Faziletli Devlet Adamı Mehmet Turgut

Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

        Türk siyaset ve fikir dünyası değerli bir evladını kaybetti. Her fani gibi o da Hakk’a yürüdü. Şerefli ve başarılı bir ömrün “hoş seda”sını bırakıp gitti. Temiz bir ölümdü. Çok çekmedi. Eskilerin duası benzeri bir biçimde “üç gün yatakta, dördüncü gün toprakta” gibi… Soğuk algınlığı ve öksürük ile başlayan hastalığı için, yaz gününde zatürree denildi. Yatakla toprak arası 20 gün sürmedi. Sanki Üç Ayları bekledi. Regaip Kandili’nin idrak edildiği feyizli günlerde rahmete kavuştu.

         

        Son elli yıllık siyaset ve fikir hayatını ilkeli, dürüst ve kaliteli örnek devlet adamı olarak yaşadı. Kafası ve yüreği devamlı devlet ve millet hizmeti için projelerle dolu idi. Ağır başlı, ciddi, samimi ve sade ömrü, yayla pınarı kadar temiz ve berraktı. Fikir adamıydı. Eserler yazdı. Eserlerinde kendisini değil, doğruları savundu. Araştırmacıydı. Bilincini kaybettiği ana kadar ülke meselelerine çare ürettiğine şahitlik ettik. Hastaneye yatmadan üç gün önce telefon etti. Oğlum Mustafa Fevzi’yi istedi: “Bilgisayarını da alsın gelsin! Unutulmuş kaynaklardan çıkardığım rakamlarla, iki mühendis olarak hesaplar yapacağız. Konu çok önemli, hayati ve hassastır. Doğru sonuca varmamız lazım!” Demişti. Son çalışma, çok verimli olan ömrünün son ürünüydü. Bugün ülkenin gündemini işgal eden “Şark Meselesi” ile ilgilidir. Konuya aydınlık kazandıracak ciddi bir projektördür. Siyaset ve fikir ortamını sarsacak önemli bir belgedir.

         

         

         

Ağabey Kardeş Münasebetimiz Vardı

         

        1965 yılında ben MTTB Genel Başkanı, Mehmet Ağabey Bakan idi. O yıllardan beri ağabey kardeş beraberliğimiz devam etti. 1969’dan sonra siyaset içinde, parlamentoda günlerimiz, yıllarımız beraber geçti. Şahidiyim ki, Mehmet Turgut Bey çok güçlü bir devlet adamıydı. Gündelik politikalara, polemiklere ve popülariteye tenezzül etmemiştir. Seviyeyi ve kaliteyi korumuştur. Kendisini çok iyi yetiştirmiş gerçek bir entelektüeldi. Siyasi rakipleri bile Mehmet Turgut Bey’in değerini takdirle ifade etmişlerdir. Diyebilirim ki, beraber olduğu, yardım ettiği, yol gösterdiği parti mensuplarından daha çok, muhalif partilerdeki muhatapları Mehmet Turgut Bey’i sevip saymışlardır. Birçok basın yayın kuruluşları, köşe yazarları kendi düşünce ve siyasi çizgilerine karşı olan Mehmet Turgut Bey’in değerini kabul ve takdir etmişlerdir.

         

         

         

“Emir Büyük Yerden”di!

         

         

        Mehmet Turgut Bey inançlı bir insandı. Kutsal kabul ettiğimiz üç ayların ilk günlerinde İstanbul’da vefat etti. Cuma günü Kocatepe Camii’nde devlet ve hükümet erkânının katıldığı, sevenlerinin oluşturduğu büyük bir cemaatle namazı kılındı. Hayatta iken alıp yaptırdığı Gölbaşı Mezarlığı’ndaki kabrine defnedildi. Müslüman bir ailenin mümin evladını gözyaşları ve dualarla uğurladık. Gaziantep ve Nizip’ten gelen aile mensupları, hemşerileri, sevenleri muhterem eşi Türkan Hanımefendi’ye taziyelerini sundular. Türkan Yenge haklı olarak büyük üzüntü içindeydi. Yaşlı gözlerle, fıtratında var olan asalet ve zarafeti ile metin olmaya çalışıyordu. Teselli zordu. Kaybolan aydınlık bir dünya idi. Onurlu, duygulu, saygılı eşini toprağa vermişti. Ömrünün en değerli varlığını kaybetmiş, yalnızlığına bürünmüştü. Mehmedi ile çileleri bile zevk edinmişti. Dünya onunla güzeldi. Yüreğine ateş düşmüştü. Cesaretimi toplayıp Türkan Yengeye, “Sabır bugün için lazımdır” diyebildim. “Evet!” dedi “Emir büyük yerden…”

         

         

        Türkan Yenge anlatmıştı: Adalet Partisi ilk Genel başkanı Org. Ragıp Gümüşpala rahmetli olmuş, AP’ye genel başkan aranıyor. Genel başkanın seçileceği kongreden bir gün önce Mehmet Turgut Bey’in mütevazı evinde 40’ı aşkın milletvekili toplanmış, karar verilecek. O güne kadar Genel Başkan Yardımcısı Sadettin Bilgiç (Koca Reis) partiyi badirelerden kurtarmış, kongreye kadar getirmiş. İhtimal Bilgiç’ten yana. Süleyman Bey ise AP’nin taşlandığı bir gün (27 Mayıs’ın baskısı devam ederken) meşhur şapkasını bırakıp, “Bu ülkede 50 yıl siyaset yapılmaz!” diyerek Genel İdare Kurulu’ndan istifa etmiş; fakat kongreden bir gün önce aday olduğunu açıklamıştı. İşte böyle bir ortamda, evde toplanan, seçim sonucunu belirleyecek ağırlıktaki milletvekilleri, Mehmet Turgut Bey’in de aday olması için ısrar ediyorlardı. Fakat Mehmet Turgut Bey tercihini Süleyman Bey’den yana koydu ve kazanan da Süleyman Bey oldu.

         

         

         

Lider Sultasına Karşıydı

         

         

        Adalet partisi için 1965 seçimleri sonrası 4 yıl başarılı bir dönem sayılır. Fakat 1969 seçimlerinden önce ve sonra AP içinde “Yeminliler Grubu” oluşturuldu. Bu gurup, ne pahasına olursa olsun Süleyman Bey’i destekleyeceklerine yemin edenlerdir: partiyi “Tek Adam”a (lidere) teslim etmeyi hedeflemişlerdi. İşte bugüne kadar demokrasimizin sırtına kambur gibi oturan “Lider sultası” böyle başlamıştır. Yeminliler Grubu’na katılmayan milletvekillerine partinin kapıları kapatılmak istendi. Daha sonra Mehmet Turgut Bey’in de içinde olduğu milliyetçi bildiğimiz Saadettin Bilgiç ve arkadaşları hükümet dışında bırakıldı. Her biri, seçim bölgesinin lideri konumundaki milliyetçi gruba mensup milletvekilleri, çeşitli bahanelerle disiplin kuruluna sevk edildi. Birer ikişer partiden uzaklaştırılma yoluna gidildi. Bu tutumla beraber, o günün siyasi olayları ile Başbakan’ın kardeşlerine ait yolsuzluk iddiaları partiyi ikiye böldü.

         

        Parti içi mücadele hasmâne bir ortama sürüklendi. 72 milletvekili isteklerini AP Genel Merkez’i ve Genel Başkanı’na bir mektupla bildirdi. Yazılı belge haline getirdiğimiz sıkıntılarımızı umursayan olmadı. 72 milletvekilinin müracaatı çiğnendi, yok sayıldı. Bu gidişi durdurmak, lider sultasını engellemek için Demirel Hükümeti’nin bütçe görüşmeleri (1970) sırasında düşürülmesi çare olarak teklif edildi. Kararımız her birimiz için politikaya veda etmek demekti. Teklif hakkında konuşmak üzere Konyalılar Lokali’nde toplanıldı. Toplantı başlamadan önce bir şart koşuldu: “Alınacak karara mutlaka uyacak arkadaşlar toplantıya katılsınlar. Uymayacaklar ise toplantıya katılmak zorunda değillerdir.”

         

        Şarta bağlı kalmak istemeyenler ayrıldılar. Biz, 41 kişi kaldık. Akşam’ın altısından sabahın altısına kadar devam eden müzakerelerin sonunda, 39 arkadaş, “Bütçeye ret oyu verelim” dedi. Ben şahsen çekimser kalmak fikrindeydim. Mehmet Turgut Bey ise “Bütçeyi reddetmeyelim, müspet oy kullanalım” görüşünü savundu. Böylece “ret verelim” diyen arkadaşların görüşü, ortak karar olar kabul edildi. Mehmet Ağabey, alınan karara uyduğu gibi 41’ler hareketinin bütün karar ve çalışmalarına sonuna kadar bağlı kaldı.

         

        Bu izahatı şunun için yaptım: Mehmet Turgut Bey, sağlam karakterli insandı. Mücadelesini yılmadan, sonuna kadar götüren çalışkan, faziletli ve ahlaklı bir kişiydi. Arkadaşlarını yarı yolda bırakmadı. 41’ler Hareketi ve Demokratik Parti davasını bir fazilet mücadelesi olarak kabul etmişti. O kadar ki “Mümkün olsa bu arkadaş grubu birbirinin mirasçısı olmalıdır!” demiştir. DP’nin Ankara ve Anadolu ekibini vefatına kadar terk etmedi. İlkeli siyasetçilere örnek oldu.

         

         

         

Uyumamak İçin Yaptıkları!

         

         

        Sevgili dostum, Nuri Gürgür Bey, benden Mehmet Ağabey için yazı istediğinde tereddüt geçirmiştim… Çünkü Mehmet Turgut Bey’in engin dünyasını özetlemek, şahidi olduğum güzellikleri ifade etmek kolay iş değildi. Çareyi Türkan Yenge’yi telefonla aramakta buldum. Hem hatırını sormak, hem kabri başında çocukluğu ile ilgili duyduğum hatırayı doğru olup olmadığını öğrenmek istedim.

         

        Kabri başında hatıralar anlatılırken Kilis’ten gelen bir akrabası şunları söylemişti: “Mehmet Bey, annesini erken yaşta kaybetmiş. Çocukluğunda çok çalışkanmış. Geceleri ödev yaparken uyumamak için duvara çaktığı bir çiviye bağladığı ipin diğer ucunu saçlarına bağlarmış. Uykusu geldiğinde başı öne doğru düştüğü zaman ip saçını çeker, böylece uyanır, ders çalışmaya devam edermiş.”

         

Anlatılanın doğru olup olmadığını Türkan Yenge’ye sordum. Şunları söyledi:

         

         

        Böyle bir olayı Mehmet bana anlatmadı. Ancak şunları biliyorum: o yıllarda köyünde okul olmadığı için, okulun bulunduğu köye bir buçuk saatte gider, bir buçuk saatte dönermiş… Tek öğretmen ilkokulun beş sınıfına birden ders verirmiş. Ancak Mehmet Bey, dört ve beşinci sınıfları Kilis’te okumuş; ilkokuldan burada mezun olmuş. Okumaya çok hevesli olduğu için sınavları kazanarak ortaokul ve liseyi “leyli meccani” bitirmiş. Mehmet bildiğim kadar sürekli takdir (iftihar) belgesi almış. O yıllarda üç yıl üst üste takdir alan öğrencilerin resimlerinin bulunduğu albümlerden birkaç tanesi hâlâ kütüphanemizdedir. Bu da eğitim hayatında çok hırslı ve başarılı olduğunu göstermektedir.

         

        Eşim çok iradeliydi. Hafızası çok kuvvetliydi. 10 yıl önce okuduğu bir kitaptan 10 yıl sonra nasıl faydalanacağını bilirdi. Ailesine düşkündü. Örf ve adetlerine bağlıydı. Köy kültürünü yani Anadolu kültürünü kaybetmemişti. Bunun anlamı ise büyüğe saygı, küçüğe sevgi, geleneklerine bağlılık şeklinde özetlenebilir. 

         

        Prensiplerinin ihlaline izin vermezdi. Hatta bunların ihlal edilmesi durumunda zaman zaman sertleşirdi. Sevdiğini delicesine; canından verircesine severdi. Sevgisini içinde saklar, göstermezdi. İlgilenmiyormuş gibi durduğu insanları bile el altından takip ederdi. Kendisi çok vefalıydı. Vefasızlık gördüğü kimselere dahi vefa gösterdiğine çok şahit olmuşumdur.

         

        Gençlik yıllarında üniversitede iken Türk Ocakları, Milliyetçiler Derneği gibi derneklerde görev aldığı, Mücadele Dergisi’nde yazılar yazdığı malumdur.

         

        Durmadan çalışırdı. Yazmayı ve okumayı seven insandı. Yazdıklarının, memlekete ve millete fayda sağlayacağına inanırdı. İlgililere çalışmalarını gönderir, doğru olduğuna inandığı fikirlerinin hayata geçirilebileceğini umardı. Son kitabı, Demokrat Parti’nin uğradığı haksızlıklar ve 27 Mayıs zulmü üzerineydi. Bitirdi ama yayınlanmadı. Yayın işini seninle birlikte yapacaktı.

         

         

         

Söz Söylemesini Beklerdik

         

         

        Son iki yıl boyunca her ay, aileler arası yemekli toplantılarımız olurdu. Sohbet ederdik. Yemek sonrasında memleket meselelerini konuşurduk. Hepimiz sözün Mehmet Turgut Bey’e gelmesini beklerdik. Sözleri tecrübenin, bilginin, birikimin önünde idi. İnandırıcı ve özetlemiş olurdu. Benzeri toplantılar Filizî Köşk’te eski siyaset arkadaşlarının katılmasıyla gerçekleşirdi. Orada da beklenen söz Mehmet Turgut Bey’e aitti.

         

        Eşi ve hayat arkadaşı Türkan Hanımefendi ile ahenkli mutlulukları vardı. Türkan Hanım kültürlü, eli kalem tutan, lisan bilen aydın bir hanımefendidir. İngilizceden Türkçeye çevirdiği ve yayınlanan kitapları vardır. Beyinin yazdığı kitapların ilk eleştirisini de yine Türkan Yenge yaparmış. Nitekim Mehmet Ağabey zaman zaman Türkan Yengeye döner düşüncelerini sorardı.

         

        Mehmet Turgut, uzun siyasi hayatında bakanlık görevlerinde bulundu. Devletin büyük imkânlarını kullandı. Yönetim hayatında Hak’tan, hakikatten, doğrudan ayrılmadı. Keyfiliği hiç kullanmadı. Türk sanayine büyük hizmetleri olmuştur. Otomotiv sanayi onunla başlamıştır. Sanayimizin bugüne gelişinde Mehmet Turgut Bey’in katkısı çok büyüktür.

         

        Devlet hizmetini “emanet” duygusu ile uyguladı. Bu örnek vatan evladına Cenabı Allah’tan rahmet diler, Türkan Yenge başta olmak üzere akraba, yakınları, sevenleri ve aziz milletimize baş sağlığı dilerim. Mehmet Turgut siyasetini, hizmet anlayışını genç politikacıların değerlendirmesini salık veririm.

         

         

         


Türk Yurdu Ağustos 2009
Türk Yurdu Ağustos 2009
Ağustos 2009 - Yıl 98 - Sayı 264

E-Dergi: Ücretsiz

Sayının Makaleleri İncele