Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi: 3 Mayıs 1944

Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

        3 Mayıs 1944 tarihinde Türkçülüğe karşı “haçlı seferi”ne girişilmiştir. İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde CHP, devletin bütün imkânları kullanılarak cemiyette sistemli bir Türkçülük düşmanlığı yapmış, bu fikir zihinlerden silinmeye çalışılmıştır. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 19 Mayıs 1944 tarihli konuşmasında Türkçülüğü haksız suçlamalarla karalamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisi’n de neşredilen bir tamim ile bu nutkun derslerde öğretmenler tarafından okunarak işlenmesi istenmiştir. Türkçülük aleyhinde hükümete yakın gazetecilerin makaleleri kitap hâline getirilerek eğitim kurumlarına dağıtılmıştır.1 Bu kitap DP iktidarı dönemin de çıkarılan bir genelge ile kütüphanelerden kaldırılmıştır. Günümüzde de örneğini gördüğümüz gibi topluma suçlu olarak takdim edilen haklarında olmadık suçlamalar yapılanlar, yargılamalar sonunda beraat ederek çektikleri acılarla beraber cemiyete döndüler, eserler yazarak, partiler kurarak günümüzde isimleri şerefle yaşamaya devam etmektedir.

        
Türkçülüğe Haçlı Seferinin Hazırlandığı Zemin

        
II. Dünya Savaşı döneminde Türkiye tarafsızlık politikası takip etmiştir. Bu politikanın belirlenme, takip etme ve uygulanmasında cumhurbaşkanı İsmet İnönü tek adam olmuştur. En büyük yardımcısı önce Dışişleri Genel Sekreteri daha sonra Dışişleri Bakanı olan Numan Menemencioğlu’dur. Basını ve kitle iletişim araçlarının denetimini yakından takip etmiştir. Her türlü diplomatik yazışma ve şifreli olarak gelen telgraflar kendisine verilmiş, dışişleri haber alma dairesi raporlarının değerlendirmiştir. İnönü, klasikleşen İngiltere’ye yakın olma siyasetini devam ettirmiştir. Saldırmazlık Paktı imzalanmıştır. Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, süresi biten Türkiye-Rusya anlaşmasını yeniden imzalamak üzere gittiği Moskova’da 26. 09. /17. 10. 1939 tarihleri arasında oyalanmış ve netice alamadan geri döndüğünde Sovyetlerin niyetleri açığa çıkmıştı. 18 Haziran 1941’de Alman-Türk saldırmazlık paktı imzalanmıştır. Türkiye savaş boyunca taraflar arasında dengeyi iyi kurdu. Sovyetlerin üzerindeki Alman baskısını azaltmak için ikinci bir cephenin açılması, savaşa girmesi hususunda gerek kendileri gerekse İngiltere üzerinden yaptıkları baskıya direnç gösterdi. Amerika bu konuda Türkiye’ye bir baskı yapmadı. Savaş hâlinde ülkenin kömür ihtiyacının karşılandığı tek kaynak Zonguldak havzasının muhtemel bir bombardıman sonucunda devre dışına çıkması, tamir edilemeyecek zararlar doğurmasından endişe ediliyordu. Buradan deniz yoluyla gelen kömür İstanbul’da konutların ısınma, enerji üreten santrallerinin ihtiyacını güçlükle karşılıyordu. Bunun aksaması sanayinin durması demekti. Un değirmenlerinin, fırınların üretiminin aksaması, ekmeğin karne ile dağıtıldığı şehrin moral gücünü en aşağı seviyeye düşürecekti. İngiltere’den savaşa girmek üzere istenen askeri malzemenin günlük 1.500 tonluk partiler hâlinde nakliyesine Türkiye’nin demiryolu kapasitesi elverişli değildi. İngilizler, Türk dış politikasının beyni olan Numan Menemencioğlu’nun Alman yanlısı olduğunu düşünüyorlardı. 2 Parlamentoda başta Recep Peker olmak üzere Alman taraftarı olan politikacılar vardı.

        
Savaşın başlarında Almanların üstünlük sağlamasına paralel olarak iç politikada komünistler hakkında takibat yapıldı. 1942’de çıkarılan Varlık Vergisi ile Yahudilerin başta olduğu Rum ve Ermeni azınlık vatandaşlarından mali açığın kapatılması amaçlı uygulamalar yapıldı. 1942 yılından itibaren Türkçü dergilerin etkisiyle Turancı görüşün gençlik ve aydın kesiminde tabanını genişlettiği hissedildi. Türkçü gruplar etkileri yanı sıra gruplara da ayrılmışlardı. 1943’te Türkçülüğe karşı tedbir almak üzere bir komite kurulmuş, başkanlığına Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel getirilmişti. Komitenin hazırladığı rapor İçişleri Bakanı Hilmi Uran tarafından sıkıyönetim komutanlığına gönderilmiştir. 3Raporda Türkçü-Tu rancı görüşte zararlı faaliyette bulundukları düşünülen 47 kişi arasında Türk siyaset, fikir adamlarından; Cafer Seydahmet Kırımer, Kadircan Kaflı, Abdülkadir İnan, San’an Azer, Akdes Nimet Kurat, Samet Ağaoğlu, Ahmet Caferoğlu, Remzi Oğuz Arık, Mehmet Halit Bayrı, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Hüseyin Emir Erkilet, Mustafa Müftüoğlu, İzeddin Şadan, Tahir Akın Karauğuz, Mustafa Hakkı Akansel, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu, M. Şakir Ülkütaşır, Mükremin Halil Yinanç, Hüseyin Avni Göktürk, Nihat Sami Banarlı, Peyami Safa, Osman Turan gibi isimler bulunuyordu. 4Bu isimlerin ortak paydaları milliyetçilik, ama Arık, Göktürk, Yinanç Anadolucu görüşü savunan Millet dergisinin naşir ve yazarları idiler.

        
Faaliyetlerine yer altında devam TKP, tahrik gayesiyle 1943’te Türkçülük-Turancılığı kötüleyen Faris Erkman’ın yazdığı En Büyük Tehlike isimli bir risale neşretmiştir. Risale, TKP’nin ajitasyon faaliyetleri çerçevesinde yöneticilerden Reşat Fuat Baraner tarafından kaleme alınmakla birlikte Erkman’ın ismiyle çıkarılmıştı.

        
Nihal Atsız, Orhun dergisinde Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na hitaben neşrettiği açık mektuplarda Millî Eğitim’de ki komünist faaliyetleri isimlendirerek açıklamıştı. Mektuplarda, suçlananlardan Sabahattin Ali’nin Atsız aleyhine açtığı davanın duruşmasından sonra 3 Mayıs 1944’te Ankara’da gösteriler yapıldı. “Dava yaratmak için yaratılan dava” ilk gayesinde muzaffer olmuştu. İran’da, Yunanistan’da kızıl istilaya mukavemet şuuru o gün çimlenmiş, Batı âleminin bugünkü mücadele mekanizmaları “Türk millî ruhunu”nun o günkü şahlanışını cihanşümul kavgalarına temel yapmışlardır. 5 Gösteriler hükümete önceden tasarlanan planını uygulama imkânı verdi. Tutuklamaların zamanlaması ve kamuoyuna büyütülerek sunulması, bir grubu cezalandırmak değil, Sovyetlerin gözüne hoş görünmek amacıyla yapıldığı intibaı vermektedir.6 İnönü’yü hiç sevmeyen Niyazi Berkes, iktidarı için her şeyi yapabileceğini, İngilizlerin baskısı üzerine Mareşal Fevzi Çakmak ile yardımcısı Orgeneral Asım Gündüz’ü, Almanların yıldızının sönmesi üzerine Sovyetlere yaranmak için Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu’nun Paris Büyükelçiliği ile görevden uzaklaştırdığını, hatta Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nu bile tasfiye edebileceğini hatıralarında yazıyor.7 Tavizlerin arkası gelmediği için Menemencioğlu’nun Paris’teki poker borçlarının bile devlet tarafından ödendiği söylenmiştir.
Yukarıdaki isimlerin tepki çekeceği düşünülmüş, Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Dr. Hasan Ferit Cansever’in bulunduğu 23 kişi tutuklanmış, hazırlık soruşturması safhasında gözaltında bulunanların bazıları daha sonra bırakılmışlardır.8 Sıkıyönetim sebebiyle tutuklama haberleri gazetelere yansımadı. İktidarın kalemi ve Türkçüleri sevmeyen Falih Rıfkı Atay’ın başyazılarında olayların işaretleri göründü. 9 19 Mayıs’ta İnönü’nün söylediği nutuk tam metin olarak gazetelerde çıktı. Bunun yorumları yapıldı.10 Bütün eğitim yöneticileri, üniversite öğretim üyeleri, öğretmenler: “Aldıkları direktife göre çalışacaklarını bildirerek haklarında gösterdiği yüksek iltifat dolayısıyla millî şefe minnet ve şükranlarını” bildirdiler. 11 Nurettin Artam (T. İ.), “İki Olumsuz” başlıklı yazısında, “Birisi bilindiği gibi Adsız’dır. Adsız eski Türk tarihinde kendi adını kendi hareketleriyle kazanacak olan küçük oğlan çocuğa denirdi. O küçük kardeş, yiğitlikler, kahramanlıklar yapar ve kendine yaraşacak adı kazanırdı. Bugün o soyadı alarak kullanan adam, yiğitlik ve kahramanlığın tam tersini yapmış, fakat gene adını almıştır. Atsız’ın ne ve kim olduğunu merak edenler millî önderin 19 Mayıs söylevini dikkatle iki defa okuyabilirler.”12 Eylül 1944’te mahkeme başladı, savcının iddianamesi gazetelerde tam metin olarak neşredildi.13 29 Mart 1945 tarihinde dava karara bağlanarak yargılananlar muhtelif cezalar aldılar. Askeri Yargıtay Başkanı Orgeneral Ali Fuat Erden, üyeler Tümgeneral Kemal Kalkan, Tümgeneral İsmail Hakkı Berkok kendilerine yapılan baskılara rağmen tarafsızlıkların korudular, dava esastan ve usul yönünden bozuldu. Bütün sanıklar serbest bırakılarak tutuksuz olarak yargılanmalarına karar verilmiştir. Yeniden yapılan yargılama sonunda 31 Mart 1947’de bütün sanıklar beraat etmişlerdir.

        
Cumhuriyeti Kuran Ana Fikir

        
Düşünürlerimiz Cumhuriyetin ideolojisinin milliyetçilik olduğu hususunda birleşmiştir. Türk milliyetçiliği fikrinin gelişim süreci hakkında da farklı yorumlar bulunuyor. Fikri Türkçülüğün-milliyetçiliğin II. Abdülhamit’in hükümdarlık yıllarının başında dil, tarih alanında Ahmet Vefik Paşa, Süleyman Paşa’nın eserleriyle fikri seviyede kendini gösterdiği biliniyor. Hüseyinzade Ali Bey, Necip Asım, Veled Çelebi, Mehmet Emin Yurdakul yazıları ve şiirleriyle Türkçülüğümüzün ilk önder kalemleridir. Genç Kalemler dergisinde dilde sadeliğin öncülüğü yapılmış, Ziya Gökalp Türkçülüğü sistemleştirmeye başlamıştır. 1911’de çıkmaya başlayan Türk Yurdu Türkçülüğün bayraktarlığını yapmıştır. Türk Ocaklarının kurulması ile hayatın bütün safhalarında maddi ve manevi kültür değerlerinde millîliğe önem verilmeye, yüceltilmeye başlanmıştır. Bu dönemde romantizm ağırlık kazandı. Gökalp, romantizme başka bir açılım kazandırmıştır. Cumhuriyetin ilanı ile milliyetçilikte yöne bir dönem başlamıştır. Millî devletin kurulması ve geleceğinin sağlamlaştırılması çalışmaları hızlanmıştır. Bunu bir geç dönem tepki milliyetçiliği olarak değerlendirmek körlüktür. Çok dinli, çok dilli, çok hukuklu bir toplumdan birliğin, beraberliğin sağlandığı, ekonomisinin düzenlendiği, sanayi yatırımlarının hızlandığı bir toplumun kurulmasına başlanmıştır. TBMM’deki Halk Fırkası üyeleri tarafından müzakere edilerek 9 Eylül 1923’te kabul edilen ilk parti tüzüğünün üçüncü maddesinde Halk Fırkası’na her Türk’ün dışarıdan gelip Türk uyrukluk ve kültürünü benimseyen herkesin girebileceği ilke olarak kabul edilmiştir.14 Başlangıçta vatandaşlık ve toprak/vatan bağı esasına dayalı bir milliyetçilik amaçlandığı ileri sürülmüştür.

        
Milletin aynı topraklar üzerinde yaşayan bireylerden mürekkep bir topluluk olduğu düşüncesi ağır basmıştır. Aslında bu düşünce Mehmet Ali Tevfik’in 1912 tarihinde Selanik’te İttihat ve Terakki Kulübü’nde verdiği konferansta özetlenmiştir: “İnsanlığı bilen her Türk’ün en mukaddes vazifesi manevi yurt, manevi vatan mefhumunun evvela halk ve icadına, sonra neşr ve tamimine çalışmak olmalıdır”. 1930’dan sonra bu görüş değişti. Bu değişmede tarih ve dil konularına ağırlık verilmesi, yeni çalışmalar sonucunda öne çıkan bazı değerlerin etkisi olduğu muhakkaktır. Kendi tarihimizi Batılılardan öğrenerek genç nesillere öğretmeye kalkışmamak için I. Türk Tarih Kongresi düzenlendiğinde Yusuf Akçura şunları söylemişti: “Tanzimat Devri’nde hafif hafif belirtileri görülen Türkçülük fikir cereyanı da II. Meşrutiyet Devri’nde biraz daha açıklık kazanmıştı. Türkçülük fikri, Tanzimat’ın kölecesine Batı yandaşlığına, cinsi ve dini kale almayan Osmanlılığa karşıydı. Türkçülük, Tanzimatçılığa karşı, bir tepki oluşturdu. Türk Tarih Cemiyeti’nin önündeki mesele, genel olarak tarihe Avrupa’nın gözüyle bakmayıp, onu sırf gerçekleri açısından görmek ve bu görüş ile Türk Kavmi’nin tarihteki hakiki yerini belirlemek, yani Türklerin insanlık tarihinde oynadıkları, hasımlarının gizlemeye çalıştıkları büyük rolü meydana çıkarmak ve bu suretle Türklerin hakkını vermektir.”15 Fuat Köprülü’nün şahsi gayretleriyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne bağlı olarak 1924 tarihinde kanunla Türkiyat Enstitüsü kurulmuştu. Enstitünün 1926’dan sonra özel bütçesi olmuş, Batı’daki benzerlerine uygun bir araştırma kurumu haline gelmiştir. Mustafa Kemal, enstitü için bozkurt motifini amblem olarak seçmiştir.

        
Cumhuriyet döneminde Bakanlar Kurulu tarafından 9 Eylül 1925 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti arması için Millî Eğitim Bakanlığı’nca bir yarışma açılması için karar alınmıştır. Bakanlık bu yarışma için bir şart name düzenlemiştir.16 Bazı kurumların görüşlerini almıştır. Abdülkadir İnan, Zeki Velidi Togan, Hüseyin Namık Orkun kurt motifi hakkında olumlu görüş bildirmişlerdir. Samih Rifat bu konuda bir risale neşretmiştir. 17

        
Cumhuriyetin İlk Dönemlerinden Örnekler

        
Türk milliyetçiliğinin siyasi bir güç olarak yükseldiği bu dönemde Türklük ve Türkiye vatandaşlığı bir ayrıcalık olarak görülmüştür. Sermayede Türkleştirme eğilimleri görüldü. II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Partisi tarafından ilk uygulaması yapılan, yabancı şirketlerde çalışan personelin belli oranda Türk olması mecburiyeti getirildi. Türkleri arkalayan bazı kanunlar Meclis’te kabul edildi. 1928’de 1246 sayılı Kanun kabul edildi. Kanunla okullarda ve dışarıda izcilik teşkilatı kurma hakkı “münhasıran Türk” vatandaşlarına verildi. Azınlıklar bu teşkilatları kuramayacaklardı. 11 Nisan 1928’de kabul edilen 1219 Sayılı Kanun ile ülkedeki doktorların Türk olmaları şartı getirildi. Dişçi, ebe ve hemşirelerde Türk olacaklardı.18 18. 03. 1926 tarih ve 788 sayılı memurin Kanunu’nun 4. maddesinin a fıkrasında “Türk olmak” şartı konulmuştur. Devlet memuru olmanın şartının doğrudan Türk kimliğine vurgu yaparak belirleyen bu kanun 1965 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.19 Bu örnekler çoğaltılabilir. Bu kanunların bazılarında rekabeti önlemek için Türk olanlara öncelik tanınması makul görülebilir. Ama ilerleyen tarihlerde bu kanunların bazılarında değişiklik yapıldı, Türk olmayanlar da mesleklerini yaptılar. Bu zikzaklarda Türk toplumunun yapısının etki vardır.

        
CHP döneminde resmi ideolojisi ve politikasını üniversite öğrencilerine aktarmak üzere 1930’lu yıllarda “İnkılâp Tarihi Dersleri” konmuştur. Bu ders siyasi iktidarların konuya yaklaşma derecelerine göre etkinlik kazanmıştır. Programında çok değişiklik yapıldı. Bu dersin öğretmenlerinden biri CHP’nin güçlü adamı Pe ker, “Bereket versin ki, en büyük imha vasıtaları ve en ezici hadiselerle bile bozulması mümkün olmayan tek bir şey, Türk kanı bütün bu gürültüler içinde temiz kalmıştı. Batı Türkleri bu çöküntü içinde kanının arılığını korudu ve sakladı.” demektedir. 20

        
İçlerinde kahvehanelerin ve toplu taşıma araçlarının dâhil olduğu halkın bulunduğu yerlerde Türkçeyi hâkim kılmanın önemi üzerinde Türk Ocaklarının 1927’deki kurultayında tartışmalar olmuştur.21 1937 yılında bazı belediyeler “Vatandaş, Türkçe Konuş” kampanyaları açtılar. Toplumda geçmişte yaşanan Vagon-Li hadisesinden dolayı değerlerine karşı bir hassasiyet bulunuyordu. Yabancı sermayeye ait yataklı vagonların biletlerini kesen şirketin Beyoğlu şubesinde çalışan Türk memurun 22 Şubat 1933 günü müşterisiyle Türkçe konuştuğu için müdürün hakaretine maruz kaldığı, Türklüğü tahkir edici sözler söylediğinin gazetelere aksetmesi üzerine, üniversite gençliği şirketin idare merkezi önünde protesto gösterileri yaptı. Gösteri yüzünden bölgede trafik saatlerce durdu. Gençler buradan Eminönü’ne doğru yürüdüler. Bazı gençler gözaltına alınmış, Milli Türk Talebe Birliği önderleri Tevfik İleri, Adnan Ötüken, Abidin Nesimi akranları arasında öne çıktımıştır.22 “Vatandaş, Türkçe Konuş” kampanyası azınlıklar yanında muhacir olarak Türkiye’ye gelen Türkçe konuşmakta zorlanan kesime de yöneliktir. Bu hadiseden kısa bir müddet sonra Ankara’daki Yahudilerin toplanarak aralarında Türkçe konuşmaya karar verecekleri haberi gazetelere yansıdı. 23 İstanbul’da Türk Dilini Yayma Birliği isimli bir dernek kuruldu. Birlik mensuplarından Ferit Aseo Halkevinde “Türk Dili ve Harsı” konulu bir konferans verdi.24

        
Dr. Refik Nevzat, eski bir Jön-Türk’tür. Askeri Tıbbiye talebesi iken 1894’te İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni Fransa’da bulunan Ahmet Rıza’ya kabul ettirmek için Paris’e gönderilmiş, burada Meşveret gazetesinin neşrine katılmış, 1908’de arkadaşlarıyla arası açılmıştır. Burada Fransız sosyalistlerinden etkilenmiş İstanbul’da Hüseyin Hilmi’nin kurduğu Osmanlı Sosyalist Fırkası’nın Paris Şubesi adı ile bir grup kurmuştur. 1911’den itibaren Beşeriyet isimli aylık bir gazete çıkarmıştır. Osmanlı Sosyalist Fırkası adına 1919’da İstanbul seçimlerinde aday gösterilmiştir. Tek parti döneminde hükümeti eleştirmiştir. 1950’den sonra Türkiye’ye dönmüştür.25 Dr. Refik Nevzat, aynı zamanda milliyetçi, Türkçüdür. Bir mektubun da bu fikirlerini açıklamıştır: “Kanım Türk kanıyle yoğrulmuş, vücudum Türk kanıyle beslenmiş, dimağım Türk hukukunun müdafaasiyle harbetmiş bir adamımdır. Eroğlu er, Türk oğlu Türk’üm. Halis Türk’üm. Hayatımın sonuna kadar Türk kalacağım.”26

        
1961 yılında Chicago Üniversitesi’nde Türk Liseleri ve Müfredat Programları üstüne bir doktora tezi veren Richard E. Maynard, “Geleneksel dinî eğitim yerine, laik bir ulusal eğitim yaratılmaya çalışılmış; fakat Türk milliyetçiliğinin, eğitimde önemli bir öğesi ırkçılık olmuştur.” kanaatindedir. 27

        
Atsız, 1944 yargılamalarında yaptığı savunmada şunları söylemiştir: “Savcının Anayasa’ya aykırı diye bize yapıştırmak istediği ırkçılığı devlet bilfiil tatbik etmektedir. MTA Enstitüsü ile askerî okullar ve hemşire okuluna ancak Türk ırkından olan öğrencilerin alınması; 2510 sayılı İskan Kanunu’nun 7, 9, 10, 11, 13 maddeleriyle İskan Muafiyet Nizamnamesi’nin 3 ve4 maddeleri, Millet Meclisi tarafından kanunla kabul edilen İstiklal Marşı’nın ve Harp Okulu Marşı’nın Türk ırkını terennüm etmesi, hep ırki görüşün mahsulleridir.” Savunmada Başbakan Saraçoğlu’nun 5 Ağustos 1942’de Meclis’te söylediği nutuktaki sözünü tekrar etmiştir: “Bizim için Türkçülük bir kan mes’elesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür mes’elesidir.”28

        
Cumhuriyetin başlangıç dönemi ile ilgili bazı tespitler yaptık. Bu örnekleri bazıları görmemekte ısrar ediyorlar: “Atatürk ulusçuluğu, ırk kökenine dayanan Gobineau’cu bir ulusçuluk değil, ırk birliği aramayan onun yerine, ülkü birliği yani birlikte yaşama, ortak hedeflere yönelme istencini koyan modern Renan’cı bir ulusçuluktur.”29 Milliyetçiliğe uzak duran, eleştiriler yöneltenlerden bu dönemin belirgin özelliklerini kabul edenlerde var: “Türkçü-Turancı Türk milliyetçiliği, resmî milliyetçiliğin sapkın bir koludur. Vatan olarak bütün ‘Türklük dünyasını’ kabul etmesiyle resmî (Atatürkçü) milliyetçiliğin vatancı / Anadolucu çizgisinden ayrılır.” 30

        
3 Mayıs 1944’ü Hazırlayan Ortam

        
1938’de Matbuat Kanunu’nun bazı maddeleri değiştirildi. Önceden gazete ve dergi çıkaracakların sadece bildirimde bulunmaları yerine valiliklerden izin alma mecburiyeti getirildi. Bu kişiler ayrıca neşriyatta bulunacakları yerin nüfusuna göre millî bir bankadan 500-5.000 liralık teminat mektubu getireceklerdi. Kıstaslar açık olarak belirtilmediği için izin almak çok güçtü. Mevkutede çıkan çizgi ve yazılardan aynı zamanda sahibi ve sorumlu kişiler mesul olacaklardı. Bu dönemde gazete ve dergi ruhsatı ticaretiyle uğraşanlar ortaya çıkmıştı.31 1939’da II. Dünya Savaşı’nın başında ilan edilmeyen sıkıyönetim uygulaması Kasım 1940’da getirilecek ve savaş bitmesine rağmen bir süre daha devam edecekti. Savaş süresince çok sayıda gazete kapatıldı. Kapatılan gazete ve dergileri basan matbaalarda kapatılıyordu. Bazı gazeteciler, TKP eğilimli yazarlar sıkıyönetim bölgesi dışına sürgün edildiler.
Matbuat Kanunundaki zorluklara rağmen 1939 yılından itibaren Türkçü dergiler neşriyat hayatında görülmüştür: Reha Oğuz Türkkan’ın Bozkurt, Ergenekon ve Gök-Börü; Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon’un32 Çınaraltı; Dr. Rıza Nur’un Tanrıdağ; Dr. Hasan Ferit Cansever’in Türk Yurdu; Atsız’ın Orhun, Dr. Fethi Tevetoğlu’nun, Feridun Ankara’nın sorumluğunda, eşi Gülcan Tevetoğlu’nun sahibi olduğu Kopuz.

        
Türkkan, Tapu ve Kadastro Genel Müdürü olan babasının nüfuzu ile dergilerine izin almıştır. Atsız, kardeşi Nejdet Sançar’ın eşi Reşide Sançar’ın aldığı izinle Türk Sazı isimli dergiyi 1943’te, ancak tek sayı yayımlamıştır. Ankara’da yetkililerle yaptığı görüşme sonucunda Orhun’un neşriyat iznini alabilmiştir. Çınaraltı’nın sahiplerinden Ortaç, 1946-1950 arası Ordu; Orhon, 1946-1950 arası Zonguldak’tan CHP milletvekili olarak parlamentoda bulunmuşlardı. Atillâ İlhan, Türkçü dergilerin kapaklarında Nazi Almanyası’ndan esinlenerek “Her Irkın Üstünde Türk Irkı” ibaresinin bulunduğunu yazmıştır. 33 Bu ibare sadece Türkkan’ın dergilerinin kapaklarında bulunmaktadır ve genellemede haksızlık yapmıştır. Ondan çok önce Nurettin Ardıçoğlu’nun 34 bu konuda Çınaraltı’nda yazdığı bir makaleye “O. Bozkurt” müstearı ile Türkkan cevap vermiş ve mukallitlik suçlamasını reddetmiştir.35 Türk Ocaklarının kapalı olduğu dönemde Cansever’in çıkardığı derginin kapağında adının altında bir bant olarak Orhun harfleriyle Türk Yurdu yazıyordu. 4. sayıdan itibaren uyarıldığı için olmalı bu ibare kaldırılmıştır.

        
Milliyetçilik karşıtları, fikirlerini hep olumsuz örneklerle ifade etmektedir. Bu kendi diyalektikleri bakımından doğrudur, Marksizm’de tanımlar tümdengelimle olur. Çünkü başka türlü açıklama imkânı yoktur. Millî söylemlere inanların anakronizme başvuracakları ve mitoslardan yararlanacaklarını, bunların çoğu ırkçı açıklamalar olduğunu belirtirler. 36

        
Mustafa Kemal sonrası milliyetçilik fikrinin canlanmasının siyasi açıklamaları hep güdümlüdür. Bu milliyetçi dalganın “Turan” hayalleriyle kabarmaya başladığı yorumlanır.37 Milliyetçiliği hep ırkçılık çizgisinde gören Türk aydınlarının ekseriyeti, geçmişte sosyalist olup da “devrimci” mücadelede karşılaştığı şiddet dolayısıyla derin travma geçirdikten sonra komünizmin yıkılmasıyla birlikte, liberal olanlardır. 38

        
1944 Milliyetçilik Olayı’nın üstü örtülü kalan yönlerinden biri de savcının gizli örgüt yaftası vurduğu Türkkan’ın önderliğindeki Gürem’in yargılamaya dâhil edilmeyen bazı mensuplarıdır. Bunlardan Millî Eğitim eski bakanlarından Abidin Özmen’in yeğeni Mülkiye öğrencisi Selahattin Özmen, nüfuzlu yakınlarının işaretiyle Türkçülerin başına çorap örüleceğini öğrenince gruptan ayrıldığını, kılına dokunan olursa önderlerin sıkıntıya gireceği yolunda tehdit ettiğini hatıratında belirtiyor.39 Bu hatırattan TKP mensubu, TİP milletvekili Prof. Dr. Sadun Aren’inde Gürem mensubu olduğunu öğreniyoruz. Gerçi hayatının son demlerinde, uluslararası sermayenin küresel egemenliği ile –yani emperyalizm ile- sosyalist enternasyonalizmi aynı kefeye koyduğundan dolayı sosyalizm karşıtı bir safta yer aldığının tartışmasız bir gerçek hâlinde somutlaştığı üzülerek belirtilmiştir.40 Sınıf arkadaşlarından ODTÜ Rektörlüğü yapan Kemal Kurdaş, gizli örgütü(!) “Gökbörü Derneği” olarak hatırlıyor, Rumelili olduğu için onlara dâhil olamadığını kaydediyor.41 İstanbul’da ziyaret ettiğim, 1944’te hapis yatanlardan Mülkiyeli rahmetli M. Zeki Sofuoğlu da bu bilginin doğruluğunu teyit etti. “Yaptıklarımdan hiç esef duymadım” diyen 42Aren, Puslu Camın Arkası isimli hatıratında, bu konuya değinmeye gerek görmemiştir. Selahattin Özmen’in kitabını yeni okuduğum günlerde 1944’lülerden Abdul Cabbar Şenel hakkında ki yazımızın dipnotunda bu hususa dokunmamız ise yankı bulmamıştır.43

        
1944 davasında savcının iddianamesi Reha Oğuz Türkkan’ın önderi olduğu iddia edilen Gürem teşkilatı, Zeki Velidi Togan’ın önderliğini yaptığı dış Türklere yönelik teşkilatlanma, Atsız’ın merkezinde olduğu gruplaşma üzerine oturtulmuştur. Gürem’in ciddiye alınmayacak bir gruplaşma olduğu hâlde günlük politika hesapları böyle bir senaryo yaratmıştır. Türkkan’ın fantezileri etrafında kümelenen gençlerin polisteki işkence ve baskılar sonucu savcının yönlendirmesiyle verdikleri ifadelerde Gürem’in varlığı şekillenmiştir.

        
1941’de Almanya’nın zoraki dostluğunu sürdürdüğü Rusya’ya saldırıp büyük başarı kazanması siyasi muhacir olarak Almanya, Romanya, Türkiye’de yaşamakta olan Türk önderlerde, memleketlerinin bağımsızlığını kazanabileceği ümidi doğurmuştu. Berkes, Başbakan Saraçoğlu’nun Eylül 1941’de Ankara’da Azeri ve Kırımlı siyasi muhacirlerin temsilcileriyle Sovyetlerle arada tampon bir devlet kurulması hususunda görüşmelerde bulunduğunu kaydediyor. Togan’ın pek muhtemel Çakmak ve Numan Menemencioğlu ile önderliğinin tanınması ve mali yardım yapılması hususunda görüşmelerde bulunduğunu belirtiyor.44 Almanya, 1942 yılında Berlin’e siyasi önderleri davet ederek işbirliği görüşmeleri yaptı. Bu toplantıya davet edilen Togan’a izin verilmedi. Ayaz İshaki ve Cafer Seydahmet Kırımer bu toplantıya katılmadı. Almanlar, işgal ettikleri Türk topraklarında oldukça katı bir yol takip ettikleri için kısa zamanda sempatilerini kaybettiler, Kırım Türklerinden Rus partizanlarına katılanlar oldu. Almanların gerçek yüzlerinin ortaya çıkmadan önce Türkistan’daki bağımsızlık mücadelesi döneminde kurulan Türkistan Milli Birliği’ni İstanbul’da yeniden canlandırma faaliyetleri oldu. Birbirleriyle anlaşamayan önderler bir kaç derlenme toplantısı yaptılar. İstihbarat servisinin toplantılara katılanlardan birini angaje ettiği 1944 yargılamaları sırasında ortaya çıktı. Togan’ın Almanya’ya görüşmeler yapmak üzere gönderilmesi için para toplama faaliyetine katılan, Kapalıçarşı’da ticaretle iştigal eden Hacı İşan, kamu tanığı olarak ifade verdi. TMB’nin liderliği için geçmişte yapılan mücadelenin devam ettiği, Togan’ın çevresinde bulunan, 1944 tutuklamasında iki ay kadar hapiste kalan ve savcının yönlendirmesiyle ifa de vererek serbest bırakılan Başkırt öğretmen Ahmet Ziya Özkaynak’ın da hemşerisinin karşında yer aldığı anlaşılıyor.45 Berkes, Ankara’nın bazı kişilere Almanya’ya gitme izni vermediği hâlde, Turancılık işini yalnız dolaylı yollardan değil, doğrudan kendisi ele alıp Papen ile bu konuda Pazarlığa girişmesinin doğruluğu hâlinde “Irkçılık-Turancılık Olayı”nın içyüzünün topluma gösterildiğinden başka bir şey olduğu şüphelerinin güçlendiğini belirtiyor.46 3 Mayıs Olayı’nı, Mareşal Çakmak’ın, Numan Menemencioğlu’nun görevlerinden alınmaları ile birlikte bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor.

        
Turancılar-Nazi ilişkisi birçoklarının sık sık çiğnedikleri temelsiz iddialardan öteye geçmemektedir. 3 Mayıs kahramanlarının gerçek isimleriyle görüldükleri bir roman bile yazılmıştır. Nazilerin Türkiye’de yakın bulduklarına para yardımı yaptıkları, Sovyet ve Alman belgelerine istinaden ileri sürülmüştür. Bu husus birbirlerine hasım hâle gelen Türkçüler arasındaki risale savaşlarında da söz konusu edilmiş, gerçekle alakasının bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu konudaki tartışmalarda çıkardığı dergi için Nazilerden para alan anti-siyonist Cevat Rifat Atilhan’ın örnek gösterilmesi Türkçüleri hiçbir zaman bağlamaz. 5 Aralık 1942 tarihli Alman vesikasına göre Berlin-İstanbul hattında sefer yapan bir trenin gizli bölmesinde 5 milyon altın mark, Alman Büyükelçisi Von Papen’e gönderilmiştir. Aytunç Altındal bu paranın Güneydoğu Anadolu’da Almanya’ya bağlı kukla bir Kürt devleti kurulması amacıyla yollandığını belirtiyor.47 Papen, parayı Türkiye’de yaklaşık 870 kişiye dağıtmıştır. Para alanlar arasında Siyonizme karşı olan Yahudilerde bulunuyor. O tarihte İstanbul’da ve İzmir’de 83 bin 300 Alman ve Alman Yahudisi yaşıyordu. Bu paradan onlarında pay aldığı muhakkaktır. Almanlar Anadolu Ajansı’nın ve müttefikleri destekleyen birçok basın organını haber ajansları vasıtasıyla desteklemişlerdir. İstanbul’da çıkan Türkische Post vasıtasıyla propagandalarını yürütmüşlerdir. Alman taraftarı statüleri yüzünden Cumhuriyet ve Tasvir-i Efkâr birkaç defa kapatılmıştır. Yunus Nadi’nin çıkardığı Cumhuriyet’in La Republica eki, Almanlarca 5.000 adet satın alınarak bedava dağıtılmıştır.48 Bu konularda ilmi toplantılarda sunulan bildirilerle, makalelerde Türkçü olarak bilinenlerin isimleri verilememiş, söylentilerle iş geçiştirilmiştir.

        
Kafatasçılık konusunda Atsız’ın oğlu Yağmur Atsız, Star gazetesindeki köşesinde hiciv dolu şu cevabı vermiştir: “Kafaları ölçerdi ama -Evet, kafaları ölçerdi ama Dr. Rıza Nur’dan ona miras kalan pergele benzeyen bir havsala aleti vardı, aletin asıl işlevi, doğum yapacak kadınların leğen kemiklerini ölçmek ti. Nihal Atsız, Türk olup olmadıklarından kuşku duyanların kafatasını bu aletle ölçer, bilirkişi raporu bile yazardı. Atsız’ın değişik bir mizah anlayışı vardı, kan tahlili, ırk tespiti gibi saçmalıklara metelik vermezdi.”49

        
İşkence, sıkıntı ve acı çekerek Türkçülük fikriyatını diri tutan, Türklük durdukça unutulmayacak kahramanlara rahmet, aralarından hayatta kalan tek kişi olan Fehiman Toklu’ya sağlık ve afiyet diliyoruz.

         

        -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

         

        1 Irkçılık-Turancılık, Ankara 1944, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayını.
2 Edward Wisband, II. Dünya Savaşı ve Türkiye, İstanbul 2002, s. 37
3 Raporu hazırlayan heyette H. Ali Yücel, Hasan Reşit Tankut, Selim Sarper, Osman Sabri Adal, Naki Yücekök, Ser ver İskit bulunuyordu. Raporun özeti 1944 Türkçülük Olayı’nın yargılamasında askeri savcı olan Kazım Alöç’ün 1967’ de Yeni Gazete de neşredilen “Türkiye’de Komünizm ve Irkçılık İfşa Ediyorum” isimli yazı dizisinde verilmiş tir.
4 Atsız, Kür Şad, sayı 4-5, Temmuz 1947
5 Kamil Turan, “3 Mayıs Millet Sevgisinin Tezahürüdür”, Yeni İstanbul, 21. 5. 1967
6 Weisband, a. g. e., s. 225
7 Niyazi Berkes, Unutulan Yıllar, Yay. Haz. Ruşen Sezer, İstanbul 1997, s. 296
8 Hapishanede falakadan geçen, işkence sonucu tüberküloz olan, suçu bulunamadığı için serbest bırakılan Dr. Mehmet Külahlıoğlu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın babasıdır.
9 F. R. Atay, “Niçin Üstünde Duruyoruz”, Ulus, 8. 5. 1944, s. 1, 3;F. R. Atay, “Irkçılık-Turancılık”, Ulus, 9. 5. 1944, s. 1, 3.; “Ne sol ne sağ”, Yeni Sabah, 9. 5. 1944, s. 1
10 F. R. Atay, “Cumhurreisimizin Nutku”, Ulus, 21. 5. 1944, s. 1, 3
11 Ulus, 21. 5. 1944, s. 1
12 T. i., “İki Olumsuz”, Ulus, 26. 5. 1944, s. 2
13 Cumhuriyet, 8. 9. 1944, 9. 9. 1944, 10. 9. 1944, 11. 9. 1944, 14. 9. 1944
14 Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931), Ankara 1981, s. 58
15 Atillâ İlhan, “Sosyalizan Tek Parti mi; Faşizan Tek Parti mi?”, Cumhuriyet, 21. 3. 2005
16 Milli Arma Müsabakası Şartnamesi, Ankara 1926
17 Samih Rifat, Milli Armamız Nasıl Olmalı: Türk Oranlarına Dair Muhtıra, İstanbul 1926, 16 s. Türk Ocakları Hars Heyeti Neşriyatı.
18 Soner Çağaptay, “Kim Türk, Kim Vatandaş? Erken Cumhuriyet Dönemi Vatandaşlık Rejimi Üzerine Bir Çalışma”, Toplum ve Bilim, sayı 98, Güz 2003, s. 169
19 Ayhan Aktar, “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Uygulanan Türkleştirme Politikaları”, Tarih ve Toplum, sayı 156, Aralık 1996, s. 331
20 Prof. Dr. Cemil Koçak, “Recep Peker’in ırkçı ‘İnkilâp Tarihi Dersleri’ devam ediyor”, Star, 14. 7. 2012
21 Türk Ocakları 1927 Senesi Kurultay Zabıtları, Ankara 1928, s. 277-283
22 Cumhuriyet, 26. 2. 1933;Abidin Nesimi, Yılların İçinden, İstanbul 1977, s. 89-90;Vedii İlmen, Vagon-Li (Yataklı Vagonlar) Olayı, Tarih ve Toplum, sayı 189, Eylül 1999, s. 25
23 Cumhuriyet, 14. 4. 1933, s. 6
24 Cumhuriyet, 6. 1. 1934, s. 5
25 Aclan Sayılgan, Solun 94 Yılı 1871-1965, Ankara 1968, s. 58-60;Mete Tunçay, Türkiye’de Sol Akımlar –I (1908-1925), İstanbul 2000, s. 34
26 Paris’te Bulunan Türk Tıb Üstadlarından Bay Dr. Refik Nevzad, Yeni Adam, sayı 60, 21. 2. 1935, s. 15
27 Tunçay, a. g. e., s. 238
28 Yavuz Bülent Bakiler, 1944-1945 Irkçılık-Turancılık Davasında Sorgular Savunmalar, İstanbul 2010, s. 94-95
29 Ali Sirmen, “Şovenizme Karşı Şovenizme Çare mi?”, Milliyet, 24. 3. 1993
30 Tanıl Bora, “Türkiye’de Milliyetçilik Söylemleri: Melez Bir Dilin Kalın ve Düzensiz Lügâti”, Birikim, sayı 67, Kasım 1994, s. 20
31 Abidin Nesimi, Türkiye Komünist Partisi’nde Anılar ve Değerlendirmeler 1909-1949, İstanbul 2009, s. 156
32 Orhon, 3. 5. 1944 gösterilerinden sonra öğretmen olduğu için açığa alınmış, 4 ay sonra göreve iade edilmeyin ce Milli Eğitim Bakanı’na yazdığı açık mektupta düşüncelerini açıklamıştır: “Şu halde olsa olsa, beni Türkçülükle itham edebilirsiniz! Evet, doğrudur, Türkçüyüm. Bunu kabul ve tasdik ederim. O zaman, benim de pek fazla hayret edeceğim bir şey vardır: Nasıl olup da sizin Türkçü olmayışınız? Siz nesiniz öyleyse? Cumhuriyetçi mi? Fakat bunun için de Türkçü olmanız lâzım! İnkılâpçı mı? Fakat bunun için de Türkçü olmanız lâzım! Milliyetçi, devletçi, halkçı, lâik hepsi için Türkçü olmanız lâzım. Çünkü bütün bu umdeler, dağılan bir imparatorluktan bir Türk vatanı çıkarmak ve bir Türk devleti kurmak, bu milleti hür ve müstakil yaşatmak için konulmuştur.” Orhan Seyfi Orhon, Maarif Vekili Hasan Âli Yücel’e Açık Mektup, İstanbul, 1944, s. 15
33 Atillâ İlhan, “Geceleri Okumayınız!!”, Cumhuriyet, 19. 6. 2004
34 Nurettin Ardıçoğlu (Elazığ, 1913-4. 11. 1982), Serbest avukatlık, CKMP organları Kudret ve Millet gazetelerinin başyazarlığını yapmış, basın suçundan hapse girmiştir. Kurucu Meclis’te CKMP temsilcisi, 1961-1969 arasında Elazığ’dan CKMP, Bağımsız, CHP ve AP milletvekilliği, Basın-Yayın ve Turizm, Turizm ve Tanıtma Bakanlığı yapmış tır. Harput Tarihi ile Balakgazi isimli iki kitabı bulunmaktadır.
35 O. Bozkurt, “Her Irkın Üstünde Türk Irkı”, Gök-Börü, sayı 4, 1. 1. 1943, s. 1, 22
36 Herkül Milas, “Etnik Arındırma ve Sonrası”, Zaman, 14. 2. 2012
37 Okay Gönensin, “Milliyetçilik Farkı”, Sabah, 18. 2. 2001
38 Gündüz Aktan, “AB’deki Irkçılık”, Radikal, 8. 6. 2002
39 Selahattin Özmen, “80 Yıla Tanıklık”, İstanbul 2005, s. 103-108
40 Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, “Sadun Aren Dönek Değildir”, Cumhuriyet, 8. 7. 2006
41 ‘Kemal Kurdaş Kitabı’ Hayatım Mücadeleyle Geçti, İstanbul 2010, s. 157-158
42 Ayşe Yıldırım, ’ Yaptıklarımdan hiç esef duymadım ’, Cumhuriyet Hafta Sonu, 15. 3. 2008
43 Ömer Özcan, “Türkçülük Tarihinden İsimler: Abdul Cabbar Şenel”, Türk Yurdu, sayı 233, Ekim 2006, s. 68-73
44 Berkes, a. g. e. , s. 206
45 Ziya Özkaynak, “Acı Bir Kayıp: Hadi İşan”, Toprak, sayı 71, Ekim 1960, s. 6;Ahmet Can Okay, “Hacıbaba İşan”, Türk Dün yası, sayı 22, Temmuz-Ağustos-Eylül 1971, s. 55-56
46 Berkes, a. g. e. , s. 234
47 “Altınların Hesabı ABD’den Sorulmalı”, Cumhuriyet, 3. 7. 1998
48 Süleyman Seydi, 1939-1945 Zor Yıllar! II. Dünya Savaşı’nda Türkiye’de İngiliz-Alman Propaganda ve İstihbarat Savaşı, Ankara 2006, s. 61
49 Hasan Pulur, “Deniz Altındaki Efsaneci Kütüphane”, Milliyet 17. 5. 2009


Türk Yurdu Mayıs 2015
Türk Yurdu Mayıs 2015
Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele