur dışındaki kentsel gelişmenin bu mescitten sonra tekrar sur içine özellikle de hemen her devirde bir kült merkezi olan Augustus Tapınağı’nın çevresine kaydığı dikkat çekmektedir. Şehrin bu kesimindeki eserler (Baklacı Baba Mescidi), At Pazarı ve civarındaki eserlerden (Arslanhane Camisi, Saraç Sinan Mescidi) daha önce inşa edilmiştir. Yukarıda da belirtildiği üzere Hoca Paşa Mescidi de söz konusu tapınağa oldukça yakındır. Yapının bulunduğu yer de mescidin XIII. yüzyılın ilk yarısında inşa edildiğini söylemeye imkân vermektedir.

        Bahaeddin Ögel’in öne sürdüğü tarih ve kentsel gelişmenin seyri yanında Aksarayî’nin bir rivayeti de XIII. yüzyılın ortalarına işaret etmektedir. Adı geçen müellif, II. İzzeddin Keykâvus ile IV. Rükneddin Kılıç Arslan arasındaki saltanat mücadelesi hakkında bilgi verirken “Hacı Baba[11] ismindeki bir şahıstan bahsetmektedir. Bilindiği üzere II. Gıyâseddin’in ölümünden (1246) hemen sonra başlayan ve yaklaşık olarak 15 yıl devam eden mücadele IV. Rükneddin’in tek başına Selçuklu tahtına oturması ile sonuçlanınca, II. İzzeddin, ailesi ve birkaç adamıyla birlikte İstanbul’a kaçmış (1261) ve Bizans İmparatoru Mihael Paleologos’a sığınmıştır. Aksarayî, yukarıda ismi zikredilen Hacı Baba’nın da İzzeddin ile birlikte İstanbul’a gittiğini bildirmektedir.

        Sultan ve adamları İstanbul’da imparator tarafından oldukça iyi karşılanmıştır. Ancak onun en sadık adamlarından Ali Bahadır ve Emir-i âhur Uğurlu bir süre sonra Bizans tahtını ele geçirmeye karar verince bundan haberdar olan imparator, Uğurlu’nun gözlerine mil çektirip[12] Ali Bahadır’ı öldürtmüş ve Selçuklu Sultanını da annesi ve iki oğluyla birlikte Enez Kalesi’nde hapsettirmiştir. İbn Bibi’nin anlattığına göre Sultanın yakınlarından Hristiyanlığı kabul edenler hayatlarını kurtarmış, “İslam’ın ipine sıkıca sarılmış” olanlar ise ölünceye kadar zindanda kalmıştır. Ana hatlarıyla temas edilen bu hadiseler, Altın Orda hükümdarı Berke’nin sultan ile oğullarını kurtarması ile sonuçlanmıştır[13].

        Sultanla birlikte İstanbul’da giden Hacı Baba’nın akıbeti hakkında bilgi yoktur. Emir-i âhur Uğurlu ile Ali Bahadır’ın akıbetine dair bilgi veren yazarlar onun akıbeti hakkında herhangi bir bilgi vermemişlerdir. Ne öldürülenler ne de Hristiyanlığı kabul edenler arasında ismi geçmektedir. Onun İzzeddin ile birlikte Kırım’a gittiği veya daha sonra Anadolu’ya dönüp dönmediği de bilinmemektedir[14].

        Görüldüğü gibi II. İzzeddin ile birlikte İstanbul’a giden Hacı Baba ile Ankara’daki mescidi yaptıran Hoca Paşa’nın ismi arasında bir benzerlik söz konusudur. Hacı Baba’nın halk arasında Hoca Paşa’ya dönüşmesi kuvvetle muhtemeldir. Ancak Hacı Baba ile Hoca Paşa arasında kurmaya çalıştığımız bağlantı sadece isim benzerliğinden ibaret değildir. Ankara’nın, saltanat mücadelesinin vuku bulduğu yıllardaki konumu da İzzeddin’in en zor anında onunla birlikte hareket ederek Anadolu’dan ayrılan Hacı Baba’nın bu şehirle ilgili olabileceğini düşündürmektedir. II. İzzeddin ile IV. Rükneddin arasında saltanat mücadelesi, onların sahip olduğu şehirler üzerinden ele alındığı zaman İzzeddin’in oldukça müstahkem bir mevkide kurulan ve bir anlaşma yapılmadan ele geçirilmesi neredeyse imkânsız olan Ankara’da 1249 veya 1251 tarihlerinden[15] itibaren kendisini destekleyen bir taraftar grubuna sahip olduğu anlaşılmaktadır. Anadolu Moğollar tarafından iki kardeş arasında taksim edildiği (1258) zaman da Ankara İzzeddin’e bırakılmıştı. Bu taksime göre Sivas suyunun (Kızılırmak) batısındaki topraklar II. İzzeddin’e, doğusundakiler ise IV. Rükneddin’e bırakılmıştı[16]. İzzeddin; ülkenin bu kesimindeki şehirler ile uçtaki Türkmenler tarafından desteklenirken, Rükneddin; Kayseri, Niğde, Develi ve Elbistan sübaşıları ve Moğollar tarafından desteklenmekteydi[17]. Her iki sultan da şartlar müsait oldukça hâkimiyet sahalarını genişletip kendilerine muhalif olan yöneticileri tasfiye ediyorlardı. Hemen her fırsatta Rükneddin’i destekleyen Baycu Noyan Bitinya’nın içlerine kadar ilerleyerek Galatia ve Kapadokya’da onun hâkimiyetini tesis etmeye çalışmıştı[18]. 1256’larda bir süre Konya’dan ayrılmak zorunda kalan II. İzzeddin de tekrar tahta çıkınca Emir-i âhur Uğurlu’nun teşviki ile Niğde’de büyük bir tasfiye hareketine girişmiş, başta şehrin valisi (sübaşı) olmak üzere IV. Rükneddin’i destekleyenleri ortadan kaldırmıştı[19]. İzzeddin’in en sadık adamlarından Ali Bahadır’da Baycu Noyan’ın baskısıyla Rükneddin’e biat eden Malatya’yı ele geçirmiş (1258) ve şehrin ileri gelenlerini Baycu ile işbirliği yaptıkları için cezalandırmıştı[20]. Ali Bahadır ve Uğurlu’nun İzzeddin’in ülkeden ayrılmasından hemen sonra IV. Rükneddin’in iktidarına karşı Ankara ve Çankırı civarında[21] isyan etmeleri de Ankara’nın İzzeddin ve taraftarları için ne kadar önemli bir kent olduğunu göstermektedir..

        Sonuç olarak; Ankara’daki Hoca Paşa Mescidi’nin II. İzzeddin ile birlikte İstanbul’a giden Hacı Baba tarafından inşa ettirilmesi kuvvetle muhtemeldir. Hacı Baba ile Hoca Paşa isimleri arasındaki benzerlik yanında Ankara’daki siyasi oluşum da mescidin ancak İzzeddin’in çevresindeki bir kişi tarafından edilebileceğini düşündürmektedir. Her ne kadar kaynaklar Sultanın çevresindeki kişileri bütünüyle tespit etmeye imkân vermemekte ise de Aksarayî’nin Hacı Baba ile ilgili rivayeti dikkatleri bu kişi üzerine çekmektedir.  Yukarıda ana hatlarıyla temas edilen hadiselerden de anlaşılacağı üzere Ankara gibi İzzeddin Keykâvus’u destekleyen bir şehirde, bu yapı ile uyum içinde olmayan herhangi bir kişinin mescit vb. bir yapı inşa ettirmesi oldukça güçtür.

         

         


        [1] Ongan 1974: 221

        [2] Ergenç 1995: 24, 29

        [3] Konyalı 1978: 54-55

        [4] Öney 1971: 92

        [5] Erdoğan-Günel-Kılcı 2008: 167

        [6] Togan 2008: 50-51

        [7] Ankara’daki kadın banilerle ilgili liste için bkz. Hacıgökmen 2011: 128-144

        [8] Ahi Hüsam Zaviyesi’nin Hoca Paşa olarak anılan bir mütevellisine 1571’de rastlanmaktadır. (Eravcı 2014: 110).

        [9] Ögel 1957: 204

        [10] Tanyeli 1987: 29, 89

        [11] Aksarayî 2000: 32, 52; Hacı Baba olarak şöhret bulan bu kişinin gerçek ismi bilinmemektedir.

        [12] İbn Bibi 1996: II, 161; Aksarayî 2000: 57

        [13] İbn Bibi II, 1996: 161

        [14] Bilindiği üzere II. İzzeddin’in oğullarından Siyavuş (Cimri) 1277 tarihlerinde Anadolu’ya dönmüştür. Onunla birlikte Anadolu’ya kimlerin geldiği bilinmemektedir. Nesebi hakkında bir tereddüt belirince Suğdak’tan kaçıp gelen Sivaslı Taki adlı biri onun II. İzzeddin’in oğlu olduğuna şahitlik etmiştir (İbn Bibi 1996: 204).

        [15] Mübarek Galib 1928: 7; Bakırer 2001: 187

        [16] İbn Bibi 1996: II, 155

        [17] İbn Bibi 1996: II, 138-140

        [18] Ebu’l-Ferec 1987: II, 564; Bilindiği üzere Ankara, Romalılar devrinde Galatia Eyaleti’nin başkentiydi (Baz 2012: 577-598).

        [19] İbn Bibi 1996: II, 152; Kaymaz 1970: 70

        [20] Ebu’l-Ferec 1987: II, 563, 565

        [21] Aksarayî 2000: 56; Kaymaz 1970: 108

        Kaynakça

        · Aksarayî (2000), Müsameretü’l-Ahbâr, (çev. Mürsel Öztürk), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

        · Bakırer, Ömür (2001), “Ankara Kalesi Duvarları Üzerindeki Belge ve Bilgiler”, Tarih İçinde Ankara II Aralık 1998 Seminer Bildirileri, Ankara, s.173-202

        · Baz, Ferit (2012), “Galatia Eyaletinin Roma Devlet Teşkilatı İçerisindeki Yönetimine İlişkin Gözlemler”, Tarihte Ankara Sempozyumu Bildiriler (25-26 Ekim 2011), C.II, s.577-598, Ankara.

        · Eravcı, H. Mustafa (2014), “Ahi Hüsam Zaviyesi”, Ahilik Ansiklopedisi, C.I, s.110, Ankara: T.C. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Yayınları.

        · Erdoğan, Abdulkadir-Günel, Gökçe-Kılcı, Ali (2008), Tarih İçinde Ankara, Ankara: Ankara Büyükşehir Belediyesi Yayınları.

        · Ergenç, Özer (1995), Osmanlı Klasik Dönemi Kent Tarihçiliğine Katkı XVI. Yüzyılda Ankara ve Konya, Ankara: Ankara Enstitüsü Vakfı Yayınları.

        Hacıgökmen, Mehmet Ali (2011), Ahiler Şehri Ankara. XIII-XIV-XV. Yüzyıllarda Ankara’da Ahilik ve Ahiler, Konya: Kömen Yayınları.

        · İbn Bibi (1996), El-Evamiru’l-Ala’iye Fi’l-Umuri’l-Ala’iye, (çev. Mürsel Öztürk), C.II, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.

        · Kaymaz, Nejat (1970), Pervâne Mu’înü’d-Dîn Süleyman, Ankara: AÜDTCF Yayınları.

        · Konyalı, İ. Hakkı (1978), Ankara Camileri, Ankara: Kültür Matbaacılık

        · Mübarek Galib (1928), Anadolu Türk Asar ve Mahkukatı Tetebbuatına Esas Ankara İkinci Kısım, Kitabeler, İstanbul: Devlet Matbaası.

        · Ongan, Halit (1958), Ankara’nın 1 Numaralı Şer’iye Sicili, Ankara 1958

        · Ongan, Halit (1974), Ankara’nın İki Numaralı Şer’iye Sicili, Ankara 1974

        · Ögel, Bahaeddin (1957), “Selçuklu Devri Anadolu Ağaç İşçiliği Hakkında Notlar”, Yıllık Araştırmalar Dergisi, I, s.199-236

        · Öney, Gönül (1971), Ankara’da Türk Devri Yapıları, Ankara: AÜDTCF Yayınları.

        · Tanyeli, Uğur (1987), Anadolu-Türk Kentinde Fiziksel Yapının Evrim Süreci (11.-15. Yüzyıl), İstanbul

        · Togan, İsenbike (2008), “Selçuklu ve Osmanlı Tarihi Bağlamında Cinsiyet Rollerini Farklı Algılama Yollarının İsim ve Unvanlara Yansıması”, Suraıya Faroqhi’ye Armağan Osmanlı’nın Peşinde Bir Yaşam, Ankara: İmge Yayınları, s.45-96


Türk Yurdu Temmuz 2016
Türk Yurdu Temmuz 2016
Temmuz 2016 - Yıl 105 - Sayı 347

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele