Senaryoya Dair 5 Usta, Yaz Bir Senaryo!

Haziran 2016 - Yıl 105 - Sayı 346

        SENARYOYA DAİR 5

        USTA YAZ BİR SENARYO!

         “Senaryonun eser, senaristin sanatçı olmadığı da nereden çıktı? Mademki senaryo olmadan film olmuyor, senaryonun sanatlığı, senaristin sanatçılığı nasıl tartışılabilir? Senarist orijinal bir çalışma kotardıysa nasıl olur da bu sanat olarak değerlendirilmez? Kim karar veriyor buna ?”

        Buna benzer sorular var mı kafanızda? En iyisi bunlarla uğraşmayı bırakmak ve işimize odaklanmak ama yine de cevap verelim. Bir defa sizin mükemmel senaryonuz reddedilmediyse ve ilgili kişilerin ilk basamağına ulaştıysa değişimini ve gelişimini sürdürüyor demektir. Filmleşinceye kadar en az beş aşama daha var önünde. Diyaloglarınız bir ya da birkaç kez değişecek. Çekim senaryosu hâline gelecek. Hatta çekim anında bile ek müdahaleler olacak. En sonunda da filmin sonunda kayan yazılar arasında adınız yer alacak. Hatta belki de siz filmin sizin senaryonuzdan yola çıkarak yazıldığını bilmiyor olsanız, adınızı gördüğünüzde şaşırma ihtimaliniz bile olabilir.

        Buradaki müdahaleler, bir yazarın kaleme aldığı roman ya da hikâyenin editörün elinden geçmesinden farklı bir şey. Tamamen bile değişebilir yazdıklarınız. Ama editörün elinden geçen hikâye ya da roman hâlâ aynıdır ama sadece rötuşlanmış, biraz törpülenmiştir. Yani sizin senaryonuz gibi yepyeni bir hâl almamıştır.

        Senaryo sinemanın yolu üzerindeki basamaklardan biridir ve çok önemlidir. Lakin tek başına bir anlam ifade etmez. İnanmıyorsanız internete bakın. Yurttaş Kane’in senaryosu da var. Alın ve buyurun çekin bakalım... Sanata takılıp kaldıysanız kendinize, “Ara sanatçı”, senaryonuza da “Ara eser” diyebilirsiniz belki.

        “Yağmur yağacak galiba.” yazdınız mesela senaryonuza. Bu cümle “Şemsiye alalım yanımıza.”, “Yağmur yağabilir.”, “Hava kapalı.”, “Yağmur geliyor.”, “Hava yağdı yağacak.”, “Yağmurlu bugün hava.” gibi onlarca farklı şekle bürünebilir. Burada gerçek anlamda bir cümle değişimi yapılması yanında, bir gereklilik de söz konusu olabilir. Mesela yağmur yağmasının senaryoda rutin dışında bir işlevi olması ya da yağmurla ilgili bir olayın olacak olması gibi.

        Siz senaryonuza yazdığınız cümlenin aynen kalmasını istiyorsanız, bu cümlelerden hangisinin en doğrusu olduğunu bulmaya çalışmalısınız. Bu biraz hızlı yazıp taslakta fazla mesai yapan biri mi, yoksa yavaş yazıp adım adım giden biri olup olmadığınızla da alakalı. Bu yüzden senaryo yazarlığı ve diyalog yazarlığı ayrı ayrı işler. Her ikisinin de farklı uzmanlık alanları olduğu bile söylenebilir.

        “Okula mı gideceksin?”, “Sen okula mı gideceksin?”, “Okula mı gideceksin sen?”, “Okula mı?” gibi devrik veya eksiltili cümleler. “Sen okula gidecek misin?” cümlesinin türlü hâlleridir ve her hangi biri ya da benzer bir başka türevi senaryoda yer alabilir. Yani devrik cümleler önemlidir. Konuşurken dümdüz değil ek anlamlar yükleyerek ve vurgular yaparak konuşuruz çünkü.

        Sıkça günlük konuşmalarda soruya soruyla cevap vermez miyiz? İşte bu da önemlidir senaryoda. Ama Amerikan filmlerinden çalınan, “Neden, bu akşam dışarı çıkmıyoruz?” gibi cümlelerle değil. Bu cümlenin Türkçesi; “Hadi bu akşam dışarı çıkalım.” şeklindedir. Soruya soruyla cevap vermekten kasıt, “Gidelim mi?” sorusuna; “Nereye ?” ya da “Biz mi?” şeklinde soru olarak cevap verilmesidir.

        Sinemada esas olan ise olabildiğince az diyaloğa yer vermektir. Görüntüye aktarılabilen her türlü duygu, düşünce ve söz, görüntüyle çözülmelidir. Bunun anlamı nedir ? Bunun anlamı, diyaloglarınıza size göre mükemmel de olsalar fazla güvenmeyin. Senaryonuzun ana gövdesi dışında kalan, tanım, tasvir, tarif ve oyuncu direktifleri ve yönergelerinize odaklanın. Senaryonuzun kelimelerinden daha önemlidir bunlar. Yani, buzdağının görünen kısmını değil, görünmeyen kısmını güçlendirmeye çalışın. Unutmayın, bir filmdeki cümlelerin toplamı üç beş sayfalık bir düz metni geçmez. Siz, senaryonuzdaki diyalogların değişimiyle değil, buzdağının arkasına yazdıklarınızın ne derece kale alınıp alınmadığıyla ilgilenin. Yani kelimelerinizle değil, görüntülerinizle konuşun.

        Diyalogların en esas görevi olayı geliştirmektir. Olaya veya bir şeye vesile olmayan boş lafa senaryoda yer yoktur. Yazmış olmak için yazılmaz yani. “Ama Amerikan filmlerinde çok konuşuluyor.” mu diyorsunuz? Cevabımız şu: “Siz Hollywood filmi mi çekiyorsunuz?”. Yeteri kadar Amerikalı var bu işle uğraşan. “Ama Türk filmlerinde de çok diyalog var.” mı diyorsunuz şimdi de? Onlar film senaryosu değil, popüler film senaryosu. “Fakat ben popüler film senaryosu yazacağım.” diyorsunuz. O zaman yanlış yerdesiniz. Bu yazının size faydası olmaz.

        Sizin iyi senarist olup olmadığınız sağ salim karaya ulaşan kelimelerinizle değil, görüntüye ne kadar sizden ne kadar şey ulaştırdığınız ile belli olur. Yani diyalog peşinde koşmaktan çok görüntü kovalamak yerinde olacaktır. Tabii bunlardan “Diyalogları çalakalem de yazsak olurmuş netekim.” gibi bir sonuca da varılmamalı. Senaryonuz okunacak. Dolayısıyla kesinlikle okunmaya değer şeyler yazmalısınız o senaryodaki daracık cümle alanına.

        İnandırıcı, sahici olmak esas. Sizin inanmadığınız bir şeye hiç kimsenin inanmasını bekleyemezsiniz. Kahramanlarınız sahici olmalı ve sizin türevleriniz gibi görünmemeli. Kahramanlarınız sizin kontrolünüzün dışında da hareket edebilmeli. Kişilikli olmalılar yani. Kendileri gibi konuşmalı ve davranmalılar. Çocuklar çocuk gibi, yetişkinler yetişkin gibi olmalı. Kendi yaş ve sosyal grubunun diliyle konuşmalı. Sizin istediğiniz gibi olmamalılar yani.

        Gelecek Bölüm: Yaz Yaz Nereye Kadar?


Türk Yurdu Haziran 2016
Türk Yurdu Haziran 2016
Haziran 2016 - Yıl 105 - Sayı 346

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele