Terörizmin Psikolojisi

Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

        Terörizm ilk kez 1795 yılında “gözdağı vererek hükmetme” olarak tanımlanmıştır. (1) Yani terörün ilk uygulayıcıları yönetenler olmuştur. Ancak günümüzde terör, mevcut siyasal düzeni yıkmak ve bu düzene karşı nefret belirtmek amacıyla aşağıdan gelen şiddet hareketleri olarak değerlendirilmektedir. Bununla beraber üzerinde uzlaşılmış bir tanımın olmaması terörle mücadelenin aksamasının en temel noktasını oluşturur. 

         

        Birleşmiş Milletlerin 9 Aralık 1985 tarih ve 40/61 sayılı kararı ile uluslararası terörizmin önlenmesine ilişkin yöntemleri belirlenmiştir. Bu kararla “Toplumlarda sömürgecilik, ırkçılık, insan hakları ve temel özgürlüklerin kitle halinde ve açıkça ihlal edilmesinden kaynaklanan yoksulluk, engellenme, üzüntü ve çaresizlik yaratan yaşantılar” üzerinde durulmaktadır.

         

        Terörizmin ekonomik, siyasi, coğrafi, askeri, tarihi, sosyal (göç, küreselleşme), stratejik, uluslararası çıkarlar gibi çok çeşitli nedenlerinden söz edilebilir.(2) Ancak bunlardan belki daha da önemli olarak terörizmde bireyden ve tarihten kaynaklanan psikolojik nedenler göz ardı edilemez. Dünya devletleri ve kamuoyları bu yeni savaş yönetimine karşı belirli ve tutarlı bir mücadele yolu belirleyememiştir. Bu konudaki belirsizlik, teröristlerin psikolojik olarak kendilerini haklı hissetmelerinde ve teröre devam etmelerinde çok önemli bir neden oluşturmaktadır. Çünkü kamuoyu belirsizliği amaçlarına ulaşmak için şiddete başvuran grupların yasal koruma altına girebilmesini sağlayabilir. Bunun sonucunda bir ülke ya da lider için terörist sayılanlar, diğer ülke ve lideri için terörist sayılmadığı gibi “özgürlük savaşçısı” olarak da değerlendirilebilir.

         

        Siyasal görüş farklılıklarına dayalı terörizmin azalmasına karşılık tarihi hüsranlar ve kırgınlıklardan kaynaklanan etnik terörizm sürüp gitmektedir. Bunun yanı sıra dinsel ya da mezhep farklılıklarına dayalı terörizmde son yıllarda dünya gündemine yerleşmiştir. Otuz yıla yakın bir süredir terörle mücadele içinde olan devletimiz, askeri yönden önemli aşamalar kaydetmesine rağmen, terörizmle mücadeleyi çok boyutlu bir anlayışla ele alamadığı için kesin bir sonuca ulaşamamıştır. Terörizmle mücadele ile teröristle mücadelenin ayrımının çok iyi yapılması gerekmektedir. PKK terörünün bu ivmeyle yıllarca devam etmesinin nedenleri üzerinde düşündüğümüzde bu ayrıma göre yeterince faaliyet gösterilememesinin yanı sıra bireysel, ailevi, toplumsal ve uluslararası etkenlerin rolünü görebiliriz.

         

         

         

        PKK Terörünün Devamında Rol Oynayan Etkenler

         

         

        Bireysel ve Ailevi Etkenler: Aile içinde geçimsizlik, çatışma, şiddet, ihmal, istismar, çok sayıda çocuk sahibi olunması, çocukların engellenmeleri sonucunda agressif duygularındaki artış süreçte etken olmaktadır.(2) Ayrıca şiddet gören ve yaşayan çocuklar, şiddet uygulayanların çevresine söz geçirdiğini görüp izledikçe kendisi de güçlü olmak, isteklerini kabul ettirmek için şiddet uygulayanlarla özdeşim yapmakta, yaşamış olduğu travmaya bağlı mağduriyetini bu şekilde telafiye çalışmaktadır.

         

        Çocukluk döneminde çocukların yaşadıkları olumsuzluklar ne kadar fazlaysa bu kötü yaşantılarını kendileri dışına yansıtarak kötülüğü kendilerinden uzaklaştırmak ve çevrelerinde olumsuz, engelleyici olarak algıladıkları kişi veya gruplar üzerine bunları yapıştırmak tarzında bir psikolojik savunma mekanizması geliştirmeleri o kadar kaçınılmazdır. Burada çocuğun “öteki“ olarak belledikleri anne babasının da “öteki” olarak kabul ettikleri ile örtüşmektedir.         

         

        Toplumsal Etkenler:  Toplumsal nedenlere baktığımızda,

         

        -Feodal düzen ve aile yapısı. Feodal düzen ve aile yapısında otoriteye bağımlı, boyun eğen, bireyselleşmenin yeterince gerçekleşemediği ve geleneksel ataerkil yapı kalıplarının hüküm sürdüğü, çocuklara söz hakkının yeterince verilmediği ve büyük-küçük hiyerarşisinin çok etkili olduğu bir iletişim süreci vardır. Böyle bir ortamda büyüyen çocuğun yaşadığı engellenmeler ve buna bağlı içinde yaşattığı öfkenin, ergenlik çağında daha da şiddetleneceği açıktır. Bu öfke genelde aile yerine, toplumu yöneten düzene ve devlete yönlendirilmektedir.(2)

         

        -Göçler ve değişen dünya düzeni (3) Göçler ister istemli ister zorunlu olsun bireylerde önemli boyutlarda kimlik sorgulamalarına ve yeni kimlik yapılanmalarına yol açmaktadır. Bu kimlik sorunları toplumdaki etnik farklılıkların daha fazla hissedilmesine neden olabilmektedir.

         

        -Kürt vatandaşların tarihsel süreç içinde yaşadıkları engeller ve yasaklar ile Kürt etnik varlığının uzun yıllar inkar edilmesine bağlı yaşanan travmalar ve bununla ilgili mağdurluklar

         

        -İhtilallar ve özellikle 1980 askeri darbesi sonucu yaşanan gözaltılar, tutuklamalar ve bunlarla bağlantılı Kürtçe yasağı

         

        -Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin mahrumiyet bölgesi olarak bilinmesi, şark hizmeti adı altında yapılan görevlendirmelerin yöre halkı üzerinde bıraktığı ikinci sınıf vatandaş olma duygusu

         

        -Bölge halkının genelde yaşadığı ekonomik yoksulluk.

         

        -Bu sorunların iç ve dış çıkar çevrelerince körüklenerek abartılması terörün sürüp gitmesinde önemli etkenler olarak sayılabilir.

         

                   

        Uluslararası Etkenler: -Körfez savaşları ve Irak’ın kuzeyinde oluşmuş olan özerk Kürt bölgesinin yöre halkı üzerinde etnik kimliği ön plana çıkarması ve bağımsız bir devlet kurma özleminin iç ve dış çıkar çevreleri tarafından açık ya da gizli destek görmesi,

         

        -Sovyetlerin çöküşünün ardından ortaya çıkan yeni devletlerin Kürtler için de bir örnek oluşturması, Kürt devletini kurma heveslerinin yeniden hatırlanmasına neden olmuştur. Bu heveslerin gerçekleşmesi için terörün kullanıldığı açıkça görülmektedir.

         

         

         

        Teröristlerin ve Terörist Grupların Genel Psikolojik Özelikleri

         

         

        Teröristler şiddet olaylarının sorumluluğunu kendi üzerine alan, basının ilgisi ve dikkatini etkin olarak üzerlerine çekmeye çalışan kişilerdir. Etnik teröristler, kendilerinden saymadıkları topluluklara karşı yaptıkları terörü bir savaş olarak kabul etme ve kendilerini kendi gruplarının kurtarıcısı olarak görmeleri bakımından diğer teröristlerden ayrılırlar. Bu nedenle kendilerini bağımsızlık mücadelesi yürüten gerillalar olarak görürler.

         

        Bir etnik grupta teröre aktif olarak katılmayanlarda da terörizme sempati ile bakıldığını görebiliriz. Bunlar teröristlerin kurbanlarına acımazlar. Kendileri dışındaki gruplara yönelik tehdit duygularının temelinde kendilerinden olanlara karşı duydukları narsisistik empati ile beslenme psikolojileri vardır. Bunlar karşıt grubun çektiği acıyla özdeşim yapamazlar.

         

        Terör gruplarında tek bir otorite vardır. Terör kampanyası dışa olduğu kadar içe de yöneliktir. Korku hem düşmanı yıpratmak hem de muhalefeti ezmek için kullanılır. Bir yanda demokrasi ve özgürlük için savaştıklarını ifade ederken kendi içlerinde tam bir dikta vardır.

         

        Etnik terörizm oldukça karmaşık bir sorundur. Etnik teröristlerin istekleri ile etkinlikleri arasında bir uçurum vardır. Bunlar eylemlerinin politik etkisinin sınırlı olduğunu bilmelerine rağmen politikaları gereği bunu dile getirmezler. Burada bazı bilinçdışı psikolojik durumlar rol oynamaktadır. Nitekim Caroll Weinberg, etnik grupların kendi başarılarını bile bozma eğilimi içinde olduklarını ileri sürmektedir.(4)

         

         

         

        Neden Tüm Sempatizanlar Terörist Olmuyor?

         

         

        Bu sorunun cevabı bireyin kişisel yaşamının psikolojik öyküsü ile grubun oluşum ve varoluş süreçlerinin birbiri içine örülmesinde ve örtüşmesinde yatar.  Teröristler deli değildir. Teröristin istikrarsız ve güvenilmez bir ortama ihtiyacı vardır. İlk terör hücresini kuran kişilerle sonradan bunlara katılanların kişilik örüntülerinin farklı olduğu saptanmıştır. Örgüt kurucularının çocukluk dönemlerinde yaşadıkları psikolojik travmalarından kaynaklanan kimlik problemleri vardır. Bu kişiler yaşamış oldukları psikolojik travmalar sonucunda iç dünyalarında ciddi narsisistik yaralanmalar yaşarlar. Bu yaralanmalar bütünleşmiş bir benlik ve diğerleri duygusunun yokluğuyla belirginleşen kimlik dalgalanmalarına yol açar. Bunun bir yansıması ve sonucu olarak hem kendi benliklerini tam olarak olgunlaştırıp bütünleştiremezler hem de diğerleri-ötekiler duygusunun yokluğuyla belirginleşen bir kimlik dalgalanmasına yol açılmış olur. Yani bu kişilerin dünyasında ötekilerin yeri ve önemi yoktur.  Terör ve terörizm onların bu yaralarının sarılmasını sağlayan bir çeşit “tedavi kürü” gibidir. Bu nedenle düşman saydıkları birini öldürdüklerinde örgüt içinde karşılıklı özdeşimlerde bir artış gözlenir. Düşmanın yok edilmesinin, örgüte geri dönebilecek olan yansıtma ve yer değiştirmelerden, örgütü koruduğu düşünülür. Öte yanda etnik grubun çadırı sarsıldığında grup içinde etnik kimlikle ilgili büyük bir kaygı uyanır. Bu sırada kişisel olarak kimlik sorunu olmayanlar da kendi etnik yaralanmaları için potansiyel bir tedavi amacıyla terörist gruba yönelirler.

         

        Dünya genelinde, özelikle ideolojik örgütlerin liderleri yakalandıklarında ya da öldürüldüklerinde terörist örgütlerde bölünmeler ve dağılmalar görülebilir. Ancak PKK gibi örgütler belli bir sempatizan grup oluşturmuşsa, özellikle iç ve dış güçler tarafından karşılıklı çıkarlar için kullanılıyorsa, dağılma ve tamamen yok olma çok zor gerçekleşir.

         

         

         

        Etnik Terörizmin Psikolojik Motivasyonları

                   

         

        Etnik terörizm ve teröristlerin terörist kimliğini oluşturmasında ve eylemlerini gözlerini kırpmadan gerçekleştirmelerinde bazı psikolojik motivasyonlar vardır.(5) Bunlar:

         

  1. Seçilmiş Travmalar.

         

  1. Yas Tutamama.

         

         

  1. Seçilmiş Zaferler.

         

  1. Mağdurluk ve Ezilmişlik Psikolojisi.

         

         

  1. Yaralanmış Narsisizm.

         

  1. Bölünme Psikolojisi.

         

         

  1. Ait Olma Psikolojisi ve Büyük Grup Kimliği

         

  1. Ötekileştirme ve Dışlaştırma

         

         

         

        Seçilmiş Travma: Tarihsel süreç içinde bir grup tarafından yaratılmış, grupta yoğun aşağılanma ve mağdur olma duygularının yaşandığı olaylar için kullanılır. Bu grup özelikle mağdur edilmek üzere seçilmez, fakat onlar bu travmanın zihinsel kalıntısını kendi kimlikleri içine yerleştirerek kimliğin temel bir parçası haline getirirler. Bireyler ve gruplar bu travmanın kırgınlık, incinmişlik ve utanç duygusu yaşatan bilinçdışı durumlarını nesilden nesile aktarırlar. Bu travmatik anılar daha sonra etnik kimliğin en hayati belirleyicileri olurlar. “Seçilmiş travma” İngilizcede “chosen trauma” sözcüklerinin Türkçe karşılığıdır. Ancak herkesin anlayabilmesi için seçilmiş travmaya Türkçe karşılık olarak “kuyruk acısı” diyebiliriz.

         

        Yas Tutamama- Çözümsüzlük: Bir grup (toplum) kendisine acı veren, aşağılanmasına neden olan travmatik olayların yasını tutup tamamlayamazsa bu travmalar seçilmiş travmaya dönüşür. Toplumun bu acıyı tanıması, yaşaması, kabulü ve kendi dışındakiler tarafından bunun anlayışla karşılanıp onaylanması yas sürecini kolaylaştırır. Ancak kayba uğrayan ya da mağdur olan grup çok kızgın veya çok aşağılanmış ise yas tutma güçleşir. Yas tutulup tamamlanmayınca yaşanan kayıp kabullenilemez. Kayıp kabullenmediğinde dünya gerçekleri doğrultusunda hareket edilemez. Bunun sonucunda çözümsüzlük olur.

         

        Seçilmiş Zafer: Seçilmiş zafer terimini bir grubun üyelerinde başarılı olma veya başka bir grup üzerinde zafer kazanma duygusu yaratan olaylar için kullanıyoruz. Seçilmiş zaferler, seçilmiş travmalar gibi efsaneleşir ve o grubun kimliğinin bir parçası olur ve kolayca bırakılmazlar. Ancak seçilmiş zaferler seçilmiş travmalar kadar bozucu ve yıkıcı etkiye sahip değildir.

         

        Mağdurluk ve Ezilmişlik Psikolojisi: Bireyler ya kendi aileleri ya bir grup ya da diğer etnik grup üyelerinin yaşattıkları travmalar sonucu mağdur olurlar. Mağdurluk seçilmiş travma gibi nesilden nesile aktarılır ve yüzyıllarca sürdürülebilir. Hiç kimse bir mağdurun kimliğini silemez (Knutson).(6) Kişisel sınırların ihlali, ensest, ırza geçmeler, alkolik veya kontrolsüz anne-babalar tarafından dövülmeler, işgalci askerlerin temel insan haklarını hiçe sayan ihlalleri, ihtilaller bireyin kişisel güvenlik duygusunu zedeler, hatta tahrip eder. Bu kişiler ve gruplar sürekli kuşku içinde olurlar. Bu mağduriyete neden olan olaylar ve kişiler gücünü ve etkisini kaybetmiş olsa bile mağdurun korku ve kuşkusu devam eder. Böyle kişiler gelecekte olabilecek kayıpla ilgili yaşanan gerginlik ve sıkıntıyı önlemek için sürekli eylem yaparlar. Politik şiddetin kökeninde bu psikoloji bulunur. Bu şekilde teröristler ileride benliğine yönelebilecek bir saldırı tehdidinden korunmuş olduklarını düşünürler. Mağdur olan kişi ya da gruplar pasif kalma, farklı kişiliklere bürünme, grup dayanışması gösterme, utangaçlık, kurnazlık, dış gruplarla bütünleşme, saldırma ve bunun sonunda askeri saldırıya ve müdahaleye teşvik etme gibi savunma mekanizmalarını kullanırlar.

         

        Terörist herhangi bir çıkış yolu bulamadığı zaman kendisinde olan öfkeden korkar ve bunu yönelteceği kurban ya da kurbanlar seçer. Yapılan araştırmalarda birçok kişinin terörizme yönelmesinin geçmişi incelendiğinde bunun geçmişte devlet destekli şiddete maruz kalma anına dayandığı görülür. İşkence, aşağılayıcı tepkiler, horlanmalar, gözaltına alınmalar, bazı adaletsizlikler, cinsel taciz ve saldırılar terörizme yatkın olan kişilerin terörizme yönelmesine fırsat vermektedir. Bu söylenenleri bizzat yaşamak dışında yaşayanlardan ya da farklı yollardan dinlemekte etkili olmaktadır.

         

        Yaralanmış Narsisizm: Bazı kişiler çocukluk dönemlerinde yaşadıkları travma ve incinmişliklerin benlik değerinde yarattığı hasarı telafi etmek için grandiyoz (görkemli) ve saldırgan davranışlar gösterirler. Bu durum bir çeşit abartılı ve hatta sağlıksız bir gurur ve mağrurluktur. Bu kişilerdeki öfke ve şiddet, bu yaraya neden olan veya çoğunlukla bilinçli ya da bilinçdışında onun bu anısını tetikleyen toplumun bir kesimine veya tüm dünyaya yönelir. Bireyin bu narsisistik yaralanması (sağlıksız gurur) etnik grupla ilgili ya da öteki diye algılanmaya bağlı bir yaralanmayla bağlantılı ise ya da onunla iç içe girmişse bu şiddet ve öfke diğer etnik grubun ya da öteki diye algılanan diğer grubun üyelerine yönelir. Böylece öteki grubun üyeleri korktukça bu kişiler kendilerinde sahte fakat iyi hissettiren bir kudret (omnipotens) duygusu yaşarlar. Bunlar böylece terörist kimliğine girerek o eski işe yaramaz, değersiz, zedelenmiş, horlanmış kimlikten kurtulduklarını hissederler. Dolayısıyla o eski kimlik reddedilerek sahte ve yanıltıcı da olsa güçlü bir benlik ve kimlik duygusu oluşturup yaşamlarını bu biçimde sürdürürler.

         

        Bölünme Psikolojisi: Teröristler genellikle ailelerinin ihmalinin ya da horlamaları ve aşağılamalarının kurbanı veya narsisistik yaralanmalardan etkilenmiş kişilerdir. Bölünme mekanizması teröristin insanlık dışı eylemler yaparken aynı zamanda normal bir insanmış gibi görünmesini sağlar. Bu nedenle onlarca insanı öldürdükten sonra görüşme yaptıkları kişiler üzerinde çok insancıl, duyarlı ve merhametli bir insan izlenimi bırakabilirler. Teröristler şefkat ve merhametten yoksun değildir. Ancak şefkat ve merhametleri kendi aileleri ve gruplarına yöneliktir. Bu kişiler, suçlamak ve kendi içlerindeki olumsuzlukları dışlamak için bir dış düşmana ihtiyaç duyarlar. Yaşadıkları tüm sorunların ve problemlerin sorumluluğunu hiçbir zaman kendilerinde görmez ve ötekileri sorumlu tutarlar. Bu gibi kişiler etnik terörizme ilgi duyarlar. Çünkü toplumunda teyid ettiği grup kimliğini “biz” iyiler ve “bizden olmayanlar” kötüler olarak bölerler. Kendi dünyalarında toplumu bu şekilde bölerek bu psikolojiyle yaptıkları eylemlere bağlı oluşan suçluluk duygularını yaşamaktan kendilerini korumuş olurlar.

         

        Ait Olma ve Hayatta Kalma Psikolojisi: Teröristler bir terörist gruba ait olmayla belki hayatlarında ilk defa gerçekten bir yere ait olmuşlardır. Bu sayede sahiplenmiş ya da sahiplenilmişler duygusunu yaşamaktadırlar. Bir yere ait olma duygusu bu kadar önemli olduğu için teröristin ait olduğu grubun yaşaması da temel bir psikolojik öneme haizdir. Bu nedenle Gerald Post’ un ifade ettiği “başarı tehdidi” görülür.(7) Buna göre bir terörist grubun belirlenmiş hedeflerine varma başarısı grubun çözülmesine yol açar. Üstelik bu gruplar potansiyel olarak başarılı barış girişimleriyle karşı karşıya kaldıklarında yerine getirilmesi mümkün olmayan istekler öne sürerek veya şiddet eylemlerini yoğunlaştırarak kendilerini başarıya karşı korurlar. Bir başka ifadeyle teröristler kendi terör eylemlerini ve söylemlerini meşru kılacak kadar başarılı olmak, ancak yaptıkları işten onları mahrum bırakacak yani bir çeşit işsiz bırakacak bir sonuçla karşı karşıya kalmamak için de başarısız olmak zorundadırlar.

         

        Ötekileştirme: Teröristlerin belirlenmiş amaçları, kendilerine göre baskı uygulayan, “yabancı” saydıkları hükümeti ve devleti dışlamak ve ortadan kaldırmaktır. Ancak etnik grubun sahiplendiği kimlik, seçilmiş mağduriyet travmasıyla sınırlıysa ve ona bağlıysa, bu kurbanlık rolünün sonlandırılmasından daha çok bu rolün korunması bilinçdışında öncelikli önem taşır. Benimsedikleri bu kimliğin kaybı psikolojik ölüm korkusu doğurur. Bu nedenle bedensel yönden ölüm, psikolojik ölüme tercih edilir.  Çünkü terörist zaten bedensel ölüm riski ve korkusuyla nasıl yaşayacağını öğrenmiştir.

         

         

        Kaynaklar

         

         

  1.  Shorter Oxford English Dictionary,3 rd ed.(Oxford Clarendon Pres,1965), P.2155.
  2. Çevik, A. Politik Psikoloji, Dost Yayınlar 3. Baskı 2009, Ankara.
  3. Çevik, A. Globalization and Identity, In violence and Dialogue? Psychoanalytic Insights on Terror and Terrorism. Eds. Sverre Varvin and Vamık Volkan. International Psychoanalytic Association, London,p. 85-93. 2003.
  4. Weingerg, A.Carol.”Terrorists and Terrorism”Mind and Human Interaction 3 (1992):77.
  5. Volkan, V. D.. On “Chosen Trauma”Mind and Human interaction 3 (1991):3.
  6. Knutson,J. Victimization and Political Violence: quoted in Joseph V.Montville.  “The Psychological Roots of Etnic and Sectarian Terrorism” in the Psychodynamics of  International Relationships, Vol,1 ed. V.D.Volkan, D.A.Julius and J.V. Montville (Lexington Mass: Lexington Boks, 1990) p.170.
  7. Post, J. M. “Terrorist Psycho-Logic: “ Terrorist  behavior as product of psychological forces”  Origins of Terrorism (ed) W. Reich. Cambridge University Pres: Cambridge, 27-27. 1990.

         

        *Prof. Dr. A.Ü. Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı. Politik Psikoloji Derneği Başkanı

         

         

          

         

         

         

         

         

         


Türk Yurdu Kasım 2009
Türk Yurdu Kasım 2009
Kasım 2009 - Yıl 98 - Sayı 267

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele