Bilgi Yapıları Rejimi, Sosyal Bilimler ve Postmodernizm

Ekim 2009 - Yıl 98 - Sayı 266

                    Avrupa merkezli kapitalist dünya ekonomisinin ilk oylumlu hamlelerine tanıklık eden döneme; takriben altıncı yüzyıl ile başlayan ve asıl olarak on yedinci yüzyılla ivmelenen Modernçağa, bilgi yapıları rejimi açısından da bakılabilir. Bu hâlde herşeyden önce çok esaslı nitel değişimlerin yaşandığı söylenmelidir. Şöyle ki: Bilim, kapitalizm, sekülerleşme ve ilerleme vurgusuyla karakterize edilen bu ‘yeni’ süreçte evren/uzay, dini anlamlarından soyutlanmak, akıl ise ‘logos’taki ilahi içeriklerinden kopartılıp “hesaplama yapmaya”[1] indirgenmek suretiyle sekülerleştirilmiş ve bilim ile doğa bilimleri arasında özdeşlik bulunduğu düşünülmeye başlanmıştır. On altıncı yüzyıl ve sonrası; ayrıca, güçlenen kapitalist/burjuva sınıfların, Hıristiyanlık odaklı dini egemenliğe karşı, bilim ile meşrulaştırılmış seküler egemenliği tercih ettiği bir dönem olmuş yani epistemolojik açıdan bilimselleşme çabalarıyla modernleşme-kapitalistleşme çabaları yekdiğeriyle bütünleşerek iç içe gelişmiştir.

         

         

         

                    Kapitalizm, Bilgi Yapıları Rejimi ve Sosyal Bilimler

         

                    Bir adı da modern dünya sistemi olan kapitalist dünya ekonomisi ya da kısaca kapitalizm epistemolojik açıdan farklı bilgi yapılarını birlikte kapsayan bütünleşik bir yaklaşımla değil, parçacı/partiküler bir tarzla temellenmektedir. Buna göre diğer bilgi biçimlerinden bağımsız bir bilgi yapısı olarak bilimsel bilgi, tek ve meşru bilgi kaynağı; gerçekliğin ‘doğru’ boyutunu ‘kesin’, ‘belirli’, ‘evrensel’ biçimde açıklayabilecek yegâne yoldur. Söz konusu bilimsel bilgi ya da bilim; kapitalizmin ivmelenmeye başladığı tarihsel dönem olan on altıncı yüzyıl ile sonrasında temelde doğa bilimleri ve beşeri bilimler niteliğiyle ikiye ayrılmaya başlamıştır. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren de üçüncü bir bilimsel bilgi yapısı niteliğiyle sosyal bilimlerin kurumsallaşma süreci yaşanmıştır. Kopernikus, Bacon, Galilei, Descartes ve Newton gibi isimlerden süzülüp gelen belli bir bilim ve özellikle de doğa bilimi anlayışı, tek meşru bilimsel çaba olarak artık kesin biçimde baskın haldedir. Başat anlayışın en önemli öncüllerinden biri ise Avrupamerkezci epistemolojiyle işlemselleşen evrenselciliktir. Evrenselcilik, kendisine, baskın ideoloji niteliğini taşıyan ve sistemin jeokültürünü tanımlayan bir öğe haline gelen liberalizmde de ifade alanı bulan bir perspektif olmuştur.

         

                    Baskın partiküler bilim formu içinde sosyal bilimler Batı’da/Avrupa’da ve kapitalizmin modernlik zemininde; insan yapımı bir inşa-bir kültürel etkinlik olarak doğmuştur. Mitoloji, sağduyu, metafizik, din ve felsefe odaklı analizlerin binlerce yıllık artalanına karşın sosyal bilimler yeni ve somut bir tarihsel sistemden; kapitalizmden kaynaklanan modern bir icat olmuş[2] ve pozitivist epistemolojiyle temellenmiştir. Pozitivizm açısından biricik bilgi yapısı kesinlik ve nesnellik gibi epistemolojik öncüller açısından son derece yetkin addedilen ve evrensel yasalara sahip bulunan doğa bilimleridir. Evrenselcilik, pozitivizmde altı Avrupamerkezcilikle dolayımlanarak çizilen bir öncül konumundadır. Bu, kısaca şu demektir: Avrupa’da ve Avrupa toplumlarını temel alarak ortaya konulan sorunsal ve çözümlemeler, zamanmekân[3] bakımından Avrupa’ya özgü değil evrenseldir. Tüm insani-sosyal alanlar için ve daima geçerlidir. Bu anlamda doğa bilimleri mutlak biçimde evrenselcidir. Doğa bilimlerindeki gibi bütün zaman ve mekânlar için geçerli doğrulardan, tarihe, coğrafyaya, toplumlara göre değişmeyen evrensel yasalardan bahsedilemediği ölçüde bilimden de bahsedilemeyecektir. Bilgi yapıları rejiminin diğer parçaları olan beşeri ve sosyal bilimler ise ancak doğa bilimlerine benzedikleri takdirde yetkin olabileceklerdir. On dokuzuncu yüzyılla birlikte, kapitalizm içinde bilimin; temel epistemolojik sorunsallar yönüyle biricik, meşru, geçerli, doğru bilgi yapısı olarak kabulünden başka, pozitivizmin gerçeklik mantığının egemenliğinden de bahsedilmelidir. Yeni-Pozitivizm (mantıkçı pozitivizm) vizyonu, analitik gelenek içerisinde ve empirik epistemolojinin mirasının doğal varisi olarak 1920 ve 30’lar boyunca bu çerçevede başat hale gelmiş idi. ‘Viyana Çevresi’ olarak da bilinen Yeni-pozitivizm yaklaşımı, matematik ve mantığa odaklanan bir bilim anlayışı geliştirmeye çalışmıştır. Burada ‘Hume Çatalı’nı anımsatan bir ayrımla analitik önermelerle dile getirilenler hariç her tür bilginin deneyime dayanmak zorunda olduğu iddia edilmiştir. Aksi takdirde önermeler “anlamsız” kalmaktadır.[4] Bir bilgi yapısı olarak felsefe bilimselleştiği ölçüde dikkate alınırken dini bilgi doğru ya da yanlış değil, “anlamsız” olarak görülmüştür. (Dini bilginin anlamsızlaşmasına paralel biçimde ortaya çıkan bu bilginin otoritesi konumundaki Papalığın/ Hıristiyanlığın/Kilisenin gücünün de ‘anlamsızlaşması’ tablosunun, kapitalist/burjuva güçler ve onların kapitalist dünya sistemi açısından taşıdığı ‘değer’ son derece açık olsa gerektir) Geçerli tek bilginin bilimsel bilgi olduğu ve bilimin de doğa bilimleri temelinde üniter olduğu savı sonuçta pozitif bilimler ile kaotik, anarşik, izlenimci yani idiyografik oldukları düşünülen beşeri bilimler arasındaki uçurumun derinleşmesine yol açmıştır. Bu iki uç; iki kültür; (nomotetik) doğa bilimleri ile (idiyografik) beşeri bilimler arasında kalan diğer bilgi yapısı olarak sosyal bilimler de kapitalizmin bilgi yapıları rejimi içinde yoğun tartışmaların ‘epistemolojik nesnesi’ haline gelmiştir. Sonuç itibarıyla modern dünya sistemi olarak kapitalizmin başat epistemolojisi pozitivist epistemolojidir ama bu başatlık tıpkı ABD’nin sistem-içi hegemonyası gibi mutlak bir hegemonya anlamına gelmemekte, yeni epistemolojik vizyonlar ve postmodernizm gibi akımlarla; “bağlamların”, “dil-oyunlarının”, “göstergelerin”, “paradigmaların” öne çıkartılması pozitivist hegemonyayı ciddi düzeyde aşındırmaktadır.   

         

         

         

                    Postmodernizm

         

                    Kendisini, ‘postkapitalist’ ve ‘postendüstriyel’ gibi kavramlara dayanarak meşrulaştıran postmodernizm, felsefi literatüre Lyotard’ın ‘Postmodern Durum’ adlı çalışmasıyla girmiştir. Postmodernizm, ‘üstanlatılara’ ve pozitivist epistemoloji temelindeki evrenselci kategorilere kuşkuyla bakan yaklaşımları ifade etmektedir.[5] Sözü geçen üst anlatılar: Aydınlanma ortodoksisinin ilerleme tasavvurundan Hegelci idealist ve Marksist-materyalist diyalektik tarih spekülasyonlarına, rasyonel öznenin özgürleşiminden ‘pür’ akıl ve özsel insan doğası kabullerine, hermeneutikten fenomenolojiye varıncaya değin, ortaya çeşitli fikri veya epistemolojik akımlar olarak çıkabilmektedir. Postmodernizm, Aydınlanmacı aklın modern egemenliğine karşı duran anti-özcü bir bakış açısında ve rölâtivist bir epistemolojide merkezileşmektedir. Pozitivizmin gerçeklik anlayışı da bu yolla reddedilmiş olmaktadır. Postmodernizm bu bağlamda modernliğin; sanayileşme, evrimci ilerleme, teknoloji, ulus-devlet gibi taşıyıcılarına karşı eleştirel bir yaklaşım; epistemolojik bir kuşkudur.[6] Postmodernizmin evrenselciliğe karşı çıkışı sadece her zamanmekân için geçerli bilgi anlayışına yönelen muhalifliği kapsamamaktadır. Tek, mutlak, değişmez, bir akıl(cılık) yerine çeşitli akılların varlığı, bilginin rölâtifliği, ‘metinlerarasılığı’ ve ‘bağlam-bağımlılığı’ da postmodernizmdeki vurgular arasındadır. Postmodernizmin soy kütüğünde Nietzsche ve Heidegger önemli isimlerdir.  Postmodernistler de onlar gibi evrensel hakikat ve aklın varlığından kuşku duyarlar. Postmodernizm, fenomenolojinin tarihi paranteze alma tavrını da sürdürür. Empirizme ve rasyonalizme yöneltilen eleştirilerin zeminini ise hermeneutik oluşturur. Yapısalcılık ve postyapısalcılıktaki anti-hümanist özne eleştirisi burada Aydınlanma projesinden radikal bir kopuş sağlar.

         

                    İsimleri postyapısalcılıkta da zikredilen Derrida ve Foucault’nun düşünceleri postmodernizme temel hazırlar. Onlardaki şüpheciliğe yaslanılarak, soykırımlar, sömürgecilik ve savaşlar, birer sapma olarak değil, ‘kapitalizmin tahripkâr tarihinin’ modernliğe mündemiç tehlikeleri biçiminde görülür.[7] Zira çeşitli zamanlarda milyonlarca insanın katli ve sömürüsü bürokratik bir kusursuzlukla planlanmış, yönetilmiş ve ileri-modern bir teknolojiyle gerçekleştirilmiştir. Diğer yandan Fredric Jameson’a göre nasıl ki burjuva ideolojisi ve değerleri liberal kapitalizminin ‘egemen düşünceleri’ olmuşsa, postmodernlik de tıpkı öylece ‘çokuluslu’ kapitalizme karşılık gelmekte ve geç kapitalizmin kültürel mantığını oluşturmaktadır.[8] Postmodernizmde Wittgenstein’ın dilin evrenselleştirilemeyeceğini simgeleyen dil oyunları önemsenmekte, bilgi yapıları arasına sınır konulamayacağı savunularak disiplinler-arasılık öne çıkarılmaktadır. Bu bakış açısında tarihin ve üstanlatıların yerini mikroanlatılar almakta, mekânsal bakımdan yerel-bölgesel alana öncelik tanınmakta ve (sosyal) bilimsel teori ve gerçeklik kavramlarına da nesnellik ve kesinlik öncülleri yönüyle şüpheyle yaklaşılmaktadır.  

         

         

         

                    Postmodernizm ve Sosyal Bilimlere Eleştirel Yaklaşımlar

         

                    Sosyal bilimlere, postmodernizm açısından niçin eleştirel bakıldığı anlaşılmak istenildiğinde konunun, sosyal bilimler içindeki kurucu akıl, üstanlatı ve standartların varlığını mümkün kılan toplumsal çerçevenin artık ya olmadığı ya da ‘sönümlendiği’ iddiasında düğümlendiği görülecektir. Sosyal bilimler modern-endüstriyel toplumun çıktısıydılar. Kapitalist modernliği anlama, açıklama ve daha bile onunla başa çıkma; onu kapitalist/burjuva çıkarlar doğrultusunda dönüştürme ‘amacıyla’ inşa edilmişlerdi. Oysa artık modern değil postmodern, endüstriyel değil postendüstriyel-enformatik ve çokuluslu ‘geç’ kapitalist bir ortamda yaşanmakta,  üretim; tüketim veya değişim değerinden ziyade kültürel değerler, ‘gerçekliği istila eden simülasyonlar,’ imajlar ve göstergeler(in metalaşması) ile yönlenmektedir. Yaşanılan çağ küreselleşmeyle, liberal demokrasiyle, Soğuk Savaş’ın sonuyla, kapitalizmin zaferiyle, çokuluslu şirketlerin “milli(yetçi)” olanı baskılamasıyla; millet değerlerinin yerine şirket değerlerinin ikamesiyle, geleneksel sosyal bilimlerin epistemolojik nesnesi olan sosyal tabakaların zayıflamasıyla, refah devletinin sona erişiyle ve Marksizmlerin çöküşüyle boyutlanmaktadır. Bununla birlikte, sosyal bilimler, sadece ‘toplumsal’ zeminlerinin ayaklar altından kayışı nedeniyle yani ele aldıkları sorun ve olguların bizatihi kendilerinin çok farklılaşmış olması yüzünden değil, en az bunun kadar önemli olmak kaydıyla, üzerine bina edildikleri tarih(yazımı), evrenselcilik ve ilerleme gibi motifler Avrupamerkezci olduğu için de artık uygulanabilir-sürdürülebilir değildir.

         

                    Gelinen vasatta sosyal bilimlerin hem varlık bağlamı değişmiş, hem çözümleme kapasitesi ciddi düzeyde aşınmış hem de Aydınlanma temelinde Avrupamerkezci, cinsiyetçi-eril ve kapitalist-kolonyalist çıkarlar çerçevesinde işlemselleştiği aşikâr hale gelmiştir. Özcesi, sosyal bilimlerin içinde geliştikleri, o ‘modernlik-modernleşme’ adı verilen kültürel ve tarihsel bağlam artık geçerli değildir.[9] Postmodern; postendüstriyel; geç-kapitalist toplumsal ortamı analiz etmek için ihtiyaç duyulan bilgi yapısı: Batı’da/Avrupa’da, modern-kapitalist şartlandırmalar altında inşa edilen ve Avrupamerkezci sorunsalları evrensel sorunsallar olarak vazeden; doğa bilimlerini modelleyen pozitivist, Aydınlanmacı ve ‘araçsalcı’ Batı aklını temel alarak “demir kafes”in içine sığmayan bilgileri “anlamsız” diye niteleyen ve herşeyi “kesin” biçimde kanıtlayan bir sosyal bilim değildir.[10] İhtiyaç duyulan bilgi yapısı: Modern ekonomik bireyciliğe, sekülerleşmeye, insanlığın radikal özerk epistemolojik birliği düşüncesine, Batı rasyonalizminin araçsal işlerliğine ve dolayısıyla pozitivizme sert bir vurgu yapan Aydınlanma projesine eleştirel yaklaşacak, salt Batı’yı değil ‘öteki’ni de göz önünde bulunduracak, toplumu Newtoncu bir makine gibi algılamaktan vazgeçecek, (insani-sosyal alan için de) katı matematiksel kesinlik düşleri görmeyecek, farklılık özbilincine sahip ve çoğulcu bir söylemler ve perspektifler zenginliğine dayanacak yeni bir sosyal bilimdir.  

         

         

         

                    Sonuç Yerine: Sosyal Bilimler, Postmodernizm ve Avrupamerkezcilik 

         

                    Postmodernizm yönüyle öneri açık ve nettir: İçinde yaşanılan postmodern-postendüstriyel toplumsal/kültürel bağlama uygun düşmeyen ve dolayısıyla bu yeni-dünya ve yeni-toplum düzenini anlayıp açıklayamayan, genelde bilgi yapıları rejimi, özelde sosyal bilimler, varlıklarını sürdürmek istiyorlarsa eğer bütün o kurucu akıl, üst anlatı, tek-boyutlu ve hegemonik bilim, yekpare modern benlik, teori seti ve “ideal tip” standartlarıyla birlikte sil baştan yenilenmelidirler. İnsani-sosyal alanı ‘anlama’ için hermeneutiğe başvurulmasını isteyen Dilthey, ruh, duygu ve iradenin ihmaline karşı durarak, Locke, Hume ve Kant’ı, bilen özneyi “damarlarından gerçek kan değil akıl sıvısı akan tek boyutlu bir özne” olarak düşündükleri için eleştirmişti.[11] O, bu eleştiriyle beraber doğa bilimlerinin yöntemlerinin pozitivizmle iddia edilenin aksine sosyal incelemeler yönüyle uygun olmadığını da söylemişti. Dilthey’le hermeneutikte somutlanan bu perspektifin postmodernizm için de geçerlilik taşıdığı görülmekte ve ayrı öncüllerden yola çıkılmakla birlikte hermeneutik ile benzeri sonuçlara varılmaktadır. Postmodernizm açısından bakıldığında postmodern bağlamı ‘anlama’ ve ‘açıklama’ yolunda, moderniteden köklenen epistemoloji, üstanlatı ve yöntemlerden bir işlev beklenmesinin “anlamsız” olmasından ötürü sosyal bilimler ya kökten biçimde yenilenecek ya da bilgi yapıları rejiminin gitgide işlevsiz bir parçası haline gelecektir. Kapitalizm ve sosyal bilimler bağıntısındaki ikilem de postmodernizm açısından bu ikilemden başkası değildir.

         

         

                    Sosyal bilimler, Avrupa’nın tarihsel rolünü reddedilmez radde de abartmış, çarpıtmış ve Avrupamerkezcilikle mühürlenerek hem Avrupa/Batı-dışı toplumlar üzerinde kapitalist hegemonya kurma arayışlarının aracılığı işlevini üstlenmiş, hem de gerçekliğe ilişkin -doğrular içermekle birlikte- yanıltıcı bir resim yaratmıştır.[12] Postmodernizmi daha doğrudan ilgilendiren asıl ikilem, sosyal bilimlerdeki işte bu mezkûr yapısal zafiyetlerin kendisinde de bulunup bulunmadığı ikilemidir. Sosyal bilimleri; toplumsal zeminlerinin yitmesi ve Avrupamerkezci üstanlatılara bel bağlamaları yönüyle eleştiren postmodernizmin kendisi acaba toplumsal zemini doğru biçimde tespit edebiliyor mu, bu bir. İkincisi, eleştirilerdeki haklılık bir yana, postmodernizmin yine kendisi zikredilen epistemolojik tuzaklara düşmekten kurtulabilmiş midir ki Avrupamerkezci olmayan bir bilgi yapıları rejimine, “sosyal bilimleri açın” çağrısına ve “sosyal bilimleri düşünmemek” anlayışına giden doğru yol postmodernizm olsun? Postmodernizmin işlevinin; kapitalizm ve ona ait bilgi yapıları rejiminin önce doğallaştırılmasına, sonra uygulanabilir-sürdürülebilir kılınmasına yönelik “sistem-içi muhalif”  bir rol oynamakla sınırlı bir işlev olup-olmadığı meselesi, ayrı bir yazının müstakil konusunu oluşturacak denli önemli bir mesele olsa gerektir.

         

         

                    Kaynaklar

         

        Aylesworth Gary, “Postmodernism”, Stanford Encyclopedia of Philosophy,   http://plato.stanford.edu/entries/postmodernism/ (Erişim: 31.07.2006)

        Bauman Zygmunt, “Bir Postmodern Sosyoloji Var Mıdır?”,  Retorik, Hermeneutik ve Sosyal Bilimler, (Der.          ve Çev. Hüsamettin Arslan), Paradigma Yay., İstanbul, 2002

        Brannigan Augustine, “Postmodernism”, Encyclopedia of Sociology, Volume 3, (Ed. Edgar F. Borgatta), Macmillan Refere Usa, New York, London vd., 2000

        Demirel İdiris, Epistemolojik Açıdan Dünya Sistemleri Analizi (Yayımlanmamış doktora tezi), DEU SBE KAY ABD, İzmir, 2007

        Demirel İdiris, “Dünyanın Dünyalaşması, Sosyal Bilimler ve Avrupamerkezcilik”, Dergâh Edebiyat Sanat Kültür, C: XVIII, S: 213, Kasım 2007

        Demirel İdiris, “Sosyal Bilimsel Analizlerde Zaman ve Mekân Tasavvurları”, Türk Yurdu, 7. Devre, C: 28 (60), S: 247 (608), Mart 2008

        Dilthey Wilhelm, “Introduction to the Human Sciences”, (Erişim: 01.08.2006) http://www.marxists.org/reference/subject/philosophy/works/ge/dilthey1.htm

        Featherstone Mike ve Lash Scott, “Globalization, Modernity And The Spatialization of Social Theory: An introduction”, Global Modernities(Ed. Featherstone vd.), Sage Publications, London, 1997

        Harvey David, Postmodernliğin Durumu, (Çev. Sungur Savran), Metis Yay., İstanbul, 2003

        Heidegger Martin, Bilim Üzerine İki Ders, (Çev. Hakkı Hünler), Paradigma Yay., İstanbul, 1998

        Hobbes Thomas, Leviathan,  http://www.gutenberg.org/dirs/etext02/lvthn10.txt, (Erişim: 01.09.2006)

        Hollinger Robert, Postmodernizm ve Sosyal Bilimler Tematik Bir Yaklaşım, (Çev. Ahmet Cevizci), Paradigma Yay., İstanbul, 2005

        İlgen Abdulkadir - Demirel İdiris, “Eleştirel Açıdan Tarihsel Arkaplanıyla Egemen Bilgi Yapıları Rejimi ve Sosyal Teori”, Türkiye Günlüğü, S: 93, Bahar 2008

        Jameson Fredric, “Postmodernism or, The Cultural Logic of Late Capitalism”, (Erişim: 23.02.2007) http://www.marxists.org/reference/subject/philosophy/Works/us/jameson.htm

        Jameson Fredric, “Notes on Globalization as a Philosophical Issue”, The Cultures Of Globalization, (Ed. Fredric Jameson ve Masao Miyoshi), Duke University Press, Durham and London,  1998

        Lyotard Jean-François, “The Postmodern Condition A Report on Knowledge”,  (Erişim: 23.02.2007) http://www.marxists.org/reference/subject/philosophy/Works/fr/lyotard.htm

        Rorty Richard, “Dayanışma Olarak Bilim”,  Retorik Hermeneutik ve Sosyal Bilimler, (Der. ve Çev. Hüsamettin Arslan), Paradigma Yay., İstanbul, 2002

        Rosenau Pauline Marie, Post-modernizm ve Toplum Bilimleri, (Çev. Tuncay Birkan), Bilim ve Sanat Yay., Ankara, 2004

        Seidman Steven, “Sosyolojik Teorinin Sonu”, Retorik, Hermeneutik ve Sosyal Bilimler, (Der. ve Çev. Hüsamettin Arslan), Paradigma Yay., İstanbul, 2002

        Wallerstein Immanuel, “Halil İnalcık ve Osmanlı Çalışmalarının Geleceği”, (Çev. Mustafa Özel), Dergâh Edebiyat Sanat Kültür, C: V, S: 59, Ocak 1995

        West David, Kıta Avrupası Felsefesine Giriş, (Çev. Ahmet Cevizci), Paradigma Yay., İstanbul, 2005

        Wittgenstein Ludvig, “Tractatus Logico-Philosophicus”, (Erişim: 01.09.2006) http://www.gutenberg.org/dirs/etext04/tloph10.txt


        


        

        * Bilgi yapıları rejimi ile ilgili başka bir çalışma için Bkz; Abdulkadir İlgen-İdiris Demirel, “Eleştirel Açıdan Tarihsel Arkaplanıyla Egemen Bilgi Yapıları Rejimi ve Sosyal Teori”, Türkiye Günlüğü, S: 93, Bahar 2008, ss. 124–132.

        ** Dr, Bilecik Ünv. İİBF. KAY. Siyaset ve Sosyal Bilimler ABD., idirisdemirel@gmail.com

        [1] Thomas Hobbes, Leviathanhttp://www.gutenberg.org/dirs/etext02/lvthn10.txt, (Erişim: 01.09.2006).


        

        [2] Immanuel Wallerstein, “Halil İnalcık ve Osmanlı Çalışmalarının Geleceği”, (Çev. Mustafa Özel), Dergâh Edebiyat Sanat Kültür, C: V, S: 59, Ocak 1995, s. 14; Martin Heidegger, Bilim Üzerine İki Ders, (Çev. Hakkı Hünler), Paradigma Yay., İstanbul, 1998, ss. 14–15. 


        

        [3]  Wallersteinyen perspektifli bir zamanmekân yaklaşımı için Bkz; İdiris Demirel, “Sosyal Bilimsel Analizlerde Zaman ve Mekân Tasavvurları”, Türk Yurdu, 7. Devre, C: 28 (60), S: 247 (608), Mart 2008,  ss. 69–73.


        

        [4] Richard Rorty, “Dayanışma Olarak Bilim”,  Retorik Hermeneutik ve Sosyal Bilimler, (Der. Ve Çev. Hüsamettin Arslan), Paradigma Yay., İstanbul, 2002, s. 43; Ludvig Wittgenstein, “Tractatus Logico-Philosophicus”, http://www.gutenberg.org/dirs/etext04/tloph10.txt (Erişim: 01.09.2006).


        

        [5] Jean-François Lyotard, “The Postmodern Condition A Report on Knowledge”,  http://www.marxists.org/reference/subject/philosophy/Works/fr/lyotard.htm (Erişim: 23.02.2007); Gary Aylesworth,   “Postmodernism”, Stanford Encyclopedia of Philosophy, http://plato.stanford.edu/entries/postmodernism/ (Erişim: 31.07.2006);  David Harvey, Postmodernliğin Durumu, (Çev. Sungur Savran), Metis Yay., İstanbul, 2003, s. 21; Zygmunt Bauman, “Bir Postmodern Sosyoloji Var Mıdır?”,  Retorik, Hermeneutik ve Sosyal Bilimler… s. 105; Mike Featherstone ve Scott Lash, “Globalization, Modernity And The Spatialization of Social Theory: An introduction”, Global Modernities(Ed. Featherstone vd.), Sage Publications, London, 1997, s. 1;  Augustine Brannigan, “Postmodernism”, Encyclopedia of Sociology, Volume 3, (Ed. Edgar F. Borgatta), Macmillan Refere Usa, New York, London vd., 2000, s. 2205.


        

        [6] David West, Kıta Avrupası Felsefesine Giriş, (Çev. Ahmet Cevizci), Paradigma Yay., İstanbul, 2005, s. 316; Steven Seidman, “Sosyolojik Teorinin Sonu”, Retorik, Hermeneutik ve Sosyal Bilimler… s. 84.   


        

        [7] Pauline Marie Rosenau, Post-modernizm ve Toplum Bilimleri, (Çev. Tuncay Birkan), Bilim ve Sanat Yay., Ankara, 2004, s. 31; Harvey, a.g.e., s. 30; Demirel, Epistemolojik Açıdan Dünya Sistemleri Analizi (Yayımlanmamış doktora tezi), DEU SBE KAY ABD, İzmir, 2007, ss. 37–39.


        

        [8] Fredric Jameson, “Notes on Globalization as a Philosophical Issue”, The Cultures Of Globalization, (Ed. Fredric Jameson ve Masao Miyoshi), Duke University Press, Durham and London,  1998; West, a.g.e., ss. 315–330; Jameson, “Postmodernism or, The Cultural Logic of Late Capitalism”, http://www.marxists.org/reference/subject/philosophy/Works/us/jameson.htm (Erişim: 23.02.2007).        


        

        [9] Robert Hollinger, Postmodernizm ve Sosyal Bilimler Tematik Bir Yaklaşım, (Çev. Ahmet Cevizci), Paradigma Yay., İstanbul, 2005, s. 9. Yazara göre, Aydınlanma ile Batı’nın sadece ilerleme, modern kapitalizm, bilim ve teknoloji alanlarındaki egemenliği savunulmamaktadır. Aydınlanmayla birlikte ayrıca, Batı’nın dini alandaki egemenliği de; Hıristiyanlığın “yegâne hâkim din olduğu öğretisi” de savunulmaktadır. Bkz; s. 105.


        

        [10] Modernlik, Aydınlanma ve doğa bilimleri temelli pozitivist bir insani-sosyal bilim düşüncesi kuşkusuz salt postmodern perspektiften değil, Dünya Sistemleri Analizi ve Eleştirel Teori (Frankfurt Okulu) gibi başka perspektiflerden de eleştirilmektedir. Nitekim Eleştirel Teori açısından bakıldığında da, merkezinde bilim, araçsal akıl ve kapitalizm bulunan modernitenin, eleştirilerin odak noktası haline geldiği görülecektir. Buna göre: Aydınlanma barbarlığa, araçsal akıl toplama kamplarına, demir kafes ise Kitab-ı Mukaddes’te geçen su aygırınkine benzetilen bir canavarlığa yol açmış ve faşizm, kapitalizmin doruk noktası, sosyal bilimler ise kapitalizmin hizmetine koşulan bir burjuva ideolojisi olmuştur. Bkz; Hollinger, a.g.e., ss. 124—127.  


        

        [11] Wilhelm Dilthey, “Introduction to the Human Sciences”, http://www.marxists.org/reference/subject/philosophy/works/ge/dilthey1.htm (Erişim: 01.08.2006) 


        

        [12] Demirel, “Dünyanın Dünyalaşması, Sosyal Bilimler ve Avrupamerkezcilik”, Dergâh Edebiyat Sanat Kültür, C: XVIII, S: 213, Kasım 2007, s. 23.


Türk Yurdu Ekim 2009
Türk Yurdu Ekim 2009
Ekim 2009 - Yıl 98 - Sayı 266

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele