Zoraki İttifaktan Yol Ayrımına İttihat-Terakki ve Ermeniler

Mart 2016 - Yıl 105 - Sayı 343

        ZORAKİ İTTİFAKTAN YOL AYRIMINA İTTİHAT-TERAKKİ VE ERMENİLER

        Doç. Dr. Nejla Günay tarafından hazırlanan Zoraki İttifaktan Yol Ayrımına İttihat-Terakki ve Ermeniler adlı eser, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi tarafından Kasım 2015’te yayımlandı. Eser toplam 597 sayfadır ve üç bölümden oluşmaktadır. Her bölüm birçok konu başlığı altında ele alındığından eserin muhtevası oldukça kapsamlıdır. Eserde Türk, Rus ve Fransa arşivlerinden belgeler kullanıldığı görülmektedir. Özellikle Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nin birçok fonundan belgeler kullanılması, eserin sadece siyasî konulara değil aynı zamanda sosyal, ekonomik, idari ve diplomatik konulara da ışık tutmasına imkân vermiştir. Eserde dönem gazetelerinin titizlikle kullanıldığı, böylece yazarın ifadesiyle “resmî olmayan politik ilişkiler, kamuoyunun eğilimleri ve ülke ve dünya gündemi…”nin neler olduğunun belirlenmesinin mümkün kılındığı görülmektedir. Ancak Osmanlı basınına ağırlık verildiği, diğer ülkelerde yayımlanan gazetelerin sınırlı kullanıldığı ise dikkat çekmektedir..

        İttihat ve Terakki-Ermeni ilişkileri, çok merak edilen ancak daha önce çalışılmamış bir konudur. Dolayısıyla eser bu konuda yapılan ilk derli toplu çalışmadır. Eserin başlığı bir iddiayı ortaya koymakta ve ittifakın kimler arasında ve neden zoraki yapıldığı konusunda merak uyandırmaktadır. Bu soruların cevabına birinci bölümde ulaşmak mümkündür. Birinci bölümde; öncelikle Kafkasya, Orta Doğu ve Balkanların genel durumu Rusya, İran ve Osmanlı muhalefet hareketleri özelinde ortaya konmaktadır. Burada verilen bilgilerden bu coğrafyada Meşrutiyet ilân edilmesi ekseninde çeşitli taleplerle muhalif gruplar ortaya çıktığı görülmektedir. Eser, taleplerin muhtevasını muhalefetin etnik ve dinî kökenine bakarak tespit etme fırsatı vermektedir. 1890’da Tiflis’te kurulan Taşnaksutyun Komitesi Ermeni muhalif hareketinin önderi, 1889’da İstanbul’da kurulan İttihat ve Terakki Komitesi Türk muhalefetinin konumundaydı. Bu iki komite zaman zaman birleşmeye teşebbüs etmişlerse de aralarında çok ciddi görüş ayrılıkları olduğundan bunu başaramamışlardı. Ancak tek başına amaçlarına ulaşamayacaklarını anlayınca 1907 yılında, Meşrutiyet’i ilan ettirmek ve II. Abdülhamit’i tahttan indirmek üzere ittifak yaptılar. Her iki komite bu ittifaktan sonra ülkenin farklı bölgelerinde ayaklanmalar organize etmişler, bu ayaklanmalara geniş halk kitleleri katılmışlardır. Öte yandan bu sırada bazı yapısal sorunlar da ortaya çıkmış, güvenliği sağlamakla görevli askerlerin aynı zamanda vergi toplama sorumluluğunu üstlenmesi nedeniyle birçok yerde asker sıkıntısı çekildiği görülmüştür.

        Bu bulgular eseri çok önemli kılmaktadır. Çünkü farklı meslek, din ve statüye sahip kişilerin yerel yönetimlere veya devlete karşı organize olabilmesinin sebepleri belgelerle ortaya konmuştur. Türkiye’nin sosyal yapısına dair bu tespitler elan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde devam etmektedir. Kanuni olmayan yapılar bölge halkından en azından bir kesimini kendine taraftar yapabilmektedir. Dolayısıyla yaklaşık 100 yıl önce de var olan sosyal ve idarî problemler çözümlenmedikçe bu sorunların devam edeceği sonucu ortaya çıkmaktadır.

        Eserin II. Meşrutiyet’in ilân edilmesinin anlatıldığı bölümünde yeni rejimin Osmanlı toplumu üzerindeki sosyolojik etkilerine değinilmekte ve yöneticilerin adalet ve eşitlik anlayışından ayrılmamasının önemi belirtilmektedir. Zira o güne kadar “komiteci”, “eşkıya” gibi sıfatlarla anılan bazı kişiler yönetici pozisyonuna geçmiştir. Genel af çıkarılmasıyla hapishanedekiler serbest bırakılmış ve yurt dışına kaçanlar serbestçe ülkeye dönmüştür. Çok hızlı gelişen bu durum Osmanlı toplumunu ikileme düşürmüştür. Kendini güvende hissetmeyen halk kitlelerinin meşru yönetim için ne kadar büyük bir tehdit olabilecekleri örneklerle izah edilmektedir. Eser bu yönüyle Osmanlı toplumundaki çatışmaların sebeplerini sosyolojik olarak ele alıp bunun Türk-Ermeni ilişkilerine yansımalarını ortaya koymaya çalışmıştır. Ayrıca Müslüman ve Ermeni toplumunun iç durumlarıyla problemlerine değinilmesi, ittifakın farklı kesimler tarafından nasıl karşılandığı ve politik değişiklikler ve hükümetin Ermenilerin ıslahat talepleriyle ilgili olarak attığı adımlar ve sonuçlarının içerdeki ve dışarıdaki yansımaları bir bütünlük içinde anlatılmaktadır. Yazar, hükümet politikalarını iç ve dış siyaset ekseninde ele almış, bu da okuyucunun mevcut durum hakkında sağlıklı, birbirinden kopuk olmayan bilgiler edinmesi sonucunu doğurmuştur. Yazarın bu anlayışını eserin ikinci ve üçüncü bölümlerinde de sürdürdüğü görülmektedir. Eser bu yönüyle Ermenileri konu alan çalışmalar içerisinde ilk olma özelliği göstermektedir. Yazarın birinci bölümde önemle üzerinde durduğu bir konu da Taşnaklarla İttihatçıların Meşrutiyet’ten ne anladığı sorusudur. Yazar, her iki kesimin de Meşrutiyet’i canla başla savunduğunu, ama bunu aynı şekilde algılamadıklarını ve beklentilerinin çok farklı olduğunu ifade etmektedir.

        Eserin ikinci bölümüne “İttifakı Zora Sokan Gelişmeler” adı verilmiş ve bu konu iç ve dış sebepler şeklinde tasnif edilmiştir. Öncelikle ittifakı zorlayan iç sebepler ele alınmış ve burada toplumsal hareketlerin hükümet üzerindeki etkileri ortaya konmuştur. Maraş, Kayseri ve Adana gibi yerlerde Ermeni ve Müslümanlar arasında yaşanan olayların her iki toplumda derin travmalar yarattığı, bazı sosyal, ekonomik ve idarî problemlerin kısa sürede çözümlenmesinin mümkün olmadığı çok sayıda arşiv malzemesi kullanılarak ortaya konmuştur. Bu bölümün en önemli kısımlarından biri de Ermenilerle Kürtler arasındaki anlaşmazlıkların temel sebeplerine yer verilmesidir. Doğu Anadolu’nun demografik yapısı, orada yaşayan unsurların birbirleriyle ilişkileri bölgeyi diğer ülkelerin hareket alanı hâline getirmiştir. Bölgenin feodal yapısının, Ermenilerin Batılı ülkelerle ilişkileri arttıkça ve eğitim seviyeleri yükseldikçe çatışmaların daha da artmasına yol açtığı çarpıcı örneklerle açıklanmaktadır. Yazarın tespitlerine göre; aşiretlerin tahakkümünden sadece Ermeniler değil bölgedeki bütün unsurlar olumsuz etkilenmektedir. Öte yandan Ermenilerin bazı anayasal haklar elde etmesinin verdiği özgüvenle hareket etmesi Kürt aşiretleriyle ilişkilerinin daha da kötüleşmesine yol açmaktadır. Hükümetin Kürt ve Ermeni unsurlara farklı muamele etmesi mümkün değildir. Hükümet, bu nedenle bölgedeki kanaat önderleriyle iyi niyetli temaslar kurup problemi çözmeye çalıştı. Ancak hükümet, tarafların elindeki gücü kaybetmeye yanaşmaması yüzünden anlaşmazlıkları çözme konusunda başarılı olamadı. Bu da bölgedeki sorunun daha da büyümesine yol açmaktaydı. Öte yandan Ermeni önderler Meşrutiyet’in getirdiği “Eşitlik, özgürlük, adalet” prensibini bir ayrıcalık gibi algılayarak imtiyazlı bir sınıf havasına girdi. Patrikhane sürekli takrirler vererek hükümet üzerinde baskı oluşturmaya çalışırken Ermeni matbuatı da Ermenilerin haksızlıklara uğradığını ele alan yayınlar yaparak kamuoyu oluşturmaya çalıştı. Bu yayınlarda yer alan haberlerin birçoğunun asılsız olduğu yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkarıldı. Hatta bazı Kürt aşiretlerinin Taşnaksutyun Cemiyeti’nin Ermeni köylülerini silahlandırıp Müslüman halka zulüm yaptığından şikâyet etmesi ortaya çelişkili bir durum çıkarmaktaydı. Hükümetin bölgedeki anlaşmazlıkları iyi niyetle çözme çabaları görmezden gelindi. Hatta çözümün sadece kendi istedikleri gibi olmasında direten Ermeniler tarafından boşa çıkarıldı. Ermeniler bunu bahane ederek Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine müdahale etmesini ve özerk bir Ermeni devleti kurulması için ön ayak olmalarını temin etmeye çalıştı. Ermeni önderler yabancı ülkelerle diplomatik girişimler yaptı. Doğu Anadolu Bölgesi’nin günümüzdeki durumu göz önüne alındığında bu tespitler çok çarpıcıdır ve adeta tarihin yeniden tekerrür ettiğini göstermektedir.

        Eserde Ermenilerin genelleştirilmemesi gerektiğine, Ermeniler içerisinde farklı görüşler olduğuna dikkat çekilmektedir. İttihatçıların ittifak hâlinde olduğu Taşnaksutyun içerisinde de görüş ayrılıkları olduğu, Doğu bürosunun daha ılımlı bir yaklaşımda bulunduğu, Batı bürosunun ise İttihatçıların samimi olmadığı gerekçesiyle onlara karşı sert bir tavır takındığı ortaya konmaktadır. “Genelleme yapmak” Türk tarih yazımında en çok yapılan yanlışlardan biridir. Buna vurgu yapılması çok yerindedir.

        Eserin ikinci bölümünün ikinci kısmında ittifakı zorlayan dış gelişmeler ele alınmıştır. Bu çerçevede Trablusgarp ve Balkan savaşlarıyla bu savaşların ortaya çıkardığı yeni durumun Türk-Ermeni ilişkilerini nasıl etkilediği sorgulanmıştır. Yazar, İttihat-Terakki-Taşnaksutyun işbirliğinin Trablusgarb’ın İtalya tarafından işgal edilmesinden sonra sallanmaya başladığı, bunun devletin zaaflarını ortaya çıkardığı ve bu işgalin Balkan Savaşı’nı tetiklediği görüşünü savunmaktadır. Eserde bu dış gelişmelerin Türk-Ermeni ilişkilerinin gerilemesinin en önemli sebebi olduğu görüşü ortaya konmaktadır. Bu gelişmelerden sonra Taşnaksutyun Partisi’nin Ermeniler arasındaki popülaritesi kaybolmuş, bütün Ermeni gruplar birleşerek Patrikhane etrafında toplanmıştır. Böylece Patrikhane, II. Meşrutiyet’in ilân edilmesinden sonra kaybettiği itibarını yeniden kazanmış ve Ermenileri yönlendirme konumuna yeniden gelmiştir. Eserde dikkat çekilen diğer konu ise Ermenilerin ayrılma hedeflerine dolaylı yollardan ulaşma gayreti içine girmeleri ve bunun için bazı yasal düzenlemeler talep etmeleridir. Ermenilerin bu türlü davranışlarına örnek olarak Patrikhane’nin “Seçim Kanunu”nda yapılmasını istediği düzenlemeler gösterilebilir.

        Eserde, Balkan ülkelerinin “Balkan Birliği” adı altında toplanıp Osmanlı topraklarına saldırmasının devleti çok zor duruma soktuğuna ve devletin başka ciddi problemlerini de ortaya çıkardığına vurgu yapılmaktadır. Özellikle Rusya’nın, Osmanlı Hristiyanlarını kullanarak Doğu bölgelerini himaye altına alma ve İstanbul’u ele geçirme planları, Osmanlı kamuoyu ve hükümeti içindeki görüş ayrılıkları bu problemlerden en önemlileriydi. Osmanlı Devleti’nin Balkan Savaşı’nda yenilmesinin birçok sebebi olduğu eserde ayrıntılarıyla anlatılmaktadır. Bu bölümde anlatılanlardan belki de en çarpıcı olanı Bulgar cephesinde Osmanlı ordusunun bir Haçlı zihniyetiyle karşı karşıya kalmasıdır. Çünkü Bulgar ordusunda farklı etnik kökenden gönüllü Hristiyan askerlerin Osmanlı ordusuna karşı savaşması ve bu askerler arasında Osmanlı vatandaşı Ermenilerin de bulunmasıdır. Burada gözden kaçırılmaması gereken husus Ermeni vatandaşların ilk defa bir savaşta yer alması ve o savaşta da düşman tarafına geçmesidir. Yazar, bu bilginin yanında Yanya’da Osmanlı ordusunda savaşan Ermenilerin ne kadar büyük fedakârlıklar gösterdiğini de ayrıntılı olarak anlatmaktadır.

        Eserde ortaya konan bulgulara göre; Osmanlı Ordusu’nun Balkan Savaşı’nda aldığı yenilgi Ermenilerin devlete ve hükümete bakışını tamamen değiştirdi. Çünkü Ermeni milliyetçilik hareketlerinde öteden beri Balkanlarda yaşanan gelişmeler örnek alınmıştı. Ermenilerle Balkan uluslarının talepleri aynıydı. Taşnaklar resmî olarak özerklik ve ıslahatı içeren programa bağlı kalmayı sürdürseler de gerçekte Rusya’nın himayesini isteyen Ermenilerin sayısı gittikçe artmıştı. Taşnak mensuplarının kışkırtmaları, ekonomik sorunlar ve Doğu’daki ahalinin kendi arasındaki birtakım anlaşmazlıklar nedeniyle kırsal kesimde yaşayan Ermeniler de isyankâr bir tutum içine girdi. Taşnaksutyun, adeta devlet kurma çalışmaları başlattı. Van’da etkinliğini iyice artıran Taşnaksutyun, şehirdeki Ermenileri bir ordu gibi düzenleyerek oluşturduğu grupların başına birer komutan tayin etti ve onları en modern silahlarla donattı. Mahkemeler kurdu ve halkın sorunları için devlet dairelerine başvurmasını engelleyerek devlet otoritesini tanımaz bir tutum sergiledi. Bu gelişmeleri yakından takip eden bölgedeki Rus konsolosları bir Hristiyan-Müslüman çatışmasını körükledi. Yazar, bu gelişmelerin Osmanlı topraklarının geri kalanlarını da işgale açık hâle getirdiğinden iddia etmektedir. Bu iddiasını arşiv belgeleri ışığında açıklamakta ve Rusya’nın Doğu Anadolu’da Ermeniler ve Kürtlere yönelik olarak ayrı ayrı politikalar geliştirdiğini beyan etmektedir. Bu politikayı da şu şekilde açıklamaktadır: Rusya, izlediği politikalarla bu iki kesimi maddi ve manevi olarak destekledi. Bir taraftan da bu iki unsuru birbirine düşürecek çalışmalar yaptı. Rusya Kürtler arasında milliyetçilik duygularını artırmaya gayret etti. Ermenilerle ilgili olarak da “Ermeni Islahatı” konusunu gündeme getirdi. Ermeni gruplar Rusya’nın teşvikiyle Eçmiyazin Katogikosu’nun önderliğinde birleşti. Bogos Nubar Paşa, Katogikos tarafından Avrupa ülkelerinde propaganda yapmak, Avrupa’nın desteğini sağlamak ve temasları hakkında Rusya’yı bilgilendirmekle görevlendirildi. Rusya, Ermeni milliyetçiliğinin kendi tebaası Ermeniler arasında da yayılması endişesi taşımaktaydı. Rusya bu amaçla Osmanlı Ermenileri arasında Taşnaksutyun aleyhinde propaganda yaptı.

        Ermeni Millî Meclisi, Ermeni Islahatı’nın hızlandırılması için çeşitli çalışmalar yaptı. Rusya, Ermeni Islahatı konusunda istekli görünmekle beraber esas amacı Doğu Anadolu’yu ele geçirmekti. Bunun için bölgede karışıklık çıkarmanın hesabını yapmaktaydı. Bu yüzden de sık sık görüştüğü Ermeni Patriğine telkinde bulunarak uzlaşmayı engelledi.

        Eserde Balkan Savaşı’ndan sonra Kürt-Ermeni ilişkileri şu şekilde açıklanmaktadır: Bölgede yaşayan diğer bir unsur olan Kürtler, başlangıçta bölgede bir Ermeni daha doğrusu bir Hristiyan devleti kurulmasından çok korkuyordu. Ancak daha sonra bir Kürt devleti kurabilmek için Ermeni devleti kurulmasının şart olduğunu düşündüler. Başka türlü Avrupa’nın desteğini almaları mümkün değildi. Bundan sonra bazı Kürt aşiretleriyle Ermeniler arasında devlete karşı kısa süreli ittifaklar yapıldı. Böylece Ermeniler ıslahat programının uygulanabilirliğini garanti altına alıyor, Kürtler de Ermenilerle birlikte hareket etmekle büyük devletlerin desteğini almayı başarmış oluyordu. Buna rağmen Kürt aşiretleri, 1913 yılı boyunca Osmanlı birliklerini ve Hristiyanları hedef alan saldırılarda bulununca Ermenilerle yaptıkları ittifak bozuldu. Kürtler şeriatın uygulanmadığı gerekçesiyle 1914 başlarında Bitlis’te isyan etti. Bitlis Valisi, Ermenilere kendilerini Kürt saldırılarına karşı korumaları için 150 silah dağıttı. İsyanın bastırılması için Ermeni fedailer hükümete yardım etti. Bu gelişme hükümete Ermenilerin yürütülen ıslahat programına destek vereceği umudu verse de öyle olmadığı kısa süre sonra ortaya çıkmıştır.

        Eserin üçüncü bölümü “Yol Ayrımı” olarak adlandırılmıştır. Yazar bu bölümde II. Meşrutiyet döneminde Ermenilerin hangi taleplerde bulunduklarını ve bunların hükümetler tarafından ne kadarının karşılandığını ayrıntılı bir şekilde yazmıştır. Arşiv belgeleri ve dönemin matbuatının ana kaynaklar olarak kullanıldığı bu bölümde kurulan hükümetler tek tek başlıklandırılarak her hükümetin yaptığı çalışmalar ortaya konmuştur. Yazarın ıslahatlarla ilgili olarak vardığı en önemli sonuç Ermenilerin bazı taleplerinin karşılandığı, bazılarının ise hükümet değişiklikleri, ekonomik imkânsızlıklar veya iç ve dış politikadaki uygun olmayan ortam nedeniyle karşılanamadığı yönündedir. Öte yandan ıslahat talepleri ne kadar karşılanırsa karşılansın Ermenilerin gerçekte bundan çok daha fazlasını isteyip yabancı devletlerin korumasını ve otonomi talep etmelerine vurgu yapılmaktadır.

        Eserde Ermeni ıslahatı konusunun Osmanlı Devleti’ni diğer ülkelerle ilişkilerini nasıl etkilediği konusu da ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Bu sebeple Doğu Anadolu Bölgesi’nin bir Rus işgaline açık hâle geldiği, Arap ve Arnavutlar gibi Müslüman unsurların bile bu ortamdan etkilenerek ıslahat talep etmeye başladığı, Ermenilerin Avrupa başkentlerindeki çalışmaları sonucunda Vilayât-ı Şarkiyye’de bir Avrupa kontrolü kabul edilmedikçe Osmanlı Devleti’ne borç verilmemesi, gümrük vergisine yapılması düşünülen %4’lük zammın uygulanmasına engel olunması gibi bazı ekonomik yaptırımların devreye sokulması kararlarının alındığı ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Dolayısıyla Avrupa devletlerinin Ermeni ıslahatı konusunu kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirdikleri belgeleriyle ortaya konmuştur. İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin Doğu bölgelerini bir Ermeni vilayeti hâline getirerek yönetiminin Avrupa devletlerinin onaylayacağı Hristiyan bir valiye bırakılmasını istediği belirtilmektedir. Ancak bunun bir Ermenistan kurulmasından çok Doğu Anadolu’nun Rus işgaline açık hâle getirilmesi anlamına geldiğini gören büyük devletlerin İstanbul’daki sefirlerine Ermeni Islahatı konusunda çalışmalar yapmalarını emrettiği, ama ıslahatlarla ilgili görüşmelerin daha çok Almanya ve Rusya tarafından yürütüldüğü anlatılmaktadır. İttihat ve Terakki hükümetinin, Taşnaklara ıslahatı kendi aralarında yapıp yabancıları karıştırmamayı önerdiği, ama bunun kabul görmediği, sonuçta Rusya ile imzalanan Yeniköy Anlaşması ile bu ıslahatların Osmanlı Devleti tarafından kabul edildiği ortaya konmaktadır. Buna göre; Doğu Anadolu iki ayrı bölgeye ayrılarak buralar iki Avrupalı müfettişin yönetimine verildi. Açıkça söylenmese de burada Ermenilere özerklik olarak tarif edilebilecek bir statü kazandırıldı.

        Eserin son bölümünde Yeniköy anlaşmasından sonra Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne bağlılığının zayıfladığını gösteren bazı kanıtlar sunulmaktadır. Anadolu’da Rus etkinliğinin arttığı ve Ermenilerin komitecilik faaliyetlerine giriştiği, bunun sonucunda komitecilerin Ermeni halkı silahlandırdığı tespiti yapılmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Rusya’nın ise zaten yakın ilişkiler içinde bulunduğu Osmanlı Ermenilerini kendi yanına çektiği hususuna değinilmektedir. Hatta Osmanlı Ermenilerinin kendi içlerinde bir tür seferberlik ilân ederek bazı eski Ermeni mebusların önderliğinde Rus ordusuna “gönüllü asker” olarak kayıt yaptırdığı ve bu askerlerden “Druzhny” adıyla örgütlenen birlikler kurulduğu ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.

        Yazar, Ermenilerin Rusların hesabına çalışmasının Osmanlı Devleti açısından askerî, siyasi, sosyolojik ve demografik sonuçları olduğu, Ermenilerin Rus ordusunun öncü birliği olarak görev yapıp Rusların, Van başta olmak üzere Anadolu şehirlerine girmesinde önemli rol oynadığı, Ermeni çetelerinin Müslüman halka yönelik katliamları neticesinde birçok Müslüman vatandaşın hayatını kaybettiği, çoğunun da yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kaldığını belgelerle ele almaktadır.

        Sonuç olarak son derece kapsamlı bir çalışma olan bu eserin bugüne kadar yazılmayan birçok konuyu ele aldığı görülmüştür. Eser, anlatılan bazı konuların güncelliğini koruması sebebiyle aktüeldir. Eser, Türk-Ermeni, Ermeni-Kürt ve Türk-Kürt ilişkilerinin tarihî seyrini ortaya koymasıyla gelecekte bu konularda izlenecek politikalar için başvuru kaynağı özelliği taşımaktadır. Öte yandan İttihat-Terakki ve politikalarına yönelik yeni açılımlar ortaya koymaktadır. Tarih ve sosyoloji çalışmaları için önemli bir referans kaynağıdır.

         


Türk Yurdu Mart 2016
Türk Yurdu Mart 2016
Mart 2016 - Yıl 105 - Sayı 343

Basılı: 12 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele