Alnı Öpülecek Kahramanlar ve Terörle Mücadele

Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

        ALNI ÖPÜLECEK KAHRAMANLAR VE TERÖRLE MÜCADELE

        “Gökten ecdad inerek öpse o pâk alnı değer.” diye haykıran şair, yalnızca Çanakkale kahramanlarını anlatmıyor, sizleri de tahayyül ediyordu. Vatan topraklarının bir bölümünde isyana kalkışan şehir eşkıyasına karşı cansiperane bir mücadele yürüten polis-asker bütün güvenlik güçlerimiz, hem kahramanlık destanları yazıyor hem de bütün dünyaya insanlık dersi veriyor.

        Yaralı olduğu ve rapor verildiği hâlde durumunu üstlerinden gizleyerek bölüğünün başına geçen kahraman Yüzbaşı Halil Özdemir, 27 Mart 2016’da şehit düştü. Kendisine rapor veren doktora şu sözlerle çıkışmıştı:

        "Ne istirahatı bu? Şimdi istirahat zamanı mı? Biraz evvel kardeşlerimi şehit verdim, kollarımda şehadet mertebesine yürüdüler. Hâlâ kollarımdalar, sanki bana bakıyorlar; diyorlar ki 'Komutanım, kanımızı yerde koymayasın, buraları sana emanet edip yürüyoruz Hakk’a. Keşke birkaç gün daha ömrümüz olsa idi de seninle birlikte çarpışabilseydik bu şerefsizlerle.' İstirahat bana haramdır, lütfen iptal edin."

        Yine aynı gün şehadet haberi verilen özel harekâtçı polis Coşkun Nazilli’nin cebinden çıkan, çocukları Göktürk ve Gökçe’nin mektubu yürekleri dağladı:

        “Vatan sevgisi imandan, onun tek amacıdır.

        Dünya hayatı oruç, ölüm anı iftardır.

        

        Saraylarda süremem dağlarda sürdüğümü,

        Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü.

        Özel Harekâtçı Coşkun Nazilli’ye.

        Çocukların Göktürk Nazilli-Gökçe Nazilli

        Seni çok özledik, baba, seni çok seviyoruz."

        Türk milleti, bin yıldır bu toprakları vatan tutarken yüz binlerce şehit verdi. Geri çekilme döneminde de Anadolu topraklarını yine kan ve gözyaşıyla yoğurdu. Çanakkale’de, Irak’ta, Yemen’de, Galiçya’da, Suriye’de, Hicaz’da kahramanca savaşanlar, Millî Mücadele’de Türklüğün yeni Ergenekon’unu savundular. Hülasa, ecdadımız bir yandan kalem ve imarla medeniyetini inşa ederken öbür yandan vatanı ve milletini kılıcıyla savundu. Bu vatan bize, işte bu atalardan mirastır. Bugün de yine Türk milletinin kahraman evlatları “Şehitler Tepesi”ni boş bırakmıyor, tuttuğu bayrağı yere düşürmüyor.

        Allah, bütün şehitlerimize rahmet eylesin; geride kalanlara sabır versin.

        ***

        Genelkurmay açıklamasına göre “22 Temmuz 2015'ten bu yana sürdürülen operasyonlarda, çoğunluğu PKK'lı 4 bin 432 terörist öldürüldü. 377 şehit verilirken sivil kayıp 300'e yakın.”. Temmuz ayından beri yürütülen mücadele sonucunda, PKK’nın halk desteğini alma hayalleri suya düşmüş, sağduyulu bölge insanı, bu Stalinist cani örgütün gerçek yüzünü görmüştür.

        Temmuz 2015’ten beri Sur’da, Silopi’de, Cizre’de, Nusaybin’de kahramanca mücadele eden, masum yurttaşların kılına zarar gelmemesi için kendi canını riske atan bu kahramanlara karşı milletçe büyük borcumuz var. Orada canları pahasına mücadele edenlere kara çalan, iftira atan sözde aydınlar; bu yiğitlerin kahpece, tuzaklarla ve keskin nişancı teröristlerce şehit edilmesine, çocuklarının öksüz, eşlerinin acı içinde bırakılmasına karşı bir satır bile yazmazlar. Bu millet, onları asla affetmeyecektir. Haziran seçimlerinden sonra, Suriye’nin kuzeyinde Amerikan yardımıyla sağladıkları avantajlardan da cesaret alarak Türk Devleti’ne karşı “devrimci halk savaşı” adı altında kalkışma başlatan PKK eşkıyasını görmezden gelip Devlet’i suçlayan gönüllü sömürge aydını sözde gazetecileri de tarih ve millet unutmayacaktır.

        Bugün yürütülen mücadeleye övgüler düzen bazı kesimler, bugün ile 90’ları kıyaslıyor; 90’lara dönmemekten bahsediyor. Bu söylemin sahipleri, acaba şunu hiç mi düşünmez? 90’larda da PKK denilen cinayet ve terör şebekesi Türk ordusuna ve polisine, sivillere saldırıyordu. Bu mücadelede pek çok asker, polis ve sivil şehit oldu. O mücadele döneminde ortaya çıkan bazı olumsuzlukları dilinize dolarken kahramanca mücadele edenleri, şehit düşenleri rencide ettiğinizin farkında mısınız? “Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı!” diyen İstiklâl Marşı şairinin ikazına kulak verin ve bu “90’lar” yavesini bırakın. Her dönemde hatalar yapılabilir; nitekim yapılan bütün ikazlara rağmen “çözüm ve barış süreci” döneminde PKK, memleketin bir bölgesinde hâkimiyet kurdu; silah depoladı; asayiş(!) birlikleri ile yol kesti; hendekler kazdı. Şimdi de aylardır orduyu ve polisi uğraştırıyor.

        Milletçe, şehitlerin üzerimizdeki haklarını asla unutmamalıyız. Devletimizi yönetenler, şehitlerin bizden razı olması için bir daha teröristlerle müzakere masasına oturmamalıdır. Terör örgütünün açık savunmasını yapanlara, velev ki milletvekili olsunlar, kanunlar ve Anayasa’nın gerektirdiği şekilde muamele edilmelidir.

        ***

        Ankara; İstanbul ve diğer yerlerde yapılan alçakça saldırılarla Türk milletini ve devletini masaya oturtmaya, terörle mücadeleden vazgeçirmeye çalışan PKK’ya, IŞİD’e, DHKP-C’ye ve bilumum terör örgütlerine karşı devletimiz tavizsiz mücadele etmeli; millet olarak da bu mücadeleye her türlü desteği vermeliyiz. Terörün bizleri teslim almasına, sokaklarımıza ve üniversitelerimize hükmetmesine izin vermemeliyiz.

        Terör örgütü yandaşları ve şakşakçıları, iç ve dış destekçileri aslında Türk devletinin gücünü biliyorlar. Onların rolü, Türkiye’yi uğraştırmaktır; büyümesine, güçlenmesine ket vurmaktır. Devletimiz, ilk etapta bu örgütleri etkisiz kılacak sert mücadeleyi başarıya ulaştırmalı; akabinde gerek içerideki bütünleşmemizi gerekse sınırlarımızın güvenliğini ve kardeş coğrafyalardaki etkinliğimizi arttırıcı tedbirleri geliştirmelidir. Buradaki uzun vadeli çerçeve planımız ise Türk-İslam medeniyeti coğrafyasının bütünleşmesi ve güçlenmesi olarak tespit edilmelidir. Türkiye’nin, Türk devletlerinin ve İslam âleminin düzlüğe çıkmasının yolu böyle bir tasavvurdan geçiyor.

        Tekrar etmek pahasına vurgulamak isteriz ki, teröristlerle mücadelede taviz siyasetinin yeri olamaz. Bölücü örgütün sözde siyasi uzantılarının, söylemlerinin devletimizin üst katlarında da zaman zaman akis bulması, son derecede düşündürücü ve üzücüdür. “Türkiye halkları” ifadesini bir zamanlar merhum Ecevit de kullanırdı. Bu ifade, kullananların bazıları iyi niyetli olsa da, son tahlilde bölücülüğe prim veriyor. Kapsayıcı ve içerici “Türk milleti” kavramını etkisizleştiren ve “etnikçi fitne”yi körükleyen eylem ve söylemler, devlet katında asla yer bulmamalıdır. İçerideki teröre ve dışarıdaki kuşatmaya karşı mücadelenin anahtarı, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmektir.


Türk Yurdu Nisan 2016
Türk Yurdu Nisan 2016
Nisan 2016 - Yıl 105 - Sayı 344

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele