Politik Sinemaya Dair -II Kuş Bakışı Derin Sinema

Kasım 2015 - Yıl 104 - Sayı 339

         

        Sinema ve sinema kavramını sınıflara-katmanlara ayırarak incelemek başlangıçta abesle iştigal gibi görünse de bir yerden sonra bir ayrıma ihtiyaç olduğu görülmektedir. Her ne kadar politik olmayan sinema olmadığı gerçeği var olsa da tanımlara sığınma oranlarına, derecelerine göre bir sınıflandırma ihtiyacı doğmaktadır.

         

        Google, Youtube, Vimeo, Twitter, Facebook vs. gibi "Sosyal paylaşım sitesi" başlığı altında toplanan, artık olgu hâline gelen oluşumların etkisi herkesçe malum. Bu oluşumların sinemaya yardımcı olarak kullanıldıkları ve hatta pratikte onun önüne bile geçtikleri söylenebilir. Kullanıcıların mühim bir çoğunluğunun şuurlu olmadığı ve hatta olduğu kadarıyla şuurunun bu olgularla oluşturulduğu düşünüldüğünde durumun vahameti daha açık şekilde ortaya çıkmaktadır. Facebook devrimleri, Twitter ayaklanmaları ve örgütlenmeleri var artık. Ülkeler, (Başta bizimki olmak üzere) Youtube yayınlarıyla baş etmek durumunda, yasaklama, kısıtlama ve engelleme usul ve erkânı üretmek zorundalar.

         

        Sosyal paylaşım sitelerinin düşünmeden karar verme mekanizmalarının henüz film seyredilmeden ortaya çıkmasına büyük katkısı ve etkisi olmaktadır. Film eleştirileri ve tanıtımları neredeyse ikinci plana düşmüş durumdadır. Bir insanın yukarıda sıralanan oluşumlardan biriyle takip ettiği bir kişinin, o film hakkındaki görüşü, anında takip edenin de görüşü hâline gelmektedir.

         

        Devletlerin ve kurumlarının özellikle de istihbarat örgütlerinin sosyal medya üzerindeki etkileri, bu etkinin yer yer amaç dışı (İyi, Kötü, Çirkin) kullanılabiliyor olması, sinemanın ve bağlı yayın kuruluşu televizyonun etkisini geride bırakabilmektedir.

         

        Thomas A. Edison'un sanat olmadan kapitalle tanıştırdığı sinema, zamanla Georges Melies'in, Jules Verne'den uyarladığı, "Aya Yolculuk"[1] ile baş veren sanat yolunun yerine, D. W. Griffith'in ırkçılık temelli "Bir Ulusun Doğuşu" filmi[2] ile kendini göstermeseydi belki de sinemanın karanlık yüzüyle daha geç tanışacaktık, ama olmadı.

         

        Hollywood sineması ile ABD bağlantısı zaten bilinen ve hatta varlığı kanıksanan sıradan bir bilgi durumundadır.[3] Konuya ilişkin yazılan kitaplar ve binlerce internet temelli yayın biraz abartılı gibi görünse de konunun "komplo teorisi" olarak değerlendirilemeyecek kadar gerçek olduğunun göstergesidir.

         

        Derin devletin derin sinemacılardan beklentilerinin başında her türlü kuruma, kuruluşa veya politik kişiliğe dil uzatılsa da sonuçta aynı kurumun yahut devletin başka bir organının olayı temize çıkarması ve sonunda devletin haklı olması esası yer almaktadır. (Bu biraz filmde istediğiniz kadar adam öldürebilme hakkınız olduğu hâlde kemer bağlamadan araç kullanamayacağınıza dair hükümdeki tutarsızlığa benzetilebilir.) İnsanlar yanlış yapabilir, ama kurumlar bunun dışındadır. Genel çerçevesiyle benimsenen ideolojiye sadakat beklentisi vardır.

         

        Bu olmazsa ne olur? Aslında hiç bir şey olmaz, ama belki sonraki filminiz için yatırımcı bulmakta güçlük çekebilirsiniz, ön anlaşmanızı yaptığınız olmazsa olmaz oyuncunuz üzülerek iş yoğunluğundan dolayı rolü üstlenemeyeceğini bildirebilir ya da bir şekilde tamamladığınız filminiz nedense pek talep görmeyeceği öngörüsüyle sınırlı dağıtılabilir. Medyada hak ettiği ilgiyi görmeyebilir belki de.

         

        Zamanla kendinizi yazılı olmayan ama varlığı bilinen kara listeye alınmış gibi hissedersiniz. Daha önce doğum günü partinize davet edilmediği için size sitemde bulunanların dahi sizi doğum günlerine davet etmediklerine şahit olacağınız günler geldi demektir. Lobilerin ve kol kola çalıştıkları finans lobilerinin birinde adınız fısıldandığında ise ipinizin çekildiği an gelmiştir artık.

         

        Tekrar dönüş şansınız var mıdır peki? Vardır tabii ama ya bağımsız sinemacı olmayı seçip kapı kapı dolaşmaya razı olmanız ya da itibarınızın iadesi için daha önce tenezzül etmediğiniz kapılarda beklemeyi kabul etmeniz şartıyla.

         

        İşte bu yüzdendir ki özellikle Hollywood sinemasında (Genel anlamda Amerikan sinemasını ve bağımsız sinemayı ayrı tutmak yerinde olacaktır.) sadece tescilli devler film yapabilir ve herkes oyunun kurallarını baştan kabul etmiş durumdadır. Yani herkes ne yapacağını en baştan bilmektedir. Çünkü sistem her ne olursa olsun ve ülkeyi kim yönetirse yönetsin hiç bir şeyin değişmeyeceği gerçeği üzerine kurulmuştur (Depolitize edilmiş, yani apolitize olmuş toplumların görünenin aksine trajik durumunun beyanıdır bu.).

         

        Sinemanın insanlar üzerindeki etkisinin anlaşıldığı günlerden itibaren adım adım oluş(turul)an kurallar listesi işlemekte ve kural dışı olanı yok saymaktadır. Hollywood bağlamında söz konusu olan bu durum diğer ülkelerde bu kadar sistematik olmamak kaydıyla bir kurallar silsilesine bağlı sürdürülmektedir. Türkiye gibi endüstrileşmemiş sinemalara sahip ülkelerde ise devletten çok iktidarlar sinema üzerinde etkili olmakta, dönemsel farklı yaklaşımlar sergilenmektedir.

         

        Sinemanın esasen bir sanat olduğu inancı (Kimilerine göre bu bir varsayımdır.) korunmaya muhtaç durumdadır. Herhangi bir Hollywood filminde belirli kişilere iyi, belirli kişilere kötü demek zorunluluğu vardır. Tabulara dokunmak yasaktır. Yani siyah beyazdır Hollywood. Olağan üstü şaşalı renk cümbüşüne rağmen böyledir.

         

        Hollywood örneği ile bütün sinemayı özdeşleştirmemek gerekiyor. Bir Fransız filmi seyrettiğinizde "Fransız filmi" diyorsanız, "Hollywood filmi seyrettiğinizde de "Hollywood filmi" demelisiniz. Bu ayrım, sinemayı sanat olarak kabul etmeye devam etmenin de anahtarı durumundadır. Bir Hollywood filminde her bir karenin sanatsal açıdan olduğu kadar mevcut ideoloji açısından, iç ve dış çıkarlar açısından nasıl ele alındığı iyi bilinmelidir.

         

        Sinemanın sanatlığına inanıldığına göre bu tarz bir yazının kaleme alınmaması gerekirdi belki. Ama burada sinemanın sanatlığı değil, aldatmacılığından söz ediliyor. İnsanlar sinemanın büyüsüne kapılmalı, iyi kötü çirkin doğru yanlış her şeyi büyülü perdede görmeli. Ama kendilerini erişilmez bir yerde konumlandıran birilerinin istediği gibi değil.

         

         

        Bu arada yazılanların abartılı olduğu düşünülüyorsa kaynaklarda yer alan kitaplar okunabilir belki. Ya da bir kitapçıya uğrandığında arka kapakta yazılanlar da okunabilir. Bu arada (a)sosyal medyada bu kitaplar hakkında pek bir şey bulunmaz…

         

        Sinemanın sanat olarak anıldığı bir geleceğin herkesin hakkı olduğu bilinci ile film seyredilen güzel günlere...

         

        Gelecek Bölüm: 101. Yılında Türk Sineması ve İlk Yıllarda Politik Etkileri

         

         

        Thomas EDISON

         

        

        Sinema Tarihi'nin İlk Bilimkurgu Filmi

         


        


        

        Kaynaklar

        [1] “Bir Ulusun Doğuşu”, https://tr.wikipedia.org/wiki/Bir_Ulusun_Do%C4%9Fu%C5%9Fu (A. T.: 11.10 2015)


        

        [2] “Ay'a Yolculuk”, https://tr.wikipedia.org/wiki/Aya_Seyahat_(film,_1902) (A. T.: 11.10 2015)


        

        [3] Bu kitaplara üç örnek:

        a- Valantin J. M., (2006) Küresel Stratejinin Üç Aktörü: Hollywood, Pentagon ve Washington, BKY.

        b- Jenkins, T., (2015), CIA ve Sinema, Matbuat Yayın Grubu.

        c- Ryan, M, Kellner, D., (2010) Politik Kamera, Ayrıntı Yay.

         


Türk Yurdu Kasım 2015
Türk Yurdu Kasım 2015
Kasım 2015 - Yıl 104 - Sayı 339

Basılı: 10 TL

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele