Ergenekon Destanı Hakkında

Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

        Ergenekon Destanı hakkında pek çok yayın yapılmıştır. Sözü geçen destanın beş ayrı versiyonu araştırıcılarca kaynaklardan tespit edilmiştir. Ergenekon Destanı’nın ana çatısını oluşturan mitolojik efsanenin prototipine ilk defa Çin’deki Cov (Chou) sülalesinin (M.S.557-581) yıllıklarında Göktürkler (T’u-chüeh) adına kayıtlı olarak rastlanılmıştır. İkinci versiyon, Sui Sülalesi (581-618) tarihinde yer almaktadır. Göktürklere ait bir türeyiş efsanesi olan her iki versiyon da, Göktürklerin Lin adlı bir kavim tarafından yenilerek tüm soyunun yok edilmesini; kalan bir çocuğun kol ve bacakları kesilmiş halde bataklığa atılmasını ve bu çocuğun kurt tarafından bulunup büyütülerek ondan on çocuk doğurmasını konu edinir. Çin kroniklerine göre Göktürk hanedanı, bu on boydan (Aşina’dan) çoğalmıştır. Üçüncü versiyon ise, yine Cov (Chou) sülalesinin (M.S.557-581) tarihinde bulunmaktadır. Bu efsane bir bakıma birincinin devamı gibidir. “Hunların kuzeyinde bulunan Sou ülkesinden çıkan Göktürklerin ataları kurttan doğmuş olan İ-ci Ni-su-tu’ya dayanır. Yağmur ve rüzgâra hükmeden İ-ci Ni-su-tu’nun dört oğlundan en büyüğü ateşi bulmuş ve kavmini soğuktan korumuştur. Bu büyük kardeşe diğerleri Türk (Çincesi,Tu-kyu) adını vermişler. On hanımla evlenen Türk’ün çocukları kendi aralarında yükseğe atlama yarışması yaparak hanlarını seçmişlerdir. Son hanımın genç oğlu en yükseğe sıçrayarak Göktürkleri kuran Aşina ailesini teşkil etmiştir.” Ergenekon destanına ait çekirdek olayları ihtiva eden mitolojik versiyonlar, eski Çin dili ile tespit edilen ve Göktürklere bağlanan bu metinlerdir. Mitolojik anlatmalar, sözlü edebiyat türlerinin ilk basamağını teşkil eder. Ait olduğu milletlerin tarih öncesi ve erken tarihî dönemlerdeki tanrıları, dünyayı, canlı ve cansız varlıkları algılayış, kavrayış ve düşüncelerini aktaran ilk verimlerdir. Sözü geçen metinleri Vasily Vladimirovich Bartold (Wilhelm Barthold), N. Biçurin (Yakinev), A. Bernştam’dan başlayarak, M. Kazvini, Sergei Klyashtorny, Vladimir Livşits, Liu Mau-tsaive Bahattin Ögel gibi pek çok bilgin yayımlamıştır. Türk geleneğinde uzun yıllar yaşayan bu destanın İslam muhitinde Arap harfli alfabeyle Reşideddin ‘Tabip’ tarafından XIV. yüzyılda Farsça olarak; Hive Hanı Ebulgazi Gazi Bahadır Han tarafından ise XVII. yüzyılda Çağatay Türkçesiyle tespit edilmiş iki versiyonu daha bulunmaktadır.

         

        Reşideddin Fazlullah bin Ebu’l Hayr bin Ali’nin(1245-1318) tespit ettiği Ergenekon Destanı, onun cihan tarihi olarak tasarladığı Camiü’t-Tevarih adlı eserinde yer almaktadır. Reşideddin, bu eserini Türk ve Moğol geleneklerinden yararlanarak kaleme almış ve 1312’de bitirerek Olcayto Han’a sunmuştur. İlhanlıların hizmetine girerek Gazan Han devrinde büyük nüfuz elde etmiş olan Reşideddin, Camiü’t Tevarih’in Türkler ve Türk tarihi ile ilgili bölümlerine Oğuznameleri dahil ederek, hatta metin üzerinde bir takım tasarruflarda bulunarak tamamlamıştır. Aslen Müslüman bir Moğol olan Reşiddedin’in, Ergenekon Destanını da Türk geleneğinden aldığına şüphe yoktur. Ergenekon Destanının Çin kaynaklarındaki Göktürk menşe efsaneleriyle Reşideddin’in Camiü’t Tevarihi’ndeki metin aynıdır. Ancak, Kıyan ve Nüküz adları ile Ergenekon yer adı ve demir dağın eritilmesi motifi Reşiddedin tarafından ilâve edilmiştir. Türk destanlarında kahramanların kurt, arslan ve pars gibi yırtıcılar tarafından büyütülmesi veya onlara benzetilmesi yaygın bir motiftir.  Dede Korkut Kitabında "Basat'ın Tepegözi Öldürdüğü Boy'da kahraman Basat, kurt yerine aslan tarafından büyütülmüştür(Ergin, 1994:206). W. M. Thackson’un son olarak 1999 yılında Harvard Üniversitesi yayınları arasından çıkan “Jami’u’t-tawarikh compendium of chronicles ” adlı eserinde Ergenekon efsanesi “Türk Moğolların Dürlikin diye adlandırılan Boyları” başlığı altında verilmiştir (Thackson, 1999:79-81). Ebulgazi Bahadır Han’ın 1663 yılında ölümünden sonra oğlu Enuşe tarafından tamamlanan Şecere-i Türk adlı eserinde ise Ergenekon destanın daha kısa bir versiyonu bulunmaktadır. Ebulgazi’nin, bu versiyonu Camiü’t Tevarih ile diğer yazılı ve sözlü kaynaklardaki Oğuznamelerden faydalanarak kitabına aldığı anlaşılmaktadır. Ancak Ebulgazi, destandaki İl Han, Kıyan gibi Türkçe verileri değiştirmemiştir.

         

        Türkler, tarihin hiçbir döneminde Moğol tarihine eklemlenmemiştir. Aksine Moğollar kendilerini Türk tarihi içinde düşünmüşler ve bunu da yazılı olarak ifade etmişlerdir. Reşideddin Fazlullah da, bu hususu Camiü’t-Tevarih adlı eserinin pek çok yerinde kaydeder. Reşideddin’e göre Moğollar, Oğuz Han’ın babası Kara Han’ın kardeşleri olan Kür ve Küz’ün soyundandır. Oğuz Han, Müslümanlığı kabul etmeyerek, kendisiyle savaşmak isteyen babası Kara Han ile amcaları Kür ve Küz’ü ortadan kaldırmış ve uluslarını Karakurum‘un ötelerine kadar sürmüştür. Kılıç artığı olarak bahsettiği sözü geçen boyların; “Biz sizin aslınızdan ve soyundanız. Bizi neden yok etmek istiyorsun?” şeklindeki serzenişlerine; “Eğer sizler Tanrı’ya inanır, birliğini kabul ederseniz canınız bağışlanır ve yurt olarak size Türkistan’ı veririz” demiştir. Fakat Müslümanlığı kabul etmeyen Moğollar, “Tuğla ırmağı kenarındaki çöl ve vadileri yaylak ve kışlak yaparak fakirlik ve acz içinde her vakit üzüntülü ve kederli olarak” yaşamışladır. Oğuz Kağan’ın ise onlara Muval/Moğal adını vererek “her zaman gönlü dar ve kaygılı olunuz, köpek derisi giyip, av eti yiyiniz; bundan sonra Türkistan’a gelmeyiniz” dediği belirtilmektedir(Togan, 1982: 20).

         

        Ayrıca hem Reşideddin, hem de Ebulgazi Bahadır Han, eserlerinde Türkleri ile Moğolları Nuh Peygamberin oğlu Yafes soyuna dayandırır. Yafes’in diğer adı Reşideddin’de Olcay Han, Ebul Gazi’de ise Ebulca Han olarak gösterilmiştir. Reşideddin de Olcay/Ebulca Han’ın oğlu Dip Yavqu Han, Ebul Gazi ise Baquy Dib Han olarak kaydedilmiştir. Reşideddin’e göre Dip Yabqu’nun dört oğlu bulunmaktadır: Kara Han, Or Han, Kür Han, Küz Han. Bu adların tamamı Türkçedir. Camiü’t-Tevarih’te Oğuz Han da Kara Han’ın oğlu olarak zikredilmiş ve Şecere-i Türk‘de Ebulgazi Bahadır Han, Moğol’u da Oğuz Han’ın dedesi olarak göstermiştir. Dolayısıyla, Reşideddin ile Ebulgazi Moğol oldukları halde görüldüğü üzere Türk tarihinden ve Oğuz Han’dan ayrılmamaktadır. Çünkü Çingiz hanedanı ve memurları elli yıl içinde Türkleşmiş, oğul ve torunlarından büyük bir kısmı Müslümanlığı kabul etmişti. Bu itibarla Ön Asya sahasında hüküm süren Hülagü nesli ile Batı Türkistan ve Horasan’da hâkim olan Çağatay ile Cuci ulusundan Ebulgazi’nin de tebaasının büyük ekseriyetini Türkler teşkil etmekteydi. Ordunun ise yüzde doksan beşi Türk boylarından müteşekkildi. Türk ordu komutanları kısa sürede Moğol saraylarından kız almak suretiyle damat (küregen) olmuş ve bir kısmının ahfadı müteakip yüzyıllarda hanlıklarını ilan etmişti. Nüfus bakımından bugün de Moğollar için durum farklı değildir. Buryat, Kalkha, Oyrat ve Kalmuk gibi kısımlara ayrılan Çin Halk Cumhuriyeti’nde İç Moğolistan, Doğu Türkistan, Jilin, Liaoning, Heilongjiang, Gansu, Qinghay’da yaşayan Moğolların nüfusları 6-7 milyon civarındadır(Amerikan kaynakları Moğol nüfusunu Çin’in verilerine itibar ederek 4,8 milyon olarak göstermektedir (library.thinkquest.org/05aug/01780/chinese-ethnic-group/index.htm 08.03.2009). Moğolistan Cumhuriyeti’ndeki Moğol nüfusu ise yaklaşık olarak iki milyondur. Rusya Federasyonu’nda bulunan sekiz yüz bin Buryat ve Kalmuklarla birlikte yeryüzündeki tüm Moğol nüfusunun sekiz-dokuz milyon olduğu tahmin edilmektedir. Dünya’daki üç yüz milyon Türk ile kıyaslandığında XII. yüzyıl ile XIII. yüzyıldaki Moğol ve Türk nüfusu da aşağı yukarı bugünkü gibidir. Lamaistik Budizm mezhebinde olan Moğolların en büyük destanı ise Cangar’dır. Ayrıca, "sarp" anlamına gelen "ergene" sözü ile "dağ geçiti" karşılığındaki "kon" sözü bugünkü belli başlı Moğolca sözlüklerde bulunmamaktadır (Luvsanbalden,1966; Hangin 1986, Lesssing, 2003; Bowden 1997;  Rajki, 2006). Birleşik bir kelime olduğu anlaşılan "ergenekon" sözü de  mezkur lügatlerde hiç geçmemektedir. İslamiyeti kabul eden hükümdar sülâlesi ve yönetici sınıfı oluşturan Moğollar da Türkistan, Horasan ve Azerbaycan sahasında bütünüyle kendilerini Türk kültür dairesinin içinde görmüşlerdir. Dolayısıyla Reşideddin ile Ebulgazi, yazılı ve sözlü gelenekte karşılaştıkları eski Türk destanlarını kitaplarına almışlardır. Hatta Ebulgazi Bahadır Han'ın, Ergenekon Destanın yer aldığı kitabını Türklerin Soy Kütüğü(Şecere-i Türk) şeklinde adlandırması da ilginçtir. Bu gelenek ve motif benimsenmesi o kadar ileriye gitmiştir ki Başkurtlar arasındaki bir Çingiznamede, Çingiz Han  “yılkı yallı Gök Börüden(At yeleli Bozkurttan)” doğmuş olarak gösterilmiştir. Türk dünyasında Ergenekon Destanının ilk matbu yayını ise Kazan’da İbrahim Halfin tarafından 1819 yılında Şecere-i Türk’ün basılmasıyla gerçekleştirilmiştir(İnan, 1968:72). Şimdiye kadar hiçbir ciddi bilim adamı  Bahaeddin Öğel de dahil olmak üzere Ergenekon Destanının kökenini Moğollara bağlamamıştır. 

         

        Batı dünyasının Ergenekon Destanı’ndan haberi Strahlenberg’in Şecere-i Türk’ü 1717 yılında Batı Sibirya’da bulması ve 1726 yılında Baren’in Fransızcaya çevirdiği metinlerin Dr. Bentick’in notlarıyla A Leyde(La Haye) yayımlanmasıyla olmuştur (www.servicehistorique.sga.defense.gouv.fr/ 08.03.2009). Daha sonra da bunu, 1780 yılında Almanya’da Daniel Gottlieb Messerschmid’in neşri takip etmiştir.

         

        Bazı kişilerce iddia edildiği gibi “Ergenekon, bir Türk efsanesi olarak Kurtuluş Savaşı sırasında Yakup Kadri tarafından icat” edilerek Ergenekon adlı kitabında yayımlanmış değildir(Türköne, 2009).  Şecere-i Türk’ün Kazan baskısı içinde yer alan Ergenekon Destanı ilk olarak Ahmet Vefik Paşa tarafından, 1864 yılına Tasvir-i Efkar gazetesinde neşr edilir. Daha sonra Vefik Paşa bu yazılarını kitap haline getirir. Ahmet Vefik Paşa’nın bunu yayımladığı yıllarda 1889 doğan Yakup Kadri henüz dünyaya gelmemişti. Yakup Kadri’nin 1929 yılında kitaplaştırdığı Ergenekon ise bir edebiyat tarihi veya roman değil, Millî Mücadele yıllarındaki yazılarının toplandığı bir kitaptır. Sözü geçen makaleler toplamında Ergenekon Destanı yer almaz. Yakup Kadri, yok edilmek istenen Türk milletinin gerçekleştirdiği Milli Mücadeleyi, Ergenekon Destanı’na benzettiği için kitabına bu adı verdiğini önsözünde bizzat belirtmiştir (Karaosmanoğlu, 1973:4). Ziya Gökalp, Ergenekon adlı şiirini, önce 18.10.1912 tarihli Türk Yurdu dergisinde (s. 20.),  daha sonra ise 1330(1914) yılında Kızılelma adlı kitabında yayımlamıştır (Tansel, 1952:89, 347). Ömer Seyfeddin Halka Doğru Mecmuasının 27 Mart 1330 (9 Nisan 1914) tarihli on beşinci sayısında Tarhan müstear adıyla “Ergenekon’dan Çıkış, Yeni Gün” başlıklı bir şiir yazarken(Tarhan, 1330:2);  diğer taraftan Celâl Sahir de Uyanık takma adıyla Ergenekon Destanı’nı ve Nevruz’u anlatan “Bugün Türklerin Kurtuluş Bayramı” adlı bir yazı kaleme almıştır(Uyanık, 1330:4).

         

        Tarih öncesi dönemlerden itibaren kurt, Türk mitolojisinde töz/ongun olarak kutsiyet kazanmış; zaman içerisinde bir sembol haline dönüşmüştür. Yukarıda ifade edilen Çin kroniklerindeki tarih öncesine ait Türklerle ilgili efsanelerde görüleceği üzere kurt, Türklerin inanç ve kültürlerinde önemli yer tutmuştur. Sözü geçen türeyiş efsanelerindeki elleri ve ayakları kesilmiş bir çocuk figürü, 1968 yılında bulunan ve 572-582 yılları arasında Göktürk kağanı Tapar adına dikilen Bugut Yazıtı’nda kabartma olarak resmedilmiştir(Klyashtorniy-Livshits, 1972:121-146). Türk destan kahramanları genellikle tabiatta hâkim vasfı olan ve işini kendi gören yırtıcı canlılara benzetilmiş, hatta böri/kurt, arslan, kaplan, bars(yolbars/tonga), bürküt (kartal/laçin), şunkar(togan/doğan, sungur, kırgı/şahin)gibi hayvan ve kuşlar ad olarak da günümüze kadar kullanılagelmiştir. Ergenekon Destanı’ndan başka diğer Türk destanlarında da kurt temel bir motif olarak geçmektedir. W. Bang Kaup ile Reşit Rahmeti Arat’ın birlikte yayımladıkları Oğuz Destanı’nın İslamî olmayan Uygur harfli versiyonunda Oğuz’un çadırına tan vakti güneş gibi bir parlak ışık girmiş ve içinden gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt çıkmıştır.  Oğuz’a “Sen Urum Kağan üzerine sefere çıkmak niyetindesin. Ben senin önünde yürümek istiyorum.” demiş. Karargâhını toplayan Oğuz’un ordusunun önünde tan ağarınca gök tüylü, gök yeleli erkek kurt yürümeye başlamıştır. Birkaç gün sonra kurt durmuş ve Oğuz’un ordusu İdil ırmağı kıyısına yerleşmiş ve yapılan savaşta Oğuz Urum Kağan’ı yenmiştir. Oğuz Kağan’ın bundan sonra Çürçetler, Hint, Tangut ve Suriye taraflarındaki çıktığı savaşlarda hep ordunun önünde bu bozkurt yürümüş ve hepsinde Oğuz Kağan düşmana galip gelmiştir (Bang Kaup-Rahmeti, 1936:22-24).

         

        Türk kültür tarihine ait eserlerde İslamî dönemlerde dahi kurdun bir sembol olarak özelliklerini devam ettirdiğine tanık olmaktayız. XI. yüzyılda kaleme alınan Divanü Lügati’t Türk’ten Dede Korkut Kitabına, İdil Ural sahasında Tatar Türkleri arasındaki “Ak Böri” efsanesinden kamlık dinine inanan Hakas Türklerinin Altın Arığ Destanı’na kadar Türk boyları arasında tespit edilen pek çok eserde kurt, Türklerin inançlarında bir töz ve sembol olarak benimsenmiştir. Bu husus yabancı Türkologlar tarafından da XVIII. yüzyıldan itibaren defalarca yazılmış; konuyla ilgili olarak Fuat Köprülü, Abdülkadir İnan, Ali Rıza Yalgın ve Yaşar Kalafat gibi pek çok yerli araştırıcı da bilimsel çalışmalar yapmışlardır. Ulu önder Atatürk, 1. emisyon grubu banknotlar arasında 5 ile 10 liralık kâğıt paralara Bozkurt resmini bastırmıştır. Yine İstanbul Darülfünunu (Üniversitesi) ’nda 1924 yılında kurulan Türkiyat Enstitüsü’nün de amblemi de meşale tutan Bozkurt olmuştur. 

         

        Türk kültüründe mitolojik dönemden itibaren günümüze kadar Türk boyları arasında bir kült olarak varlığını sürdüren bozkurdun siyasî hesap ve spekülasyonlarla tezyif ve tahkir edilmesi doğru değildir. Bozkurt, sadece bir takım dernek ve siyasî kuruluşların değil, bütün Türk milletinin sembolüdür. Fransızların sembol kabul ettikleri horozu millî takımlarının formalarında dahi yansıtmaları, aynı şekilde Alman ve Polonyalıların kartalı, Çinlilerin ejderi, Rusların ayıyı bayrak, flama veya devlet armalarında kullanmaları, onların kültür tarihleriyle ilgilidir. Konunun siyasete alet edilmesi ve millî tarih, kahraman ve değerlerin düşmanlığı haline dönüştürülerek uzmanı olmayan kimselerce saptırma ve karalamaya kalkışılması bilimsel ahlâk ve anlayışla bağdaşmamaktadır. Önemli bir destanımız olan Ergenekon’un başkalarına mal edilmesi kadar; adının terör veya meşru olmayan işlere karıştırılması kabul edilebilir bir davranış değil, komplodur.  Millî ad, kahraman ve değerler örselenmemeli, Ergenekon adını yıpratıp kirletenler de millî vicdanlarda mahkûm olacaklarını bilmelidir.

         

        Kaynaklar

         

        Andras Rajki, Mongolian Etymological Dictionary, 2006.

         

        A.N. Kononov,  Rodaslavniya Turkmen, Moskva-Leningrad 1958.

        A. Zeki Velidî Togan, Oğuz Destanı, Reşideddin Oğuznamesi, Tercüme ve Tahlili, 2. bs. İstanbul 1982. s. 20.

         Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi I, Türk Tarih Kurumu Yayını,  Ankara 1971.

        Charles Bowden, Mongolian- English Dictionary, Londan and New York 1997.

        Fevziye Abdullah Tansel, Ziya Gökalp Külliyatı I, Şiirler ve Halk Masalları,  Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1952.

        Ferdinand D. Lessing, Moğolca-Türkçe Sözlük, Ankara 2003.

        Gonbojab Hangin, A Modern Mongolian-English Dictionary,  Indiana University Pub. 1986.

        İnan, Abdülkadir,“Türk Rivayetlerinde Bozkurt” Makaleler ve İncelemeler, Ankara 1968, s. 69-75.

        library.thinkquest.org/05aug/01780/chinese-ethnic-group/index.htm 08.03.2009

        Liu Mau-tsai’nin, Die chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Turken (T’u-kue,  Wiesbaden, 1958, Ersel Kayaoğlu -Deniz Banoğlu, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, Selenge Yayınları,  İstanbul 2006.

        Mongol Helniy Tovç Taylbar Tol'(H. Luvsanbalden) Ulaanbatır 1966.

        Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, Ankara 1994, TDK Yayınları, s. 206.

         Mümtaz'er Türköne, "Ergenekon Efanesi kime ait" Zaman Gazetesi, 22 Şubat 2009 tarihli nüsha.

        Tarhan (Ömer Seyfeddin), “Ergenekon’dan Çıkış, Yeni Gün” Halka Doğru Mecmuası, Yıl:1, Sayı:15 27 Mart 1330 (9 Nisan 1914), s.2-3.

        Rashiduddin Fazlullah, “Jami’u’t-tawarikh compendium of chronicles, A History of the Mongol Part One, [English Translation & Annotation by W.M.Thackson], 1999 Harvard University Publications

        Sergey G.Klyashtorniy-Vladimir A.Livshits The Sogdian Inscription of Bugut Revised // Acta Orientalia Academiae Hungaricae XXVI /1.1972. p.121-146.

        Uyanık(Celal Sahir), "Bugün Türklerin Kurtuluş Bayramı" Halka Doğru Mecmuası, Yıl:1, Sayı:15, 27 Mart 1330(9 Nisan 1914), s. 4.

        www.servicehistorique.sga.defense.gouv.fr/ 08.03.2009,Bentinck et publié sous le titre : Histoire généalogique des Tatars, traduite du manuscript tartare d’Abulgasi-Bayadur-Chan, prince de Charas’m, Leyde, 1726.

        Willy Bang-Kaup-Reşit Rahmeti Arat, Oğuz Kağan Destanı, İstanbul Üniversitesi Yayını, İstanbul 1936, s.22-24.

        Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ergenekon,  Millî Mücadele Yazıları,  İstanbul 1973.

        Ziya Gökalp, “Ergenekon” Kızılelma, İstanbul 1330(1914).

         

         


Türk Yurdu Eylül 2009
Türk Yurdu Eylül 2009
Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele