Ulus Devlet Soruşturması

Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

             1-Esasen bulmak için arasanız herşeyde bir farklılık noktası bulunabilir. Ulus-devlet ile milli –devlet arasında da farklar görenler vardır. Örneğin, ulus-devletin daha seçkinci, milli-devletin daha halkçı yapılanmalar olduğunu ileri sürenler vardır. Ancak bu tür farklar zorlama ile üretilmiş farklılıklardır. Milli-devlet ve ulus-devlet kavramları arasında kavramların yaşam geçiş/uygulamaları açısından herhangi bir fark yoktur.

         

         

              2-Türk kelimesi ile ilgili kavram karışıklığı yok. Türk milletine ve Türk olan herşeye olduğu gibi “Türk” adına karşı sürdürülen bir enformasyon savaşı (psikolojik savaş) sürecinden geçilmektedir. Türk’e yapılan bu saldırılar ile Türk geri çekilmeye, kendisin ait olan her şeyin, tarihin, kültürün, yaşam tarzının kötü olduğu düşüncesi aşılanmaya sevk edilmek istenmektedir. ABD’de 10 yaş civarı bir grup zenci çocuk üzerinde bir çalışma yapıldıktan sonra çocuklar oyuncakçı dükkanına sokulmuş ve bebek almaları istenmiştir. Oyuncakçıya giren zenci çocukların hepsi “beyaz” bebekler alarak, aslında kendilerinden/renklerinden öğretilmiş bir nefret içine itildikleri görülmüştür. Şimdi aynı şey Türk milletine yapılmak istenmektedir.  

         

               Peki, Türk kimdir? Türk kelimesi, Türk milletinden başka hiç bir millete karşı sadakat hissetmeyen, Türk kültürüne, Türk tarihine, Türk şuuruna bağlı insanları kapsayan bir kavramdır. Türk kavramı tabii ki etnik bir içeriğe sahiptir. Yani Türk demek Amerikalı demek değildir. Amerikalının etnik bir içeriği yoktur. Oysa Türk 5000 senelik tarihsel bir derinliği ifade eden bir miletin adıdır. Ancak tarih, coğrafya ve kültür içinde oynadğı rol Türk kavramının etnik içeriğinin üzerine taşımış, kapsayıcı bir kavram haline getirmiştir. Ancak Kırgız, Kazak, Azeri, Türkmen gibi kimlikler Türk mlli kimliği içinde hem etnik hem de milli kimlik niteliğini eş zamanlı olarak taşımaktadırlar.

         

               Örneğin ASALA’yı protesto etmek için kendisini Taksim meydanında yakan Ermeni yurttaşımız “Türktür ve milli şehittir” veya dedeleri Sudan’dan geldiği için siyahi olup Türk kimliğinden başka hiç bir kimlik taşımayan, “dedemiz Oğuz Han” diye konuşan insanda Türk’tür. Bu anlamda Türklüğü etnik/milli dokusunu inkâr etmeden, kültürel olarak tanımlamak daha doğrudur.

         

               Sorunuzun ikinci kısmına gelince, Arap kavramı kapsayıcılığı açısından Türk kavramının kapsayıcılığına benzer bir kapsayıcılığı “din eksenli” olsa da üretmiştir. Oysa örneğin Laz kimliği bir küçük halk grubunu ifade edern etnik bir kimliktir. Fakat bu etnik kimlik hâkim kültür olan Türk kültürünün bir parçasıdır ve Laz kimliği de Kazak kimliği gibi Türk kimliğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir.  

         

                 3-Soğuk Savaşın sona ermesinden sonra 1980’lerde ABD-İngiltere eksenli gelişen neoliberal politikalar karşılarında politik-askeri bir düşman kalmamasının sağladığı ortamda bütün küreyi denetimsiz bir pazar haline getirmeyi hedeflemişlerdir. Küresel denetimsiz bir pazarın oluşturulmasında Batı sermayesinin önündeki en büyük engel milli devletlerdir. Bundan dolayı, 1990’ların başından itibaren, neoliberalizm milli devletleri yıpratmak amacı ile etnik grupları, “politikanın aidsi” denilen “etnik milliyetçilik” ile kışkırtmıştır. Amaç milli devletleri parçalayıp, Pazar üzerinde daha kolay denetim sağlamaktır. Buna dördüncü dalga etnik milliyetçilik süreci de denilmektedir.

         

                 Birinci dalga etnik milliyetçilik 19. yüzyılda, 2. dalga etnik milliyetçilik 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında sömürgelerde, 3. dalga etnik milliyetçilik ise 1960’larda Avrupa’da gelişmiştir. Yaşanan 4. dalga etnik milliyetçilik ise şimdi geri çekilme süreci içindedir. 4. dalga etnik milliyetçilik sürecinde ise milli devletler ağır darbeler almakla beraber parçalanan hiçbir milli devlet yoktur. Bu süreçte parçalanan ülkelerin hepsi, SSCB, Çekoslovakya, Yugoslavya federal ülkelerdir. Irak, Amerikan işgaline ve değiştirilen anayasasına rağmen üniter devlet yapısını koruma konusunda ısrar etmektedir. Biten milli devletler değil, biten neoliberalizmi dayattığı küreselleşme ve etnikleşme ideolojisidir. Etnik milliyetçilik, Batı dünyasına da ağır zararlar vermiş ve geri çekilme süreci içine girmiştir. ABD kaynaklı küresel ekonomik çöküş ile beraber, milli devletlerin vazgeçilmezliği anlaşılmıştır. IMF gibi küreselleşmenin ideolojik ve işlevsel temel aracı olan bir kurum, milli devletin vazgeçilmezliği ve önemini itiraf etmek zorunda kalmıştır. Özetle, çöken ve yok olan milli devlet değil, milli devlet düşmanlığıdır.

         

                 4- Türkiye’ye yönelik tehdit iç dinamiklerden değil, dış dinamiklerden gelmektedir. Diğer bir ifade ile kendisini “Türk hissetmeyen”lerin Türkiye’nin bütünlüğü için oluşturduğu bir tehdit söz konusu değildir. Tehdit Kürt’ten veya Zaza’dan kaynaklanmamaktadır.  Ancak tehdit, Ortadoğu’nun kaygan zemininde PKK gibi vekâleten savaşan siyasal mafya nitelikli bir örgütün zaman içinde değişen farklı ülkeler tarafından Türkiye’ye karşı milli menfaatlerini gerçekleştirme süreci içinde kullanmasından oluşmaktadır. Bugün içinden geçtiğimiz sürecin Türkiye’nin bütünlüğü için oluşturduğu tehditte böyle ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve Kuzey Irak’ta oluşturduğu yapının geleceğini sağlamak amacı ile tasarladığı projeden kaynaklanan bir tehdittir. Arkasında ABD/AB desteğini almış, Barzani-Talabani-PKK ittifakı zamanında etkili önlemler alınmaz ise Türkiye’nin toprak ve millet bütünlüğünün ağır bir tehdit altına girmesi uzak bir ihtimal değildir.  

         

         

                   5- Türk milliyetçiliği, Kürt milliyetçiliği ile karşı karşıya konulmak ve bu şekilde yıpratılmak istenmektedir. Hatta akıllı taklidi yapan bazı güvenlik bürokratları dahi, “Türk milliyetçileri ile Kürt milliyetçilerinin karşı karşıya gelirler ise kötü olur” demektedirler. Oysa kapsayıcı, kültür merkezli Türk milliyetçiliği ile dışlayıcı, azınlık ırkçılığına dayalı biyolojik Kürt milliyetçiliğini kıyaslamak doğru değildir. Türk milliyetçiliği hâkim Türk kültür dairesi içinde bulunan herkesi Türk milletinin ayrılmaz bir parçası kabul eder ve “Ne Mutlu Türküm diyene” sözü ile ifadesini bulur. Oysa Kürt azınlık ırkçılığı, emperyalizm ile işbirliği içinde feodallerin bölge halkı ve kaynaklarını sömürmesinin ideolojik bir aracı olarak karşımıza çıkar.

         

         

                 6-Türk kültürü mahalli ve akraba kültürleri aynı pota içinde eriteli çok zaman olmuştur.  Her türlü azınlık ırkçısının önündeki en büyük sorunda budur. Kültürel birlikteliği politik düşmanlık yaratarak aşmak istemekte fakat bunda büyük bir başarısızlığa uğramaktadırlar. Kuzey Irak Kürtleri ayrılığın üstünden geçen 80 yıla rağmen Türk kültürünün dışına çıkmamışlardır. Son yıllarda ise Türk kültürü Kuzey Irak’ta doğal bir süreç olarak başat kültür haline gelmektedir. Çünkü Türk kültürü, Kürt, Zaza vs. kültürlerin zıttı değil onları kapsayan çadırdır.  

         

          


Türk Yurdu Eylül 2009
Türk Yurdu Eylül 2009
Eylül 2009 - Yıl 98 - Sayı 265

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele