Bir İntisab Asabiyesi Güncellemesi Olarak Dokuz Işık Prensibine Bakış

Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

        Modern zamanlar, genel hatlarıyla, kültür ve medeniyet yani umran boyutunda düşüşümüzü ve izmihlalimizi resmeder. İnsan, cemiyet ve medeniyet ayrı vadilere savurulur. Bir arada tutan “asabiye” parçalanır. Asabiyesini kaybeden bir toplumun umran ve bir siyasi organizasyon yoluyla mülk kurması ise muhal olur. Millî idrak parçalanır, müdrikelerimizin kelimeleri hayatımızdan çekilir gider, yargılarımız artık ontolojimizden beslenemez hâle gelir. Varlığımızın evinde kaos ve kriz vardır artık. “Ben bilincimiz” parçalanmış, mefkûremizin ölçüleri darmadağın olmuş, ahlakımız artık bize, “bize göreyi eyletir” olmaktan çıkmış, toplum şahsiyet ve hürriyetinin dizginlerini elinden yitirmiştir. Bu umran erozyonu içinde asabiyeyi yeniden hatırlamaya ve hatırlatmaya çalışan bazı gayretler de olmuştur. Bunlar belki bilerek belki de sezgilerinin itmesiyle bu yolda bazı fikirler ortaya koymuşlardır. Bunlarda umumi gaye yeniden ilham ve şahsiyet kaynaklarına dönmektir. Nurettin Topçu’nun da işaret ettiği üzere “Bütün büyük medeniyetler, insanlığın manevi kudretlerinin hayata hâkim olmasıyla meydana çıkmıştır.”1 Hatırlamak bu bakımdan son derece önemlidir, hatırlatmak ise millî bir vecibedir. Bu cümleden son dönem siyaset ve fikir hayatımıza önemli bir şahsiyet olarak geçen merhum Alparslan Türkeş’in ortaya koyduğu dokuz ışık doktrini pek çok değerlendirmenin konusu oldu. Onun bu yaklaşımları belirli bir dönemde ve muayyen zamana dair mahdut bir yaklaşım sergilemenin ötesinde; kaybettiğimiz asabiyemizi yeniden kazandırma, hatırlatmaya dair bazı öz yaklaşımları da içerir. Bu bakımdan onun kavramlaştırmaları içinde bazı konular, kendi tarihi manalarına devrin muktezası içerikler de eklenerek yeniden değerlendirilmiştir. Siyasi manası ile pek çok devri değerlendirmeye tabi tutulabilecek bu yaklaşımların bir de daha genel çerçevede kültür ve asabiye noktainazarından okunması mümkündür. Değerleri değersizleşmiş bir millete, yeniden bir kere daha ben olma bilinci ile kendi kavramları çerçevesinden seslenilen bu prensipler bir olma duygusunu milliyet ve ülkü esasında temellendirilerek ortaya koyar. Bütün değerlendirmelerin ötesinde bizim burada vurgulamak istediğimiz asabiyeyi yeniden inşa etme fonksiyonuna dair işlevdir. Zira bir özü yeniden üretmek o öze dair kavramların yeniden üretilmesiyle mümkündür. Gelecek geçmişin idrakiyle kurulacaksa ve gelenek manalı birer öz taşıyor ise bu yeniden düşünmeler önemlidir. Burada ideolojik bir güzellemenin ötesinde millet aklının yeniden asabiyesine kavuşması adına bir cehd ile pek çok aydınımızın fikirleri tetkik edildiği gibi, Alparslan Türkeş’in düşünceleri de ele alınmaya çalışılacaktır.

        
Bir milletin ben olma durumu öncelikle kim olduğu sorusuna verdiği cevapla alakalıdır. Bu cevabın kapsayıcılığı o milletin kendi içinde ve diğerlerine karşı durumunu ve duruşunu da tespit eder. Asabiyesini yeniden bulmak isteyen bir toplum öncelikle kendisinin ne ya da kim olduğunu hatırlamasıyla mümkündür. Zihnine çakılan modern kazıklardan azade olarak otantik bir içeriğe kavuşması o toplumun tecdidi sürecinde ihya edicidir. Dokuz ışık içerisinde millet tanımına bakıldığında kültürcü bir yaklaşım ortaya konulduğu ve bunun asabiye teşekkülü adına kapsayıcı bir yaklaşım olduğunu söylemek mümkündür. Milliyetçilik duygusu bu manada bir ırki mülahaza kalıbı olmanın ötesinde milletin geleceğini kurma adına müştereklerin tespiti noktasında okunmaktadır: “Milletlerin faaliyetlerinde, yükselmelerinde ve kendi toplumlarını refaha kavuşturmak, geliştirmek çabalarında Milliyetçilik Şuuru ve Milliyetçilik duygusu başlıca tesir yapan faktör olmaktadır. Milliyetçilik duygusundan yoksun olan bir toplumun millet manzarası göstermesi mümkün değildir. Milliyetçilik duygusuna sahip olmayan bir topluluğun bir arada yaşaması mümkün değildir.”2 Ve aynı zamanda “Türk milleti dediğimiz gerçek nedir? Bugün Türk milleti dediğimiz gerçeği şu şekilde tarif etmek mümkün. Müşterek bir tarih şuuruna sahip bulunan, aynı dine mensup, aynı kültürle yoğrulmuş, aynı devleti kurmuş, yaşatmış ve bugün de aynı devletin sahibi ve bayrağı altında yaşayan, sınırları içinde yaşayan insan topluluğu Türk Milletini teşkil etmektedir.”3 Asabiyeyi tanımlayan çerçeve ana hatları ile sosyal birlik duygusuna sahip müşterekler manzumesini paylaşmak demektir. Bu yaklaşım tarihi süreçte Anadolu’yu Türkiye yapan iradenin kapsayıcı, öngörülebilir hukuk kuran ve birleştiren yaklaşımlarını hatırlatır. Türk milleti demek müşterekler demektir. Dışlamak, ötekileştirmek ya da dönüştürmek demek değildir. Varlığımızın evi olan bu kimlik, bu topraklarda var olan her şahsiyetin kendi kalmasının garantisidir; zira din mensubiyeti asabiyenin içinde modern ırkçı milliyetçiliklerin ötesinde bir fren sistemi ile herkese kendi yerinde saygı prensibini de ortaya koyar. Asabiyesi olmayan yani bir ben duygusu yaşamayan bir toplumun birlikte kaderdaş olması da mümkün değildir. Çanakkale destanımız bile bu birlikte biz olma duygumuzun en son teminat ve şahitlerinden biridir. Müşterek tarih şuuru, din kardeşliği, kültürel birliktelikler ve aynı devletin çatısında kader birliği etmenin son büyük hatıralarından biridir. Türk idarecilerinin birlikte yaşatma erdemi bin yıldır bu topraklarda birlikteliğin temeli oldu. Din bu yaşatma kültürünün esas ve ana ilham kaynağıdır. Ötesi lafı güzaftır.

        
Modern zamanlarda mefkûresi sağ ve sol; liberal ve sosyalist gibi kaoslara düşen düşünce dünyamız oradan şuraya savrulup durmaktadır. Bütün dünya sol ya da sağcı olmak zorundadır. Bunun dışında üçüncü bir alternatife müsaade yoktur. Batı demek olan bu iki yaklaşımın varlığı, hayati bir tehlike olarak algılanmakta ve tedbirler derhâl alınmaktadır. Kendi öz asabiyesini yitirmiş, benlik duygusunu kaybetmiş bir toplum mefkûresizleşmiş nesillerin girdabında savrulup duracak ve devşirme ideolojilerle yıllarını heba edecektir. Bu manada ülküsü olmayan asabiyeler pusulasız gemi veya ruhsuz beden gibidirler.

        
İnsan düşünce ile yaşar. Akl ederek geleceğe yürür. “Ülkücülüğümüz: Türk milletini en kısa yoldan en kısa zamanda en modern uygarlığın en üst seviyesine çıkartmak; mutlu, müreffeh hâle getirmek; bağımsız özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmaktır. Kişilere hürriyet, milletlere istiklal başta gelen prensiplerimizdendir. Toplum içindeki insanlar kişisel liyakat ve kabiliyetlerine göre görevlendirilmeli ve bir sıraya konulmalıdır.” 4 Burada ortaya konulan yaklaşım ideolojik sloganların ötesinde zorlu bir çalışma yolunu teklif etmektedir. Anlaşılamamış olması ne hazindir. Müreffeh kılmak jeopolitik bir unsur olarak prensiplerin geneline yayılmıştır. Asabiyeyi kurmak noktasında liyakatçı yaklaşımın toplum içinde sağlıklı bir düzen içinde işleyen mekanizma açısından son derece önemli ve değerlidir. Benlik asabiyesini adalet ve liyakat esasına dayandırmamış toplumların sağlıklı bir bünye oluşturması muhaldir.

        
Asabiyenin teşekkülünde dinamiklerin sağlıklı tespiti önemlidir. Ahlak, millet ve mefkûrenin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu bakımdan benlik bilincinin “Bir toplumda insanların birbirlerini incitmeden, birbirine zarar vermeden, sağlıklarını koruyarak, tabiat güçlerinin tesirlerinden en iyi yararlanacak şekilde hareketlerini tanzim etmelerini sağlayan kuralların toplamı ahlakı meydana getirir.”5 “Ahlakçılıkla kastettiğimiz şey, kişilerin ve toplumun milli ahlak kurallarına bağlı olarak yetiştirilmesi ve milli ahlak kurallarına bağlı olarak yaşaması ilkesidir.”6 Bu bakımdan, ahlaki olarak birbirlerine saygı göstermeyi esas kabul eden bireyler asabiye bağıyla birbirlerine bağlanarak; din ve ahlakın birleştirici unsurlarıyla müşterek bir millet olurlar. Ahlak, büyüğünü bilmek küçüğünü tanımak demektir. Çoğunluk taassubuyla ezici bir güç olmak vehmi ise ancak güruhlara yakışacak bir hâldir. Ahlakı olmayanın ülküsü ve milliyeti asabiye kaynağı olmaktan çok ayırıcı bir ben duygusu ego var eder. Ahlakı olmak, asabiyesini ülküsü ve milleti uğruna kendini aşan bir adanmayla ortaya koymaktır.

        
Mefkûre uğruna adanmışlık millet uğruna yaşanmışlıklara delalet ederse manalıdır. Bu bakımdan kendisi ve kendisine dairleri ülküye alet etmemek kendi varlığını millet için adamak demektir. “Toplumculuk demek: Toplum menfaatının, toplum varlığının, kişi varlığının üzerinden gözetilmesidir.”7 Bireyden millet düzeyine kadar fertlerin şahsiyetleri ile hür bir edim olarak kazanmadıkları mefkûreler, ülküler kuru birer ruhsuz taklit olmaktan öteye geçemezler. Ağızda çiğnenen bir sakız gibi laf ve şovenizm balonları patlatılır durur, lakin hareket planında bir neticeye varılamaz. “İnsanlar için mutluluk her şeyden önce hür olmaya bağlıdır. Türk milleti için uygun gördüğümüz yönetim sistemi Hürriyetçi Demokrasi sistemidir. Halkçılık deyimiyle kast edilen şudur: Her şeyin halkla beraber, halk için olması ve halka doğru olması ve halk tarafından olması.”8 “Hürriyetçilikle birlikte şahsiyetçiliği de esas alıyoruz. İnsanlar şahıslarına karşılık saygı ve karşılıklı teminat içinde bulunmalıdır.”9 Halkın yani insanın ve toplumun merkeze alındığı şahsiyetli bireylerin mecmuası olan bir müşterekler ağında yaşanan hürriyetçi demokrasi geleceğin Türkiye’si için mana ifade edebilir. Bugün siyasi bir geleneğin bu kavramı ıskalıyor ve kamuya ifadesiyle siyasi hayatımıza bakış açısı getirmiyor olması ise düşündürücüdür.

        
İntisab asabiyesi eksik bir toplum tüm renkleri ile müşterek bir yapı gösteremez. Bu bakımdan dokuz ışığın bazı prensiplerini günümüz penceresinde okuduğumuzda, bu mütevazı yazının da ifade etmeye çalıştığı gibi güncel sıkıntılara yeni açılımlar verecek aktüalitenin hâlâ bulunduğu görülür. Bu bakımdan müşterekler asabiyesini kaybetmiş, millî adını kavga konusu hâline getirmiş bir toplumun 21. asırda sağlıklı var olması zordur. Ülkemizde en büyük sorunlardan birisi herkesin otantik kalma tercihinin çiğnenmesi meselesidir. Hürriyetçi demokrasi ülkücülüğü belki de kopan bağları birleştirici yeni bir söylem ve eylem planı olarak hatırlandığında dâhili asabiyemizin ve buna dair intisaplarımızın yeniden kurulmasına bir vesile olabilir. Hürriyet bireyin hakkı ve toplumun bir geleneği olarak demokratik bir hareket hâline dönüşürse bu parçaların bir araya gelmesinde faydalı olacaktır. Liyakatçı ve hürriyetçi bir ortam, ülkemizde bugün her şeyden daha çok özlenen bir ideal ufkudur. “İnsanlar; yoksulluğa, açlığa, susuzluğa tahammül ederler. Fakat adaletsizliğe, hor görülmeye, aşağılanmaya ASLA müsaade, müsamaha etmezler” sözleriyle merhum Türkeş Bey de buna işaret ediyordu. Burada toparlayıcı son bir ışık olarak Nurettin Topçu’nun “Ahlakta yıkılışımız tarihimizi inkârla başlıyor. Çünkü tarihte atalarımız yaşatılmaktadır. Onlarsa sayısız hörmet halesi ile çevrilmişlerdir. Sevgiden ayrılmayan hörmet, ahlakımızın temelidir. Hörmet hayatın her sahasında, ailede, okulda, alış-veriş yerinde, gazetede, siyasette, sanatta ve dinde yaşatılır. Milli tarihimiz inkâr karanlığına gömüldükten sonra Günyüzü gören nesillerin, hörmet şöyle dursun, hayâya hasret bakışları ile tavırları son yarım asrın en acıklı eseri olmuştur.”10 sözleri, yukarıda gösterilmeye çalışanların çağın diğer bir muzdaribi tarafından ifadesi olarak değerlendirilebilir. Asabiyemizi yeniden inşa etmek için kulak vermemiz gereken seslerden birine dikkat çekmek gayesi güden bu yazının anlamaya vesile olması, amacının gerçekleşmesi olacaktır. Yenilenen her kadim düşünce yola düşen bir ışıktır. Aydınlatanlara ve hatırlatanlara selam olsun.

         

        ------------------------------------------------------------------------------------------------------------

         

        * Prof. Dr., Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü
1 Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası, İstanbul, 2011, s. 144.
2 Alparslan Türkeş, Dokuz Işık ve Türkiye, İstanbul, 1976, s.81
3 Türkeş, Dokuz Işık, s. 83.
4 Türkeş, , s.99.
5 Türkeş, Dokuz Işık, s.102
6 Türkeş, Dokuz Işık, s. 103.
7 Türkeş, Dokuz Işık, s. 111.
8 Türkeş, Dokuz Işık, s. 136-137
9 Türkeş, Dokuz Işık, s. 138.
10 Nurettin Topçu, Kültür ve Medeniyet, İstanbul, 2004,, s. 81-82.


Türk Yurdu Mayıs 2015
Türk Yurdu Mayıs 2015
Mayıs 2015 - Yıl 104 - Sayı 333

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele