Suriye İzlenimleri

Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

        SURİYE İZLENİMLERİ

        Bizim terörist siyaseti ve şu pembe solcular ülkemizde ortaya konan son vahşet hadisesini devletin provokasyonu olarak görme eğilimindedirler! Birçok insan da budalaca buna inanıyor; başta bizim “Boğaziçi yazarları!” Böyle bir şey olur mu? Devlet kendi insanını katleder mi? Eh işte siz Suriye hadiselerinden haberdar olmazsanız işi böyle hain gözü ile görebilirsiniz! Bilseler ki, IŞİD bu aralarda suskun; Suriye’yi iyi araştırın, en önde savaşanlar PKK ve PYD militanları! Bir bakın ne olur? Nerede, en başta Halep şehir gerillasında! Bunu gören var mı? Katiyen bilen yok, çünkü Halep kapalı kutu! İstihbarat örgütleri durumu çok iyi biliyor! Yani Rusya, ABD, Suriye, IŞİD, Türkiye vs. herkes malumattar! Halep’te Osmanlı Arapları ve Türkler savaşıyor! Nerede, sokaklarda! Karşılarında kim var sadece Türkiye’den giden PKK’lılar ve Suriye’li PYD’liler! Bunu bilen var mı? Neden devletimiz kamuoyuna açıklamıyor, sebebi nedir?

        Aslında bütün gayretler doğudan batıya doğru kesiksiz bir Kürt koridoru yaratıp Türkiye’nin başta Halep olmak üzere Suriye ile tamamen irtibatını kesmek! Bu işi Irak’ta da yaptılar! Bu husus açık seçik görülüyor! Çok isabetli ve başarılı bir şekilde Türkiye devlet siyaseti bunu görmüş bulunuyor ve her şeye karşı direnerek obüs top sesleri ile de inadını sürdürüyor! Kuru bir inat mı? Asla; belki de kaybedilmeye yüz tutmuş bir davanın son çığlıkları! Neden; çünkü sınırları kapatmış, yoğun Halep vahşetini elimiz kolumuz bağlı durumda, zannediyoruz ki, seyrediyoruz! Peki ne olacak?

        Türkiye’de başını aydınların çektiği muazzam bir savaş aleyhtarlığı var; maalesef bunların düşünceleri ile müşterek bildiriye imza atmayan HDP’nin düşünceleri aynı kapıya çıkıyor! Senaryonun müziği de Bülent Arınç, iki de bir yırtık dondan çıkar gibi çıkıyor! Gayesi AKP’yi içten parçalamak! Elbette savaş iyi bir şey değildir ve bunu kimse istemez; fakat Kürtlerin Kobani çevresinde büyük güçleri yok, ama Afrin ile birleşirse fiilen PYD devleti kurulmuş olacaktır! Yani Kuzey Irak Kürdistanı gibi bir de Kuzey Suriye Kürdistanı ortaya çıkacaktır! Tamamen yapay bir oluşum, böyle bir işin haritası bile olmaz! Çünkü Halep ile Antep arasında 360 Türkmen yerleşimi var! Afrin sırtlarında da önemsenecek derecede militarize Kürt birlikleri duruyor! Karşı dağlarda da (Amanos) PKK’nın yıllardır mücadelesi şimdi daha iyi anlaşılıyor!

        Şu anda Türkiye’de savaş istemek ihanet anlamındadır; o zaman devletin varlığını nasıl izah edeceğiz! Barış temennileri gibi savaş ihtiyacı da devlet mefhumunun varoluş sebebidir! Şöyle bir bakıyorsunuz ülkenin içinde 30 yıldan beri ayrılıkçı terörü metot olarak benimsemiş hareket bir anda sınırlar dışına çıkıyor ve Türkiye’deki mücadelesini dışarıda sürdürerek dış bağlantılar da yapabiliyor! Esasında IŞİD Araplar için ne kadar kötü ise Türkiye için de PKK ve PYD o kadar tehlikelidir! Türkiye’nin dış müdahalesi ihtimalinde bu sefer IŞİD ile karşı karşıya geleceksiniz! Kürtlere, ABD ve Rusya’ya karşı olan bu güçler bir anda Türkiye’ye karşı birlik oluşturacaklar! Zaten iş mutlaka plânlıdır, dünya güçleri, IŞİD’i durduramadı da birkaç bin kişiden ibaret PYD mi durdurmuş, böyle bir komedyayı kabullenmek mümkün mü? Gerçekte madalyonun iki yüzü aynı: Türkiye’ye tuzak! Şimdi de PYD ülkemizin içini kana bulamaktadır; olmuyorsa pek güzel bir şekilde iktidar partisinin kendi içinde yıpratılmasına çalışılacaktır!

        Türkiye şimdiki kırmızı çizgileri uğrunda savaşa girse ne olur? Cumhurbaşkanı “Irak’ta yaptığımız hatayı Suriye’de yapmayacağız.” dedi. Bence bunun üzerinde adam akıllı düşünmek gerekiyor! Gerektiğinde savaşa girmekten korkan devlet kendini muhafaza ve hatta müdafaa edemez! Netice itibarıyla ve çok amiyane bir tabirle “Akacak kan damarda durmaz!” Peki Rusya savaşa girer mi? Girerse ne olur? Dünyanın sonu gelmez, bir Sarıkamış ve 93 Harbi mi yapacak? Türkiye’nin böyle bir savaşa bile gücü vardır, ama Rusya’nın yok! Çünkü Türkiye kendini ve ülkesini korumaya çalışıyor, süper güç olma gibi bir iddiası yoktur! Tamamen hukuk içinde ve bir nefsi müdafaadır! Kimse yeni bir dünya savaşına hazırlıklı değildir; böyle bir savaş olmaz; sadece devletimize aba altından sopa gösterilerek göz dağı veriliyor!

        Bayır Bucak’ta çete, Halep’te şehir gerillası devam ediyor, Türkler ve Türk Arapları rejim, Rus ve IŞİD’e kafa tutuyor! Elbette yalnızlar! Kimse Suriye’nin işgal edilmesi taraftarı değildir; asıl bu işi isteyen ABD ve Rusya’dır. Antep-Halep koridoru Türkiye için hayati önemi haizdir. Mutlaka gidilecek yerde “Dost kuvvetler” olması gerekiyor! Suriye muhalefeti sadece Türkiye’ye güvenerek mücadele ediyor, çünkü aileleri de Türkiye’de! 2,5 milyon insan içinde elbette katliam yapanlar gibi kendini yutturanlar olacaktır: Bunlar neticeyi değiştirmez! Türkiye iktidarı ve muhalefeti ile doğru hedefler çizilerek devletin arkasında durması gerekiyor! Başka türlü ne ülkemizi koruyabilir ne de akan kanı durdurabiliriz! Ne olacaksa bir an evvel olsun!

        Devlet ve Hükümet katında, 2011’den itibaren ülkemize gelen Suriyeli mültecilerin 2,5 milyonu bulduğu çeşitli ağızlar tarafından icap eden her ortamda ifade edilmiştir. Sanıyorum Birleşmiş Milletler bülteninde de aynı rakamlar dünyaya duyurulmuştur. Ayrıca Ürdün ve Lübnan’da da Türkiye’nin iki misli mülteci biriktiği tahmin edilmektedir. İç savaş başladığından beri Suriye’nin %50 nüfus kaybederek 12 milyona düştüğü de bilgilerimiz arasındadır. Açıklama mercileri, ister ilgili ülkeler, isterse BM olsun milliyet, din mezheplere göre bir ayırım veya sınıflandırma yaptıklarına dair bugüne kadar bir bilgi ortaya çıkmamıştır. Suriye’nin resmî dili Arapça olduğu ve bu hususta Baas iktidarlarının bağnazlığı ve şovenliği nazara alınırsa elbette herkes aynı lisanı bilecektir. Çünkü bu ülkede kesinlikle anadil kullanmak gibi bir hak vatandaşa hiçbir zaman verilmemiştir. Aksi takdirde Kamışlı Kürtleri gibi nüfusa kayıtları kabul edilmemiştir.

        Ürdün ve Lübnan ile diğer Arap ülkelerine gidenler kesinlikle Arap menşelidir, belki aralarında Çerkez unsurlar da bir miktar bulunabilir. Elbette ülkelerini terk eden veya rejim güçleri tarafından öldürülenler en azından Arapça konuşan ve Sünni olan unsurlardır. Dolayısıyla Türkiye’ye göçenlerin de sadece Bayır-Bucaklılar hariç tamamının ana lisanı Arap dilidir. Bayır- Bucaklılar da son yıllarda eğitim dilinin Arapça olmasından ötürü ana dillerini zayıflatmışlardır. Acaba Arapların Türkiye’yi ve dolayısıyla Batı’yı tercih etmelerinin esas sebebi nedir? Neden Ürdün, Lübnan veya varlıklı olanlar en azından hemhudut Emirlikler’e sığınmıyorlar? Hiç düşünebildik mi?

        Mülteciler üzerinde mutlaka istihbarat örgütleri çalışıyor ve onların ellerinde merak ettiğimiz bilgiler vardır! Acaba Türkiye istihbaratı da böyle bir çalışma yapmış mıdır? Bir yıl öncesine kadar havuz medyası “Bayır Bucak’ta üç-beş bin Türkmen vardır.” şeklinde saçmalıyordu, şimdi resmi kayıtlara göre 367 bin Bayırlı sessiz sedasız kamplara yerleştirildi. Aç ve açık kalan herhâlde en azından 100-150 bini sokaklardadır! Bunlar içinde Türkmen görmeyebilirsiniz, çünkü dilencilik yapmıyorlar! Fakat onlarla ilgilenen devlet dairelerine giderseniz sayıları hakkında da bilgi edinebilirsiniz! İlgili Türkmen dernekleri de sokakta kalanların durumu hakkında bilgi sahibidir! Bayır-Bucak temizlenmiş diyorlar ama kendi hâlinde oturan ve rejimin gözüne batmayan, meselâ Lazkiye’de 5-10 mahalle hâlâ kendini muhafaza ediyor! Halep’te toprak sahibi Türkmenler ve Araplar da her şeye rağmen ülkelerini terk etmiyor. Antakya sokaklarını dolaşın, her taraf mülteci. Nerelisin diye sorulduğunda %50’nin üzerinde Halep, ardından da Idlib-Hama-Hums diyorlar. Bayır Bucaklılar zaten tereddütsüz “Ben Türkmen’im.” cevabını veriyor! Sadece Kırıkhan ilçesinde 80 bin Suriyeli bulunuyor ki, Antakya kendi nüfusunu katlamış 200 bin mülteci barındırıyor! Tabii ki bunlar çadırkentli değil sokak rakamları! Hatay-Adana-Mersin-Gaziantep-Urfa nüfuslarının %40’ı kadar Suriyeli taşıyor. Dolayısıyla devletin 2,5 milyon mülteci rakamı hiçbir şekilde gerçeği yansıtmıyor!

        Sorun ve dinleyin; gelenler içinde Kürt yok, bir de iktidar mevkiinde olan Nusayri de yok! Demek ki hayatlarından memnunlar! Çileyi Türk ve Araplar çekiyor! D. Baykal’ın beyanı da aynı yola çıkıyor! Ama diğer muhalefet sanırım farkında değil! Ya iktidar; onlar biliyor; bayağı da merak salmışlar ve öğrenmişler artık! Çünkü “Müslüman olsun da kim olursa olsun.” demiyorlar! Gelenlerin içinde IŞİD sempatizanı var mı? Herhalde çok azdır; çünkü onlar Ürdün ve Lübnan’dadır. “Mezhebiniz nedir” sorusuna mültecilerin çoğu Sünni – Şafii diyor, arada sırada “Selefi” diyen de var! Analiz nedir, nasıl yapılır? Elbette “Selefi” diyenler de “Şafii”dir ama IŞİD’e yatkın adamlardır. “Sünni-Hanefi” diyenler ya Türk asıllı veya Türk dostu “Osmanlılar”dır. İşte Türkiye ve Batı’ya ölüm pahasına koşanlar bunlar! Hemşerimiz Mahalli, bunlara “Türk Arabı” diyor; ne kadar yerinde bir deyim.

                    Şu eskimiş Arap düşmanlığını da mültecilere uygulamamak lâzım; bütün Araplar kötü değildir! Bin yıllık müşterek tarihimizde son dönem hariç bizden ne devlet ne de hükümet istemediler! Kaynaştık; akraba olduk, kız aldık kız verdik! Önce bizim akıllı olmamız sonra başkalarından akıllı olmayı beklememiz gerekiyor. Ülkemizin her karışı kadar milletimizi de tanımalıyız. Öyle ABD haritalarını neşretmekle milliyetçilik olmaz! İnsanları bütün değerleri ile ölçmeli ondan sonra karar vermeliyiz! Suriye’de geriye dönüş olmaz, artık diktatörlük yürümez, Rusya hariç hiç kimse eskisi gibi bir Esed diktatoryası beklemiyor!

        Biliyorsunuz Hatay-Reyhanlı bir zamanlar Orta Doğu’ya açılan en önemli sınır kapımızdı! Burada uzun TIR kuyrukları oluşur ve Hatay doğumlular da Halep’e dolmuşlarla sabah gider akşam dönerlerdi. Evinizden işyeri veya şehre inmek için bir dolmuş kadar buraya yakındınız! 2011’den beri Suriye’de şimdi uluslararası arenaya dönüşen bir savaş var! Artık bu savaşa iç savaş demek mümkün değildir. Reyhanlı’da provokasyon denemeleri sonucu elim hadiseler oldu. Şimdi Cilvegözü kapımız kuşlara bile kapalı tam bir savaş bozgunu manzarası arz ediyor! Türkmen dediğimiz unsurlara ulaşmayı bırakın onları tanımıyoruz bile! Bayır Bucak boşaltılmış, burada artık sınır kapılarında ağlayışlar duyulmuyor! Hükümet bir türlü açıklamadı, ama sesiz sedasız 367 bin insanımız Türkiye’de! Şu mahkemelik olan silah gönderme işlerini ve devlet ile hükümet başkanımızın yiğitliğini de bir kenara bırakın! Cilegözü’nden görünüyor; Halep’te şu anda tam da Diyarbakır-Sur’da olduğu gibi şedit şehir gerillası var!

        Geçen hafta Hatay’a konferansa gitmiştik; gündüz boyunca vaktimiz oldu da şöyle bir Cilvegözü’ne kadar görelim dedik! Sayın Vali Yardımcımız devletimizin temsilcisi olarak görevinin başında! Sağ olsunlar çok iyi karşıladılar, bir müddet sohbet de ettik! Allah bizi böyle devlet adamlarından mahrum etmesin; ilgili ve bilgili! Tampon bölgede karşı leçelikler üzerinde 2000’e aileye yakın sivil bulunuyormuş; ot bile bitmeyen taşlar üzerindeki bu sivil güçlere insani yardım yapılıyormuş! İaşeleri sağlanıyor; herhâlde durumları ölmek ile yaşamak arasında!

                    Benim davetim Ülkü Ocakları idi, 1968’de bunun kurucu başkanlığını yapmıştım! Şu andaki Başkan da köylüm; yani, Türkiye Bayır’ından; Allah ancak bu kadar mükemmel insan yaratırmış; çok duygulandım ve 48 yıl evvelki zamanlara gittim; o zaman Hatay’da bırakın üniversiteyi lise bile bir taneydi! Şimdi üniversite durumu çok değiştirmiş! Artık ülkücülerin sayısını bilemezsiniz! Ah bir de gündelik siyasetten tam soyutlanabilseler ne kadar mükemmel olur! Saat 18.00’de 2 saat konuştuk; pek ilgililer; her şey çok güzel; fakat en güzel taraf nedir biliyor musunuz? Sürekli Cilvegözü ve Yayladığı sınır kapısındadırlar. Ne yapıyorlar? Sınır kapılarımız adam akıllı kapalı! Hudut telleri yerine beton duvarlar örülmüş! Ses geliyor ama artık öte taraf görülmüyor! Yapılan iş kazaya kader kapıya ağır yaralı gelmişse ve devletten de müsaade koparılmışsa yaralıları hastanelere taşıyorlar ve başlarında sabaha kadar nöbet tutuyorlar! Şöyle bir düşündüm de bizler ne iyi etmişiz de daha 47 yıl önceden sanki bu günleri düşünüp de şu bizim ocakları kurmuşuz! Yani öyle şu “Bizim Ocak” sözünü yabana atmayın, elbette “Ülkü Ocakları”. Mutlaka millet yardım ediyor; yoksa bu işleri bu kadar amatör ölçülerde madden yürütmek mümkün değildir.. Türk Ocakları da Bayır Bucak olaylarında en öndeydi; bizler de oralarda gözümüzü açtık!

        Ülkemizin idaresi ve durumu iyi değildir, Büyük Atatürk’ün o veciz sözlerle ifade ettiği gibi “Hattı müdafaa yok sathı müdafaa vardır, o satıh ise bütün vatandır.” Milliyetçiler bu şuurla hareket etmelidir. Millet olarak bu girdaptan başka çıkış şekli yoktur; gelinen noktada artık Suriye meselesi bir iç savaş olmaktan çıkmış, Türk milletine karşı kurulan uluslarası tuzak hâline gelmiştir. Bilinen Suriye Türkmen ve aklıselim Arap muhalefetinin bizden başka kimsesi yoktur! Cidden mültecilerin ille de Türkiye’ye yönelmesinin adam gibi tahlilini yapmak şart. Az çok durumu biliyoruz; yerinde de gördük; Halep’te şehir gerillası devam ediyor! Elbette 30 yıllık tecrübeden sonra PKK bu işte bir hayli deneyimli; ön sırada savaştıkları çok ciddi ve sağlıklı bir haber! Görüştüğümüz bir ağır yaralı karşımızda “PYD adına PKK savaşıyor” dedi. Hükümet yanlısı Araplar ise sadece yol ve mekân gösteriyor. Mesele bundan ibaret; Türkler ve Türkmenler millet mücadelesini terk etmiş mücadele aile seviyesine düşmüştür. Bu da çok sağlıklı bir bilgi; Halep’te Hükümet yanlısı yerli güç yok; diğer Araplar doğuda IŞİD saflarındadır. ABD ve Rusya güdümündeki PKK onlara değil Türk-Arap aileleri yok etmeğe çalışıyor, havadan bombalama da devam ediyor! Bizim devlet bu işi ne kadar biliyor; habersiz durumdayız; inşallah söylendiği gibi İncirlik’ten kalkan ABD uçakları direnen ailelere bomba yağdırmıyor! Rusya bunu yapıyor, IŞİD unutulmuş, görünen manzara bu!

        Halep–Cilvegözü arası boş; çünkü güney İdlip üzerinden Bayır Bucak’a açılıyor! Orada da Türkmenler kır gerillası yapıyor; gece silahlı gündüz külahlı! Herhalde boşluk Kilis’e kadar devam ediyor; evet buralar da şehirler IŞİD’in elinde fakat Türkmen köyleri duruyor! Asıl adı Qurt Dağı olan Hatay doğu sınırı leçeliktir, buralar Afrin vadisine hâkim tepeler! Epeyce Kürt halkı bu bölgede var, yerleşik! İşte PYD burayı Kobani kantonuna bağlamak istiyor! O zaman İslâhiye’ye dayanacaklar, denize çıkmak için Nur Dağları’nın güneyini aşmak ve Dörtyol’a varmak hayali ile yaşıyorlar! Nasıl olacaksa! Onlar enine Kürt koridorundan bahsediyor, ama Türkiye Halep’e kadar dikey Türk koridoru peşinde! Yani şu andaki durumu en azından devam ettirmek istiyor ve Halep yolunun acık kalmasına azami gayret peşinde!

        Devletimiz bu görüşlerinde haklı mı? Elbette hayati derecede önemli; Halep ile irtibatın kesilmesine izin vermemek lâzımdır. Bu konuda ne kadar ciddiyiz, elbette bilmiyoruz! Lâkin ara-sıra koridor kesiliyor! Allah insanımızı korusun.

        Türkiye’de ayrılıkçı hareketin ihaneti durmuyor; üstelik aynı kaynaktan doğurulan PYD hareketi ile sınır dışına taşmış bulunmaktadır. Aktörler aynı, savaşanlar aynı da adı değişik! 80 günden beri “Sur”da devam eden savaş ile sınır dışına taşanlar kesinlikle birbirinden farklı değildir. Zaten, arada yer altından kazılmış bir tünelin varlığı da açıklandı! Ne âlâ ne âlâ! Adamlar gece Türkiye’de gündüz Suriye’de her türlü bilgi ve belge ABD’ye verilmiş, fakat inatla Rusya ile aynı görüşte direniyorlar ve “PYD terör örgütü değildir.” diyorlar. Şimdi ne yapacağız Rusya ve ABD’nin elini ayağını mı öpeceğiz? Adamların işine öyle geliyor! Irak gibi Suriye işine de bulaştırmak istemiyorlar!

                    Düşünün bir kere; ABD ve Rusya tarihten ve coğrafyadan gelen bir hak ve hukukları olmadığı hâlde Suriye’de cirit atıyorlar! Bunlara kendi, vatandaşları çıt çıkarmıyor ve “İhanet ediyorsunuz.” demiyor da, Türkiye’de olası bir müdahale için koro hâlinde ihanetten bahsediyoruz! Allah aşkına biz ne yapmak istiyoruz, anlayan bilen var mı? Haklı olarak “Kürt siyaseti” gerçeği bildiği için karşı çıkıyor da diğer muhalefet ve AKP iç muhalefetine ne oluyor? Zaten doksan seneden beri “Savaş olmasın” diye diye çekildikçe çekildik; şimdi, karşılaşılmazsa yarın bir gün “Güneydoğu’dan da çekilin!” diyeceklerdir! Zaten şimdiden durumdan vazife çıkaran üç beş hain bunları söylemeye başladı bile! Ne yazık ki bu sözler parlamento çatışı altında rahatlıkla yapılıyor!

        Biz nasıl bir devlet ve nasıl bir millet olmuşuz! Türklüğün kaderini etkileyecek bir ekolden biri çıkıp da ABD mecmualarından kopyaladığı Türkiye haritasını yayımlayabiliyor; sonra da hata yaptım diyor, ama bu adamın yanında aklı başında kimse yok mu? Güneydoğu’da Türkçe konuşulmazmış! Vay güzelim Akkoyunlu başkenti Diyarbakır vay! Büyük Fatih, sadece Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenlerini korumak için Fırat’ın doğusuna geçilmemesini vasiyet etmişti! Irak elimizden çıktı, şimdi sıra Suriye, nihayetinde Güney Doğu!

        Biz nasıl bu hâle geldik, aydınlarımız nasıl uyuştu, devlet ne yapar? Millet ne der! Cumhurbaşkanı olmazsa AKP gurubu da dağılacak! Hükümet sahiplenmese vay hâlimize! Tenkit etmek kolay! Şu anda Türkiye’nin ayağa kalkması ve “Kahrolsun Amerika, Kahrolsun Rusya” diye haykırması gerekmiyor mu? Bizde dimağ kalmamış dimağ! Vatanımız için ayağa kalkmayı ihanet sayıyoruz; bunu da aydınlar yapıyor! Yazık, hem de çok yazık! Kamuoyu üzerinde etkin olanlar milleti uyandırması ve teşkilâtlandırması gerekiyor! Türkiye bir karışı bile başkasına ait olmayan bir Türk vatanıdır! Bu vatanın ucu Suriye’ye de çıksa tünel kazmamıza gerek yoktur! Bir sürü giden var gerekirse değnekleri elimize alır millet olarak gideriz!

        Öyle anlaşılıyor ki ABD ve Rusya Türkiye’yi Suriye’ye yaklaştırmak istemiyor. Dolayısıyla Türkiye politikaları için belki de NATO devrinden beri ilk olarak kimseden icazet almayacaktır! İşte hür bir devlet olmanın gereği budur! Bülent Ecevit ve Necmeddin Erbakan’ın Kıbrıs’ta yaptığını misli ile yapmak lâzımdır! Ne oldu Kıbrıs harekâtında dünya savaşı mı çıktı; elbette zararı oldu, ama millet olarak katlandık, yine katlanırız! Kötü mü oldu ambargodan ötürü alamadıklarımızı kendimiz üretmeye başladık. Bu sebeple şimdi 1974’den daha iyi, daha donanımlı ve daha kuvvetliyiz.

        Tayyip Bey, Enver Paşa olmak istiyormuş! Mutlaka, o dönem geçti; Türkiye artık “Hasta Adam” değildir! Enver Paşa ne yapmış vatan mı satmış! Bugün dünya kabul ediyor ki, Türkiye ilk savaşı kaybetmediği hâlde mağlup sayıldı! Çanakkale-Kafkas-Irak-Suriye-Hicaz’da savaş kaybetmedik içimize hâkim olamadık! Tıpkı şimdiki gibi! Artık böyle işlerin ne zamanı ne de mekânıdır! Vereceğimiz örnek Mustafa Kemal’dir; aldığı bellidir, bugünkü Türkiye tapusu!

        Anlaşıldığına göre Suriye için Amerika’dan icazet Rusya’dan onay almayacağız! Bunun anlamı nedir? “Tam bağımsız Türkiye!”; şimdi millete iş düşüyor. “Bağımsız Türkiye” ülkeyi ayağa kaldırma zamanıdır. İşte millet olarak görevimiz budur! Bu işin inadı, partisi, siyaseti olmaz; devlet kararına uymak zorundayız. Elbette savaş çığırtkanlığı yapmıyoruz; bu ülke yeteri kadar savaş görmüştür! Lâkin “Ver kurtul” da siyaset değildir! Dış politikada bu kadar çekilme; ama nereye kadar! Biz bin yıldan beri ayrılıkçı Kürt’ü doyuramadık, vatan versen Türkiye’yi, Türkiye versen dünyayı isterler! Dünyanın her yerinde küsuratın hâli budur! Bunlar ya birlik ve beraberlik içinde hür vatandaş gibi yaşayacaklar, ülke aleyhinde Moskova gezmeyecekler yahut da kanun önünde hesap vereceklerdir.

        Ülkemizdeki ayrılıkçı PKK terörü sınırlarımız dışında açtığı şube ile uluslararası duruma gelmiştir. Herhalde bu işin çıkış yolu aynen Irak’ta olduğu gibi ya mevcut durumu kabullenmek yahut da kendimize göre tamamen bağımsız politikalar ortaya koymaktır. İkinci şık Türkiye’nin dünyaya meydan okuyarak Suriye’ye tek başına müdahale etmesidir. Ülkede kamuoyu, başta aydınlar olmak üzere, savaş anlamına gelecek müdahaleye şiddetle karşı! Kamuoyu genel olarak sanki PKK’nın siyasi temsilcisi BDP’nin yolundaymış gibi; bilerek veya bilmeyerek savaş karşıtlığı bu duruma gelmiş bulunmaktadır. Ayrıca iktidar partisi içinde çıkarılan münakaşalar da elbette böyle bir kararsızlığın göstergesidir. CHP ve MHP teröre karşı hükümetin yanında olduğunu açıklamıştır; fakat bu açıklama hiçbir şekilde Suriye’ye müdahale anlamında bir destek değildir. Kaldı ki iki muhalefet partisi açık açık “Savaş vatanın kaybıdır.” gibi açıklamalarda bulunmuştur.

        Aslında ABD Minsk’de Suriye politikasını değiştirerek Türkiye’den ayrılmış ve Rusya’ya yanaşmıştır. Dolayısıyla dünya devletlerinde Suriye’nin geleceği ile ilgili olarak Türkiye’den başka değişik düşünen devlet bulunmamaktadır. ABD’ye PYD’nin terör örgütü olduğunu kabul ettiremememizin gerçek sebebi budur. Bizim hükümetin restleri de çok inandırıcı bulunmuyor, çünkü dış destekten tamamen yoksundur. Türkiye her şeye rağmen Suriye’ye girerse elbette örgüt militanlarının düzenli ordu karşısında başarılı olması mümkün değildir. Rusya’nın hava desteği de bu işte insan kaybına rağmen önleyici olamaz; bir dünya harbine de kimse cesaret edemez! Rusya’nın Türkiye’ye karşı olağanüstü bir savaşa girmesi de olası görülmüyor!

        İşin gireceği mecra bellidir; PYD gibi düşük profilli bir güç karşısında sessiz kalan IŞİD gibi uluslararası bir güç Türkiye gibi bir güç ortaya çıktıktan sonra bütün gücü ile bu tarafa yöneltilecek ve ABD tarafından işleri kolaylaştırılacaktır. Dünya öteden beri IŞİD ABD kurgusundan şüphe etmektedir. En azından ABD koalisyon uçaklarını durduracaktır. ABD’nin öteden beri istediği budur ve o safhada Suudi de devreye girecektir! İşte o zaman artık PKK ve PYD tıpkı ilk dünya savaşında olduğu gibi arkadan vurmaya başlayacak ve Türk askerinin kazanımlarını yeni vatan diye sahiplenmeye çalışacaktır! Esad böyle bir duruma dünden razıdır, çünkü kolaylıkla Kuzey Doğu Suriye’yi Kürtler ve IŞİD’e kendiliğinden teslim etmişti.

        Şu anda dikine Afrin ve Halep Ovası bom boştur; burada yüzlerce Türk köyü var, hafif bir IŞİD hâkimiyeti; kuzey batıda ise Afrin Kürt hareketi bulunuyor. Şu anda bile rahatlıkla Cilvegözü-Halep arasında gidip-gelebilirsiniz! Herhangi bir tehlike olacağını sanmıyoruz! Halep içinde zaman zaman tıpkı Türkiye’de olduğu gibi mahalle savaşları var! Bu savaşlar Türkmenler ve Kürtler arasında yerli halk veya aile savaşlarıdır! Buralarda köy desteğini de düşünürseniz Türk çoğunluğu olduğunu ve basit bir yardımla PYD güçlerini yendiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz!

        Şu anda ABD ve Rusya desteğinde Kürtler ne yapacağını şaşırmıştır. Bir veya birkaç cephe Türkiye’de var, Afrin’e doğru ikinci cephe, elbette Halep olayları üçüncü cephedir. Bu bölgede bu kadar Kürt bulunmuyor; o sebeple ABD de 8.000 kişilik yardımda bulunmuş! Sırp nişancılar da işte buralardan geliyor! Türkiye Suriye’ye müdahale etmezse senaryo zaten ilk yazılıma uygun olarak devam ediyor ve dünyaya kafa tutan IŞİD, Kürtler karşısında nasılsa aciz kalıyor ve Kuzey Suriye’de daha evvel ele geçirdiği yerleri bir bir PYD’ye devrediyor!

        Şu yazılarda kurgu yok, komplo teorileri de bulunmuyor; fakat aşikâr bir tarzda oyun devam ediyor! Bu oyun dünyanın oyunu; hiç kimse Türkiye’nin yanında olduğunu açıklarken samimi hareket etmiyor! Yapılmak istenen şey bellidir; Irak’ta Barzani’yi nasıl kabul ettiyseniz şimdi de PKK’nın yan kuruluşu PYD’yi kabul edeceksiniz! Eski Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanlarından Abdullah Gül, tam bir Amerikan ağzı ile Türkiye’nin cumhuriyet tarihinin en ağır bunalımından geçtiğini ifade ediyor ve Hükümet’e karşı da aba altından sopa göstermekten geri kalmıyor. Dolayısıyla on beş seneden beri bu ülkeyi idare edenler de bunalımdan bahsederken sorumluluk kabul etmiyor.

        Bütün bunlara karşılık en tutarlı sözleri Cumhurbaşkanı ve Başbakan söylüyor. Çünkü millî olan yegâne söylemler bunlardır. Netice alınır veya alınmaz, fakat Türkiye’ye karşı başka bir tercih bırakılmamış ve bütün güçler Rusya’da dâhil ABD projeleri üzerinde ittifak etmiştir. Aslında akıllı solcular ve Türkiye’nin bağımsızlığını savunan milliyetçiler açık bir şekilde bu görüşleri desteklemelidir.


Türk Yurdu Nisan 2016
Türk Yurdu Nisan 2016
Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele