Türkiye - Moğolistan İlişkileri

Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

                            Bu makale Moğolistan ve Türkiye Cumhuriyeti arasında kurulan diplomatik ilişkilerin 40. yıldönümüne ithaf edilmiştir.                                                                                             

         

         

                       20. yüzyılda ivme kazanan teknoloji, iletişim ve ulaşım alanındaki gelişmeler, ülkeler arasındaki ilişkileri yoğunlaştırmış ve buna paralel olarak uluslararası ilişkilerde işbirliğinin önemi de giderek artmıştır.

         

        Moğolistan, Orta Asya ile Kuzey Asya arasında yer alır, Coğrafya bakımından Türklerin ana yurdu olan bölge, tarihimiz açısından da çok önemlidir. Ayrıca Moğolistan, Rusya Federasyonu ve Çin arasında yer almaktadır. Kuzeyinde Rusya Federasyonu’na bağlı özerk cumhuriyet ve bölgeler bulunmaktadır. Bunlar Altay, Hakas ve Tuva özerk cumhuriyetleri ile Buryat özerk bölgesi’dir. Güneyinde ve doğusunda ise Çin Halk Cumhuriyeti yer alır. Çin yönetimindeki Doğu Türkistan, İç Moğolistan ve Mançurya ile sınırı vardır. Moğolistan, coğrafya olarak üç parçaya bölünmüştür. Bunlar bağımsız Moğolistan Halk Cumhuriyeti, Çin’e bağlı İç Moğolistan ve Rusya Federasyonuna bağlı olan Buryat özerk bölgesidir. Denize çıkışı olmayan ülkelerden biri de Moğolistan’dır.

         

        Moğolistan’ın yüzölçümü, 1.565.500 km2 Başkenti, “Kızıl Kahraman” anlamına gelen Ulanbator, dünyanın en soğuk üç başkentinden biridir. Moğolistan’ın nüfusu 2006 sonu itibariyle 2.832.224 olarak bildirilmiştir. Moğolistan’da nüfusun yüzde 56’sı şehirlerde yaşamaktadır. Taşradakiler ise uçsuz bucaksız bozkırda ger (yurt) adını verdikleri çadır kentlerden oluşan, gerler de üç nesil bir arada yaşamaktadır. Moğollar çok misafirperverdirler. Misafirlerine, kımız ve kurutulmuş peynir ikram ederler. Ülkenin tek kentsel yerleşim birimi sayılabilecek başkent Ulanbator, toplam nüfusun yüzde 34’ünü barındırmaktadır.

         

         

         

        Moğollar tarih sahnesinde

         

        Moğollar,  ilk kez Cengiz Han, döneminde bağımsız ve birleşik bir güç olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Bu süreç, aynı zamanda geleneksel kabile sisteminin çökmesi ve yerini hiyerarşik feodal yapıya bırakması sonucunu doğurmuştur.

         

        13. yüzyılın başında Moğolların tarih sahnesine çıkışına ilişkin yazılanlar gibi daha önce adı sanı duyulmayan küçük bir halk, birden bire Asya’nın en büyük gücü haline geliyor. 20 yıl içinde kudretinin doruklarına çıkarak dünyayı önünde diz çöktürebiliyor. 13. yüzyılın başında Moğolistan’da çeşitli kabileler halinde yaklaşık 700 bin insan yaşarken, kuzey Çin 60 güney Çin 30 milyonluk bir nüfusa sahipti. Orta Asya ve İran’da hüküm süren Harezm Devleti’nde yaklaşık 20 milyon, Kıpçakların egemenliğindeki İdil ve Karpatlar takriben 8 milyon Kafkaslarda yaklaşık 5 milyon insan vardı. Bu rakamlara Selçukluların egemenliğindeki Anadolu ile Türkistan ve Sibirya’daki yaşayanları da sayarsak korkunç bir orantısızlık söz konusu.

         

        1206 yılında Moğol kabilelerinin birleşmesiyle kurulan Moğol imparatorluğu Cengiz Han’ın önderliğinde seferlere dayalı bir savaş ve ganimet politikası izledi.

         

        Moğollar bozkırın mirasını devraldılar. Hunların, Göktürklerin ve Uygurların kurduğu göçebe imparatorlukların mirasçısıydılar. Cengiz Han, imparatorluğun merkezi olarak Hunların ve Göktürklerin Ötüken’ini seçmesi bir tesadüf olmasa gerek. Moğollar 13. yüzyılda bozkır kavimlerinin birliğini sağladılar.

         

         

         

        Tarihte Türk-Moğol İlişkileri

         

                    M.Ö. 3. yüzyılda kurulup güçlenen Hun İmparatorluğu’nun içersinde Moğol kabilelerde bulunuyordu. Hun egemenliğinden itibaren, Türk boylarıyla Moğol kabileleri arasındaki mücadelelerde, Cengiz Han, ortaya çıkana kadar üstün taraf genelde, Türklerdeydi, Cengiz Han, dünya tarihinin en ünlü cihangiridir. Kimse onun yaptığı fütuhatı yapmadı yapması da mümkün değil, 20 yıl içinde Moğolistan’dan başlayarak Çin ortalarına ve Hazar Denizi’ne ulaştı,  Cengiz Han’ın kurduğu devletin idari, siyasi, askeri ve mali kademelerinde genellikle Türkler yer almıştır. Bu güne kadar Cengiz Han ve Moğol devlet teşkilatı hakkında yapılan incelemeler göstermiştir ki; Moğol İmparatorluğu’nun ana vasfında Türk kültürü hâkimdir. Cengiz Han’ın kurduğu Moğol İmparatorluğunun toprakları geniş, ömrü ise kısadır. Göçebelerin İmparatorluğu diye nitelenir. Oysa bıraktığı medeni kalıntılar halen yaşar. Cengiz Han, ortaya çıktıktan sonra ise Moğol istila dalgaları, Orta Asya’daki Türkmen boylarını önlerine katıp sürükledi, ya da ordularına katılmak zorunda bıraktı. Dörtnala giderken dakikada altı ok atabilen Moğol atlıları böylece, Ortadoğu’nun değişik bölgelerinde, Türklerin kültürel ve etnik ağırlığının artmasına geniş topraklarda, Türk dilinin ve kültürünün yerleşmesine vesile oldu. Daha sonra kurdukları imparatorlukta azınlıkta kalan Moğollar, büyük ölçüde Türkleşip İslamlaştılar, Cengiz Han’ın haleflerinin kurduğu Altınordu (Kıpçak Bozkırı ve Batı Sibirya)  ve Çağatay Maveraünnehir, Yedisu ve Doğu Türkistan hanlıkları, tümüyle Türkleşti ve İslamlaştı,  Çağatay hanlığının yerini alan Timur’un (1370 -1405) Türk ve Müslüman imparatorluğu, Moğol geleneğini sürdürdü. Timur’dan sonra gelenler, Semerkant ve Herat’ta parlak bir kültür yarattılar. Moğol devlet geleneğinin, Eski Türklere dayandığını, Eski Türk Devlet geleneğinin de Moğollar sayesinde Osmanlıya kadar taşındığını söyleyebiliriz. Dünyada çeşitli, çok sayıda tarih miraslarını hem toprak altında hem de toprak üstünde barındıran tek ülke Moğolistan’dır. Moğolistan’da tarihi eserlere çok önem verilir. Tarihi eserlerin korunması ve gelecek nesillere ulaştırılması için yaşlılar  “Ey çocuklar tarihi değeri olan, taş ve heykellerle oynanmaz, Tengiri öfkelenir” diye uyarırlar. Moğolistan’da bulunan çok sayıda nehir, göl, dağ adlarının Türk kökenli olduğu bilinmektedir. Moğolların tarihinde Türk, Türkün tarihinde Moğollar vardır.

         

         

         

         Günümüz Türk-Moğol İlişkileri

         

         Geçmişten günümüze taşıdığımız kuvvetli dostluk ve kardeşlik bağlarına sahip Türkiye ile Moğolistan arasında diplomatik ilişkilerin tesisinin 40. yıldönümünü idrak ediyoruz. Milletlerimiz uzun yıllar boyunca birbirlerinden ayrı kalmış, 24 Haziran 1969 tarihinde ise Türkiye Cumhuriyeti ile Moğolistan arasında diplomatik ilişkiler başlatılmıştır. Uzun yıllar birbirinden ayrı kalmalarına rağmen, ortak tarih ve kültürlerinin verdiği güç ile büyük bir gönül birlikteliği içinde bulunmuşlardır. Moğolistan ve Türkiye yüzyıllardır devlet olmanın haklı gururuna sahiptirler. Her ülkeyle dış ilişkileri mevcuttur.

         

        Soğuk savaş’ın bitimi, Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ve sosyalist sistemin çöküşü, ülke içersinde ve dışında yeni bir ortamın oluşumuna hız vermiştir. Moğolistan, demokrasiye ve serbest pazar ekonomisine geçmekle, dış politikada hedeflerin, stratejilerin ve önceliklerin kesin bir değişimini de kabul etmiş olmaktadır. Moğolistan ulusal çıkarlarının rehberliğinde, bağımsız, bağlantısız, çok yönlü, açık bir dış politika kavramı geliştirmiştir.

         

        1992 Anayasası, Moğolistan’ın evrensel boyutta tanınmış kurallara ve ilkelere uyacağını ve barışçıl bir dış politika izleyeceğini taahhüt etmektedir. Ulusal Güvenlik ve Dış Politika kavramları, 1994 yılında, parlamentoda, sürdürülebilir ve uzun vadeli hedeflerle birlikte kabul edilmiştir. Yeni dış politikasıyla Moğolistan, bölgesel ve uluslararası pozisyonunu geliştirmekte, sürekli yeni dostlar ve ortaklar kazanmaktadır. Moğolistan’ın 143 ülkeyle diplomatik ilişkileri, 79 uluslararası anlaşma ve konvansiyonda imzası, 49 uluslararası ve hükümetler arası kuruluşa üyeliği vardır. Yabancı temsilciliklerin sayısı da hızla artmaktadır. Moğolistan, ikili ve çok taraflı bölgesel işbirliğini teşvik için çaba gösterirken Asya-Pasifik bölgesine öncelik vermektedir ve siyasi-ekonomik bütünleşmeye yapıcı olarak katılmaktadır. Moğolistan, güvenlik sorunlarını çözme konusunda bir danışma mekanizması olması gerektiğine inanmakta ve bu yüzden Kuzeydoğu ve Orta Asya’ya özel önem vermektedir.

         

        Türkiye ve Moğolistan tarihi ve kültürel bağları olan iki ülke 1969 yılında diplomatik münasebetler kurulduğundan, 1990 yılına kadar aktif ilişkiler pek yoktu. 1990’lı yıllarda Moğolistan’ın demokrasi ve serbest pazar ekonomisine geçişi ile beraber iki ülke arasındaki ilişkiler artmış, çok yönlü işbirliği halini almaya başlamıştır.

         

        1992 yılında Moğolistan Dış İşleri Bakanı Ts. Gombosuren’in Türkiye’yi ziyaret etmesiyle ikili ilişkiler ivme kazanmış 1996 yılında Ulanbator’da Türkiye Büyükelçiliği, 1997 yılında Ankara’da Moğolistan Büyükelçiliği açılmıştır. İki ülke arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinde üst düzey görüşmeler önemli yer almaktadır. Bu bağlamda, 1998 yılında Moğolistan Cumhurbaşkanı N.  Bagabandı, 2004 yılında Başbakan M. Enhbold. Türkiye’yi, 1995 yılında Cumhurbaşkanı S. Demirel 2002 yılında Cumhurbaşkanı A. N. Sezer ve 2005 yılında Başbakan R. T. Erdoğan Moğolistan’ı ziyaret etmişlerdir.

         

        1995 yılında Moğolistan ile Türkiye arasında işbirliği protokolü imzalanmıştır. Bu süre içersinde, yatırımı teşvik etmek, vergi indirimi, ticaret ve ekonomik işbirliğini geliştirmek, eğitim, bilim, kültür, spor, sağlık, turizm ve gümrük alanlarında işbirliğini sağlamak gibi konularda 10’u aşkın protokol ve anlaşma yapılmıştır. Bu da iki ülke arasındaki ilişkinin yasal dayanağını oluşturmakta ve başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.

         

        İki ülke arasındaki ilişkilerde siyasi ve diğer alanlarda büyük sorunlar bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, Moğolistan’ın demokrasi ve pazar ekonomisini desteklemekte, siyasi, ekonomik ve teknik destek sağlamaktadır. Türkiye 1961 yılında Moğolistan’ın NATO üyeliğini desteklemesi başta olmak üzere iki ülke arasındaki ilişkiler uluslararası alanda birbirini destekleyerek, uluslararası ve bölgesel sorunları karşılıklı birbirine danışarak süre gelmiştir. İki ülke arasındaki ilişkiler gelişmeye devam etmektedir. Üst düzey görüşme ve karşılıklı ziyaretler son dönemde iyice artmıştır. İki ülke arasında ticaret hacmi ve Türkiye’nin Moğolistan’a yatırımı artmaktadır. Türkiye’de toplam 800’e yakın Moğol öğrencisi eğitim görmektedir. İki ülke vatandaşlarının karşılıklı ziyaretleri de her geçen gün artmaktadır. İki ülke arasındaki işbirliği diğer alanlarda da gelişmektedir.

         

        Moğolistan ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi 2005 yılında 2,5 milyon dolar iken, 2008 yılında 12 milyon dolara ulaşmıştır, yakın gelecekte 50 milyon dolara ulaşması hedeflenmektedir. Türk şirketleri, Moğolistan’da küçük sanayi ve hizmet sektörü ağırlıklı olmak üzere toplam 2,5 milyon dolar yatırım yapmıştır. İlerde tarım, çevre, küçük ve orta ölçekli sanayi, turizm, enerji ve maden sektörünün yanı sıra 100.000 konut projesi çerçevesinde işbirliği yapma ve büyük ölçekli yatırım yapma olanağı bulunmaktadır.

         

        Türkiye ile Moğolistan arasında ticari ve ekonomik işbirliğinin en kısa sürede arzu edilen seviyeye çıkarılmasına önemli katkı sağlayacağı düşünülen Türk-Moğol İş Konseyi (DEİK), ortak toplantısı’nın 20-24 Ekim 2009 tarihlerinde Moğolistan’ın başkenti Ulanbator’da, hazırlanan program doğrultusunda gerçekleşmesi öngörülmektedir. Bilindiği üzere, Türkiye ve Moğolistan arasındaki tarihi ve kültürel bağlar ilişkilerimizin gelişmesine önemli katkılarda bulunmaktadır. Yeni pazarlar arayışında olan Türk girişimcileri için Moğolistan özel değerleri olan potansiyel bir pazardır. Gerek özelleştirmeler, gerekse yabancı yatırımlar konusunda, coğrafi ve ucuz ve kalifiye iş gücü özelliğiyle diğer pazarlar için önemli bir sıçrama noktası olan Moğolistan yakın gelecek için Türk müteahhit ve girişimcilerine büyük fırsatlar sunmaktadır.

         

        Moğolistan 2,9 milyon nüfus 5 milyar dolarlık GSMH ve 1650 dolarlık kişi başına düşen geliri ile bu güne kadar Türk girişimcileri tarafından göz ardı edilmiştir. Bakir ekonomisi ve yeraltı zenginlikleri, Çinli ve Batılı şirketler tarafından keşfedilmeye başlanmış olan,  Moğolistan’ın ekonomi ve ticaretinde Türklerin de yer almasının zamanı gelmiştir.

         

         Moğolistan, ülkemizin Orta Asya, Uzak Doğu ülkelerine özellikle Çin’e (İç Moğolistan’a) açılımda “bir köprü ülke” konumunda olmasının yanı sıra ülke ihtiyacının büyük bir kısmının ithalat yoluyla karşılanması, nüfusun yüzde 69’nun çadırlarda (ger’lerde) yaşaması ve özellikle yeniden yapılanma sürecinde altyapı projelerine yönelik yatırımlar ile diğer sektörlerde büyük bir potansiyelin bulunduğunu ortaya koymaktadır.

         

        Bu itibarla pazar payımızın artırılması ve bölgeye yönelik yeni ihracat imkanları yaratılması amacıyla başta müteahhitlik, inşaat malzemeleri, madencilik,  (bakır, altın, demir-çelik, uranyum, kömür),  Turizm, makine, plastik, gıda, dericilik ve barsak ürünleri, tarım ve tohumculuk, elektrikli alet ve cihazlar, kozmetik, ambalaj malzemeleri, mutfak ve ev eşyaları ve diğer muhtelif sektörlerde faaliyet gösteren Türk firmalarına ihtiyaç vardır.

         

         Moğolistan, Türk tarihi, Türk dili, Türk kültür ve medeniyeti açısından büyük önem taşımaktadır. Bu topraklar, tarihte pek çok Türk boyunun ortaya çıktığı, kader birliği yaptığı, zamanla millet olup devletler kurduğu ve gök kadar engin ülkelere sahip olduğu “büyük geçmiş”’in eşsiz mirası üzerinde barındırmaktadır.

         

                     Bu mirası oluşturan çoğu Saka, Hun, Juan-juan, Köktürk ve Uygur gibi dönemlere ait mezarlar, kurganlar, kaleler, surlar, barklar, şehir kalıntıları, petroglifler, dikili ve yazılı taşlar, heykeller, balballar, süs ve kullanım eşyaları,  hem Türk milletinin hem de Türk milleti ile tarihte sosyal, kültürel, siyasi, askeri, iktisadi ve ticari ilişkide bulunan milletlerin pek çok bilinmezine ışık tutacak hazinelerdir.

         

        Söz konusu hazinelerin başında hiç şüphesiz yazıtlar gelmektedir. Eski Türk kültür ve medeniyetinin Moğolistan’da dikili taşlara, kayalara, paralara, mühürler ve heykellere kazınmış veya yazılmış seksene yakın irili ufaklı yazıt bulunmaktadır.

         

        Moğolistan’da eski Türk yazıtları içinde en fazla tanınan üzerinde en fazla araştırma ve inceleme yapılmış olan Orhun yazıtlarından Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları Khoshoo-Tsaidam bölgesindeki Orhun ırmağı civarında, Tonyukuk yazıtları ise Bayn-Tsokto bölgesinde Tuul ırmağı yakınlarındadır. Orhun Vadisi 1220 yılında İpek yolunun kavşak noktası olup, Harhorin ilçesi ise Kubilay Han Pekin’e gelene kadar Moğol İmparatorluğu’nun merkezi olmuştur.

         

        Bölgede bu gün birçok ülke kazı ve araştırma çalışmaları yapmaktadır. Bölgede çalışma yapan ülkeler arasında Japonya, Fransa, Almanya, ABD, Rusya, Güney Kore, başta gelmektedir. Türkiye ise Moğolistan’daki Türk Anıtları Projesi (MOTAP) ile bu ülkeler arasında başı çekmektedir.

         

         Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA), 1994 yılından beri Moğolistan’da faaliyet göstermekte ve geçen süre içersinde yaklaşık olarak toplam 20 milyon dolar değerinde ekonomik, teknik ve eğitim, sosyal ve kültürel proje gerçekleştirmiştir. Bu projeler ise Türk Anıtları Projesi (MOTAP), Orhun Müzesi (Türk Kültür Varlıkları Teşhir Salonu), Bilge Kağan Kara yolu, Milli Müze’de Atatürk köşesi, Türkçe Eserler Bölümü, TRT Yayınlarının Bayn Ulgii’de izlenmesi, Türkiye Belgeseli ile sağlık, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda birçok projeler gerçekleştirilmiştir.

         

         TİKA tarafından 2000 yılında yapılan kazı çalışmalarında, Bilge Kağan mezarında,  kazı sırasında değerli tarihi eserler bulunmuştur. Altın, gümüş ve bronz eserler aynı zamanda sanat değeri taşımaktadır. Bütün bunlar Türk ve Moğol tarihini zenginleştirmektedir. Genellikle Moğol topraklarında yaşamış eski göçebe halklarının tarih ve kültür mirasları arkeolojik kazı çalışmaları sonucunda ortaya konulduğunda şüphesiz tarihin derinliğini ortaya çıkaracaktır. Moğolistan’da Orhun yazıtlarının bulunması, tarihte daha önce bu denli açıklanmamış Türk kabileleri ve halklarının yaşam biçimi, ekonomik durumu, sosyal yapısı, kültür, gelenek, soy bilgisi ve siyasi ilişkilerdeki pek çok sorunun ortaya konulmasında oldukça önem taşımıştır. Göçebe halkının kullandığı yazılar şu an bile birçok bilim adamının dikkatini çekmeye devam etmektedir. Göktürklerin kullandığı yazının ilmi adı “Runik”tir. Hunların Çin yazısının dışında Runik yazıya benzer bir başka yazı kullandıklarına dair bazı görüşler mevcuttur. Bu yazının Xl. yüzyıla kadar Türkler tarafından kullandığı düşünülmektedir. MS. Vl. asırda Türklerin Runik yazıya geçmeden evvel Sogd yazısını kullandığına dair görüşler de vardır. Yine Uygurların Sogd yazıyı temel alarak Uygur yazısını oluşturdukları bilinmektedir. Daha sonra bu yazı Cengiz Han’ın döneminde daha da geliştirilerek günümüze kadar gelmiş, bu gün Moğollar tarafından kullanılmaktadır. Bundan Türklerin ve Moğolların,  binlerce yıldan beri yazı kültürüne sahip oldukları sonucu çıkartılabilir. Göçebe halkların kültürel değeri olmadığını ve cahil olduklarını ileri süren Avrupa düşünce tarzı böylelikle bu kanıtlarla çürütülmüştür. Eski Hunlar, Türkler ve Moğollar hakkında göç edip otlak yer aramaktan başka bir uğraşlarının olmadığına dair sakat ve dar görüşlerde çoktan çürütülmüştür.

         

         

         

         Sonuç

         

         Geçmişten günümüze taşıdığımız kuvvetli dostluk ve kardeşlik bağlarına sahip Türkiye ile Moğolistan arasında diplomatik ilişkilerin tesisinin 40. yıldönümünü idrak ediyoruz. Milletlerimiz uzun yıllar boyunca birbirlerinden ayrı kalmış olmalarına rağmen, ortak tarih ve kültürlerinin verdiği güç ile her zaman büyük bir gönül birlikteliği içinde bulunmuşlardır.

         

        Ülkelerimiz arasında her alanda hızla gelişen işbirliğinin daha da derinleşmesi ve zenginleşmesi istikametinde müşterek iradenin varlığı geleceğe umutla bakmamızı sağlamaktadır.

         

         Başkent Ankara’da Cengiz Han park ve heykelinin yer alması, Başkent Ulanbator’da ise Atatürk ilkokulu ve Atatürk Büstü, Türkiye ve Moğolistan Cumhuriyeti arasında kurulan diplomatik ilişkilerin 40. yıldönümü anısına, Ulanbator’da Türk-Moğol dostluk parkı’nın yapılması geçmişte olduğu gibi gelecekte de kardeş iki halkın aydınlık yarınlara işbirliği içinde yürüyeceklerinin işaretidir.

         

         

        Moğolistan Harhuri Bilge Kağan Yolu

         

        

        Tonyukuk Anıtında Turan CAN

         

        Kaynaklar

         

         

        Z.V.Toğan, Bu günkü Türkili, Türkistan ve Yakın Tarihi, İstanbul 1982

         

        B.Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1981

         

        Moğolların Gizli Tarihi, Çev. A. Temir, Ankara 1986

         

        B.Y.Vladımırcov, Cengiz Han, Çev. H. A. Ediz, İstanbul 1950

         

        T. Can, Moğolistan Bilgi Notu,Ankara 2007

         

        T. Can, Türkler ve Moğollar, Türk Yurdu Dergisi Ankara 2008

         

        T. Can, Türkler ve Moğollar Bozkırın Uyanışı, Avrasya Bülteni TİKA. Ankara 2009

         

        B. Azzaya, Daftar-i Çingiz-nama,Çev. Ts. Battulga, Ulanbator 2006

         

        O. Kavuncu, Moğolistan,Ankara 2006

         

        Moğolistan- Türkiye İlişkileri, Moğolistan Büyükelçiliği, Ankara 2009

         

        Türkçe-Moğolca-Moğolca-Türkçe, Sözlük, Ulanbator 2006

         

         


Türk Yurdu Kasım 2009
Türk Yurdu Kasım 2009
Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele