Türk Eğitim Tarihinin Makûs Talihine Derkenar

Ekim 2009 - Yıl 98 - Sayı 266

        Gülbadi Alan, Amerikan Board’ın Merzifon’daki Faaliyetleri ve Anadolu Koleji

        Ankara: TTK, 2008, 650 s.

         

        

         

         

        Bu yazıda tanıtım ve tahlili yapılacak olan Gülbadi Alan’ın eseri için ‘derkenar’ sıfatı bilinçli olarak kullanıldı. Bu sıfat eseri tavsif için değil, Türk Eğitim Tarihinin son 200 yıllık modernleşme tarihindeki bitip tükenmek bilmeyen ilginç ve netameli bir tecrübesinin sadece Merzifon’daki Anadolu koleji çerçevesinde ele alınmasından dolayı kullanılmıştır. Gülbadi Alan’ın devasa eseri mevzuu ettiği konuyu bütün detaylarıyla ve özgün kaynaklardan, belgelerden hareketle yazılmış olup, doyurucu, tatmin edici ve konuyla ilgili ilgisiz herkesi hayrete düşürücü bir içeriğe sahiptir. Eser tam bir akademik dille ve yöntemle yazılmıştır. Olaylar ve olgular kronolojik bir sıra takip edilerek ele alınmıştır.

         

        19. yüzyıl sanayi devriminin siyasî, sosyal ve ekonomik neticelerle modern devletlerin ortaya çıktığı ve dünyanın yeniden tasarlandığı bir dönem olmuştur. Bu düzenlemenin baş aktörleri Amerika ve Avrupa devletleridir. Bilim ve teknolojinin yanında ideolojilerin öncülüğüyle Batılı güçler bütün dünyayı sömürgeleştirmek için muazzam bir emperyal savaşa girişmişlerdir. Bu savaş çok yönlü ve derinliklidir. Kendileri dışındaki her şeyi öteki gören Avrupa, diğer devlet ve toplumları değişime zorlamıştır. Değişime ayak uydurabilenler sağlıklı geçiş dönemleri yaşarken, bunu başaramayanlar yok olmaktan kurtulamamıştır. Kalıcı kültür ve medeniyet emperyalizminin en önemli aracı şüphesiz eğitim olmuştur. Emperyalizmin gittiği her yerde eğitime önem vermesi bunun açık delilidir. Osmanlı toplumu ve toprakları da bu gerçeklikten payını almıştır. Sömürgeleştirme faaliyetinin ayyuka çıktığı 19. yüzyılın son çeyreğinde tahtta olan II. Abdülhamid’in eğitime niçin çok önem verdiğini birazda bu dış nedenlerde aramak gerekir. Çünkü başka savunma mekanizması yoktu. İşte Gülbadi Alan’ın eseri bu hikâyeyi bilimsel bir dille ve önemli kaynaklardan hareketle gözler önüne sermektedir. Bir eğitim müessesesinin tarihinden beklenen bütün ayrıntıları eserde bulmak mümkündür. Anadolu Kolejinde izlenen program, okutulan dersler ve kitaplar, ders içerikleri, metotlar, öğrenci kabul şartları, personel durumu ve hareketliliği, maaşlar, gelirler ve giderler, okulun açık ve gizli (örtük) programı hakkında düzenli ve geniş bilgiler verilmiştir.

         

        Eserin içeriğine değinmeden önce kaynaklar, yöntem, amaç ve paralel çalışmalar konusuna kısaca değinmekte fayda vardır. Tarihi araştırmalarda olması gereken en önemli hususlardan biri şüphesiz özgün, güvenilir arşiv kaynaklarına dayanmasıdır. Alan, eserini tamamıyla kilise defterleri ve Amerikan Board arşiv verilerini kullanarak yazmıştır. Burada dikkati çeken hususlardan biri, dünyanın öbür ucundan buralara kadar gelip okul açan misyonerlerin kurumlarında ne kadar titiz bir arşivleme yaptıklarıdır. Bu arşivlerde okulların personel yapısı, öğrenci, gelir gider hesapları, materyal ve ziyaretçilerine varıncaya kadar her şey günü gününe ve bütün incelikleriyle kayıt altına alınmıştır. Oysa aradan yüz elli-iki yüz sene geçmiş olmasına karşın bırakalım köklü okullarımızın arşivlerini, koskoca Milli Eğitim Bakanlığının araştırmacılara açık düzenli bir arşivi bulunmamaktadır. Misyonerlerin işlerini bu derece titiz ve idealist yapmalarından asıl niyetlerinin, buralarda geçici değil, kalıcı olmak kararlılığında olduklarını anlayabiliriz. Alan’ın eseri bir yönüyle de bir okul tarihidir. Eğitim tarihinin sağlam bir haritasının çıkarılabilmesi için bu türden okul tarihlerine hayli ihtiyaç olduğu halde, azınlık ve misyoner okulları dışında geniş bir okul tarihi literatüründen bahsedemiyoruz.

         

        Bu geniş eserde başlığından da anlaşılacağı üzere, Amerikan Board adlı misyoner teşkilatının Merzifon’daki farklı alanlarda yürüttüğü faaliyetler incelenmektedir. Öncelikle burada açılan kiliseler, burada verilen dinî ve dünyevi dersler, Bebek İlahiyat Semineri’nin devamı olan Ruhban Okulu, Yatılı Kızlar Okulu, Tracy Anaokulu, Meslek okulları ve kursları, Merzifon Anadolu Koleji, Özel (sağırlar, yaşlılar ve özürlüler) okulu ve Ermeni ve diğer etnik azınlıklara verilen eğitimler ve siyasi ayaklanmalar kitapta geniş bir şekilde incelenmiştir. Türk Yurdu sayfalarında daha önce konuyla ilgili yazdığımız bir yazıda da belirttiğimiz gibi, Anadolu’daki misyoner okulları bu topraklarım makus ve meş’um kaderinin baş aktörleridir.

         

        Gülbadi Alan eserine, Anadolu’da misyonerlik faaliyetlerinin ilk başlangıç yıllarına kadar uzanıp bilgiler vererek başlar. Burada misyonerler için Anadolu’nun Asya için anahtar bir rol oynadığı görülür. Misyoner okullarının genel ve özel amaçlarının neler olduğu uzunca tartışıldıktan sonra birinci bölümde Merzifon Amerikan Kolejinin kurulmasına geçilir. Öncelikle niçin Merzifon’un seçildiğine dikkat çekilir ki burası sıradan bir yer değildir. Uzunca ve zahmetli bir fizibilite raporundan sonra burada eğitim faaliyetlerini başlatma kararı alınmıştır. Bu sebepler arasında bölgenin coğrafi özelliği, nüfusu ve dinî etnik yapısı, ekonomisi, ulaşım ve iletişim imkânları, tarihi yapısı önemli rol oynamıştır.

         

        Amerikan misyonerleri faaliyetlerini başlatabilmek ve devamlı kılabilmek için her şeyden önce yerli işbirlikçiler aramışlar bundan sonra da yerel halkın gönlünü kazanma onlar arasında bir şekilde itibar edinme yollarını denemişlerdir. Bu faaliyetlerinde de başarılı olmuşlardır. Anadolu’ya ilk gelen misyonerler öncelikle gayrimüslim tebaa ile ilişki içine girmişler, onlara sağlık, din ve dünyevi işlerinde yardımcı olarak eğitim hizmetlerinde bulunmuşlardır. Uzunca bir süre sonra anlamışlardır ki Müslüman ahaliye kendi dinî inançlarını kabul ettirmenin, yani ihtidanın imkânı yoktur. Dolayısıyla daha uzun ve meşakkatli bir yolu denemekten başka çare yoktur. Müslüman halkın gündelik hayatını kolaylaştırıcı hizmetleri onların ayağına götürmek, sağlık hizmetleri vermek, mali harcamalarda oldukça cömert olmak, kötü niyetli olmadıklarını her fırsatta dile getirmek ve her platformda hümanist bir yüzle insanlar karşısına çıkmak.

         

        Merzifon ve civarındaki gayrimüslim tebaa olan Ermeniler, Katolik Ermenilerdir. Oysa buralara gelenler Protestan Amerikan misyonerleridir. Dolayısıyla yapmak istedikleri ilk işlerden biri bölge Ermenilerinin Protestanlaştırılması olmuştur. Açtıkları küçük çaplı eğitim merkezleri, özel dersler, kilise vaazları ve diğer propaganda yöntemleri ile bu konuda başarılı olmuşlardır. Sanat ve iş okulları açılarak, insanlara az da olsa sürekli para kazanma imkânı verilmiş, Ermeni harfli okuma metinleri ve İnciller ücretsiz dağıtılmıştır. Milliyetçilikler çağının şüphesiz en önemli aracı dil ve tarih inşa etme olduğu için ayrı bir önem verilmiştir. Açılan okullarda Türkçenin dışındaki yabancı dillere verilen önem bunun açık göstergesidir.

         

        Uygur Kocabaşoğu’nun çok farklı ve geniş araştırmalarında değindiği gibi, Anadolu’daki Amerikan misyonerlerinin faaliyetleri ve kurumları devasa ölçüdedir. Robert Kolej’in kurucusu Cryus Hamlin’in bunda büyük payı vardır. İlk olarak 1839 Bebek İlahiyat Semineri’ni açan Hamlin’in çalışmaları Merzifon’da devam etmiştir. 1853’te ilk olarak Merzifon’da Protestan kilisesi açılmış, daha sonra da 1863 Bebek İlahiyat Semineri İstanbul’daki zor şartlar sebebiyle Merzifon’a taşınmıştır. Önce kiralık binada faaliyet gören okul için 1870’te bina yapımına başlanmıştır. Okulun yarım kalan binaları daha sonra Anadolu Koleji tarafından kullanılmıştır. Burada faaliyet gösteren Ruhban okuluna oldukça kalifiye öğrenci aranmış, alınan öğrencilere özel ihtimam gösterilmiştir. Ermenilere her türlü ayrıcalık verilmiş ve buradan 49 senede 116 ruhban yetişmiştir. Yatılı kızlar okulu ise 1869’da eğitime başlamıştır. Dinî eğitimin dışında ilk olarak Kızlar okulunun eğitimine başlanması, misyonerlerin kadınlara ve kadın eğitimine özel önem verdiklerinin gösterir. Bunda hayli başarılı da olmuşlardır.  Bunun yanında sağırlar okulu açılmış, burada meslek öğretimi yaptırılarak yerli halkın beğenisi kazanılmıştır. Tracy Anaokulu kurulmuştur ki burada asıl amaç, Hıristiyanlık zihniyetinin taze dimağlara zerkidir. Misyonerlerin eğitim politikaları; İlkokul eğitimi + Sanat eğitimi + Hıristiyanlık eğitimi formülü çerçevesinde devam etmiştir. Eğitim için hemen her yol denenmiş, bütün zorlukların üstesinden gelinmeye çalışılmıştır. Bunun için ev ziyaretleri yapılmış, okula çeşitli sebeplerle gelemeyenler için evlere kursiyerler görevlendirilmiş, yaşlılar (Yaşlılar okulu) ve özürlüler için ayrı programlar yapılmıştır.

         

        Eserin içerik ve hacim bakımında önemli yeri Anadolu kolejinin anlatıldığı bölümüdür. 1880’de Ruhban okulundan dinî ve dünyevi derslerin ayrılması talebi gelmiş ve yeni bir kolej kurma çalışmaları başlamıştır. Okul 1886’da kaçak olarak açılmış, Osmanlı Devleti tarafından ancak okul idarecilerinin ısrarlı tanınma talepleri doğrultusunda ve uzun yazışmalardan sonra 1899’da tanınabilmiştir. Okul idaresinin tanınma talebinin gerekçesi, yerli idarecilerle aralarının bozulması sebebiyle, merkezî idare tarafından vergiden muaf tutulma planlarıdır. Bu kadar merkezî ve her bakımdan stratejik bir yerde 13 sene eğitim yapan bir okulun kaçak olarak faaliyetini devam ettirmesinin macerası ancak satır satır kitaptan okunmalıdır. Osmanlı yerel ve merkez idarecilerinin akıl almaz uygulamaları, âdeta “bu devlet yıkılmayı o zamandan hak etmişti” dedirtiyor insana.

         

        Merzifon Anadolu Koleji kendini benimsetmek ve ilgi çekmek açısından pek çok yeniliğe ve başarıya imza atmıştır. Mesela o zamanlarda kimsenin aklına bile gelmeyen bir yenilik olarak okulda 7000 parçalık bir müze oluşturulmuş ve yörenin farklı türden zenginlikleri sergilenmiştir. Yine öğrencilere bölge insanlarının bilmediği yeni ve itibar getirici, para kazandırıcı meslek kursları verilmiş, yeni zirai ilaçlar, tarım ve biçki dikiş makineleri ve ürünler tanıtılmıştır. Çevre gezileri, topografik incelemeler, bölgenin yer altı ve yer üstü maden ve doğal zenginliklerini tanıma vb. faaliyetler okulu ilginç, cazibe merkezi ve yeniliklerin öğrenildiği kurum haline getirmiştir. Okula düzenli olarak gazete getirilmekte, hatta öğrenciler gazete çıkarmakta, en yeni eğitim ve öğretim materyalleri kullanılmakta, çok zengin bir kütüphane hizmeti verilmektedir. Bütün bunlar yapılırken okulda sıkı bir disiplin uygulanmış, bütün öğrenciler her fırsatta kazanılmaya çalışılmıştır. Hamlin’in bir icadı olarak bilinen ‘Self-help uygulamaları’ yani her öğrencinin yaptığı etkinlikleri az da olsa paraya çevirme becerisi işine önem verilmiştir. Okulda kiremit ve değirmen yapımı gibi küçük atölyeler kurulmuştur.  Böylece para kazanma ve laik ve seküler düşünceli bir hayata doğru toplumsal ivme hızlandırılmıştır. Okulda müzik ve kültür, edebiyat, tiyatro, koro gibi sosyal faaliyet gurupları oluşturulmuş ve bular etkin işler peşinde koşmuşlardır. Öyle ki bu kulüpler zamanla ‘fitne fücur’ işlerinin merkezi haline gelmiştir. (İleride Pontus zihniyet ve davasının bu kulüplerden çıktığı görülecektir. 1883’te Pontus Protestan Cemiyetinin ortaya çıkması tesadüfî değildir).

         

        Merzifon misyonerleri bölgede sağlık işlerine büyük önem vermişlerdir.  Onlar için sağlık işleri dinî bir misyonun parçası addedilmiş ve parolaları da “İsa bir tıp misyoneridir” dövizi olmuştur. Açık ve başarılı ameliyatlarla insanların gönlü kazanılırken, hastane koridorlarında ve odalarında sinsice Protestanlık misyonerliği yapılmıştır. Ayrıca hastanelerinde en son teknolojide sağlık cihazları, elektrikle aydınlanma, telefon, sıcak su, asansör ve kalorifer tesisi kullanılarak bölgede yeniliğin öncüsü olunmuştur. Bütün bunlar özellikle hasta ve muhtaç insanlar için büyük bir nimet ve minnet olarak görülmüştür. Burada verilen sağlık hizmetleri ile Müslüman halkın misyonerlere karşı önyargılarının kırılması sağlanmıştır. Modern hayatın, sağlık ve eğitim hizmetlerinin cazibesi karşısında Müslüman ahali adeta, misyonerlerin sihirli ellerinde büyülenmişlerdir. Böylece aslında onlar için en büyük mesele de halledilmiştir.

         

        Bütün bunlar yapılırken mali imkânlarda ince bir politika izlenmiştir. Öncelikle yerel halkın işin içine girmesi için misyonerler var güçleri ile çalışmışlar, yetişemedikleri yerde Boston devreye girmiştir. Belli bir süre sonra da okulun ve diğer kurumların mali ve idari işleri yerli işbirlikçilere bırakılmıştır. Okul idarecileri işlerin yolunda gitmesi için Osmanlı yerel idarecileriyle arayı sıcak tutmak için büyük hassasiyet gösterdikleri açıktır. Gülbadi Hanım’ım bu önemli araştırması ve konuyla ilgili diğer pek çok eser okunduğunda anlaşılmaktadır ki 19. yüzyılda Anadolu’da, misyonerlerin bu kadar rahat edebilmelerinin gerisinde yerel idareyle girişilen ‘kirli’ ilişkiler olduğu görülür. Yerli idareciler ve sorumlular pek çok zararlı faaliyeti bildikleri halde bunları, küçük ve adi çıkarları uğruna merkeze bildirmedikleri görülür. Böylece merkezin pek çok şeyden haberi olamamaktadır. II. Abdülhamid’in izinsiz açılan onca azınlık ve misyoner okulunu önleyemeyerek, nazırlarından ve valilerinden sızlanması ve müşteki olması boşuna değildir.

         

        Merzifon’da 1850’lerde atılan tohum 1890’larda meyvesini vermeye başlamıştır. 1892’den sonra başlayan Ermeni ayaklanmalarında en ön safta olanlar ve isyanın beyin takımını oluşturanlar Anadolu kolejlileridir. (Tıpkı pek çok Galatasaray mezununun Balkan ve Arap devletlerinin ayrılıkçı liderleri oldukları gibi). Bu noktaya gelmek için okulda ve toplum içinde oldukça ince bir siyaset izlenmiştir. Misyonerler Ermenilerin dillerini canlandırmak ve onlara kültür bilinci vermek için var güçleriyle çalışılmışlardır. Ermeni İhtilal komiteleri bu okullarda kurulmuştur.

         

        Anadolu koleji mezunlarının nerelere geldikleri ve toplumların ve devletlerin hayatında hangi rolleri oynadıklarını görmek bakımından oluşturulan tablolar da hayli ilginçtir. Mezunların hemen hepsi son derece itibarlı meslek sahipleri olmuşlardır. Mezunlar içinden 84 tane tüccar ve sanayici, 52 doktor ve tıpçı, 48 öğretmen’in yanında papaz, müzisyen, mühendis, sanat tarihçisi, arkeolog gibi meslek mensuplarının çıkması eğitimin emperyalizme nasıl hizmet ettiğinin ya da ettirildiğinin açık bir nişanesidir.

         

        Gülbadi Alan’ın eserinin önemli kısımlarından biri de Merzifon’daki misyoner faaliyetlerinin bölgeye ve Anadolu’ya etkileri bölümüdür. Alan, söz konusu etkileri, dinî, siyasî, eğitim, sağlık, kültür ve ekonomik bakımdan incelemiştir. Misyoner faaliyetlerinin en büyük etkisi şüphesiz, Türk düşmanlığının kalplere sokulması, Ermeni ve diğer etnik gurup halkların ayrılıkçı düşüncelerin esiri haline getirilmesidir. Bunu da en başta ana dil ve kültüre yapılan vurgu ile başarmışlardır. Azınlıklara teşkilatlanma, eğitim yoluyla istikballerini tayin etme, sosyo-kültürel çevreyi tanıma, ticaret ve sanayi faaliyetleriyle güçlü hale gelme fikirleri bu okullarda kazandırılmıştır. Böylece bölge insanının devletine olan güveni ve muhabbeti sarsılmıştır. Yardımlaşma ve eğitim faaliyetleri ile zihniyetler bulandırılmıştır.

         

        Eğitim yenilikleri bakımından hayli etkili olan Protestan misyonerler, özellikle kadın eğitimi ve toplumsallığında büyük değişim yaratmışlardır. Böylece geleneksel Müslüman Türk toplumsal hayatı yeni bir form ile yüz yüze gelmiştir. Yeni aile, yeni toplum ve yeni bir birey tasavvuru ortaya çıkmıştır. Bu demek oluyor ki Anadolu, kendisine her bakımdan yabancı olan ve felsefe ve dinamiğini kendi içinden almayan yeni bir dünya ile tanışmaktadır.  Ekonomik bakımdan insanlarda yeni bir hayat paradigması oluşturan misyonerler, kendi kendine yardım, para kazanma ve bir meslek öğrenme etkinlikleri yanında, dokumacılık, işletmecilik ve deneme çiftlikleri ile modern tarım metotlarını öğretmişlerdir. Misyonerlerin çalışma prensipleri her şeyi devletten bekleme zihniyetinin oldukça uzağındadır ve eldeki bütün imkânları değerlendirme zihniyetinin özgün bir örneğidir.

         

        Misyonerlerin önemli ve yıkıcı etkisi siyasî sahada ortaya çıkmıştır. Yukarıdan beri değinildiği üzere, Merzifon misyonerleri uzun planda ayrılıkçılığı ve devlet düşmanlığını körüklemişlerdir. Eğitimlerinde isyan ve ayrılıkçı fikirler hep ön planda tutulmuştur. Ermeni isyanı dünyaya katliam olarak duyurulmuş ve Ermeni liderler bu okullarda eğitilmiş ve korunmuştur. Zamanla yerli Ermeniler misyonerler gibi giyinmeye başlamışlar ve Müslümanları düşman görmüşlerdir. Gülbadi Alan bütün bunları uzun sayfalarda açıklarken, okulda yakalanan gizli ve mızır belgeleri de göstermektedir. Eserin son kısımları büyük ölçüde Ermeni meselesi ve Merzifon’daki misyonerlerle olan ilişkileri masaya yatırmaktadır. Zavallı Osmanlı devleti, bütün şefkat, merhamet ve saflığıyla olayların üzerine gitmeye çalışmış, kan akmaması için isyanın elebaşı olan okul öğretmenlerini yakalatmış, Ankara’da mahkeme ettirmiş, ağır cezalar verilmişse de Avrupa kamuoyu ve basını ağır ve şiddetli hücumlarla meseleyi bir ölüm kalım savaşı haline getirerek, isyancıları(nı) kurtarmıştır. ABD misyonerlerini her zaman, her fırsat ve her durumda kollamıştır. (Tarih ders alınmadığı zaman ne kadar da tekerrür ediyor).

         

        Eserin son bölümü Merzifon Amerikan kolejinin kapanmasını konu edinmektedir. Yüzyılın sonunda meydana gelen azınlıkların yurtdışına gitmeleri, herhangi bir zorlamadan değil, Amerika ve Avrupa’daki daha rahat hayat koşullarını tercihtir. Dolayısıyla bir zorlama söz konusu değildir. Kurulduğu andan itibaren tartışmalardan kurtulamayan Kolej’in siyasî ve toplumsal olaylardaki menfi rolü, II. Meşrutiyet dönemi, Balkan ve I. Dünya harbi sıralarında da artarak devam etmiştir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda her iki taraf için artık yolun sonuna gelinmiştir ve okul 1923’te kapatılmıştır. Ancak misyonerler faaliyetlerini verimli şekilde devam ettirebilmek için bu defa Selanik’i kendilerine mesken tutmuşlardır. Okul 1923’te kapatıldığında aslında yaklaşık 80 yıl önce başlayan faaliyetler bütün olumlu neticelerini vermiştir. Dolayısıyla misyonerlerin amaçlarına ulaştıkları söylenebilir. Amerika Merzifon’daki Protestan faaliyetleri için 2 milyon dolar harcayarak bölgedeki 17 bin azınlığı kontrol etmeyi ve kendi emelleri doğrultusunda onları kullanmayı başarmıştır. Bu okullardan yetişenler sömürgeci kapitalizmin ve emperyalizmin çağdaş misyonerleri olarak varlıklarını sürdürmeye o günden bu yana devam etmişlerdir. 

         

        Gülbadi Alan’a göre, Türk halkının misyoner okullarına ve kurumlarına aslında gönülden bir desteği ve ilgisi söz konusu değildir. Ancak Türk okulları ve sağlık kurumları misyonerlerinki kadar kaliteli olmadıkları ve günün şartlarında ihtiyaçlara cevap vermedikleri için zoraki misyoner kurumlarına ilgi göstermişlerdir. Netice olarak da bu okullarda yetişenler devletin sonunun getirilmesinde büyük pay sahibidirler. Alan’ın doktora tezi olarak hazırladığı bu önemli eser, öncelikle, misyoner ve azınlık okulları, Türk eğitim tarihi, yakınçağ Türkiye tarihi, Ermeni olayları ve müsebbipleri, Anadolu’daki toplumsal, siyasî, kültürel ve ekonomik değişimin kökenleri gibi konularda bir başucu kaynak olmayı hak etmiştir.

         

         

         


Türk Yurdu Ekim 2009
Türk Yurdu Ekim 2009
Ekim 2009 - Yıl 98 - Sayı 266

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele