Ahıska Türkleri: Dün Bugün Yarın

Şubat 2016 - Yıl 105 - Sayı 342

        AHISKA TÜRKLERİ: DÜN BUGÜN YARIN

        Ahıska Türkleri, kendi ifadeleriyle Türk dünyasının öksüz ve yetimleridir. Anayurtları olan Ahıska şehri merkezli bölge, 1828 savaşıyla Çarlık Rusya’sına intikal ettikten sonra onların yüzü gülmedi. O gün bu gündür onlar baskı, zulüm, göç ve sürgünlerle ezildiler, eridiler, fakat yok olmadılar. Onlar bugün başta eski Sovyetler Birliği coğrafyası olmak üzere Türkiye, Kıbrıs ve ABD’de darmadağınık bir hâlde yaşamaktadırlar. Şimdi onlara dün, bugün ve yarın plânında bakalım.

        Dün

        Türk kültürünün bir numaralı şaheseri olan Kitab-ı Dedem Korkut’ta Ahıska Kal’ası geçtiğine göre buranın çok eski bir Türklük bölgesi olduğu, tartışma kabul etmez bir gerçek olarak kabul edilebilir. Bu destanî hikâyelerde anlatılan Müslüman Oğuzlarla Hristiyan Kıpçakların mücadeleleri de bu gerçeği teyit etmektedir. İşte bu Kıpçaklar, Ahıska Türklerinin ecdadıdır. Bu husus, M. Brosset, Zeki Velidî Togan, Akdes Nimet Kurat ve M. Fahrettin Kırzıoğlu gibi tarih bilginlerinin eserlerinde açıkça ifade edilmiştir.

        Posof-Cak Kalesi, Ardanuç Kalesi ve Ahıska-Altunkale, farklı zamanlarda Ortodoks Kıpçakların tahtı, merkezi olmuştur. Gürcü Krallığı içinde çok müessir roller oynayan Kıpçaklar, İlhanlılar çağında, 1268’de hükûmet kurmuşlardır. Bu hükûmetin batı topraklarını teşkil eden İspir, Artvin, Ardahan, Ardanuç ve Oltu yöreleri Kanunî zamanında XVI. yüzyıl yarısından itibaren alınmıştır. III. Murat devrinde 1578 yazında, Lala Mustafa Paşa ile Özdemiroğlu Osman Paşa’nın ordusu tarafından bütün toprakları Osmanlı Devleti’ne dâhil edilmiştir. Bu tarihe kadar önce İlhanlı ve sonra da Safevî nüfuzu altında 310 sene hükûmet olmuşlardır. Ahıska, 1578 fethinden 1828 felâketine kadar 250 sene de Osmanlı Eyaleti olarak kalmıştır.

        1828 felâketinden sonra başlayan ve 93 Harbi’yle devam eden acı günlerde Anadolu’ya göçler olmuş, bölgenin Türk nüfusu gitgide azalmıştır. Onun yerine 1828 savaşlarında açıkça Rus tarafını tutan ve savaştan sonra kaçan Doğu Anadolu Ermenileri bölgede varlığını hissettirmeye başlamıştır. Hâl böyle olsa da Ahıska’nın Müslüman Türk ahalisi Çarlığın yıkılmasından sonra yeniden Anadolu’ya kavuşma mücadelesi vermiştir. 1919 yılı başlarında Kars’ta kurulan Millî Şûra Hükûmeti’ne katılmış ve Gürcü işgaline karşı mücadele etmişlerdir.

        Kars hükûmetinin İngilizler tarafından yıkılmasından sonra bölge Gürcü işgaline uğramıştır. 16 Mart 1921’de Moskova’da imzalanan Türk-Rus Antlaşması’nda bugünkü sınır çizilmiş ve Ahıska yeniden ötelerde kalmıştır. Ahıska Türkleri, 1918 baharında tümeniyle buraya gelen Halid Paşa’yı rahmetle anarken, Moskova Antlaşması’nın esaslarını belirleyen Kâzım Karabekir’i de sitemle hatırlamaktadır.

        Ahıska Türkleri, Sovyet Gürcistan’ında Çarlık devrini aratan zulümlere maruz kaldılar. Bilhassa Moskova’nın iplerini elinde tutan Stalin ve Beriya zamanı, Ahıska Türkleri için büyük bir felâket olmuştur. 1930’lu yıllarda malı mülkü kolhozlara alınan halk, bu ceberut rejimde millî ve manevi değerlerini koruyarak yaşama mücadelesi vermekteydi.

        Hiçbir zaman askere alınmayan Ahıska Türkleri, İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla cepheye çağrıldılar. 17-50 yaş arası insanlardan meydana gelen 40.000 kişi Alman cephesine gönderildi. Geride kalan kadın ve çocuklar, 1943 yılında başlatılan demiryolu inşaatında çalıştırıldılar. Bu yol tamamlanınca 15 Kasım 1944 sabahında hareket eden trenlerle Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan gibi Orta Asya ülkelerine sevk edildiler. Bir gecenin içinde kapıları kırılarak yaka paça kamyonlara doldurulan on binlerce insan, hayvan vagonlarında, bir-bir buçuk ay süren ölüm yolculuğundan sonra menzile ulaştı. Fakat bu yollarda da binlerce insan, açlık, soğuk ve hastalıktan hayatını kaybetmişti. Hiçbir aile tam olarak menzile ulaşamadı.

        Cephelere gidenlerin de yarıya yakını ya öldü, kayboldu ya da vücudunun bir kısmını dağlarda bıraktı. Kimi memleketine bırakılmadı, memlekete gelebilenler de evlerinin ocaklarının viran olduğunu gözleriyle gördüler. Sonra da Orta Asya ülkelerinde aile fertlerini aramaya başladılar...

        1944 sürgünü şüphesiz ki bütün insanlık tarihinin en fecî örneklerinden biridir. Zira hiçbir suç isnat edilmeden sürülen bir topluluk, 12 sene de sıkıyönetim rejimine tâbi tutulmuş, adeta nefes aldırılmamıştır. Her on beş günde bir karakolda imza alınmıştır. Sürgünü yaşayan bir kadın anlatıyor: “Cephede ağır yaralı olarak dönen bir adam belkemiğini kullanamıyor ve ayakta duramıyordu. Onu karısı sırtında sürgün trenine bindirirken gördüm. Sonra Özbekistan’da karakola imza atmaya da karısının taşıdığına şahit oldum. Nihayet yıllar sonra adam öldü. Kadın da aklını oynattıktan sonra öldü. Çocukları bir zaman ortada kaldı ve sonra yurda alındı.

        Stalin 1953’te öldü. O ortadan kalkınca Ahıska Türkleri vatanlarına döneceklerini zannediyorlardı. 1956 yılında toplanan Komünist Partisi kongresinde Stalin zamanında sürülen Kuzey Kafkasya topluluklarının vatana dönmelerine izin çıktı. Fakat Kırım ve Ahıska Türkleri ile Volga Almanlarına bu izin çıkmadı. Ahıskalıların öncüleri, heyetler hâlinde Moskova’ya ve Tiflis’e giderek vatana dönme arzularını açıkça bildirdiler. Bu faaliyet de hoşa gitmedi ve tutuklama, sürgün ve yıldırma hareketleriyle akim bırakıldı.

        1990’dan sonra Sovyetler Birliği dağılınca bünyesindeki topluluklar kendi devletlerinin bağımsızlığını ilân ettiler. Bu defa Ahıska Türkleri daha fena şartlarla karşı karşıya kaldılar. Sovyetlerin dağılma sürecinin başladığı 1989-Fergana Faciası, Ahıska Türklerinin hafızasında kanlı çehresiyle hâlâ yaşamaktadır. Daha önce üç cumhuriyette yaşayan Ahıskalılar, şimdi Azerbaycan, Rusya ve Ukrayna’ya gitmek zorunda kalmışlardı.

        SSCB’nin dağılma sürecinde yaşanan hadiseler bu halkı da su yüzüne çıkardı denilebilir. Gürcüler, bir zamanlar sürdükleri ve geri gelenleri insanlık dışı metotlarla kovdukları bu halkı, Müslüman Mesxi/Gürcü diye tarif ediyorlardı! Aynı tarihlerde Gürcistan Cumhurbaşkanı Z. Gamzahurdia, “Onlardan bir tanesinin Gürcistan’a ayak basması bizim için felâkettir!” diyordu. Yani görülmemiş bir yüzsüzlük vardı. Hem onların Gürcü olduğunu iddia ediyorlar hem de yurda dönmesine şiddetle karşı çıkıyorlardı.

        Türkiye’nin de bu halkın varlığından haberdar olduğu söylenemez! Türkiye bu halkı Fergana Faciası’yla duydu! Fakat bunların kim olduğunu hâlâ bilmiyordu. Kimi Meshet, kimi Misket Türkü diyordu. Bu satırların yazarı, 1990’dan itibaren faal yazı ve konferanslarla bu halkın Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olduğunu anlattı. Bu gayretin sonucudur ki, bugün onların milliyeti tartışılmamaktadır.

        TBMM’nin 1992 yılında kabul ettiği Ahıska Türklerinin Kabulü ve İskânına Dair Kanun’la 150 aile getirilip Iğdır’a yerleştirildi. Fakat burada zayıf ve çaresiz bırakılan bu insanların çoğu sonradan batı illerine göç etti. O tarihten bugüne kadar 30.000 civarında Ahıskalı serbest göç şeklinde gelerek TC vatandaşı oldu. Rusya’da çok zor durumda yaşayan Ahıskalılardan 12.500 kişi, 2005 yılında ABD hükûmeti tarafından götürülerek dağınık bir şekilde birçok eyalete yerleştirildi.

        Bugün

        Vatanlarından uzakta kalan Ahıska Türkleri bugün birçok ülkede dağınık olarak yaşamaktadırlar. Tahminî olarak 420.000 civarında nüfusa sahipler. Hiçbir ülkede o ülkenin vatandaşları gibi eşit şartlara sahip değiller. Kazakistan’da nispeten iyi şartlarda yaşayanlar olduğu gibi Kırgızistan’da çaresizlikler içinde yaşayan hatta Rusya ve Ukrayna steplerinde bin bir korku ve endişeyle ayakta durmaya çalışanları hatırlamamız lâzım.

        Gürcistan’ın 1999 yılında Avrupa Konseyi’ne üyelik başvurusu sırasında taahhüt ettiği şartları yerine getirmemekte ısrarlı görünmektedir. Her ne kadar 2007 yılında bir kanun çıkarmış olsa da bu kanunu uygulamada akla gelen ve gelmeyen her türlü hileye başvurarak Ahıska Türklerinin vatana dönüşüne müsaade etmemektedir. Çoğu Azerbaycan’dan olmak üzere on binden fazla dilekçe Tiflis’te beklemektedir. Kendi imkânlarıyla Ahıska’ya gelip yerleşen bir avuç insanın yaşadığı problemler başka bir bahistir. Hâlbuki Gürcistan bu meseleyi 2011 yılında tamamlamış olması gerekiyordu. Bu hususta Avrupa Konseyi’nin üzerine düşeni yaptığını, fakat Ahıska STK’larıyla Türkiye’nin pasif kaldığı da bir vakıadır.

        Son birkaç seneden beri devam etmekte olan Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmaların ortasında kalan Ahıska Türklerinden zor durumda olan 677 ailenin Türkiye’ye getirilmesi kararlaştırılmıştır. Bunların ilk bölümü, 2016 yılı Ocak ayında Türkiye’ye getirilerek, Erzincan’ın Üzümlü ilçesinde yerleştirilmiştir. Diğer bir bölümünün de Ahlat’a yerleştirileceği açıklanmıştır.

        Ahıska Türkleri bugün en kalabalık olmak sırasıyla Kazakistan, Rusya, Azerbaycan, Kırgızistan ve Ukrayna’da yaşamaktadırlar. Her ülkenin ve hatta her bölgenin kendine has sıkıntıları var. Bu sıkıntılar Ahıska Türklerine katlanarak yansımaktadır. Geçim şartlarının zorlukları yanında sağlık ve eğitim problemleri açıkça görülmektedir.

        1990’lı yıllarda başlayan Büyük Öğrenci Projesi’yle eski Sovyet ülkelerinden öğrenciler getirilmeye başlandı. Bu uygulama bugün de Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından çok iyi niyetle ve olumlu bir şekilde devam ettirilmektedir. Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Gürcistan, Rusya ve Ukrayna’da mülâkat usulüyle seçilen öğrencilerin burslu olarak Türkiye üniversitelerinde okumaları sağlanmaktadır. Özbekistan’ın anlaşılmaz tutumu devam ediyor olsa da oradan da müracaat edenler değerlendirilmektedir. Ayrıca kendi arzu ve imkânlarıyla gelip üniversitelerde okuyan öğrenciler de var. Bunlar da başarılı oldukları takdirde YTB desteği alabilmektedirler. Yalnız bunların ilk yılı çok sıkıntılı geçmektedir. Bilhassa TÖMER sürecinde üniversiteler onlara yedi yabancı muamelesi yapmaktadır. Barınma problemleri had safhadadır. Bu sıkıntıların mahallî imkânlarla sağlanması gerekir. Bu da herhalde ilgili vakıf ve belediyelerin işi olmalı…

        Türkiye’ye serbest göçle gelen Ahıska Türklerinin yaşadığı sıkıntılara da işaret etmeliyiz. İkamet tezkeresi alan bir Ahıskalı, bu ikametle tam beş yıl bekledikten sonra vatandaşlık için müracaat edebilmektedir. Ayrıca bu süre içinde çalışma izni verilmemektedir. Bu uygulamaya katlanmanın ne kadar zor olduğu açıktır. Yâd yaban ellerde bin bir meşakkate katlanmaya devam eden Ahıska Türkleri, Türkiye’ye gelmekten korkuyorlar. Zira beş yıl çalışmadan yaşamanın imkânsızlığını biliyorlar. Bu durumu kısaca şöyle ifade edebiliriz: 500 haneli bir Rus veya Ukrayna köyünde 10 hane Ahıska Türkü… Bunların on yıl sonrasını hesap edelim…

        Yarın

        Ahıska Türklerinin yarınlarını nasıl değerlendirmeliyiz? Bize göre onların, bugün yaşamakta oldukları yerlerde yarın mutlu ve emin olarak yaşamaları çoğu yerde imkânsızdır. O hâlde yarını şimdiden ve vakit geçirmeden düşünüp plânlamalı ve hayata geçirmeliyiz. Burada ilk akla gelen husus şudur: Bir zamanlar varlığından haberdar olmadığımız, sonra ismini tartıştığımız bir topluluğun artık “Kardeşlerimiz” olarak kabulü, şüphesiz inkârı kabil olmayan güzel bir gelişmedir. Az da olsa bir kısım hemşehrimizin Türkiye’ye getirilip iskân edilmesi bizim yarınlar için daha güzel şeyler düşünmemize zemin teşkil ediyor.

        Ahıskalılardan Kazakistan’da yaşayanların bir kısmı hayatından memnun olsa da diğer kısmının ne düşündüğünü biliyoruz. 1989’da Özbekistan’ın Fergana Vadisi’nde yaşanan felâketin benzerinin Kırgızistan’da birkaç defa yaşanmasına ramak kaldığını biliyoruz. Azerbaycan’da böyle bir şey söz konusu olmasa da hayat şartlarının ağırlığı bilinmektedir. Rusya ve Ukrayna’yı analiz etmeye bile gerek yoktur. Bir makamın verdiği resmî belge, sıradan bir kontrolde “Bu belge sahtedir, gel yenisini verelim!” denilerek yırtılıp atılıyorsa bu insanların hangi devlette nasıl kanunlara tâbi olduğu kolayca anlaşılır! Zira oralarda yeni bir belge almak yeni suiistimal demektir!

        Biz Ahıska Türklerinin vatana dönmek için müracaat etmiş olanlarına ikili resmî görüşmeler yoluyla destek olunmasını arzu ediyoruz. Böylece Dedem Korkut’un coğrafyasından olan güzel Ahıska’mızın öz evlâtlarını kucaklayacağı günleri hasretle bekliyoruz. Bu, imkânsız bir şey değildir. Avrupa Konseyi süreci ve Gürcistan’ın çıkarmış olduğu kanunu iyi değerlendirmeliyiz.

        Şüphesiz ki herkesin vatana dönme arzusu yoktur. Bazıları Gürcistan’a güvenmemekte hatta korkmaktadır. Onları da anlamalıyız. Bu insanların gideceği yer sadece Türkiye’dir. Ahıska Türkleri gibi sürgün edilen ve nüfusu milyonu geçen Almanlar, Almanya tarafından kabul edilmiştir. Bugün bir sürgün Alman problemi bulunmamaktadır. Fakat talihsizliğe bakınız, bir avuç Ahıska Türkü sürgünde yaşamaya devam etmektedir. Alicenap Türk Devleti bu halkı gurbet ellerde bırakmamalı, kısa zamanda onlara kapılarını açmalıdır. Bu öyle zannedildiği gibi zor bir şey değildir. Zira bu halk devletten sadece kanunî düzenlemelerin kolaylaştırmasını istemektedir. Bu da onların önüne konulan daracık vatandaşlık yolunun açılmasından ibarettir. Şuracıkta açıkça ifade edelim ki toprağı ve imkânları bol olan Türkiye’nin bu halka acilen ihtiyacı var! Çalışkan, sadık ve problemsiz bir nüfusun zararı değil faydası var. Böyle bir nüfusun varlığı bile faydadır.

        Türkiye, dünyanın neresinde olursa olsun, Ahıska Türklerini görmelidir. Meselâ ABD’de yaşayan Ahıskalılar, oranın vatandaşlarıdır. ABD vatandaşı bir topluluğun sizin bayrağınızla yürümesi ne demektir? Ermeni çığırtkanlarının karşısında ay yıldızlı bayrakla yürüyen ve Türkiye diye bağıran insanları nasıl görmüyorsunuz? Bu insanların bugünkü değil yarınki nesillerinin de sizinle aynı şarkıları söylemesini istiyorsanız, o insanların kültürel ihtiyaçlarına da cevap vermelisiniz! Meselâ onlara hitap eden kitabınız, derginiz ve gazeteniz var mı? Varsa onlara ulaştırabiliyor musunuz? Cevabınız hayır ise unutun gitsin…


Türk Yurdu Şubat 2016
Türk Yurdu Şubat 2016
Şubat 2016 - Yıl 105 - Sayı 342

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele