“Ana Ben Gidiyorum Düşmana Karşı”

Mart 2016 - Yıl 105 - Sayı 343

        “ANA BEN GİDİYORUM DÜŞMANA KARŞI”

        Yazımızın başlığı meşhur Çanakkale Türküsünün ikinci dizesi. Söz konusu türkü, “Çanakkale İçinde Aynalı Çarşı” mısraıyla başlayıp “Ana ben gidiyorum düşmana karşı” şeklinde devam ediyor. Bundan yüz bir yıl önce 1915’te Çanakkale’de meydana gelen ve Çanakkale Muharebeleri adıyla tarihe geçen savaşı en iyi anlatan edebî metinlerden biri hiç şüphesiz Çanakkale Türküsü’dür. Diğeri ise Mehmet Akif’in “Çanakkale Şehitlerine” adıyla bilinen şiiridir. Zaten, Türk tarihindeki birçok savaşı en dokunaklı bir şekilde anlatan türkülerimiz, marşlarımız ve savaşlarla ilgili yazılmış şiirler değil midir?

        Çanakkale Muharebeleri, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunun savaştığı Sarıkamış, Irak, Galiçya, Suriye ve Filistin gibi birçok cepheden birinde; Çanakkale Boğazı ve Gelibolu yarımadasında meydana gelmiştir. Bu cephenin açılmasının amacı, İngiliz ve Fransızların İstanbul’u ele geçirmek istemesidir. İstanbul işgal edilirse, böylece hem Osmanlı Devleti savaş dışı bırakılmış olacak hem de Rusya’ya yardım için deniz yolu açılmış olacaktı. Bu amaçla önce denizden geçmeye çalışan İngiliz ve Fransız donaması, 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’nda hiç beklemedikleri bir yenilgiye uğradılar. Zira müttefik kuvvetler Çanakkale Boğazı’nı birkaç gün içinde geçeceklerini düşünürken Sami Paşazâde Sezâi’nin ifadesiyle “zebânîlerin karşısına cennet muhafızları”nın[1] çıkacağını hiç hesaba katmamışlardı. Onlar kısa sürede İstanbul’a ulaşacaklarını düşündükleri için orada harcayacakları paralarını dahi hazırlamışlardı. Hâlbuki cennet ülkemizin muhafızları, yani askerlerimiz ise İstanbul’un kapısının kilidi olarak görülen Çanakkale Boğazı’nı açmayacak, kilidi kurcalayan elleri kıracak ve düşmanların Çanakkale’yi geçmesine izin vermeyecektir.

        Çanakkale’de ulu bir cenk olduğunu duyan Osmanlı coğrafyasından binlerce asker, akın akın Çanakkale’ye doğru yola çıkar. Gidenlerin ardından türküler yakılır. O sebeple ağızlarda türküler vardır. Gaziantep yöresine ait bir türküde şöyle denilmektedir:

                                           Kamışlı Boğazı’ndan yürüdü asker

                                           Çanakkale’den de alındı haber

                                           Oynayarak yollandı yavuklu nefer

                                           Koca bir harp oluyormuş bu sene[2]

        Çanakkale’ye kimler gitmez ki! Genci, yaşlısı, öğrencisi, öğretmeni herkes Çanakkale Cephesi’ne gitmek ister, vatan hizmetini yerine getirmek için adeta can atar. Özellikle cepheye yakın bölgelerden ulaşım daha kolay olur. Çanakkale Sultanisi öğrencilerinden Seyfullah, İstanbul’daki annesine yazdığı bir mektupta şöyle der:

        “Sevgili Anneciğim,                                          

        Canımıza tak diyen iki yıllık gurbet hayatından artık kurtuluyoruz. Sana ve aileme kavuşacağım için seviniyorum.

        Mektebimizi alıyorlar, hastahâne olacakmış, bizi de İstanbul’daki mekteplere dağıtacaklarmış. Hocalarımızın çoğu da askerlik hizmetine gidiyorlar, büyük sınıflar da gönüllü yazılacaklarmış. Bugün Türkçe hocamız sınıfa geldi, ama çok kalmadı, bize veda etti. Bize: ‘Zamanı gelince cephede yapılacak vatan hizmetinin mektepte yapılan hizmetten kutsî olduğunu’ söyledi.

        Birkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor, ‘Çanakkale içinde Aynalı çarşı, Anne ben gidiyorum düşmana karşı’ şarkısını söylüyorlar”.[3]

        İşte askerlerin Çanakkale Cephesi’ne giderken söylediği türkülerden biri Çanakkale Türküsü’dür. Aslında bu türkü, Çanakkale yöresinde daha önce bilinen bir aşk türküsünün üzerine savaşla ilgili mısraların ilavesiyle Çanakkale Muharebeleri sırasında doğmuş bir türküdür. Savaş boyunca Çanakkale’de askerlerimiz tarafından söylenmiş, savaş sonunda da askerlerin memleketine döndüğü her yere onların dilinde ulaşmıştır. O sebeple Çanakkale Türküsü, başta Anadolu coğrafyası olmak üzere Balkanlarda, Kerkük’te hatta Gagavuz Türklerinin arasında dahi söylenmektedir.[4]

        Çanakkale Muharebeleri yukarıda belirttiğimiz gibi her şeyden önce, İstanbul’un savunulmasıdır. Amacın İstanbul’un ele geçirilmesi olması sebebiyle binlerce genç İstanbul’dan Çanakkale’ye gitmişlerdir. Bunlardan sadece biridir Behzat Kerim Efendi. O, İstanbul’dan ayrıldığı gün hatıra defterine şunları yazar:

        “Ooh!... artık emelime nâil oldum. Ben de dinim, yurdum, şen ve mesud hâtırât-ı ber-hayat sevgili İstanbul’um için canımı feda edeceğim... Çünkü; Çanakkale’ye, hayır hâşâ Çanakkale değil “demir” ve “kankale”ye gidiyorum. Mesrûrum...

        Selam sana!... Ey kalbimin kabesi İstanbul... Ölüme gidenler sana veda ediyorlar...”[5]

        Çanakkale Muharebeleri hem bütün bir Osmanlı Devleti’nin hem de bu devletin ve İslam dünyasının kalbi olan İstanbul’un savunulması olduğu gibi iki yıl önce kaybedilen Balkan Savaşlarındaki yenilginin ordunun ve milletin alnına vurduğu kara lekenin de temizlenmesidir. Zira Çanakkale Cephesi’ne gitmek üzere “Ana ben gidiyorum düşmana karşı” diyerek evinden ayrılan askerler, cepheye giderken Balkan yenilgisinin öcünü almayı ve Türk milletinin hasta adam olmadığını da ölmediğini de bütün dünyaya göstermeyi istemişlerdir. Hamdullah Suphi, Çanakkale Cephesi’ni ziyarete giderken yolda ayakları yara bere içinde olan bir asker görür. Niçin bu vaziyette cepheye gittiğini sorunca Kayserili, Hüseyin isimli asker şu cevabı verir:

        “Efendim, Selanik’te Yunanlılara esir düşmüştüm. Bize ayaklarımızla kireç ezdirir, sonra suya sokarlardı. O zaman, intikamımı almağa yemin ettim. Şimdi yürüyemesem bile, yolda düşsem, beni bir sedyeye koysunlar, muharebeye gideceğim, orada gördüğüm hareketin intikamını alacağım.”[6]

        Çanakkale Cephesi’ne, örneklerini verdiğimizi duygu ve düşüncelerle giden askerler orada kahramanca savaşmıştır. Öyle ki yaralanıp hastaneye kaldırılanlar dahi bir an önce tekrar cepheye dönmeyi istemişlerdir. Bunlardan biri Afyonlu Kadir oğlu Mehmed Çavuş’tur. Bir kolunu kaybeden Mehmed Çavuş, hastaneden komutanına yazdığı mektupta kısa ve öz bir şekilde şöyle der:

        “Sağ kolumu kaybettim zararı yok sol kolum var. Onunla da pek âlâ iş görebilirim. Beni üzen, tekrar kıtama katılarak düşmanla çarpışmama mâni olan şey yaramın henüz iyileşmemiş olmasıdır. Hastahâneden kurtularak hâlen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz affediniz muhterem kumandanım”[7]

        Çanakkale’deki askerlerin kahramanca savaşmasında onların dinî duygularının, İslam inancından gelen şehitlik arzusunun, vatan ve millet sevgisinin büyük bir motivasyon unsuru olduğunu bizzat komutanlar dile getirmişlerdir. Çanakkale askerindeki yüksek ruhun ne olduğunu Mustafa Kemal Paşa, bir örnekle şöyle dile getirir:

        “Yalnız size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Müteâkip siperler arasında mesafeniz sekiz metre, yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekiler, hiç biri kurtulamamacasına kâmilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şâyân-ı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler, ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeğe hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahâdet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şâyan-ı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesi’ni kazandıran bu yüksek ruhtur”[8]

        Çanakkale Zaferi, işte bu yüksek ruhlu insanların kahramanlık ve fedakârlığı ile kazanılmıştır. Bu zaferde anahtar sözcüklerden biri hiç şüphesiz şehadettir. Şehitlik arzusu ile dolu bir ordunun önünde hangi kuvvet durabilir ki! Bir başka komutan Selahaddin Adil Paşa, Çanakkale Zaferi’nde “en büyük hisse”nin şehitlere ait olduğunu vurgulayarak şöyle der:

        “Hakikat düşünülecek olursa bu ve bu gibi muvaffakiyetler, şahısların rolleri ne kadar büyük olursa olsun, katılanların ortak başarısıdır. Bu zaferde en büyük hisse, şüphesiz en ağır ve tehlikeli vaziyetler karşısında mukaddes vatan için hayata veda edinceye kadar sükûnetle ve vakar ile vazifesini yerine getirmeye çalışmış olan şühedaya aittir.”[9]

        Çanakkale Muharebeleri çok sayıda şehit verilerek kazanılmış bir zaferdir. Bu zaferi kazanan şehit ve gaziler için ne yapılsa az olur. Bu yazı, Çanakkale Muharebelerinin 101. yılında aziz şehitlerimizi bir kez daha, duayla ve minnetle hatırlamaya vesile olabilirse ne mutlu. Yazımızı oğlunu Çanakkale Cephesi’ne göndermiş bir babanın, evladına yazdığı mektuptan aldığımız şu cümlelerle bitirelim:

        “Oğlum,

        Bîkes ve ihtiyar olduğumdan dolayı beni hiçbir vakit düşünme. Şimdi senin vazife-i mukaddesin ya gâzî olup avdet ya şehit olup dahil-i cennet olmaktır”.[10]

         


        [1] Samipaşazâde Sezâi, “Siperler Arkasında”, Tanin, Nu.3132, 31 Ağustos 1333 / 1917.

        [2] Rıza Yalgın, “Cihan Harbi ve Halk Türküleri”, Görüşler, Sayı: 22, II. Teşrin 1939, s. 18-23.

        [3] Emrullah Nutku, Çanakkale Şanlı Tarihine Bir Bakış, İst., 1975, s. 8.

        [4] Çanakkale Türküsü hakkında geniş bilgi için bkz. "Çanakkale Türküsü`nün Öyküsü", Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Sayı:1, Mart 2003, Çanakkale Onsekiz Mart Ün. Yay., Çanakkale, 2003, s.13-35.( Makalenin genişletilmiş hâli için bkz. Alaattin Canbay-Ömer Can Satır, Çanakkale Ezgileri, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Yayınları, Pozitif Matbaa, Ankara-Çanakkale, 2014, s. 243-253.

        [5] “Bir Şehidin Defter-i Hâtıratından”, Tanin, Nu.2504, 22 Teşrin-i sâni 1331 / 5 Kânûn-ı evvel 1915.

        [6] Hamdullah Suphi: “Çanakkale”, Günebakan, Türk Ocakları Merkez Heyeti Matbaası, Ank., 1929, s.89-92.

        [7] Harp Mecmuası (Haz. Ali Fuat Bilkan-Ömer Çakır ), Kaynak Kitaplığı, İst., 2004, s. 98.

        [8] Ruşen Eşref, “Mustafa Kemal Paşa ile Mülâkat”, Yeni Mecmua, 5-18 Mart Çanakkale Nüsha-i Fevkalade, 1918, s.137.

        [9] Selahaddin Adil Paşa, Çanakkale Cephesinden Mektuplar-Hatıralar, Yeditepe Yay., 1. Bsk., İst., 2007, s.73.

        [10] Bir Kahramanlık Abidesi 57 nci Piyade Alayı Şehitler Alayı, Millî Savunma Bakanlığı Yay., Ank., 2003, s. 146-147.


Türk Yurdu Mart 2016
Türk Yurdu Mart 2016
Mart 2016 - Yıl 105 - Sayı 343

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele