Kırgızistan’da Misyonerlik Faaliyetleri

Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

            Hukuk toplumunun, hukuk devletinin en önemli görevlerinden biri, dinî çevre de dahil olmak üzere bireyin bütün hak ve özgürlüklerini sağlamaktır. Fakat Kırgızistan’da böyle bir toplum ve devletin kurulabilmesi için önünde çözümü gereken pek çok çetin meseleler bulunmaktadır. Günümüzde Kırgızistan, yeni bir devletin temelini, yeni bir ülkenin dış ve iç politikasını kurmakta olan bağımsız ve genç bir devlettir. Bütün zorluk ve karışıklıklara rağmen Kırgızistan’da hukuk toplumu git gide şekillenmeye başlamıştır. Post Sovyet döneminin uzun zamandan beri beklediği her insanın din ve vicdan hürriyeti, Kırgızistan halkının dinî açıdan yeniden doğuşunun, söz konusu bölgede dinî hayatın yeniden canlanmasının başlangıcı olmuştur[1]. Orta Asya-Türkistan coğrafyası en eski zamanlardan beri, benzer dinî görüşlere sahip çeşitli halkları çok çehreli fakat tek kültür çatısı altında birleştire gelmiş önemli bir coğrafyadır. Ortak tarihî, kültürel bağlar ve oluşumlarla birbirine sıkı bir şekilde bağlı olan Türkistan halkı ilk önceleri yerli kültlere tapmışlar, zamanla Şamanizm, Zerdüştlük, Mani, Budizm, Hıristiyanlık ve İslam gibi çeşitli dinlerin mensupları olmuşlardır. Tarihin çeşitli dönemlerinde meydana gelmiş bu dinî mücadele ve barış süreçleri ancak Sovyet İktidarı’nın hüküm sürdüğü zaman içinde geçici olarak durdurulmuştur. Sovyet İktidarı yıllarında Bolşevik yöneticiler “sömürücü sınıfların hizmetinde yalancı ideolojiler…” adını verdikleri tüm dinlere karşı devamlı bir savaş sürdürmeyi inançlarının bir parçası saymışlardır. Onlar için İslam da bütün diğer dinler gibi sadece bir olaydı[2]. Sovyet döneminin sonuna kadar Komünist Parti’nin din karşıtı söylemi devam etmiş ve tüm dinler, ateizmi resmi olarak benimsemiş olan Sovyet devletinin sıkı gözetimi ve denetimi altında tutulmuştur.Bu zaman sürecinde şeriat mahkemeleri, vakıflar ortadan kaldırıldığı gibi medreseler ve pek çok cami kapatılmış, pek çok kilisenin faaliyetleri durdurulmuştur. Dinî cemaatlere ait bütün binaların; cami, medrese, kilise, manastır ve diğer tapınakların tüm varlıkları “kamu malı” olarak ilan edilmiştir. Aynı yıllarda Sovyetler Haç ve Zekat olmak üzere İslam’ın beş şartından ikisini yasakladıkları gibi Ramazan bayramı, Kurban bayramı, Paskalya bayramı gibi dinî bayramları da yasaklamışlardır[3]. Hemen arkasından üçüncü bir konuya karşı saldırıya geçmişler ve Ramazan orucu da yasaklanmıştır[4]. Bütün bu değerler alay konusu olup Kuran’ın öğretilmesi, İslam’ın esaslarının, genel olarak Allah’ın emirleri ve yasaklarının öğretilmesi de yasaklanmıştır. Devlet okullarında dinî eğitim kesinlikle yasaklanmış durumdaydı. Okulun ilk görevinin komünist yetiştirmek, dolayısıyla müstakbel Sovyet vatandaşlarını yani “Sovyet İnsanı Tipi”ni dinlerin aşıladığı zararlı ve antikomünist gerici düşüncelerden uzak tutmak olduğu hatırlatılmaktaydı[5]. Aynı dönemde pek çok Müslüman din adamı hapsedilmiş, sürgüne gönderilmiş veya tamamıyla yok edilmiştir. Bazı araştırmacılara göre, 1917’de 45 bin dolayında olan Müslüman din adamlarının sayısı 1948’de 2 bin ila 3 bine kadar düşmüştür[6]. Camiler yıkılmış veya alay için ateizm müzelerine dönüştürülmüştür. İslam’ın öğretimi, zenginlerin fakirleri boyunduruk altına almaya onları köleleştirmeye yönelik teşebbüsleri olarak tasvir edilmekte, dinî önderler ise halkın güvenini kendi menfaatleri için kullanan toplumun parazitleri, sömürücüler ve hilekârlar olarak tasvir edilmekteydi[7]. Din görevlileri ve îman sahipleri sadece “parazitler” olarak değil, aynı zamanda “karşı-ihtilalciler” yahut “karşı ihtilalin en ileri elemanları” olarak devlet tarafından sıkı bir şekilde takip edilmekteydiler.               Sovyet İktidarının çökmesi ve dağılmasıyla birlikte Orta Asya Türk Cumhuriyetleri birçok iç ve dış sorunla karşı karşıya kalmışlardır. Özellikle bu devletler için ulusal kimlik ve din konuları ön plana çıkmış durumdadır. Kendilerini tanımlama, geçmişle bağlantılarını sürdürme, Sovyet döneminde yok sayılan yada unutulan gelenek ve görenekleri yeniden ortaya çıkarma, kısacası ayrı bir millet olduklarını gösterme ihtiyacı doğmuştur[8].Kırgızistan’ın bağımsızlığına kavuştuğu 1991 yılından itibaren Kırgızistan’da diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeolduğu gibi devlet ile din ve dinî örgütler arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başlamıştır. 1991’de Kırgızistan’da “Din Hürriyeti ve Dinî Örgütler Üzerine” yeni bir kanun çıkarılmış, bundan üç sene sonra da dönemin Cumhurbaşkanı Askar Akayev’in “Kırgızistan Vatandaşlarının Sahip Oldukları Dinî Hak ve Özgürlüklerinin Gerçekleştirilmesi Üzerine Tedbirler” adlı bir kararnamesi çıkmıştır[9]. Bu kararnamelerin yürürlüğe girmesiyle ülkede dinin statüsü değişmiş, insanların din ve vicdan hürriyetleri temin edilerek bütün dinî örgütlere ibadetlerinde ve dinî faaliyetlerinde özgürlük tanınmaya başlamıştır. Aslen dinî bayramlar olan Nevruz, Orozo Ayt (Ramazan Bayramı), Kurman Ayt (Kurban Bayramı), Paskalya tatil günleri olarak ilan edilmiştir. Ülkenin tüm halkı etnik ve dinî mensubiyetine bakmaksızın artık bu bayramları rahat ve huzur içinde kutlamaktadırlar. Kırgızistan’ın söz konusu yıllardaki Cumhurbaşkanı Askar Akayev, Post Sovyet devlet yöneticilerinin ilklerinden olarak Hacca gitmiş, Kudüs’ü ziyaret etmiş, Moskova ve Tüm Rusya Patriği Aleksiy II. yi kabul etmiş, Vatikan’da Papa II. Jan Pol’ün ziyaretinde bulunmuş, Kırgızistan’ın çeşitli bölgelerinde cami ve kiliselerin yapılması için büyük miktarda hibede bulunmuştur[10]. Ülkenin siyasi otoriteleri devamlı olarak dinî teşkilatlarla medeni ilişkiler kurmaya ve onları desteklemeye çalışmaktadır. Nisan 1993’te devletin desteği ile Kırgızistan Müslümanlarının Kadılığı kurulmuş, beş ay sonra da Cumhurbaşkanlığına bağlı Din İşleri Komitesi kurulmuştur. Ülkede eski dinî yapıların tamir ve tadilatı, yeni dinî yapıların inşası aktif bir şekilde gerçekleştirilmeye başlamıştır. 1991 yılında ülkede 39 cami bulunmasına karşılık 2002’de kaydedilmiş camilerin sayısı 1225’e ulaşmıştır.               Bazı dinî müesseseler, camiler veya diğer değerlerin canlanmasında yabancı sponsorların da katkı ve destekleri büyüktür. Bişkek’te Merkez Cami’in, Gregoryevka’daki Çong Su Medresesi’nin kuruluşunda, Narın Cami’inin restorasyonunda El Vakıf El İslamî’nin büyük bir desteği olmuştur. Dünya Müslümanlar Birliği olan “Rabıta” teşkilatı Oş şehrindeki Rahmatulla-Alla ve İmam Buharî camilerinin yapımında ciddi maddî destekte bulunmuştur. Bişkek Hazret-i Ömer İslam Enstitüsü’nün faaliyetlerinin bir kısmı da Kuveyt Devletinin Sosyal Reformlar Cemaat’i tarafından finanse edilmiştir. American Assembly of God ve Orta Asya’nın Ellililer’e ait kiliseleri tarafından kurulan İpek Yolu adlı dinî kolejde Kırgızlar, Özbekler, Ruslar, Ukraynalılar, Beyazruslar, Kazaklar eğitim görmekte olup, bunlardan, ileride kendi etnik grupları arasında “kendi cemaatlerini” kurmaları beklenmektedir. Toplam Kırgızistan’da 7 İslam Enstitüsü, Oş Devlet Üniversitesi’nin İlahiyat Fakültesi (Türkiye, Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi tarafından desteklenmektedir), 42 medrese ve 11 Hıristiyan eğitim müessesi faaliyet göstermektedir[11].   Kırgızistan laik bir ülkedir. Kırgızistan Anayasası’na göre devlet genel olarak bütün dinlere karşı aynı mesafede olup tarafsızdır.Dini teşkilatlar devlet işlerine karışmazlar. Kırgızistan Cumhuriyeti kendi vatandaşlarına inanç özgürlüğü ve dini tebliğ hakkını sağlamış bulunmaktadır. Fakat son zamanlarda ülkede, çok sayıda yabancı örgütlerin devletin sağladığı bu serbestliği kendi lehlerine çevirerek Sovyet iktidarının çökmesi ve dağılmasıyla birlikte söz konusu bölgedeki insanlarda ortaya çıkan inanç boşluğunu doldurmak için kalabalık bir şekilde misyonerlik propagandalar yapmaya başladığı; yurtdışından gelen misyonerler ve misyonerlik faaliyetlerin aşırı derecede çoğaldığı göze çarpmaktadır. Şu bir gerçektir ki Sovyetler Birliğinin dağıldığı ilk dönemlerde ülke halkının bu tür misyonerlik faaliyetlerine pek itibar etmediği görülürken, 90’lı yılların ortalarından başlayıp özellikle gençlerin,melez aile çocuklarının, şehirli insanların, entelektüel ve karışık evlilik yapan insanların Hıristiyanlığı kabul etmeye başladıkları görülmektedir. Yeni Ahid 1992 yılında Kırgızcaya tercüme edilmiş, ayrıca çocuklar için de Kırgızca İncil tercüme edilerek basılmıştır[12]. Kırgızlar ve Kırgızistanlıları artık, propagandacıları da dahil olmak üzere Ellililer, Yehova Şahitleri, Ortodoks Hıristiyan mezhepleri arasında görmek mümkündür. Toplumun büyük kısmı artık, bazı Kırgızların veya Kırgızistan’da yaşayan diğer Türklerin etnik ve dinsel klişeleri kırarak Hıristiyanlığın değerlerini kabul etmelerini protesto etmemektedir. Günümüzde Kırgızistan’da 1289 dinî örgüt ve dinî teşekkül kaydedilmiştir. Bunlardan 1032’si Müslümanlara, 44’ü Ortodokslara, 40’ı Yehova Şahitlerine, 35’i Evangelist Hıristiyan-Baptistlere, 21’i Hıristiyan-Ellililere, 19’u Lütercilere, 19’u Yedinci Günün Hıristiyan-Advantistlerine, 10’u Bahaîlere ve 41’i diğer dinî mezheplere aittir. Daha da önemlisi, son zamanlarda ülkede dinî özgürlüğün temin edilmesi ile birlikte din kılıfına bürünerek çeşitli radikal ve irticaî faaliyetler yapmakta olan grupların sayısının artmaya başladığı da görülmektedir[13].Uzmanlara göre, eğer devlet ülkedeki dinî durum üzerinde bilinçli, plânlı bir gözetleme yapmazsa, dinî örgütlerin kayıt işlerinde gereken dikkat ve titizliği göstermezse bu durum ileride Kırgızistan’da siyasî istikrarsızlığa, dinler arası anlaşmazlığa yol açacak; toplum ve çeşitli dinler arasındaki huzur, dirlik ve düzenliği bozarak hukuk toplumunun kuruluşunu yavaşlatacaktır[14]. Bazı siyasetçiler ve bilim adamları, çeşitli din ve mezheplerin temsilcileri, ülkede din özgürlüğü üzerine alınmış kanunların aşırı derecede liberal olduğu görüşündedirler. Mesela, sadece 1996-2002 yılları arasında ülkeyi % 73, 8’i Hıristiyan, % 22, 6’sı Müslüman, % 3, 6’sı da diğer dinlerin mensupları olmak üzere 862 yabancı misyonerin ziyaret etmesi Kırgız toplumunda bir endişe uyandırmaktadır. Yarkov’un araştırmalarına göre, misyoner örgütlerden bazıları kendilerine taraftar kazanmak için hile yoluna başvurmakta, rüşvet vermekte, hipnoz kullanmakta, seminerler düzenleme yöntemlerini kullanmaktadırlar. Bu seminerlerde, ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen insanlara her gün beş öğün yüksek kalorili yemek verilerek insanlar ancak 4-5 saat uyutulmaktadır. Geri kalan saatlerde kitle halinde aralıksız ibadet yapılmaktadır. Bunun sonucunda papaz ve cemaatin taleplerine kayıtsız şartsız bir şekilde itaat göstermeleri için şiddetli bir psikolojik baskı uygulanmakta, hedef belirlenmektedir. Bişkek’te bulunan diğer bir misyonerlik örgütü yurtdışında evlilik yapma programı açmıştır. Neticede, kandırılmış kızlar çok az para karşılığında “yeni ortaya çıkmış din” adı altında gizli uluslararası cemiyet fabrikalarında ağır ve monoton işlerde çalıştırılmaktadır[15]. Kırgızistan'da serbest bir şekilde faaliyet gösteren misyonerler bir yandan onlara yardım ederken öte yandan “Bizim dinimizi kabul ederseniz, daha müreffeh, daha Avrupai hayat yaşarsınız!” diyerek yardım ettikleri fakir insanları Hıristiyanlığa çekmektedirler. Ayrıca Batı medeniyetlerinin nimetlerinden yararlanmak isteyen anne babalar, çocukları İngilizce eğitim görebilsin diye Amerika, Kanada ve İngiltere kaynaklı bu tür faaliyetlere ilgi göstermektedirler[16]. Moon Örgütü gibi bazı dinî örgüt ve dernekler, fiilî olarak aktif bir şekilde faaliyet göstermelerine rağmen kendi örgütlerini hâla kaydettirmemiş durumdadır. Halbuki bu dinî örgüt 1991 yılından beri yüzlerce öğretmen, doktor ve öğrenci için kitlevi propagandalar yapmakta, Isık Göl’de seminerler düzenlemektedir.

 

Bu misyonerlik örgütler arasında en çok Yehova Şahitleri yoğun bir faaliyet göstermektedir. Bunlar yurtdışından Rusça ve Kırgızca olmak üzere çok sayıda dinî edebiyat elde edebilmekte, ayrıcaiki tane kendi gazeteleri de bulunmaktadır. Ayrıca Yeniden Doğmuş Değer Kilisesi, Dianetika Merkezi, İsa Peygamber Kilisesi v.s. Kırgızlar da dahil olmak üzere çeşitli etnik grupları kilise ayinlerine çekmeye başlamıştır[17].   Bazı tarikatlar tarafından körüklenen dinî fanatizm, kimi zaman toplumda gerginlikler yaratmaktadır. Kırgızistan Milli İstihbaratı’nın verdiği bilgilere göre ülkenin güney bölgelerinde bulunan çeşitli radikal ve irticaî örgütler son zamanlarda gizli faaliyetlerini artırmıştır. Milli İstihbarat, bu tür örgütlerden biri olarak Hizbu’t-Tahrir Partisi’ne işaret etmektedir[18]. Ülkede bulunan pek çok diğer radikal gruplar, beyannameler dağıtmak usulü ile veya Internet aracılığıyla muayyen zamanlarda kendi faaliyetleri hakkında bilgiler dağıtabilmektedir. “Sovyetler döneminde baskı altında tutulan ve kendi dinlerini öğrenme ve gereklerini yerine getirme fırsatı verilmeyen bölge halklarının bilinçsizliği ve özellikle ekonomik anlamda geri kalmışlığı fırsat bilinerek, oluşan boşluktan faydalanma niyetindeki çeşitli ülke organizasyonlarının faaliyetlerinde her geçen gün artış kaydedilmektedir”[19].Söz konusu gruplar genellikle ülkedeki siyasî, sosyal ve ekonomik sıkıntıları kötüye kullanarak daha çok sözel propagandaları tercih etmektedirler. Netice olarak, Güney Kırgızistan’ın İslam cemaati “hakiki dindarlar” ve geleneksel İslam’ın taraftarları olmak üzere gizlice ikiye ayrılmış durumdadır (bunlar “gerçek dindarlar” olarak Vahhabîleri bilmektedirler). Söz konusu bölgeye Vahhabîlik Endicanlı ve Namanganlı propagandacıların vasıtasıyla Özbekistan’dan yayılmıştır.   2001 yılında Tokmok şehrinde hükümet aleyhinde olan ve cihada davet eden 10 bin adet beyanname ve broşür tespit edilmiş, toplanmıştır. Mart 2000 ve Haziran 2002 yılında Şark Azatlık Teşkilatı (ŞAT) radikalleri tarafından Uygur İttifak Teşkilatı’nın lideri N. Begmatov, Çin Büyük Elçiliği Konsolosu Van Dzan’pin ve iş adamı Bumaer Nuermaymayti öldürülmüştür. Katiller yakalandıklarında onların cinayetten sabıkalı oldukları ve ŞAT mensubu oldukları tespit edilmiştir.   Kırgızistan’da bu tür misyonerlik faaliyetlerinin gittikçe sistemli ve planlı bir şekilde arttığı görülmektedir. Son zamanlarda insanların çeşitli dinî örgütlere daha sık başvurarak söz konusu örgütlerin üyeleri olmaya başlamaları, Sovyet sisteminin çöküşüyle birlikte eski Komünist ideal ve değerlerinden hızlı bir şekilde vazgeçilmesi sonucunda toplumda ortaya çıkan kültürel ve manevi boşluktan kaynaklanmaktadır. Çünkü eskiden bütün Sovyetler Birliği ülkelerinde ateizm resmi devlet dini gibi telakki edilmekteydi. Kırgızistan’daki durum gösteriyor ki yeni Protestanlar arasında çoğunluğu oluşturan kadınlar ve gençler, zihinlerinde tahayyül ettikleri toplum içindeki davranışın yeni modeline uygun ideal ve değerler arayışındadırlar. Bu bağlamda ülkede bir sosyal araştırmanın yapılması ve bu araştırmanın sonuçlarına göre devlet tarafından sosyal sorunların giderilmesine yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir. Şu açıktır ki ülkede çeşitli dinî örgütlerin, misyonerlik ve faaliyetlerinin yayılmasına dış amiller hizmet ettiği gibi, yoksulluk, gençlerin kütlevî işsizliği, yönetimin yolsuzlukları gibi toplumdaki sosyo-ekonomik, siyasi, demografik, etnik gruplar arasındaki sorunlar gibi diğer amiller de hizmet etmektedir. Bize göre, Kırgızistan’daki dinî içerikteki kanunların yeniden gözden geçirilerek düzene koyulması, devlet yöneticilerinin önlerini görerek ileride oluşacak hayati tehditlere karşın radikal tedbirler geliştirmeleri gerekmektedir.    
        

         [1] Tabışaliyeva A., Vera v Turkestane (Oçerk Religiy Sredney Azii i Kazahstana), Bişkek, 1993, s. 3.

         [2] Bennigsen A., Lemercier C. Quelquejay, Step’de Ezan Sesleri, İstanbul, 1994, s. 194.

         [3] D’encausse H. Carrere, Sovyetler’de Müslümanlar, İstanbul, 1992, s. 79.

         [4] Bennigsen A., Lemercier C. Quelquejay, a.g.e., s. 209.

         [5]  D’encausse H., a.g.e., s. 13, 45; Vincent Monteil, Sovyet Müslümanları, İstanbul, 1992, s. 206. 

         [6] Akçalı P., Orta Asya’da İslami Uyanış, Radikal İslami Hareketler ve Bu Hareketlerin Bölge Politikasına Etkileri / Orta Asya’nın Sosyo-Kültürel Sorunları: Kimlik, İslam, Milliyet ve Etnisite, Hazırlayanlar Efegil E.-Akçalı P., Gündoğan Yayınları, İstanbul, 2003, s.132.

         [7] Tabışaliyeva A., Kırgızstan: Menyayuşiysya Mir i Traditsii / RENESSANS İLİ REGRESS, Bişkek, 1996, s. 36.

         [8] Demir A. F., Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde İslam ve Etnisite / Orta Asya’nın Sosyo-Kültürel Sorunları: Kimlik, İslam, Milliyet ve Etnisite, Hazırlayanlar Efegil E.-Akçalı P., Gündoğan Yayınları, İstanbul, 2003, s. 101.

         [9] Sultangazı M., Kırgızstanda Diniy Kırdaal Koldon Çığıp Baratatbı?, Radio Free Europe/Radio Liberty, 12. 07. 2006 / www.azattyk.kg 

         [10] Yarkov A., Oçerk İstorii Religiy v Kırgızstane, Bişkek, 2002, s. 85.

         [11] Yarkov A., age., s. 86.

         [12] Turan Ö., Dinsel ve Mezhepsel Çatışmalar / Avrasya Coğrafyasında Misyonerlik Faaliyetleri, http://www.turksam.org/tr/a238.html

         [13] Abdıraimov I., Calalabat: Diniy Ekstremisttik Uyumdar İş-Araketin Tımızın Küçötüüdö, ?, Radio Free Europe/Radio Liberty, 06. 07. 2006 / www.azattyk.kg 

         [14] Sultangazı M., Kırgızstanda Diniy Kırdaal Koldon Çığıp Baratatbı?, Radio Free Europe/Radio Liberty, 12. 07. 2006 / www.azattyk.kg   

         [15] Yarkov A., age., s. 87.

         [16] Turan Ö., a.g.e., http://www.turksam.org/tr/a238.html

         [17] Yarkov A., age., s. 88.

         [18] Abdıraimov I., Calalabat: Diniy Ekstremisttik Uyumdar İş-Araketin Tımızın Küçötüüdö, ?, Radio Free Europe/Radio Liberty, 06. 07. 2006 / www.azattyk.kg 

         [19] Türk Cumhuriyetleri’nde Misyonerlik Faaliyetleri Planlı Bir Şekilde Giderek Artıyor /  http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=1985 

Türk Yurdu Eylül 2009
Türk Yurdu Eylül 2009
Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele