Türk Dünyasının Dezavantajlı Grupları Olarak Müslüman Olmayan Türkler

Şubat 2016 - Yıl 105 - Sayı 342

        TÜRK DÜNYASININ DEZAVANTAJLI GRUPLARI OLARAK MÜSLÜMAN OLMAYAN TÜRKLER

        1990’lı yıllar Sovyetler Birliği’nin dağılması sebebiyle Türk tarihinin dönüm noktalarından birisi olarak kayda geçti. Bunun üzerinden artık çeyrek asır geçti. Belki de bu geçen çeyrek asır bizleri bir anlamda Türk dünyası gerçeğiyle karşı karşıya bıraktı. Zaman zaman içini doldurmakta zorlandığımız pek çok sloganın alan uzmanlarının da yetişmesiyle birlikte biraz daha alçak sesle, biraz daha tereddütle söylendiğine de tanık olmaktayız, içinde yaşadığımız dönemde. 1990’lara kadar büyük oranda Avrupalıların daha doğrusu genel anlamda Batılıların ve işgal altındaki Türk bölgelerinden Türkiye’ye Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren göç etmeye başlayan Türk muhacirlerin, bir başka ifadeyle Dış Türklerin temsilcilerinin çalışmaları, hatıratları, siyasi yazıları vs. Türkiye Türkleri için temel başvuru kaynaklarıydı. Gerek kaynak yetersizliği, gerekse mevcut bilgilerin Demir Perde engeli sebebiyle gerçek hayatla ne kadar ilişkili olduğu konusundaki bilgi edinme yollarının kapalı oluşu, Türkiye Türklerinin daha doğrusu Türk coğrafyasına ilgi duyanları Dış Türkler ve Türk dünyası algısının oluşmasında mevcut kaynaklarla yetinmek durumunda bırakmıştı. Dolayısıyla Sovyetlerin yıkılışı ile birlikte açılan kapılar ardındaki dünyaya ve bu coğrafyadan Türkiye’ye çeşitli vesilelerle gelmiş olanlara bakışımızın tamamen elimizdeki kaynakların sunduğu imkânlarla şekillendiğini söylemek mümkün. Bu ve bunun gibi sebeplerle kapıların açılışıyla birlikte karşımıza çıkan Türk dünyası kendi gerçekleriyle bizi karşılarken biz bu dünyaya eldeki sınırlı kaynaklarla oluşturduğumuz ön kabullerimizle giriş yapıyorduk. Aslında ön kabullerimiz sadece Sovyet-Rus coğrafyasında yaşayan Türk topluluklarıyla sınırlı değildir. Alanın o dönem için uzmanları ve o bölgelerden gelmiş olanların dışında çok az kişi İran, Afganistan, Orta Doğu, Çin gibi bölgelerde yaşayan Türklerle ilgili olarak da verilerden ve gözlemlerden ziyade eldeki sınırlı kaynağa dayalı olarak oluşmuş ön kabullere sahipti. Bu ön kabullerin neler olduğu konusuna gelince bunları birkaç müstakil yazıya konu olacak kadar geniş olduğunu söylemek mümkündür. Büyük oranda somut bir kaynağa dayanmayan nüfuslar, Türk dünyasının sadece siyasi sınırlarla ayrıldığını ve temel sorunun bu olduğunu düşündüren haritalar, bu bölgelerden gelen az sayıdaki seçkin kişinin fikirlerinin bütün o Türk topluluklarında genel bir durum olduğu yanılgısı, bu bölgelere gidenlerin önemli bir bölümünün dar bir çevreyle ilişki kurarak ilişki kurdukları bu çevrenin görüşlerinin bütün o topluluğa aitmiş hissi uyandıracak yazıları ve eserleri belki de bizlerin sorunlarımızı doğru tespit etmemizin önündeki en önemli engelleri teşkil etmekteydi. Bu bilgisizlikle çalışmaların niteliği, çalışanların niteliği ve çalışmaların dil-edebiyat ve tarih eksenli gitmesi sosyoloji, siyaset bilimi gibi diğer sosyal bilimler alanlarına dönük olmamaları bir başka sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sıraladığımız hususların tamamını mevcut kaynaklar yanında aslında 2002-2004 yılları arasında kaldığımız, Türk dünyasının önemli merkezlerinden Kazan’da bizzat gözlemlediğimizi söylemek mümkün. Zaman zaman İran, Bulgaristan, Ukrayna gibi ülkelere yapmış olduğumuz seyahatlerle verilerimizi karşılaştırma imkânını bulduğumuzu da söyleyebiliriz.

        Dezavantajlı Türk grupları kimlerdir?

        Dezavantajlı gruplar olarak kimleri kastettiğimiz konusuna gelince meseleye burada Türkiye Türkleri merkezli baktığımızı öncelikle belirtmemiz gerekmektedir. Gerek içinde yaşadığımız dönem gerekse Türk tarihinin farklı birçok döneminde aslında Türklüğün, Türk olmanın Türkler için kendi devletlerinde dahi zaman zaman bir dezavantaj oluşturduğunu söylenebilir. Kendi kurdukları devletlerde dahi kendi dillerini, kültürlerini korumak adına mücadele vermiş dünyanın nadir milletlerinden biri olduğumuzu da söylemek mümkündür. Bunun yanında yaşadıkları coğrafya, kendilerine hükmeden güçler, mensup oldukları dinler, mezhepler, komşuluk ilişkisinde bulundukları milletler ve kültürler gibi farklı unsurlar bazı Türk toplulukları için dezavantaj oluşturmaktadır. Bu nedenle bu başlık altında ele alınabilecek çok sayıda Türk topluluğu mevcuttur. Biz bunlar arasında Türk Dünyasında dinleri sebebiyle dezavantajlı gruplar haline gelenlerin durumlarından bahsedeceğiz.

        Sadece istatistiki çok da güvenilir olmayan verilere bakıldığında dünyadaki toplam nüfuslarının 250 milyon civarında olduğunu söyleyebileceğimiz Türklerin bilindiği üzere büyük çoğunluğunu Müslüman Türkler oluşturmaktadır. Ancak yine bir slogan hâline gelmiş “Müslüman olmayan Türklerin Türklüklerini kaybetmiş olduğu.” şeklindeki görüşlerin aksine, özellikle Arap ve İran coğrafyasında dinlerinden ya da mezheplerinden dolayı Türklüklerini kaybetmiş pek çok Türk’ün varlığı da artık bilinen bir gerçektir. Bu sebeple milliyet ve din ilişkisini ele alırken birçok kişinin düşündüğünün aksine farklı şartları ve ilişkileri göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Yaşadığınız coğrafyaya göre din millî kimliğinizin korunması için önemli bir muhafazayı oluştururken (Balkanlardaki Türkler, Tatarlar, Başkurtlar vs.) bir başka coğrafyada hâkim milletlerin dini ile aynı din ve ya mezhepten iseniz (Hristiyanlar arasında yaşayan Hristiyan Çuvaşlar, Gagavuzlar, Kreşin Tatarları vs., İslam coğrafyasında İran ve Arap ülkelerinde yaşayanlar) inançlarınız hakim milletlere entegrasyonunuzu daha doğrusu asimilasyonunuzu destekleyen önemli bir unsur hâline gelebilmektedir. Bu örnekleri veriş sebebimiz toplulukların dinî inançlarını değerlendirmek değildir. Sadece bulundukları coğrafyada en az Müslüman Türkler kadar farklı dinlere mensup oldukları hâlde kimliklerini bir dereceye kadar korumuş Türk boylarının olduğu ve bunun yanında Müslüman olduğu hâlde Türk kimliklerini koruyamamış Türklerin varlığına dikkat çekmektir.

        Bizim burada dezavantajlı gruplar olarak ele alacaklarımız Türklüğün kendi içerisinde dinleri sebebiyle dezavantajlı durumda olan Müslüman olmayan Türk topluluklarıdır. Aynı zamanda bu topluluklar, yaşadıkları coğrafya ve dinî anlamda birbirleri olan ilişkileri bakımından da homojen bir yapıya sahip değillerdir. Çok farklı ülkelerin hâkimiyeti altında çok geniş bir coğrafyada yaşayan bu topluluklar arasında bugün yaygın ve büyük oranda yanlış bir şekilde adlandırdığımız Şamanizm ile Hristiyanlık, Musevilik, Budizm gibi dinler yayılmıştır. Türklerin dinî tarihindeki çeşitlilik modern dünyada hâlen varlığını devam ettirmektedir. Nüfusları çok olmasa dahi farklı coğrafyalarda yaşayan Çuvaş, Gagavuz, Karaim / Karay, Altay, Tuva, Saha (Yakut), Hakas, Sarı Uygur gibi Türk toplukları Müslüman olmayan Türk topluluklarıdır. Bunların yanında etnik kökenleri ile ilgili tartışmalar devam ediyor olsa da Karamanlar, Urumlular / Grekler gibi bazı topluluklar da Müslüman olmamakla birlikte Türkçe konuşan topluluklardır. Müslüman olmayan topluluklardan Gagavuzlar, Moldovya, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan’da; Karaimler / Karaylar, Litvanya, Ukrayna, Türkiye, Polonya’da; Çuvaş, Tuva, Hakas, Altay, Saha Türkleri Rusya Federasyonu’nda; Sarı Uygurlar Çin’de yaşamaktadırlar. Elbette burada yaşanılan bölgelerin siyasî sınırlardan bağımsız olduğunu da belirtmek gerekir. Örneğin Moğolistan’da da Tuvalar yaşamaktadır. Farklı coğrafyalara çeşitli sebeplerle göç etmiş Türk topluluklarını da görmek mümkündür.

        Bu gruplar neden dezavantajlıdır sorusuna gelindiğinde dikkat çekici husus öncelikle şudur: Millet ve din meselesi herhalde modern toplumlarda bizim aramızda tartışılıp husumetlere sebep olduğu kadar tartışılmamakta ve bu derecede husumetlere sebep olmamaktadır. Millî kimliğini sadece ve sadece dinî ve mezhep tercihleri üzerinden hâlen bu kadar yaygın bir şekilde belirleyen hatta millî kimliğini dinî ve mezhebi inançları altında yok etmeye modern toplumların olmadığını söylemek herhâlde abartı olmayacaktır. Türk dünyasını ve Türk topluluklarını din ve mezhep merkezli anlamak, algılamak mümkün değildir. Ancak Türkiye’de bu bakış açısının giderek yaygınlaştığı ve geliştiği söylenebilir. Nüfusları topu topu iki milyon civarında olan bu toplulukların bulundukları coğrafyalarda bir varlık yokluk mücadelesi verdiklerini görmekteyiz. Daha doğrusu bu nüfusun içerisinde kendi kimlikleriyle var olma mücadelesi verenlerin sadece hâkim güçlü kültürlere karşı değil, kendi milletlerinin mensuplarına karşı da kendi kimlik, dil ve kültürlerini muhafaza mücadelesi verdikleri bir gerçektir. Yazının hacmi dolayısıyla bütün konuların ayrıntısına girmek mümkün değildir. Ancak genel olarak bu topluluklarla ilişkilerin daha çok resmî düzeyde kongre, konferans, konser vb. etkinliklere davetlerle sınırlı kaldığını söylemek mümkündür. Bu tür faaliyetlerin büyük bir bölümünde de halkların arasındaki münasebetlerden ziyade resmî bir havanın hâkim olduğu söylenebilir. Bu topluluklar bu tür faaliyetlerin nostaljik bir bölümünü teşkil etmektedirler sadece. Üzerinde yaklaşık 14 yıldır çalışmalar yaptığımız Çuvaşlarla ilgili gözlemlerimizi, aslında bütün bu Türk toplulukları için de geçerli saymak mümkündür. Ortodoks Hristiyan olan Çuvaşlar, Müslüman olmayan topluluklar içerisinde yaklaşık 1.400.000’lik nüfuslarıyla en kalabalık grubu oluşturmaktadır. Gerek burs verilen öğrenci sayıları gerekse Türkiye’deki etkinliklere katılımları açısından bakıldığında durumun hiç de iç açıcı olmadığını söylenebilir.

        Müslüman olan Türk topluluklarını, tarihi bir gelenek olarak da Türkiye’deki özellikle dinî alanda faaliyet gösteren -ki bunların bir bölümünü ticarî alanda faaliyet gösterenler olarak da adlandırmak mümkündür- cemaat, cemiyet ya da tarikatlar aracılığıyla canlı bir ilişkisi bulunmaktadır. Kendi faaliyet alanlarında çok sayıda kişi bu gruplar aracılığıyla Türkiye ile münasebetlerini sürdürmektedir. Müslüman grupların bir bölümünün yüzyıllardır Türkiye’ye yönelen göçler sebebiyle akrabalık ilişkilerine de sahip oluşları aynı zamanda bu grupların Türkiye’de kendi ifadeleriyle bir diasporaya[1] sahip oluşları ilişkilerin sağlanması, güçlendirilmesi ve devamlılığı açısından önemli katkılar sağlamaktadır. Müslüman olmayanlar için bu imkânlardan ve şartlardan söz edilemez. Zaman zaman bu hazır ortamların devletin resmî tercihlerinde dahi etkili olduğu görülmektedir. Müslüman olmayanların böyle bir diasporaya sahip olmayışları, Türk dünyasına sunulan imkânlardan faydalanma oranlarını da düşürmektedir. Birkaç heveskârın gayretleri ile bu durumu olumlu bir hâle çevirmek ancak sınırlı bir katkı sağlamaktadır.

        Diğer yandan bir diğer sorun da bu toplulukların başka devletlerin hâkimiyeti altında yaşıyor olmasıdır. Yazının başında da belirttiğimiz üzere Türk dünyasına romantik bir şekilde bakanların dışında karşılaştığımız gerçekliğin ısrarla konuşulamıyor olması, bizleri gerçekçi politikalar üretme konusunda da zaafa düşürmektedir. Bugün bu toplulukların önemli bir bölümü Rusya Federasyonu geri kalanların önemli bir kısmı da Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yaşamaktadır. Kısacası bu topluluklarla kurulacak her ilişkinin doğruyu söylemek gerekirse bir başka ülkenin iznine tabi olması da gözden uzak tutulmamalıdır. Bunun en güzel örneklerinden birisi son dönemlerde Rusya ile yaşadığımız sorunlardır. Gündeme sadece siyasi, ticari ve askerî konular gelmektedir. Ama bugün ülkemizin farklı üniversitelerinde ve kurumlarında bu Türk toplulukları hakkında bilimsel çalışmalar yapan bilim adamları da çok büyük bir sorunla karşı karşıya kalmışlardır. Yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı Müslüman Türk topluluklarının bir şekilde Türkiye ile olan ilişkileri canlı kalmaktadır. Ama duygusal olarak Türkiye ile bağları Müslüman olanlar kadar güçlü ve kalıcı olamayan diğer grupların günümüz Türkiye’sinde çok kullanılan ifade ile açıklamaya çalışırsak duygusal kopuşları çok daha hızlı gerçekleşmektedir.

        Unutmamak gerekir ki, neredeyse bütün şartlar bu kopuşu hızlandırırken Türkiye’de Türklüğe ve Türk dünyasına bakışın bu kopuşa önemli bir katkı sağladığını söylenebilir. Geçmiş dönemlerde Türk dünyasından gelen öğrencilere burslu okuma imkânı dışında burssuz olsa dahi Türkiye Türkü ile aynı şartlarda okuma imkânı verilişinin bu imkânlardan faydalananları hepsinde olmasa dahi önemli bir bölümünde yarattığı duygusal olumlu tepkiyi hatırlıyorum. Bir Türk soylu olarak yaşadıkları coğrafyada kendilerine gösterilmeyen saygıyı görmenin onlardaki karşılığını, ilgililerin görmemiş olması herhâlde düşünülemez. Ama gelinen noktada sadece Müslüman olmayanların değil Müslüman olan Türklerin dahi bu statüde değerlendirilmeyişinin sebebi açıklanamaz. Bugün Müslüman olmayan Türklerle olan münasebetlerimizi sağlayanların bile, hâlen o dönemde ülkemize öğrenim görmek üzere getirilmiş öğrenciler olduğunu söylemek mümkündür. Maalesef bu duygusal bağın sağlamlaştırılması bir yana, birçok alanda devam ettirilememiş olması dikkat çekmektedir.

        Son cümlelerimize gelirken altı çizilmesi gereken temel konular şunlardır. Çuvaşların, Tuvaların, Altayların, Sahaların, Hakasların, Gagavuzların, Sarı Uygurların, Karayların Müslüman olmayışları hiç kimseye onları ellerinin tersiyle itip bir kenara bırakma hakkını veremez. İnançlarından dolayı onları Türklüğün dışına itme hakkına sahip değildir. Tam tersine onlar için bir pozitif ayrımcılığın yapılması gerekliliği de vardır. Büyük kültürlerin küçük kültürleri artık kısa süreler içerisinde bitirip tükettiği dünyada, onların moral destekleri olabilecek çalışmalar yapılmalıdır. Belki de ecdadımızın Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, Sırp, Hırvat, Yunan, Bulgar vd. gayrimüslimlere göstermiş olduğu ve hoşgörüyü aynı köklerden geldiğimiz insanlardan esirgememek bile yeterli olacaktır.

         

         


        [1] Bu kelimeyi kullanmamın sebebi Türk dünyasının farklı bölgelerinde asla kabul etmememe rağmen diaspora kelimesinin ısrarlı bir şekilde soydaşlarımız tarafından kullanılıyor olmasıdır. Bizim ısrarla Türkiye’de yaşayan Türk soyluların diaspora değil ülkemizin asli unsuru olduğu ısrarlarımıza rağmen adlandırmanın bu şeklini bir ironiyle kullanmayı tercih ettik.


Türk Yurdu Şubat 2016
Türk Yurdu Şubat 2016
Şubat 2016 - Yıl 105 - Sayı 342

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele