Osmanlı Devleti’nde Yerel Seçimlerin Gelişimi

Aralık 2009 - Yıl 98 - Sayı 268

        Günümüzde, halkın halk tarafından yönetiminin yaşama geçmesinin temel koşulu, temsili demokrasi koşullarında, “seçim” olmaktadır. Seçim sistemi, geniş anlamda, seçimlerle ilgili bütün hususları (seçme ve seçilme yeterliliğini, adaylığa ilişkin kuralları, oy verme usullerini…vb), dar anlamda ise seçmenlerce verilen oyların parlamento sandalyelerine dönüştürülmesinde uygulanan kuralları kapsamaktadır (Tunç, 1999, s.106). Türkiye’de ise “seçim sistemi” deyimi, genellikle dar anlamda yani oyları parlamento sandalyelerine dönüştürmekte uygulanan yöntem anlamında kullanılmaktadır (Özbudun, 1995, s.522).

         

        Bütün geleneksel devletler gibi Osmanlı Devleti de yerel demokrasiye yabancıydı. (Ortaylı, 1985: 15)  19.yüzyılın başlarına kadar geçen sürede Osmanlı Devleti yerel yönetim oluşturmayı ve böylece halkın yönetime katılmasını sağlamayı düşünmedi. Ülkemizde çağdaş anlamda yerel yönetimler 19.yüzyıldaki Tanzimat ve Islahat hareketlerinin bir neticesidir. Aslında yerel yönetimleri bu reformların doğrudan neticesi saymak da yanlış olur (Görmez, 1997: 86).

         

        Osmanlı Dönemi’ndeki yerel seçimleri “Muhassıllık Meclisleri”, “Vilayet, Liva ve Kaza İdare Meclisleri”, “Alt Yerleşme Birimlerindeki Yerel İdare Düzeni” ve “Osmanlı Devleti’nde Modern Belediye İdareleri” şeklinde dörtlü bir ayrıma tutarak inceleyeceğiz.

         

         

         

        1. Muhassıllık Meclisleri

         

         

Tanzimat ardından Islahat döneminde Osmanlı yönetimi, öncelikle mali konularda (Görmez, 1997: 86) daha etkin vergi toplayabilmek amacıyla (Alkan: 1999: 48) yerel temsilcilerin oyuna ve desteğine başvurmak zorunda kalmıştır. ‘‘Muhassıllık” kurulması ve “vilayet, ilçe ve kaza idare meclislerinde’’ halkın oyuna başvurma ihtiyacı bundandır (Görmez, 1997: 87).

         

         

        Seçim konusu Tanzimatçıların vilayet idaresinde yaptıkları reformlar nedeniyle gündeme geldi. Seçim yöntemine başvurulmasının nedeni kurumlaşan ve devamlılık kazanan kurullara, yerli halktan girecek temsilcilerin saptanması gereğiydi. Öngörülen seçim usulü pek ilkeldi. Ancak bu tür bir mekanizmayı 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu için büyük bir kusur olarak görmemek gerekir. Zira o çağda Avusturya İmparatorluğu’nun birçok yerinde idari kurullara getirilen üyeleri, Rusya İmparatorluğu’nda “zemstvo” lar, daha geniş tabana dayanan bir seçimle saptanıyor değildi. Maliyede reform için vilayetlerde sancak merkezlerine gönderilen vali yetkisinde, validen bağımsız yüksek rütbeli maliye memurlarına “muhassıl” deniliyordu. Muhassılların yanında muhassıllık meclisleri kurulacaktı. Bu meclislere muhassılın maiyet memurundan başka, memleketin hakimi, müftüsü, asker zabiti, ruhani reisler ve memleket ileri gelenlerinden altı kişi katılacaktı. Sözü edilen altı kişi seçimle görevlendirilecekti(Ortaylı, 2003: 162-163). Yerel yönetim birimi olarak bu meclisler sayılmamakla beraber, yerel yönetimlerin ilk nüveleri, çekirdekleri olmuştur (Görmez, 1997: 87).

         

        Muhassıllık meclislerine seçileceklerde aranan şartların neler olduğu ve nasıl seçilecekleri Meclis-i Ahkam-ı Adliye’nin seçim için çıkardığı nizamnamede açıklanmıştır. (Akın, 1999: 20)  Nizamnamenin ilk bendinde seçim usulü anlatılmıştır. (Ortaylı: 234)

         

        Nizamname hükümlerine göre,

         

        1.1. üyeliğe seçilecek kişiler, bulunduğu memleket ahalisinin akıllı, afif (namuslu) ve muteber adamlarından olmalıdır. Devlet işlerinden anlamaları ve memleketin durumunu da iyi bilmeleri gerekmektedir. Adaylar önce mahkemeye gidip isimlerini kaydettireceklerdir. Bu işlemin yapılması ile adaylıklarını koymuş olurlar.

         

        1.2. seçmenlerin tespitinde ise, kazalara bağlı köylerde ahali bir araya toplanıp kur’a ile içlerinden beş kişi seçerdi. Kaza ahalisinin akıllı, söz anlar, emlak sahibi sakinlerinden, büyük şehirler için elli, orta büyüklükteki yerler için otuz ve küçük yerler için yirmi seçmen kura ile tespit edilirdi. Kura ile tespit edilen bu seçmenler bir araya toplanır ve meclis üyeliğine adaylığını koyanları seçmeye başlarlar. Seçimden önce veya sonra herhangi bir kişiye baskı ve propaganda yapılması yasaktır. Adayların oylamasında isteyen seçmenler bir tarafa, istemeyenler öbür tarafa geçerlerdi. Eğer isteyenler fazla ise o aday seçilmiş sayılırdı. Olur da oylar eşit çıkarsa “kura-i şer’iyye” ye başvurulurdu (Akın, 1999: 20).

         

        Bu seçim usulü, hiç kuşkusuz, geniş bir tabakanın katılmasını sağlamaktan uzaktı (Ortaylı, 2003: 162).  Ayrıca meclisler memleketin tamamında kurulmadı, ancak günden güne yaygınlaştı. Uygulamada özellikle üye sayısı konusunda, nizamname hükümleri aynen yerine getirilmemiştir (Akın, 1999: 20). Kısacası meclisler ülkede yaygınlıkla ve gereği gibi uygulanamadı. “Meclislere seçilenler”(!) ya mülki amirin tayin ettikleri veya yüksek rütbeli memurlarla anlaşan bölgenin ileri gelenleriydi (Ortaylı, 2003: 163). Pratikte ise tayin usulünün işlediği, daha doğrusu mahallin önde gelenlerinin tayin edildiği anlaşılıyor. Önemli olan bir seçim usulünün uygulanmak istenmesi ve hukukileşmesidir.

         

        Mali reformların başarısızlığı ile muhassıllık meclisleri de yavaş yavaş yok olmaya başladı, bu yok oluştan yerel yönetim geleneğinin kesintiye uğradığı gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır. Vilayet yönetiminde yapılan yeni reformlar, özellikle 1856 Islahat Fermanı’nın önemli bir ölçüde azınlıkların eşitliğini garanti etmesi, yerel yönetime her sınıf halkın katılımını daha temelli yapmıştır.

         

         

         

        2.Vilayet, Liva ve Kaza İdare Meclisleri

         

        19. yüzyıl Osmanlı taşra yönetiminde vilayet, liva ve kaza idare meclisleri bir çeşit yerel yönetim kurulu sayılabilir. (Tekeli, 1978: 8-11) 1864 Vilayet Nizamnamesi’nde vilayet, liva ve kaza idare meclislerindeki seçimli üyelerin fahri olarak çalışmaları öngörülüyordu. Bu organların üyelerinin niteliklerinin belirlenmesi hususu 1840’tan beri Muhassıllık Meclisleri ile ilgili nizamnamelerde, 1864 Vilayet Nizamnamesi’nde ve 1871 tarihli “İdare-i Umumiye-yi Vilayet” Nizamnameleri’nde yer almıştır. (Ortaylı, 2003: 164)  

         

        Vilayetin yönetim yapısında bu meclislerden başka seçilmiş üyelerin bulunduğu bazı kurullarda vardı. (Bazı vilayetlerde kurulan Maarif, Nafia ve Ziraat Komisyonları). Ticaret Mahkemeleri, “Temyiz Divanı” ve “Menafii Umumiye” sandıklarında da seçimli üyeler bulunmaktaydı.

         

        Meclis üyeleri ilginç ve adeta güdümlü bir seçimle göreve geliyorlardı. Kaza, liva düzeyinde mülki amir tarafından tespit edilen adaylar, seçildikten (!) sonra liva için vali, kaza için mutasarrıfın inha ve tasdiki ile memuriyete başlıyordu (Tekeli, 1978: 11).  Üyelerin ikisi müslim, ikisi gayrimüslim dört kişi idi. Üyelerin yarısının müslüman, yarısının gayrimüslim olması Osmanlı devlet geleneğinde önemli bir değişim ve gelişim demektir (Ortaylı, 235). Bu kurala her yerde uyulduğu söylenemez. Tabii üyeler ise mülki amir, memurlar ve ruhani reislerdi (Ortaylı, 2003: 164). Liva İdare Meclisi ve Kaza İdare Meclisleri de benzer şekilde kuruluyordu. Bunların dışında bugünkü özel idarenin temeli olan ve livalardan gelen temsilcilerden oluşup, yılda bir kez toplanan “Meclis-i Umumi-i Vilayet”i sayabiliriz. “Vilayetlerde her kademede örgütlenen bu meclisler, yerel idarelerin tipik bir fonksiyonunu yerine getirdiler.” 19 Mart 1877’ de ilk Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı Vilayet İdare Meclisleri üyelerinin bazılarının mebus sıfatı almasıyla toplandı. Bu meclisin düşünce atmosferi, tartışma geleneği, mebusların ve Meclis Reisi A.Vefik Paşa’nın tutumu bu geleneğe dayanmaktadır (Tekeli, 1978: 12-13).

         

         

         

        3. Alt Yerleşme Birimlerindeki Yerel İdare Düzeni

         

        Osmanlı Devleti’nde alt yerleşme birimleri nahiye , köy ve mahalle idi. Nahiye, klasik devirden itibaren bir “kadı naibi”nin yönettiği büyükçe köylerin adıydı ve Osmanlı Devleti’nde yaygınlık kazanmamıştı. Müdür, o yerin ahalisinden, 25 yaşını geçmiş, okuryazar ve Osmanlı uyruklu olacaktı. Müdürün, vali tarafından atanması Dahiliye Nezareti tarafından memuriyetinin onaylanması gerekiyordu. Nahiye Meclisleri ise o yerin ahalisinden seçimle kurulurdu (Ortaylı: 238-239). 

         

        Osmanlı yönetiminde klasik dönemden itibaren yerel yönetim çekirdeğinin bulunduğu birimler, mahalle ve köy yönetimleridir. 19.yüzyılın ilk yarısına kadar mahalleleri imamlar yönetirdi. İmam, padişah beratı ile tayin ediliyordu ve kadı’nın mahalle düzeyindeki temsilcisi idi. Gayrimüslim mahallelerinde bu görev kocabaşına ve papaza aitti. 1871 Vilayet Nizamnamesi’ne göre, yirmi haneden büyük köyler, bir de, ikinci muhtar seçerdi. Seçimden sonra birinci ve ikinci muhtarın memuriyeti kaymakamca onaylanırdı. Muhtarın yanında nüfusa göre 3-12 kişilik seçimle kurulan bir ihtiyar heyeti bulunurdu (Tekeli, 1978: 14-15). Muhtar seçimi yılda bir yapılır, 18 yaşını geçen Osmanlı uyruklu ve yılda en az 50 kuruş vergi verenler seçerlerdi. Muhtar ve ihtiyar Meclisi üyelerinde 30 yaş ve 100 kuruş senelik vergi şartı aranırdı. Böylece devlet yönetime katılma etki ve hakkını kontrol edebileceği dar bir gruba vermiştir. 

         

         

        4. Osmanlı Devleti’nde Modern Belediye İdareleri

         

        1854’ te İstanbul Şehremaneti kuruldu ve Meclis-i Vala tarafından bir nizamname hazırlandı. Bu şehremanetinin başında merkezi hükümetçe tayin edilen ve merkezi hükümette görevli bir memur (şehremini) bulunuyordu (Tekeli, 1978: 14). Şehremini ve memurları doğrudan Meclis-i Ahkam-ı Adliye’ye bağlıydı. Şehremaneti Meclisi üyeleri Babıali’nin seçimi ve padişahın tayini ile  görevlendiriliyordu (Ortaylı, 242).

         

        İstanbul’da, ticaret ve iş merkezi olan Galata-Beyoğlu semti, Altıncı Daire-i Belediye ünvanıyla ilk belediye kuruluşuna sahip oldu. Altıncı Belediye Dairesi’nin başkanları ya levantenlerden ya da hariciye memurlarından seçilip atandı (Ortaylı, 2003: 167). Altıncı Daire’de her şeye rağmen yerel bir demokrasi değil, bayındırlık endişesiyle yönetilen bir merkezi hükümet özelliği baskın olmuştu (Tekeli, 1978: 19).  1868 yılında, Altıncı Daire örneğine bakılarak,  tüm İstanbul 14 belediye dairesine ayrıldı. Fakat uygulamada her birinin başına onur payesi olarak emekli bir yüksek memur geçirilen bu dairelerin çoğunda beledi meclisler kurulamadı, personeli de tayin edilemedi.

         

        Osmanlı taşra kentlerinde modern beledi örgütlenmeye  1864 Vilayet Nizamnamesi ile başlanmıştır. Bu nizamname uyarınca liva ve kaza merkezlerinde seçimli üyelerden kurulu meclis-i beledi’ler bulunacaktı. Bu meclisler her kazada kurulamamıştır. Ancak bazı gayretli valiler (örneğin Tuna ve Bağdat’ta görevli iken Mithat Paşa) bu meclisleri kurdurmuş ve nisbeten görevlerini yapmalarına önayak olmuşlardır (Ortaylı, 242).

         

         

        4.1.Meşrutiyette Belediyeler

         

        I.Meşrutiyet döneminde İstanbul ve vilayetler için iki ayrı kanun yürürlüğe girmiştir. Bu kanunlarla belediye adeta bir tüzel kişilik kazanıyordu (Tekeli, 1978: 20). 

         

        1877 Belediye Kanunu ilk defa tek dereceli seçimi getirmesi açısından önemlidir. 1877 Kanununa göre seçimler gizli oy, açık sayım esasına dayanıyordu. Kanunla seçmenleri belirleyecek bir kurul oluşturulurken, kurulun kararlarına karşı mahkemelere itiraz edebiliyorlardı. Bu düzenlemeye rağmen bu dönemde de seçim yoluyla belediye başkanı olan çıkmamıştır. Bu kanunda daha sonra yapılan bir düzenleme ile seçimle gelen belediye başkanlarının mülkiye müfettişlerince işten el çektirilebileceği hükmü getirilmiştir (Görmez, 1997: 92). Kanuna göre belediye organları; “belediye reisi” ve “daire meclisi”dir. Kent ve kasabanın büyüklüğüne göre, dört yıl için 6-12 kişilik bir belediye meclisi seçilir. Üyelerin yarısı iki senede bir kura ile değiştirilir, belediye reisi bu üyelerin arasından hükümet tarafından seçilip tayin edilir (Ortaylı, 243). Belediye meclisi üyeleri; 25 yaşını geçmiş, Osmanlı uyruklu, senede en az 50 kuruş emlak vergisi veren, Türkçe bilen kimselerden seçilmekteydi.

         

        II. Meşrutiyet döneminde ise, İstanbul’da ilk belediye seçimleri yapılarak, özerk bir belediyecilik uygulamasına geçilmesi düşünülmüşse de bu düşünceden çabuk vazgeçildi. Vilayetlerdeki ve merkezdeki uygulama Meşrutiyet İdaresi’nin bu alanda genel merkeziyetçilik eğiliminde olduğunu gösteriyor (Tekeli, 1978: 21-23). 

         

         

         

        Sonuç

         

        İdeal, her ülkede uygulanabilecek  bir seçim sistemi mevcut değildir. Bir ülkede çok başarılı olan bir seçim sistemi,  – başarılı sayılmakta mevcut duruma göre farklılık göstermektedir – başka bir ülkede başarısızlığa neden olabilir. Ayrıca bir dönemde başarılı olan seçim sistemi daha sonraki dönemlerde başarısız olabilir. Muhalefet, iktidar ve halkın müşterek menfaatlerde birleşmesi gerekmektedir. Yoksa her seçim sistemi bir diğeri için “kötü” bir sistemdir. Seçim sistemlerinin etkileri çok değişik faktörlere bağlıdır. Ülkenin siyasi yapısının, zamanın, mekanın......v.s  sistematik bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye’de mevcut yerel seçim sistemi ise Osmanlı Devleti’nde günümüze gelişerek gelmiştir. Bu bağlamda mevcut yerel seçim irdelenirken ve yeni modeller önerilirken Osmanlı Dönemi’ndeki uygulamalar dikkate alınmalıdır.

         

         

         

        Kaynaklar

         

        Akın, C. (1999), “Türkiye’de Yerel Yönetim Geleneğinin Oluşmasında Muhassıllık Meclislerinin Önemi”,  Türk İdare Dergisi, Yıl:71, Sayı:425, s.15-26.

        Alkan, Ö. M. (1999), “Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Seçimlerin Kısa Tarihi”, Görüş TÜSİAD Yayın Organı, Sayı:39, s.48-61 .

        Görmez , K. (1997), Yerel Demokrasi ve Türkiye, Vadi Yayınları .

        Ortaylı, İ., (2003), İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul: İletişim Yayınları.

        Ortaylı, İ.,“Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemlerinde Yerel Yönetimler, s.231-244 .

        Tekeli, İ. ve İ. Ortaylı, (1978), Türkiye’de Belediyeciliğin Evrimi, Ankara: Ayyıldız Matbaası A.Ş.

        Tunç, H., (1999),  Anayasa Hukukuna Giriş, Ankara.

        Özbudun, E., (1995),  “Seçim Sistemleri ve Türkiye”, Ankara Üniversitesi  Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 44. Sayı: 1-4. s. 521-539 .

         

         

         

         

         


Türk Yurdu Aralık 2009
Türk Yurdu Aralık 2009
Aralık 2009 - Yıl 98 - Sayı 268

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele