Küreselleşmenin Yeni Alanları ve Yeni Aktörler

Aralık 2015 - Yıl 104 - Sayı 340

         

        Son yıllardaki gelişmeler “dünya küreselleştikçe daha mutlu ve refah içinde olacak” rüyasını çabuk sona erdirdi. 2001 yılı 11 Eylül günü ABD’nin New York kentinde Dünya Ticaret Merkezi olarak kullanılan ikiz kulelere yapılan saldırı ve sonrasında meydana gelen gelişmeler yenidünyanın farklı cephesini bize gösterdi. Bu yeni dünyadakendisi dışında süper güç kalmadığı için meydana gelen her olayda ABD’yi görmek kaçınılmaz oldu. Artık herkes tek kutuplu bir dünya sistemine hazırlanıyordu. Her fırsat bunun için kullanılıyor ve ABD olmadan dünyanın kaosa sürükleneceği örtülü bir şekilde propaganda ediliyordu. Bu propagandayı destekleyecek gelişmeler için muhtemelen bütün imkânlar kullanılıyordu. Aslında dünya bir küreselleşme projesi kapsamında bir kaosa sürükleniyordu.

         

        Amerika 11 Eylül saldırılarının hesabını sözde radikal İslamcı teröristlerden sormak için önce Afganistan’a gitti yerleşti. Kendi yetiştirdiği El Kaide ve Taliban örgütü ile dünya adına savaşacak ve bütün dünyayı bu öcülerden kurtaracaktı. İkinci adım olarak, halkını kimyasal silahlarla katledeceği duyumunu aldıkları Irak yönetimini ve başkanları Saddam Hüseyin’i yıkmayı planladılar. Gerekçeleri olan kimyasal silah bulunamadıysa da dünyayı bir öcüden daha temizlemiş olacaklardı. Temizlediler de, ama kanla kirleterek. 2003 yılından itibaren Irak’tayaşanan olaylar gerçek olmasına rağmen insana masal gibi geliyor. 2013 yılına gelindiğinde işgalin 10. yılında ABD ve İngiltere öncülüğündeki sözde koalisyon güçlerinin Irak’ı ve Iraklıları yerle bir ettikleri görüldü. Yüz binlerce insan öldürülmüş, milyonlarca insan evlerinden yurtlarından çıkarılmış, kadınlara tecavüz edilmiş, çocukların hayatları mahvedilmiş bir manzara ortaya çıktı. Dünyaya mutluluk ve refah getireceği söylenen küreselleşme nedense bu bölgeye kâbus gibi çöktü.

         

        Küresel imparatorluk Irak ile yetinmeyecekti ve Orta Doğu coğrafyasına yeniden nizam verecekti. Bu niyet Büyük Orta Doğu Projesi olarak takdim edildi ve nedense hiç hareket belirtisi olmayan bazı Arap ülkelerinde 2010 yılında sözde ayaklanmalar başladı. Arap Baharı adı verilen bu olaylar zincirinde Tunus, Libya, Mısır ve Suriye karıştı. İlk üç ülkede operasyonlar çabuk tamamlandı. İş Suriye’ye gelince düğümlendi. Bu düğüm şu sıralarda bütün dünya güçlerinin kendilerini ispat etme platformu olarak gittikçe sıcak gelişmelere sahne oluyor. Bir taraftan IŞİD adında bir terör örgütü bütün dünya güçlerine meydan okuyor, bir taraftan Kürtlere alan açılmaya, bir taraftan Esat rejimi muhafaza edilmeye çalışılıyor. ABD koalisyon güçleri arasında kendisini Suriye’nin mirasçısı gören Fransa öne çıkmaya ve her şeye müdahale etmeye çabalarken, İran ve Rusya doğrudan Esat rejiminin yanında sıcak çatışmalara giriyor. Bütün küresel güç adaylarının kendilerini göstermeye çabaladıkları bir çatışma alanı bütün karmaşıklığı ile üçüncü dünya savaşı provası olarak yorumlanıyor.

         

        Küreselleşme sürecinde ABD herkes tarafından en büyük güç olarak kabul ediliyor. Fakat ABD’nin dünyayı tek başına yönetmesine de aslında kimse razı olmuyor. Başta koalisyon oluşturarak yanında bulundurmaya çalıştığı AB ülkeleri buna fırsat vermek istemiyorlar, ama doğrudan güçleri yetmiyor. Avrupa Birleşik Devletleri kurma hayalleri muhtemelen bu rekabetten kaynaklanıyor. AB projesinin baş aktörleri Fransa ve Almanya bu durumdan hayli rahatsız. FransAlmanya kavramı bir dönem dillendirildi ve sonra vazgeçildi.[i] Fakat iddialardan vazgeçmedikleri her önemli olayda kendisini gösteriyor. Libya’da Kaddafi’ye karşı başlatılan ayaklanmada Fransa’nın ABD ve BM harekete geçmeden Kaddafi güçlerini bombalamaya başlaması buna önemli bir delildir. Bu hareket küresel mücadelede ben de varım anlamında bir ön alma çabasıdır. Fakat Fransa kendi zaaflarının da farkında olmayan bir ülke konumundadır. Özellikle sömürgecilik zamanından kalma alışkanlıkla Müslümanlara karşı takındığı tavır bazı radikaller tarafından karşılıksız bırakılmamıştır.  

         

        Fransa 2015 yılında iki önemli terörist saldırıya hedef oldu. Bunlardan birisi Paris'te 7 Ocak 2015 Çarşamba günü, Charlie Hebdo isimli haftalık karikatür dergisi binasına düzenlenen silahlı saldırıda 12 kişinin öldürülmesi idi. Bu saldırıyı Türk Yurdu şubat sayısındaki “Paris Saldırısı Yeni Bir “11 Eylül” mü?” yazımızda değerlendirdik.[ii] Yıl bitmeden 13 Kasım Cuma gecesi Paris’te daha kanlı saldırılar yapıldı. Saldırıyı Suriye ve Irak’ta faaliyet sürdüren IŞİD (DAİŞ) örgütü üstlendi. Bunun çeşitli sebepleri ve tarihi sosyolojik arka planı var. Fransa sanayi devrimi sonrası gelişen kapitalizmin sömürgeci temsilcilerinden birisi. Afrika’daki sömürgelerinin dışında, geçen yüzyılda Osmanlı’yı parçalamaya yönelik pay kapma yarışına girdiğini görüyoruz. Fransa’nın bu manevrası doğrudan biz Türkleri ve bugünkü Suriye problemini ilgilendiriyor. Küreselleşme devrinde aynı Fransa dünyadaki yeni oyuna eski hinterlant alanından yeniden girmeye çalışıyor. Bu gerçeklik çok iyi analiz edilmelidir.

         

        Paris’te meydana gelen terör saldırısının basına yansıyan detaylarına bakacak olursak karşımıza ilginç bir manzara çıkıyor. 13 Kasım’da gerçekleştirilen saldırılarda ilk resmi açıklamalara göre 129 kişinin öldüğü, 99’u ağır 352 kişinin yaralandığı belirtildi. Saldırılar farklı noktalarda gerçekleşti. En fazla can kaybı, Bataclan Konser Salonu’nda görüldü. Savcılığın tahminlerine göre, Paris saldırılarını üç grup gerçekleştirdi. Bu gruplardan biri stad saldırısını, diğer bir grup Bataclan Konser Salonu’na saldırıyı, üçüncü grup ise lokantalar ve barlardaki kanlı saldırıları gerçekleştirdi. Saldırıyı IŞİD (DAEŞ) terör örgütünün üstlenmesinden sonra Fransa Başbakanı Manuel Valls, Fransa'nın DAEŞ'i vurmaya devam edeceğini söyledi. Medyada öne çıkan haber yorumlarda saldırının Fransa’ya savaş açmak olduğu iddia edildi.[iii]

         

        Dünyayı etkileyen bir sosyal olay olarak karşımıza çıkan bu terör saldırısı, küreselleşme açısından çok farklı yönleri olan terör olgusuna tekrar dikkatleri çekti. Bu terör olgusu maalesef bizim etrafımızda ve bize zarar vererek genişliyor. IŞİD saldırılarından da Türkiye payına düşeni almış oldu. Bu yıl içinde önce Suruç’ta 21 Temmuz 2015 tarihinde, sonra Ankara’da 10 Ekim 2015 tarihinde canlı bomba teröristlerin saldırılarında çok sayıda insan öldü. Suruç’taki katliamda 32 kişi, Ankara’daki katliamda 102 kişinin öldüğü ve çok sayıda yaralının olduğu açıklandı.

         

        Terörden en fazla muzdarip olan Türkiye, uzun süredir zaten PKK terörünün kıskacında zarar görüyor ve bu problemi bir türlü çözemiyor. Çözememesinin en önemli nedenlerinden birisi kuşkusuz küreselleşen dünyada rol üstlenmeyi millî politikaları yapan güç odaklarının sürekli teröristleri gizli veya açık desteklemeleridir. Bu destek farklı devletler tarafından farklı boyutlarda yıllardır yapılmaktadır. Adeta Türkiye’ye karşı “neden isyan etmiyorsunuz veya isyanı artırmıyorsunuz” tarzındaki yaklaşım terörizmi besliyor. Bununla ilgili yakın tarihimizde çok fazla örnek gösterebiliriz. Fransa'nın eski sosyalist cumhurbaşkanı François Mitterrand'ın karısı Danielle Mitterrand bunların başında gelenlerden oldu. Bununla birlikte açıktan ve gizli olarak PKK terör örgütünü destekleyenler, şüphesiz küresel oyuna Türklerin girmesini engellemek için “Kürt kartı”nı en büyük koz olarak gördüler. Birinci Dünya Savaşı zamanında Rum ve Ermeni kartlarını kullandıkları gibi bir maşa bulduklarını düşünenler haksız da sayılmazlar. Bu oyuna alet olan Kürtlerin desteklediği terör örgütü açılım projesi sayesinde şehirlerde yuvalandı ve kalleşçe halkın arasından güvenlik güçlerine pusu kurmaya devam ediyor. Bu yazının hazırlandığı 28 Kasım 2015 tarihinde “PKK terör örgütü değildir” açıklamasıyla açıktan örgüte destek veren Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, sokak ortasında öldürüldü ve güvenliği sağlamaya çalışan kahraman iki polis memuru, bu saldırıda şehit oldu.

         

        Son dönemin öne çıkan terör örgütü IŞİD ise son dönemde en fazla dikkat çeken ve küresel aktör olarak roller üstlenen bir konumda. 2014 yılında Alman DieZeit gazetesi, IŞİD saflarında savaşan militanların hangi ülkelerden geldiklerine dair bir liste yayımladı. Bu listeye göre dünyanın farklı bölgelerinden 40 ülke vatandaşı bu örgüte katılmış görünüyor. IŞİD'e çoğunluğunu Tunus, Suudi Arabistan, Fas ve Ürdün'den katılım yapanların sağladığı görüldü. Avrupa ülkelerinden yapılan katılım da küçümsenmeyecek miktarda. 2012 yılından bu tarafa IŞİD saflarına katılan teröristlerin arasında fakir ailelerin olduğu kadar, zengin ailelerin çocukları da bulunuyor. Sadece işsizler değil, çeşitli meslek sahipleri, hatta eski ordu mensupları da IŞİD içerisinde yer aldığı anlaşıldı.[iv]

         

        Dünyanın farklı ülkelerinden gelen insanların katılımıyla küresel bir örgüt hâlinde büyüyen IŞİD karşısında, yine dünyanın önde gelen devletleri hava saldırılarıyla müdahale ettiler. ABD ile başlayan bombardımana İngiltere, Fransa gibi NATO ülkelerine son olarak Rusya katıldı. Bu durum belki dünyada ilk defa görülen karmaşık bir denklem ortaya çıkardı. IŞİD öyle bir araç hâline geldi ki herkes onun üzerinden kendisini gösterme yoluna girdi. Mevcut Suriye yönetimini her şeyi ile destekleyen İran ve Rusya ile ABD öncülüğünde oluşturulan IŞİD karşıtı koalisyon aynı safta göründü. Hâlbuki Batı devletlerinin oluşturduğu koalisyon, Arap baharı sürecinde mevcut yönetimlerin yıkılmasını destekledi. Türkiye biraz da bunu bahane ederek Suriye muhalefetine açıktan destek verdi, ama bu tavrında yalnız bırakıldı. Hatta büyük zarar gördü. Haziran seçimleri esnasında IŞİD’e karşı başlatılan sıcak mücadelede, koalisyonu tam olarak destekledi ve bu vesileyle kendi belası olan PKK terör örgütüne karşı daha etkin bir mücadele başlattı. Bu süreç içinde IŞİD’in üstlendiği 10 Ekim 2015 tarihindeki Ankara saldırısında 102 kişi öldü, 400 kişiden fazla insan yaralandı. 13 Kasım Paris saldırısı sonrasında 15 Ekim’de G20 Zirve Toplantısı açılış toplantısı yapıldı. Bu toplantı sonrasında ABD Başkanı Obama, Türkiye'nin, IŞİD tehdidiyle mücadelede ABD ve diğer koalisyon üyelerinin güçlü bir ortağı olduğunu söyledi.

         

        Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesiyle dünyada yeni bir dönem başladı. 20. yüzyıla damgasını vuran kapitalist liberal sistem ile komünist devletçi sistem arasındaki mücadeleye, ilk defa belirgin bir şekilde ülkesini savunmak için canını ortaya koyan Afgan mücahitleri karıştı. Aslında yeşil kuşak projesi kapsamında Türkiye Batı bloğu içinde Müslüman bir ülke olarak zaten yer almaktaydı, ama Afganistan süreci dünyanın karşısına çok farklı bir manzara çıkardı. Kimi uzmana göre Afganistan’da Sovyetler Birliği’ne karşı verilen mücadele başarılı oldu ve komünist sistemin yıkılmasında etkili oldu. Zaten 1980’li yılların sonuna doğru Sovyetler Birliği krize girdi ve sonuçta Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte sistem olarak çöktü ve dağıldı. Afganistan ise modern gelişmelerden uzak ve Asya’nın zor coğrafyasında bir yalnız ülke olarak başarısını kutlama imkânı bulamadı. Problemleri her yönden devam etti. Bu problemlerin başında radikal İslam anlayışına dayalı saldırgan gruplara sahip olması geliyordu. Taliban ve El Kaide gibi örgütler yönetimi tam olarak ele geçiremeseler ve topluma tamamen hükmedemeseler de silah gücü ve saldırgan tavırlarıyla hem Afganistan toplumuna hem Müslümanlara hem de dünyaya tam anlamıyla bela oldular. Böylece küreselleşme adı verilen yeni sürecin yeni unsurları arasında yer aldılar.

         

        Taliban, geleneksel bir sosyal yapı içinden ABD desteği ile çıkarıldı ve Sovyetlere karşı güçlü bir silah hâline getirildi. Sovyetler ortadan kalkınca yanında El Kaide gibi farklı ülkelerden gelen unsurlarla beraber farklı bir mecraya girdi. Artık Taliban eski Taliban değil, küresel bir örgüt olarak yeni biçim kazanan bir örgüttü ve El Kaide yüzüyle ön plana çıktı. Usame Bin Ladin liderliğindeki örgüt, bir vatan ve millet değerine dayanmadan faaliyet gösterecekti. İlk küresel terör örgütü böylece dünya sahnesinde yer almıştı.

         

        Toplumsal varlığı anlamaya çalışan filozoflara ve sosyologlara göre insanlar sonradan toplum hâline gelmişlerdir. Bu toplum hâline gelme durumu bir ihtiyaçtan doğmuş ve aralarında hayatlarını düzenli bir şekilde sürdürecekleri kurallara uyma rızası bir sözleşme gibi geçerli olmuştur. Toplumla beraber bazı temel kurallara bağlı bir düzen ve örgütlenme başlar. Bu örgütlenme tarihi süreçte ortak özellikleri ve çıkarları olan insanlar arasında gerçekleşmiş ve bir otoritenin egemenliği hâlinde ortaya çıkmıştır. Buna devlet adı verilebilir. İlk devletlerden sonra bugüne kadar geçen sürede “devlet” adını verdiğimiz örgütlenme önemli değişimler yaşamış ve olgunlaşmıştır. Bugün devlet dediğimiz sosyal kurum insanlığın ortak tecrübe ve bilgi birikiminin sonucu olarak şekillenmiştir. Modernleşme ile birlikte devletler, bir toprak üzerinde ve bir millet özelliği taşıyan vatandaşlık ilkesine dayalı olarak örgütlendi. Hukuk kuralları evrensel olarak kabul görecek temel ilkelere dayandırıldı ve hem devleti hem de devler arası ilişkileri düzenledi. Bu devlet tipine “ulus devlet modeli” adı verildi ve modern toplumlarda yaygınlaştı. Dünyanın bir kısmında geleneksel yapıdaki devlet biçimleri devam etse de ortak olan yönleri vatan, vatandaş ve hukuk kuralları olarak karşımıza çıkar. Bunun dışına çıkan örgütlenmeler küreselleşme süreci içinde yeni toplumsal biçimler olarak değerlendirilebilir. El Kaide ve IŞİD gibi örgütleri bu bakımdan değerlendirmek gerekir. Karşımızda şimdiye kadar şahit olmadığımız bir sosyal yapı vardır. Bu yapının tahlil edilmesi ve aydınlatılmasına ihtiyaç vardır. Meşru bir devlet olarak böyle bir örgüte savaş ilan etmek bile tuhaf bir manzara ortaya çıkartıyor.

         

         

        Tuhaf manzaranın bir ucunda ABD, İngiltere ve Fransa, diğer ucunda Suriye, İran ve Rusya yer alıyor. Sözde herkes IŞİD’e karşı savaştıklarını ilan ederek Suriye topraklarında kendilerini göstermeye çabalıyorlar. Paris saldırısından sonra Fransa savaş uçakları ile Suriye’de IŞİD’in hâkim olduğu bölgeleri sivil halk ve çocuk kadın demeden bombalamaya devam etti. Rusya Suriye rejimine destek için sözde IŞİD’e saldırmak bahanesiyle Türkmenlerin yüzyıllardır yaşadıkları toprakları uçaklarıyla bombalamaya başladı. Ancak sınırı ihlal ettiği gerekçesiyle Rus savaş uçaklarından birisi Türkiye tarafından 24 Kasım 2015 tarihinde düşürüldü.[v]Bu durum dünya için yeni bir küresel kriz doğurdu. Krizin tarafları doğal olarak Türkiye ve Rusya oldu. İlişkiler gerildi, karşılıklı restleşmeler yaşandı.

         

        Rusya’nın Çarlık döneminden beri sıcak denizlere inme hevesi ile Suriye üzerinde hak iddia etmesi yeni dünya için önemli bir kriz habercisi. Suriye bahane edilerek küresel dünya dengesi içinde yer almak isteyen devletler, bir anlamda eski güçlerine dayanarak rol kapmaya çalışıyor. Bunu yaparken terör tehdidi arkasına sığınmaları kendilerinin de hukuk ve ahlak dışı teröristçe tavır takınmalarını ortadan kaldırmıyor. Son uçak düşürme olayında ortaya çıkan gerçek, Rusya ve Suriye’nin tam anlamıyla terörist bir devlet profili çizmeleridir. Terörizm, sadece yeni dünya şartlarında küresel boyutta örgütlenen illegal güçlerin eylemi değildir. Dünya, uzun asırlar boyunca savaşlar sonucunda bir mutabakat hukuku geliştirmiştir ve uluslararası ilişkileri, bu hukuk düzenler. Okyanuslar ötesinden gelip dünyaya düzen vermeye kalkan olursa, başka birileri de bunufırsat olarak kullanır. Ülke sınırlarını aşarak, daha önce inemediği sıcak denizlere gelir ve önüne gelene bomba yağdırır. Olan Türkmen’e olur, Türk milletine olur.

         

         


        


        

        [i] Hocaoğlu, Durmuş. “FransAlmanya Masalı” AksiyonDergisi, Şubat 2003.


        

        [ii] Atasoy, Fahri. “Paris Saldırısı Yeni Bir “11 Eylül” mü?” Türk Yurdu Dergisi, Şubat 2015


        

        [iii] Haber, Fransa DAEŞ'i Vurmaya Devam Edecek, Erişim: 15.11.2015, http://www.aa.com.tr/tr/dunya/fransa-daesi-vurmaya-devam-edecek/473638


        

        [iv] Haber, “IŞİD'e hangi ülkeden kaç kişi katıldı?”, Erişim: 15.11.2015, <http://www.haberturk.com/dunya/haber/987090-iside-hangi-ulkeden-kac-kisi-katildi>


        

        [v] Haber, Genelkurmay’dan ilk açıklama, Erişim: 29.11.2015, <http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151124_suriye_sinir_ucak_canli>


Türk Yurdu Aralık 2015
Türk Yurdu Aralık 2015
Aralık 2015 - Yıl 104 - Sayı 340

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele