Türk Yönetim Sisteminde Yönetsel Mekanizmanın Değişimi

Ocak 2016 - Yıl 105 - Sayı 341

        TÜRK YÖNETİM SİSTEMİNDE YÖNETSEL MEKANİZMANIN DEĞİŞİMİ

        : TAŞRA İDARESİNDE 1864 ve 1871 VİLAYET NİZAMNAMELERİ

                    GİRİŞ

        7 Kasım1864’te yayımlanan Tuna Vilâyet Nizamnamesi’nin Türk idari sisteminde yadsınamaz bir etkisinin olduğu kabul edilmekle birlikte; 151. yılına gelinmiş olan bu nizamnamenin Tanzimat ve Islahat Fermanları sonrası yeni bir boyut kazanmış olduğu bir gerçektir. Tanzimat ve Islahat hareketleri sonucu devletin hemen tüm kademelerinde uygulanan batı tarzı yenileme, taşra yönetiminde de etkili olmuştur. Bu süreçte taşra teşkilatı yapı ve işleyiş yönünden tamamen değiştirilmiş, Fransız “departemente sistemi”, taşraya uygulanmaya başlanmıştır.

        Tanzimat hareketinin amacı, Osmanlı devlet idaresini o asrın idarî esaslarına dayandırmak, yani devlet gücünün tek merkezden en müessir biçimde kullanılmasını sağlamaktır. Bu açıdan bakıldığında, Tanzimat merkeziyetçiliği, demokrasiyi değil, Mitternichci Avusturya ve otokratik Rusya imparatorluklarındaki gibi güçlü ve merkezci bir devlet makinesinin oluşturulmasını; ülkenin tüm malî işlerinin tek merkezden yönetilip yönlendirilmesini, yükümlülüklerinin kanuni esaslara dayandırılmasını ve yargı gücünün düzenli biçimde işlemesini amaçlamaktadır. Gerçekten de Tanzimatçılar, malî alanda merkezden yönetimi ve düzenli işleyen vergi adaletini kendilerine hedef seçmede birleşmişlerdi. Böylesine bir amacın, merkeziyetçi prensiplere dayanan asrî bir vilâyet yönetimini gerektirdiği açıktı. Bu bakımdan, daha ilk günden, eyalet yönetiminde köklü yenileştirme girişimleri beklenebilir.[1] Tanzimat hareketinin merkezci bir eğilimi ortaya çıkartması; yereldeki mahallî kişi ve grupların yönetime etki etmesi ihtiyacını da doğurmuş; yeni idarî düzenlemelerde vilâyetlerin fizikî teşkilatları değişime uğramıştır.

        16. yüzyıla değin Osmanlı taşra idaresinde Tımar sistemi tüm ağırlığını korumakta iken, 16. yüzyılın ortalarından itibaren bu sistemin bozulmaya yüz tutması ve iltizam usulünün devreye sokulması taşra idaresinde değişimi de beraberinde getirmiştir. Eyalet askeri sisteminin bozulmuş olması valilerin giderek merkezden bağımsız bir şekilde hareket etmeye başlamalarına neden olmuştur. Bunun yanı sıra valiler, sancak beylerinin işlerine de müdahale eder hâle gelmişlerdir. Merkez-taşra arası bu kopmaların devlet nezdinde askeri, ekonomik, siyasi ve toplumsal sıkıntılara yol açtığı görülmektedir. Özellikle savaşlarda alınan yenilgi ve toprak kayıplarının art arda gelmesindeki nedenlerden birisini idari kopuş oluşturmaktadır.

        Valilerin otoritesi ilerleyen süreçte Babıali tarafından duruma göre arttırılıp azaltılmıştır. 1852’de Babıali, hem sorumluluğunu fiili hâle dönüştürmek hem de sorunların sürekli olarak İstanbul’a aktarılmasından kurtulmak için valiye daha fazla otorite tanınması gerektiğinin farkına varmıştır.[2] İdari otorite bununla birlikte adem-i merkezi bir yapıya doğru eğilim kazanmıştır. Bu eğilim ile birlikte vali, taşra yönetiminde merkezin tüm yetkilerini kendisinde toplayan bir idareci konumuna sahip olmuştur. Vilâyet Nizamnameleri ile birlikte vali merkezin taşradaki bir kolu olarak dönüşüme uğramış, merkezi yönetim taşra teşkilatında etkisini arttırmış; bu sayede valiler merkeze bağlı memur konumuna gelmişlerdir.

        Osmanlı Devleti’nde taşra idaresi 1864 yılına kadar eyalet (beylerbeylik) sistemine dayanmakla birlikte; Abbasi, Selçuklu ve Moğol idari tarzından Osmanlılara tevarüs eden sistem; mîrî toprak rejimi ve buna dayalı tımar uygulaması esas alınarak yapılandırılmıştı. Beylerbeyliklere bağlı sancaklar temel yapı birimlerini oluşturuyordu. Devletin merkez-taşra yapısı dikey hiyerarşi yöntemi ile belirlenmiş olup; merkezin taşra üzerindeki etkisi kendisini bu sayede kolaylıkla göstermekteydi. Tanzimat ve Islahat hareketleri idari anlamda devletin bir kabuk değiştirme sürecine girmesinde etken oluşturmuştur. Eyalet sistemi yerini vilâyet sistemine bırakmaya başlamıştır. Bunun için atılan adımlardan ilki 1861 Cebel-i Lübnan Vilâyet Nizamnamesi’dir. Lübnan’da oluşan karışıklığı gidermek amacı ile taşrada yapılan bu değişiklik ilk adımı oluşturmuştur.[3] Fakat esas olarak yapılan 1864 Vilâyet Nizamnamesi, bu yönetsel değişimin ana hatlarını içinde barındırmaktadır. Bu nizamname Ortaylı’ya göre, Osmanlı yönetim sistemini ete-kemiğe büründüren temel belge niteliği taşımaktadır.[4] 1871 İdare-i Umumiye-i Vilâyet Nizamnamesi ile birlikte de 1864 Nizamnamesi’nin müphem ve eksik olan yönleri giderilmeye çalışılmıştır.

        Osmanlı Taşra İdaresinde Yeniden Yapılanma Nedenleri

                    19. yüzyıl, Osmanlı devlet yönetiminde taşra idaresinde süregelen düzensizlik ve hoşnutsuzluğun had safhaya çıktığı dönem olmuştur. Devlet idaresi kısa süreli reform ve düzenleme hareketleri ile bu durumun önüne geçmeye çalışmış olsa da bu çabalar yeterli olmamıştır. Tüm bu yaşananlar 1864 ve 1871 Vilâyet Nizamnameleri ile Osmanlı’nın taşra yönetiminde bir takım değişiklikler yapması sonucunu doğurmuştur. Taşra yönetiminin düzenlenmesi, taşra-merkez arası ilişkilerin de boyut değiştirmesine yol açmıştır. Bu nizamnamelerle daha önceden ele alınan yüzeysel tedbirlerden farklı olarak taşra idaresinde köklü değişimlere gidilmiş olunduğu görülmektedir. Hiyerarşik anlamda en üst idari birimden en alt idari birime kadar görev ve yetkiler düzenlemeye tabi tutulmuş ve yeni temsili kurumların ihdas edildiği gözlemlenmiştir. Nizamnamelerin değerlendirilmesi öncesi, belirtilen bu değişiklikleri gerekli kılan hususlara değinmek gerekmektedir.

        1860 yılında Cebel-i Lübnan’da Dürzîler ve Marunîler arasındaki sürtüşmenin kanlı boyutlara ulaşması ile Avrupa devletlerinin ortamı yumuşatmak bahanesi güderek Lübnan’a askeri müdahalede bulunmuşlar; Babıali’nin Cebel-i Lübnan’da İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya ve Prusya ile birlikte 1861 tarihli Lübnan Nizamnamesi hazırlanmıştır. Nizamname’nin getirdiği idare şeklinin özerk bir yönetimi öngörmesi[5] ve Avrupalı devletlerin aynı uygulamanın balkanlarda da yapılmasını istemeleri Babıali’yi sıkıntıya sokmuştur. Bu nizamname ile Cebel-i Lübnan, mülki, adli, mali ve güvenlik alanlarında bağımsız hareket etme kazanımına sahip olmaktaydı. Babıali özellikle balkan vilâyetlerinde acilen bir idari reforma gidilmediği takdirde dış müdahalenin artacağının farkındaydı.[6]

        Cebel-i Lübnan Nizamnamesi’nin açabileceği sıkıntılardan daha başka, taşradaki zaafiyetlerin engellenmesi ve merkezin taşra üzerinde kontrolünün yeniden sağlanması düşüncesi yeniden yapılanma nedenlerinden birisidir. Yapılanma öncesinde imparatorluğun çeşitli bölgelerine teftiş heyeti gönderilmiş ve şikâyetlere neden olan noktalar yerinde tespit edilerek çözümler üretilmeye çalışılmıştı. Yine Meclis-i Vâlâ’nın girişimiyle yerel temsilcilerle temas kurulmuş ve 1845 yılında geçici İmar Meclisleri[7] devreye sokulmuştu.[8] Tüm bu çabaların sonuçsuz kalması, idareyi tekrar reform hareketine yöneltmiştir.

        1864 Vilâyet Nizamnamesi ve Getirdikleri

        1861 Cebel-i Lübnan Vilâyet Nizamnamesi’nden sonra 1864 yılında yeniden bir nizamname ortaya koyuldu. Osmanlı paşalarından Fuat Paşa'nın başkanlık yaptığı ve Midhat Paşa'nın da katıldığı komisyon, bir nizamname hazırladıktan ve bunu Meclis-i Vükela görüşüp kabul kararı verdikten sonra, valiliğine de Midhat Paşa tayin edilmiştir.[9] Uygulanabilirliğinin denetlenmesi için pilot bölge olarak belirlenen Rusçuk, Vidin ve Niş eyaletleri birleştirilerek ‘Tuna Vilâyeti’ adı altında bir vilâyet teşkil edilmiştir. Tuna Vilâyeti ile birlikte hazırlanan Vilâyet Nizamnamesi daha sonra Bosna vilâyeti, Edirne vilâyeti, Halep vilâyeti, Suriye Vilâyeti, Trablusgarp Vilâyeti, Erzurum vilâyeti olmak üzere 6 vilâyette de uygulamaya koyulmuştur.[10] Vilâyet Nizamnamesi, Türk Kamu Yönetimi alanında bir dönüm noktası kabul edilmektedir. Günümüzün taşra yapısının -2012 yılında resmi gazetede yayımlanan 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası öncesine değin- temelini oluşturması bakımından bu nizamname idari anlamda büyük bir önem arz etmektedir.

        1864 Vilâyet Nizamnamesi ile eyaletler kaldırılarak, yerine livalardan oluşan vilâyet üniteleri kurulmuştur. Nizamname büyük ölçüde Fransa taşra yönetim sisteminden yararlanılarak hazırlanmıştı. Bu, cumhuriyetle idare edilen bir ülkeyi taklit etmekten öte Fransa’nın merkeziyetçiliğinin taşra reformlarına uygun gelmesinden kaynaklanmaktaydı.[11] Bu uygulama ile birlikte merkezi otorite, taşra üzerindeki etkisini tekrardan mümkün kılmayı amaçlamaktadır.

        Kamu yönetimi yazınında 1864 Vilâyet Nizamnamesi bir kırılma/dönüm noktası kabul edildiğine göre; karşılaştırmanın, 1864 Vilâyet Nizamnamesi’nden hemen önceki taşra idaresiyle yapılması gerekmektedir. Buna göre 1864 Nizamnamesi’yle getirilen ve önceki dönemi yeni dönemden ayıran önemli değişiklikler şunlardır: [12]

  1. 1864 Vilâyet Nizamnamesi’nin giriş bölümünde ülke topraklarının livaların münasebetine göre vilâyet adı verilen idari bölümlere ayrıldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla Osmanlı’nın en büyük taşra idaresinin adı eyalet iken vilâyet olmuştur.
  2. En büyük taşra idaresi, vilâyet, genelde eyaletten daha büyük bir coğrafi alanı ifade etmektedir. Ancak bu, Nizamnamenin metninden değil tamamen uygulamadan çıkan bir sonuçtur. Bu süreçte bazı eyaletler birleştirilerek (hepsi değil), önceki eyaletlerden daha büyük coğrafi alana sahip vilâyetler oluşturulmuştur.
  3. Taşra idaresine, öncesinde olmayan, yeni kamu görevlilerinin atanması öngörülmüştür (Örn: mektupçu, umur-ı hariciye memuru gibi).
  4. Vilâyet düzeyinde tek meclisli idari yapı (sadece vilâyet idare meclisi varken), “Meclis-i Umumi-i Vilâyet” (Vilâyet Genel Meclisi)’in kurulmasıyla iki meclisli yapıya dönüştürülmüştür. Vilâyet düzeyinde oluşturulan bu “meclisler” il özel idarelerinin çekirdeği kabul edilmektedir.
  5. O zamana değin eyalet, liva, kaza ve köy şeklinde olan idari taksimata nahiye kademesi eklenerek, idari kademelenme vilâyet, liva, kaza, nahiye ve köy şeklinde oluşmuştur. Nahiye’nin son statüsü, 1871 Nizamnamesi ile tespit edilmiştir.
  6. 1864 Nizamnamesi’nin getirdiği bir yenilik de yargı alanındaki taşra kuruluşlarıdır. Her vilâyet, liva ve kaza için hukuk (Meclis-i Temyiz-i Hukuk) ve ceza mahkemeleri (Meclis-i Cinayet) kurulmuştur. Bu mahkeme başkanları şeyhülislâm tarafından atanmakta ve her yönetim kademesinde hukuk mahkemesinin öteki üyeleri seçilmiş Müslim ve gayrimüslim üyelerden oluşmaktadır.

        1864 Vilâyet Nizamnamesi’nin Osmanlı’nın taşra idaresinde getirdiği belli başlı değişiklikler bunlardır. Osmanlı devlet yönetimi, eyaletlerin yerini vilâyet yapısının alması ve vilâyet sınırlarının daraltılması ile ülke coğrafyası içerisinde 27 vilâyet belirlemiştir.[13] Cumhuriyet ile birlikte bu sayının 81 olduğu görülmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken husus: devletin coğrafi sınırlarının ve yönetim şeklinin değişmesinin vilâyet sayısında da değişikliğe uğradığıdır. Vilâyetlerin etki alanının Cumhuriyet ile birlikte daraltılmış olması da sayısal yoğunlukta göze çarpmaktadır. Bu yoğunluk, vilâyet isminin liva ölçeğinde değerlemeye tabi tutulmasından kaynaklanmıştır. Yani, Türkiye Cumhuriyeti’nde ki vilâyetler Osmanlı dönemindeki livalarla eşdeğer ölçeğe sahip olmuştur. Tevsi-i Mezuniyet’e (Yetki Genişliği İlkesi) Osmanlı döneminde de uygulamada yoğun olarak yer verildiği bilinmektedir. Bu ilke çerçevesinde Osmanlı’da merkezden vilâyetlere atanan yöneticiler ile Cumhuriyet dönemindeki valilerin görevleri paralellik arz etmektedir.

        1864 Vilâyet Nizamnamesi kısa süre sonra Rumeli’nin, Anadolu’nun ve Arabistan coğrafyasının genelinde uygulanmaya başlanmış; 1871 yılında çıkartılan İdare-i Umumiye-i Vilâyet Nizamnamesi’ne kadar yürürlükle kalmıştır. Ayrıca nizamnamenin modern taşra beledî örgütlenmelerinin temelini oluşturduğu da bilinmektedir. İstanbul Şehremaneti Kırım Savaşı’ndan sonra 1854 yılında kurulduğu için taşra beledî örgütlenme yapısının dışında tutulmuştur.

        1871 İdare-i Umumiye-i Vilâyet Nizamnamesi

        1871 Nizamnamesi ile Osmanlı Devlet idari bakımdan 27 vilâyet ve 123 sancağa bölünmüştü. Rumeli’de; 10 vilâyet ve 44 sancak, Anadolu’da; 16 vilâyet ve 74 sancak, Afrika’da ise, 1 vilâyet ve 5 sancak yeni düzene göre örgütlenmiştir.[14] Nizamnamenin getirmiş olduğu diğer değişikliklere bakıldığında:

        Mahkemeler İdaresi’ne 1864 Vilâyet Nizamnamesi’nde yer verildiği hâlde 1871 Nizamnamesi’nde değinilmemiştir. Bir bakıma yargı örgütü vilâyetin denetiminden sıyrılmıştır. Bu kuvvetler ayrılığı prensibine uygun düşmektedir.[15]

        1871 Nizamnamesinde merkezin taşradaki gücünün arttırıldığı görülmektedir. İdare Meclisi’nde merkezi hükümet memurlarından kurul üyesi olanların sayısı arttırılmış, bu yolla seçilmiş üyelerin rolü azaltılmak istenmiştir. Seçilmiş üyelerden daha başka –daha önce bahsedildiği gibi- valiler başlı başına merkezin taşradaki gözü konumunda yer almışlardır. Valinin öncelikli vazifesi, kanun ve tüzüklerin işleyişine nezaret etmekti. Ayrıca devlet merkezinden gelen emir ve kararnameleri uygulamak, mutasarrıflar ile vilayet dâhilindeki tüm memurları doğrudan ve alt birimlerdeki diğer memurları da amirleri aracılığıyla denetlemek ve bu konuda gerekli tedbirleri almaktı. Bu sayede taşra idaresi merkez tarafından denetim ve kontrol altında tutulmuş olmaktadır.

        Yeni düzenlemede kaza ile köy arasında, köyler ve çiftliklerin bir araya gelmesinden oluşan nahiyelerin (çoğulu nevahî) kurulması öngörülmüştür. Bir müdürün yönetimindeki nahiye, kendi alanına giren köylerin ihtiyar meclislerince gönderilen üyelerden oluşan bir idare meclisine sahip olmuştur.[16]

        Babıali, meclisleri çeşitli milletlerin kaynaştığı bir büyük ülkede kontrollü denge kurmak için kullanmıştır. Bunun için Vilâyet İdare Meclislerine seçimle gelen üyelerin yarısı Müslüman yarısı gayrimüslim halktandır. İdare Meclislerine dört üyenin seçimle girmesi, yerel halkın idareye katılması adına olumlu bir adımdı. Ancak, seçmek ve seçilmek için belirli bir servete sahip olma şartı, katılma hakkını belirli bir sınıf için sınırlandırıyordu. Valilerin vilâyetteki nüfuzları dolayısıyla belirli kimseleri tutmasından dolayı meclis üyelerinin pek değişmediği ve hatta devamlı aynı kişilerin seçildiği görülüyordu. Bu bakımdan meclisler gerçek manada halkın yönetim üzerindeki etkisini arttırmamışlardır.[17] Orta Çağ Avrupası’nda yaygın olarak görülen aristokrat yönetimlerin idare meclislerinde bir benzerliğini çağrıştırmaktadır. Yine seçme seçilme hakkının halkın tamamını kapsamaması durumu bu benzerliğe örnek teşkil etmektedir.

        Vilâyet-i Umumi Meclisleri’ne de kısaca değinmekte yarar vardır. Çünkü bu meclisler günümüz İl Özel İdareleri’nin çekirdeğini oluşturması açısından önem taşımaktadır. Bu meclisler memurlar ile eşraf temsilcilerinden oluşan, aynı zamanda gayrimüslim ahalinin de temsiline yer veren karma nitelikli kuruluşlar olup, istişarî görevleri yanı sıra memurin muhakematı gibi ve gayrimenkule tecavüzün men’i gibi idarî/kazaî yetkileri de bulunmaktaydı.[18] Bundan başka livalardan gelen temsilcilerle birlikte yılda bir vilâyet umumi meclisi toplanmaktaydı. Bu meclis bugün de il genel meclisi olarak devam etmektedir. Bu kurullar istişarî niteliktedir.[19]

        

        Kaynak: Ortaylı, a.g.e., s.527.

         

        Sonuç

        Osmanlı idari yönetimi alanında büyük bir etkiye sahip olan 1864 ve 1871 Vilâyet Nizamnameleri günümüz yerel yönetim anlayışının temellerinin atıldığı kaynağı oluşturmaktadır. Özellikle merkez-taşra arası ilişkilerin yeniden düzenlenmesi bakımından oldukça önemli bir yere sahip olmuşlardır. Tanzimat ve Islahat hareketlerinin idari anlamda devamı olarak nitelendirilebilecek olan Nizamnameler, mevcut dönem yönetiminin türlü dış ve iç baskılardan kendisini bir süre de olsa koruyabilmesine olanak sağlamakla kalmamış; Osmanlı idaresi içinde yer alan halkın sorunlarına köklü bir çözüm anlayışı sunmuşlardır. Parlamenter monarşi dönemi içerisinde sınırlı bir seviyede de olsa vilâyetlerde kurulmuş olan meclisler sayesinde demokratik adımların atıldığını ifade etmek mümkündür.

        Osmanlı Devleti’nin dış politika ekseninde ana belirleyici rolünü kaybetmeye başlaması beraberinde dünya siyasi dengesini de Avrupa lehine çevirmiştir. 1789 Fransız İhtilali’nin estirmiş olduğu milliyetçilik rüzgârı çokuluslu birçok devlet gibi Osmanlı’yı da derinden etkilemiştir. Azınlıklar konusunda Avrupa devletleri ve Rusya, yayılmacı bir politika güderek devletin içişlerine müdahale etmeye başlamışlar; neticesinde Osmanlı’dan kopma çabaları kendisini göstermeye başlamıştır. Bu müdahil olma durumu kendisini sadece etnik konularda göstermemiş, dini alana da sıçramıştır. 1860 yılında Marunîler ile Dürzîlerin çatışması inanç ekseninde yer alan bir iç çatışma örneğini teşkil etmektedir. Devamında devletin iç sorunu Avrupa devletlerinin olaya müdahil olması ile genel sorun olarak ele alınmıştır. 1861 tarihli Lübnan Nizamnamesi’ni Osmanlı ile birlikte İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya ve Prusya’nın oluşturmuş olmaları Avrupa’nın müdahaleci konumunu göstermesi bakımından önemlidir. Aynı sıkıntının ülkenin diğer etnik çoğunluklu bölgelerinde yaşanmaması için Osmanlı idaresi 1864 Vilâyet Nizamnamesi’ni uygulamaya koymuştur.

        Ülke içerisinde bölgelerin coğrafi, ekonomik ve stratejik açıdan göstermiş olduğu farklılıklar nizamnamenin bölgeden bölgeye çeşitli değişikliklerle uygulanmasını gerektirmiştir. Pilot bölge olarak Rusçuk, Vidin ve Niş eyaletleri birleştirilerek Tuna Vilâyeti adıyla yeni bir taşra idaresi oluşturulmuştur. 1871 yılındaki İdare-i Umumiye-i Vilâyet Nizamnamesi 1864 Vilâyet Nizamnamesi’nin uygulamada yetmez görünen yönleri tespit edilerek yeniden düzenlenmesi ile ortaya koyulmuştur.

        Uygulanan söz konusu nizamnamelerin genel mahiyeti, tımar sisteminin bozulması ile taşranın merkeze olan bağını tekrardan güçlü kılma amacını taşımaktadır. Vilayetlere gönderilen valilere geniş yetkiler verilmiş, daha sonra bu valilerin merkeze bağlı bir şekilde hareket edebilecekleri Babıali tarafından öngörülmüştür. Vilâyet-i Umumi Meclisleri halkın kısmen de olsa yönetime katılmalarını sağlamıştır. Bunun önemli bir sonucu olarak merkez yönetim valiler ve vilayetlerde kurulan bu meclisler aracılığı ile taşra üzerindeki etkisini tekrardan güçlendirmiştir.

        Cumhuriyet devri yerinden yönetim yapısı incelendiğinde, yerel kurumların kaynağını 1864 ve 1871 Nizamnamelerinin oluşturmuş olduğu görülmektedir. 2012 yılında resmî gazetede yayımlanan 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası ile kaldırılan büyükşehir il özel idareleri, il genel meclisi, nahiye gibi yapılar 1864 ve 1871 Nizamnameleri’nin bir ürünüdür. Ayrıca belediyelerin kurulmasının da temelini teşkil etmektedirler.

        Her ne kadar ismi değişmiş olsa da Türkiye Cumhuriyeti, kültürel, toplumsal, demografik ve idarî anlamda Osmanlı Devleti’nin devamı niteliğindedir. Nasıl ki, Fransa, İngiltere, Avusturya, Almanya gibi birçok ülke rejim ve isim değişikliğine gitmelerine rağmen kendilerini geçmişte yer almış yönetimlerden ayrı tutamıyorlarsa Türkiye Devleti de kendisini Osmanlı’dan ayrı tutamaz. Bunun en güzel örneğini söz konusu yazıyı oluşturan nizamnameler ve günümüz yönetim yapısıyla olan benzerliği vermektedir.

         


        [1] Ortaylı, İlber, Türk Teşkilat ve İdare Tarihi, Cedit Neşriyat, 3. Baskı, s. 495, Ankara, 2008.

        [2]Gençoğlu, Mustafa, “1864 ve 1871 Vilâyet Nizamnamelerine Göre Osmanlı Taşra İdaresinde Yeniden Yapılanma”, Çankırı Karatekin Üniversitesi SBE Dergisi, Sayı:2(1), s.31, Çankırı, 2011.

        [3] Cebel-i Lübnan Nizamnamesi, bugünkü Lübnan Anayasası’nın da temelini teşkil etmektedir.

        [4] Ortaylı, a.g.e., s.497.

        [5] Lübnan Nizamnamesi’ne göre, Cebel-i Lübnan’ın Beyrut vilâyetinden ayrı bir statüde olacağı; idaresinde, Babıali’nin görev ve yetkilerine sahip bir Hristiyan Mutasarrıfın yer alacağı; halkı oluşturan cemaatlerin her birinin mutasarrıfın yanında birer vekilinin olacağı belirtilmektedir (Bilgi için bkz. Gençoğlu, a.g.m., s.32).

        [6] Ortaylı, İlber, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İletişim Yayınları, 2. Baskı, s.154, İstanbul, 1999.

        [7] 1845 yılında uygulamaya koyulan imar meclislerine halkın iştiraki söz konusu olup, alınan meclis kararlarının merkeze iletilmesiyle merkez-taşra arasındaki kopma giderilmeye çalışılmıştır. Bu sayede merkez, taşra ahalisini kontrol altında tutmakla kalmıyor, aynı zamanda taşranın da sorunlarına geniş ölçüde vakıf oluyordu.

        [8]Seyitdanlıoğlu, Mehmet, ‘Tanzimat Dönemi İmar Meclisleri’, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı:3, s. 325, Ocak, Ankara, 1992.

        [9]Gökbilgin, Tayyip, “Mithat Paşa Maddesi”, İslam Ansiklopedisi, Cilt: 8, s. 272, 1958.

        [10] Kılıç, Selda, “1864 Vilâyet Nizamnamesinin Tuna vilâyetinde Uygulanması ve Mithat Paşa”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi, Cilt: 24, Sayı: 37, s. 103, Ankara, 2005.

        [11] Ortaylı, a.g.e., s.141.

        [12]Kartal, Nazım, ‘İl sistemine Geçiş Sorunsalı: Türkiye’de 1864 Vilâyet Nizamnamesi ile İl Sistemine Geçilmiş Midir?’, Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi, Cilt:10, s.23, Ağrı, 2014.

        [13]Osmanlı idarecilerinin eyaletlerin sınırlarını daraltma isteğine bakıldığında, vilâyetlerin sınırlarının daraltılması denetiminin kolaylaşmasını sağlayacağı düşünülmüştür (Ortaylı, a.g.e., s.149-150.).

        [14] Karal, E., Ziya, Osmanlı Tarihi, Islahat Fermanı Devri (1861-1876), T.T.K. Basımevi, 4. Baskı, Cilt: 7, s. 158, Ankara, 1988; Ortaylı, İlber, ‘Türk Teşkilat ve İdare Tarihi’, s. 498, 502.

        [15]Düstur, İdare-i Umumuiye-i Vilâyet Nizamnamesi, Tertip: 1, Cilt: 1, Ref. No: 99, s. 625-651, Ocak, 1871.

        [16] Ortaylı, a.g.e., s. 503.

        [17] Gençoğlu, a.g.m., s. 40

        [18] Ortaylı, a.g.e., s. 502.

        [19]a.g.e., s. 431.


Türk Yurdu Ocak 2016
Türk Yurdu Ocak 2016
Ocak 2016 - Yıl 105 - Sayı 341

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele